"Bak şimdi,el ve kafa boyutları birbirine yakın olmalı. Sen eli küçücük çizmişsin." Haklıydı,el gerçekten de minicikti,silip tekrar çizdim. "Bu daha iyi oldu." "Gözleri nasıl çizeceğim?"
"Normal göz çiz,gözün ortasındaki yuvarlağın tamamını boyama ama;biraz beyazlık bırak.Böylece daha gerçekçi görünür." Göz ile ilgisi olmasa da aklıma derste çizdiğim resim geldi. "Dersin ortasında enayi gibi defterime Bay willings'in ölüm anını çizmiştim." "Öğretmen görmemiştir umarım..."
"Sonrasında hemen sildim,sence görmesine izin verir miy-
dim ?" "Sen zeki birisin,bu yüzden hayır." "Aklıma geldi de,bu hafta işkence gibiydi." "Çünkü Bay Jaquen ile 4 ders fazla işledik." "Siren,neden bizi yemek kulübüne soktun?" "Bay Jaquen bize pek karışmaz,yemek yapmayı bilmiyor zaten diye düşündüm." "Bay Jaquen mi bize karışmaz?!" "Evet,o konuda yanılmış olabilirim."
"Penelope,hiç kendini aptal gibi hissettiğin oldu mu?"
"Neden böyle bir soru sordun ki?" "Bazen sanki insanlar seni anlamıyormuş gibi görünüyor." "Evet...İnsanlar beni anlamayınca kendimi çok kötü hissediyorum." "Belki tavır ve hareketlerin insanların seni anlamamasına ve seni 'gerizekalı' sanmasına sebep olabiliyor.Ama aslında çok zekisin." "Ders notlarım iyi diye böyle diyorsun,değil mi?" "Zekanın ders notlarıyla ölçülmediğini bilmiyor musun?" "Biliyorum,ama çoğu insan öyle sanıyor diye dedim." "Sen çok zekice ve mantıklı düşünüyorsun.Cinayetlerden örnek verebilirim. Başka biri senin yerinde olsaydı daha ilk cinayetten bulunurdu."
"Sen de zeki birisin aslında,Siren." "Üzülmeyim diye dediğini biliyorum." "Hayır,gerçekten öylesin.Elf kulakları ve o plastik 'büyücü deyneği' yüzünden belki şapşal görünüyor olabilirsin, ama değilsin işte."
"Benzer bir şeyi bana Emily de demişti." "Kıza ilk defa hak verdim." İkimiz de güldük. "Sana alakasız bir soru soracağım Siren." "Sor?""Bay Willings'in o duvar kağıdı yaptığın fotoğrafını nederden buldun?" "Hiç sorma." Ona şüpheli bir şekilde baktım. "Instagram'da paylaşmıştı." Dedi.İkimiz tekrar güldük. "Ne-den güldük?" diye sordum. "Her şeyi, sorgulama." dedi.Salak gibi tekrar güldük,ama bu sefer ki gülüşümüz "Zeahahahaha!" tı.Ali'den nefret ediyordum.
"Resim defterinin sayfaları çok kalın." "Bu deftere 'eskiz defteri' denir ve özel bir defterdir.Her türlü boyaya uygun-
dur." "Ben çizimlerimi genelde okul defterlerinin en arka sayfalarına yaparım." "Herkes yapar onu.Hey!Aklıma bir fikir geldi." "Nedir?" "Bir daha birini öldürürsek onun kanıyla resim yapalım mı?" "Fena fikir değil." "Ayyy!Biz çok psikopatız." Kızın ağzına bir tane geçirdim.Bu dediğine sinir olmuştum çünkü. "Acıdı!" "Salak salak konuşma o zaman!"
"Ay,sen de hemen kızdın." "Kızarım tabi." "Yine konuştu havalı ablamız." "Her neyse,hadi devam edelim."
Biraz daha resim çizdikten sonra artık eve dönme vakti gelmişti.eve döndüğümde birkaç kağıt alıp resim çizdim. Mükemmel resimler çizemesem de bu konuda geliştiğimi fark etmiştim.
Ertesi gün...
Bu çok saçma! Dün hava sıcacık ve güneşliyken bugün nasıl olur da hava buz gibi ve sağanak yağışlı olur? Annem beni sabah okula bıraktığında ilk derse geç kalmıştım.Bunda annemin geç uyanıp hazırlanmasının da etkisi vardı tabi ama trafiğin etkisi daha büyüktü.Yağmurlu havalar zaten beni huzursuz ediyordu,bir de şu trafik sıkışıklıkları...
Pazartesi sendromu denen şeyin de etkisi var mıydı bilmiyorum ama bugün çok sinir bozucu geçti.Teneffüslerde dışarı çıkamıyorduk ve bu da demekti ki kızlar sınıfta voleybol oynayacak, erkekler oradan oraya koşuşturacak ve etraf parfümle karışmış ter kokusu kokacaktı.Siz nasıl pazartesi günleri bu enerjiyi bulabiliyorsunuz,çok merak ediyorum.
Akşam bu kadar yağmura rağmen neredeyse herkesin ebeveyni gelmişti.Ama bunların arasında benim annem yoktu.
(Şansımı ...!!! Neyse,küfür etmeyeceğim.) Bana biraz gecikeceğine dair bir mesaj attı.Bu da okulda bekleyeceğim anlamına geliyordu.Sınıfın penceresinden dışarıya baktım. Çocuklar ve öğretmenler tek tek gidiyordu.Birden omzuma bir el dokundu. "Penelope?" bu Albert'tı. "Siren gitti ama benim ailem geç gelecek.Otomattan atıştırmalık alacağım,sen de bir şey ister misin?" "Yok,teşekkürler." Albert aşağıya indi,ben ise pencereye bakmaya devam ettim.Yanımda aslında bir test kitabı vardı ama içindeki testleri zaten teneffüslerde çözmüş-tüm.Telefonumu açtım ve biraz oyun oynadım.Oynarken biri bana seslendi: "Penelope?"
Bu kişi Viola'ydı. "Sanırım sadece ikimiz varız." "Hayır,Albert da var." "Onu görmedim.Her neyse,birlikte 'Kara Tırpanlı' cinayetleri hakkında konuşalım mı?" "Peki..." Aslında pek konuşasım yoktu ama canım da sıkılıyordu. "Ben 'Kara Tırpanlı'nın okuldan biri olduğunu düşünüyorum.Aslında direkt Siren'den şüpheleniyorum.Çünkü Emily biliyorsun ki okulun popüler kızlarından biri ve Darrin ile arkadaştı.Ama Siren,Emily ile arkadaş olabilmek için Darrin'i öldürmüş olabilir. Ya da aynı sebeple Charissa'yı öldürmüş olabilir."
"Peki ya Dünn?" "Siren Dünn'den nefret ediyordu.Zaten onu seven kişi sayısı da bir elin parmağı kadar..." "Henry Willings'i nasıl öldürdüğünü düşünüyorsun?" "Biliyorsun ki Siren, Instagram hesabından ünlüler hakkında dedikodular yayınlıyor." "Bay Willings ünlü müydü?" "Yani...Olabilir." "Ama ünlü olup olmadığı kesin değil.Siren'i onun için suçlamak iftira olur." "Yani...Ama Siren bana şüpheli geliyor."
(Yazarın ağzından)
"Sen Siren'in suçlu olduğunu düşünmüyorsun ki,ona olan bir nefretinden dolayı onu suçlamak istiyorsun." "Ne yani, Carla veya ne bileyim...Emily'nin falan mı katil olduğunu düşünü-yorsun?" "Kim bilebilir?" "Herhangi biri katil olabilirse bu sen de olabilirsin?" "Senin olmadığın ne malum?"
Birden bir şimşek çaktı ve Penelope bir anlığına sinirli bir hale büründü.Sinirli bir gülümsemeydi.Viola o anı görmüştü, "Bir saniye,sen..." birden çağlık attı ama Penelope onun ağzını kapattı. "Anlamadım,ne oldu?" bunu derken gülümsüyordu Penelope.Elini ağzına çektiği anda yere düştü Viola. "Sen... Sen...SENİN GERÇEK HALİNİ GÖRDÜM!" "Evet,ne olmuş?" "Sen... 'O' musun?Kara Tırpanlı?" "Aaaa,onu mu kastettin?"
Ayağını Viola'nın kafasının üzerine koydu. "Yapma...Bırak!"
"Sürekli aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsun,bunun için miydi?"
"Evet!" Ayağını kafasından çekti,Viola ayağa kalktı. "Her ne kadar doğru kişileri öldürsende birilerini öldürmek yanlıştır."
"Bazı insanlar ölmeyi hak ediyor." "AMA ONLAR ÇOCUK!"
"Kendinle çeliştiğinin farkında mısın?" "Kendini böyle mi kurtarmaya çalışıyorsun?" "Hayır." Viola birden Penelope'ye saldırdı,uzun tırnakları kollarını çizmişti.Penelope birden Viola'nın karnına bir yumruk atttı ve Viola tekrar yere düştü.
Penelope gülümseyerek ona yaklaştı ve "Bunları görmedin ve duymadın." diyrek parmağını şıklattı.Viola birden bu yaşananların hepsini unuttu,o sırada Albert içeri girdi ve "Penelope!Bir şey alma demiştin ama yine de sana soğuk çay aldım." dedi.Sonrasında da yerde duran Viola'yı fark etti ve "Viola'ya ne oldu?" diye sordu.Penelope çantasını sırtına takarken "Demir eksikliği..." dedi. "Annem beni aşağıda bekliyor,görüşürüz." Diyerek sınıftan çıktı.Bir süre sonra Viola yattığı yerden kalktı ve "Ben neredeyim,ne oldu?" diye sordu. Albert da "İnan bilmiyorum." Dedi.
"Nasıl oldu o?" Penelope parmağını şıklatarak nasıl Viola'nın olayları unutmasına sebep olduğunu merak ediyordu. "Belki de özel gücümdür."Eğer bu onun özel gücüyse bu iyi bir şeydi,böylece diğer insanlara unutturmak istediği şeyleri unuttura bilirdi.O da böyle düşünüyordu. "Belki bu kadar gizlenmeme gerek kalmaz veya bunu eğer kendimde uygulayabilirsem sürekli aklıma gelen kötü anılarımı unutabilirim."
P:Siren!sanırım özel gücümün ne olduğunu buldum.
S:Sahi mi?
A:Acaba ne?
P:İnsanlara istediğim şeyler unutturabiliyorum.
S:Bak Penelope...Aslında özel güçler ikiye ayrılır:
1-Sürekli olan özel güçler
2-Tek seferlik özel güçler.
Üzülme ama,hafıza sildirme genelde ikinciye girer.
P:Ah,peki.Tek seferlik de olsa bu işime yaradı en azından.
S:Yani,öyle düşünebiliriz.
P:Tamam:Ben yatıyorum.
A:İyi geceler Penelope.
S:İyi geceler Penelope!
"Tek seferlik güç...Tek seferlik güç..." Sadece bir kez kullanabilmesi onu biraz üzmüştü ama yine de güç konusunda pes etmeyecekti.
Günler sonra...
"Penelope,yemekten sonra bahçeye gelsene." "Tamam,neden ki?" "Bir şeyler konuşacağım seninle."
"Penelope,sen Siren'i mi daha çok seviyorsun beni mi?"
"Neden?" "Çünkü her ne kadar beni daha çok sevdiğini söylesen de Siren ile daha çok takılıyorsun." "Bunun aynısını ona sormuştum.O da daha çok ortak yönümüz olduğu için olduğunu söyledi." "Senin benle daha çok ortak yönün yok mu?" "Siren de ben de cinayetlerle ilgilenmeyi seviyor ve kandan korkmuyoruz.Ayrıca ikimiz de SAKRON'uz." "Ama ikimizin de derslerde ve sporlarda başarılıyız." "Yani o da var, aslında seni dışlamak istemiyorum ama Siren...Onu biliyorsun zaten." "Evet." "Bir de sizin çok kavga etme durumunuz var."
"Onun sinir bozuculuğu yüzünden." "Böyle demen de kavga başlatıyor ama." "Haklısın,o yanımızda değil diye dedim."
"Seninle daha çok takılmaya çalışacağım,tamam mı?" "Lütfen, çünkü sen olmayınca okuldaki o 'havalı erkekler' tarafından zorbalığa maruz kalıyorum." "Aslında onları kolayca alt edebilirsin.Kendine bir bak,uzunsun ve güçlü sayılırsın." " Bana 'inek' diyorlar." "İnek olmak genelde kötü olarak algılanıyor ama bence o kadar da kötü bir şey değil."
"Hayır öyle." "Değil,bunu diyenler senin zeki ve başarılı olmanı kıskanıyor.Ama elbette 'Ben ineğim.' Diye dolaş-mamalısın." "Zaten kim öyle dolaşır ki?" "Yani..." "Hani sen benim kandan korktuğumu söyledin ya?" "Çünkü korkuyor-sun." "Korkumu biraz olsun yendim." "Mesela şundan korkar mısın?" dedi Penelope ve parmağını yanında duran bitkinin dikenine batırdı.Parmaktan bir damla kan çıktı. "Hayır, ondan korkmuyorum.bunu göstermek için öyle bir şey yapmana gerek yoktu." "Bir damla zaten..." "Olsun."
"Bu arada,biliyorum yaza daha var ama tail için bir planın var mı?" "Çekya'ya gitmeyi düşünüyorum,büyükannemin yanına."
"Büyükannen Fransa'da yaşamıyor muydu?" "Diğerinin yanına gideceğim, annemin annesi olan." "Haaa,ben de Avusturya'ya gideceğim." "Neden siz her yaz Avusturya'ya gidiyorsunuz ki?Dünyada başka ülke mi kalmadı." "Ben de öyle düşünü-yorum.Ama orada bir evimiz var.Sanırım bu yüzden." "Güzel mi bari?" "Yani...Buradaki kadar değil." "Anladım."
Penelope bu konuda biraz düşündü,Albert'ı gerçekten arka plana koyuyor gibi görünüyordu.Albert'ın buna itiraz etmesi de gayet normaldi.Onla daha fazla takılacaktı,tabi bunu yaparken Siren'in aynı şeyi düşünmesine sebep olmayacaktı.
Eşit olacaktı.
Haftasonu...
(Albert'ın ağzından)
"Hey,Penelope!Ben sinemaya gideceğim de,sen de gelmek ister misin?" "Olur." Yeni bir korku filmi gelmişti,birlikte ona girecektik.Biletlerimizi ve patlamış mısırlarımızı aldıktan sonra içeri girdik.İçerisi dopdoluydu ve hatta sadece 2 tane boş koltuk vardı.Onlara da biz oturduk zaten.Oturur oturmaz patlamış mısırları yemeye başladık.
Film yeni başlamıştı ve patlamış mısırlarımız bitmek üzereydi.
Kalan patlamış mısırları bir jumpscare (ani çıkış) sahnesi yüzünden de yere düşürdük.Film ilerledikçe korku unsurları arttı, mesela bir adamın organlarının hepsi ağzından döküldü. O sahne beni bayağı tiksindirmişti.Penelope ise tabiki de tiksinmemişti,hatta o sahnede gülmüştü.Başka bir sahnede de aynı adam diri diri yakılıyordu.Adamın çığlıkları bütün salona yayıldı.O kadar yüksek sesle çığlık attı ki,çığlığı içimde hisset-tim.Adam yakılmasına rağmen ölmemişti,bu yüzden de adamın kafasını zincirli testere ile kestiler.O sahneden sonra daha fazla izleyemeyeceğimi anladım ve dışarı çıktım. Penelope de benim çıktığımı görünce çıktı.
"Sen neden çıktın ki?Sevmişe benziyordun." "Seni yalnız bırakmak istemedim." "Gerek yoktu aslında." "Tamam,tekrar giriyorum." Penelope filmi izlemeye devam etti.Ben ise hamburger yemeye gittim.
"Buyrun!" Hamburgerim gelmişti.Tam yiyecekken içindeki köfte bana filmdeki o organ sahnesini hatırlattı.Hayır ya...Biri-
lerinin iç organını yemiyordum,bu bir hamburgerin köftesiy-
di...Kendimi kandırmaya çalıştım ve yerken gözlerimi kapat-tım.Hayır,hala insan organı yiyormuş gibi hissediyordum.
Lokmayı yuttuktan sonra kendimi çok garip hissettim.O sırada karşı masada oturan kadının bana baktığını fark ettim.Eminim ki benim garip biri olduğumu düşünmüştür.Hemen patates kızartmalarını yiyip hesabı ödedim ve çıktım.
"Anne,bugün et yemesem olur mu?" "Bugün et yemeği yapmadım zaten,karnıbahar kızarttım." Akşam karnabahar yedim.O filmden sonra et yemek istememeye başladım.
Umarım bu istememezlik hemen geçer.Çünkü "vejetaryen" olmayı düşünmüyorum.
P:Of ya!Keşke tekrar girmeseydim sinemaya.
A:Neden ki?
P:Çok sıkıcıdı ve tamamen aşktı.
A:Neden bir korku filmine aşk konur ki?
P:Ben de anlamadım.
A:Neyse,filmi izlediğimden beri et yiyemiyorum.Yerken kendimi kötü hissediyorum.
P:Organ sahnesi yüzünden mi?
A:Ayyy!Hatırlatma!
P:Albert,filmi izlediğinden beri bir veya iki öğün yemişsindir.Sanki 1 aydır yemiyormuş gibi konuşma.
A:Umarım devam etmez bu...Çünkü et yemeyi normalde seviyorum.
P:Umarım durur bu istememe durumu.
Ertesi gün...
"Albert,sana pastırmalı yumurta yaptım.Sen seversin."
Evet,yiyebilirdim sanırım.En çok pastırma olan kısmını alıp tabağıma koydum ve partırmaya batırdığım çatalı ağzıma yaklaştırdım.Hayır...Olamaz...Yine o sahne geldi aklıma.
Çatalı tabağıma bırakıp tabağı ittim.Annem şaşırmıştı: "Albert? Sen severdin hani,ne oldu?" "Canım...,istemiyor." Diyerek bir dilim ekmeğe reçel sürdüm. "Alfred! Bu çocuğa bir şeyler olmuş,partırmayı yemedi." "Abartma anne,sadece bir seferlik." Ekmeği yedikten sonra masadan kalktım.
Keşke hafıza silen bir alet olsaydı,böylece o sahneyi aklımdan silebilir ve et yiyebilirdim.
A:Penelope!Bir şeyi nasıl unutabilirim?
P:O sahneyi mi unutmak istiyorsun?
A:Evet...
P:O sahneyi tekrar tekrar izle.
A:AMA BU UNUTTURMAZ Kİ?
P:Ama alışırsın ve normal karşılarsın.
A:Ama ben unutmak istiyorum.
P:Hmm...Onu bilmiyorum.
A:Senin şu gücün vardı ya hani,onu kullansan?
P:Aklından bile geçirme,o tek seferlikti.
A:Off yaa!
P:İnternette araştır.
"Bir şeyi nasıl unutabiliriz?" "Anı aklınıza her geldiğinde onu unutun.Bunun için kendinizi başka şeyler hakkında düşün-meye itebilirsin."
"Anne!Bugün yemekte ne yapacaksın?" "Kıymalı patates."
Kıymanın içinde et var...Bunu deneyebilirim.Yemek vakti geldiğinde sofraya oturdum.Annem tabağıma kıymalı patates koydu.Kendimi internette yazılan gibi başka şeyler düşünme-ye ittim.Birden aklıma 3 numaralı ceset geldi.Bir cesedi ilk kez gerçek hayatta görmüştüm.Hatta kolundan tutmuş ve çekmiştim.Hayır...Hayır...O soğukluk ve sürüklenmesiyle arkasında bıraktığı kan...Kan da organlarla ilişkilendirilebilir.
Organ da o sahne demek.Kahretsin!Yine dolaylı yollardan da olsa aklıma o sahne gelmişti.Tabağı kendimden uzaklaştırdım.
"Yine ne oldu?" diye sordu annem. "Et...Nedense artık et yiyesim gelmiyor." "Hadi ye şunu!" "Ama et yiyesim gerçek-ten gelmiyor." "Et yemezsen boyun uzamaz ve güçsüz kalırsın. Ye şunu!" Gözlerimi kapatıp yemeğe çalıştım.1...2...3...4...Hızlı hızlı yiyordum.Gözlerimi açtığımda tabağımdakileri bitirdiğimi fark ettim. "Eline sağlık anne." Diyerek koşarak odama çıktım.
"Albert,oğlum,sen iyi misin?Neden bir anda et yemeyi sevmemeye başladın?" "Ben...Bilmiyorum." Aslında biliyordum. "Soğudum işte." "Ama et yemezsen..." "Biliyo-
rum!Ama istemiyorum işte." "Tamam oğlum,sana yarın fasulye yapayım." "Tamam."
Bir an önce unutmalıydım.Unutmalıydım,unutmalıydım, unutmalıydım!
Albert...Hadi...Et yiyebilirsin.Aptal bir film senin et yemene engel olamaz...Hadi Albert...
Okulda...
(Penelope'nin ağzından)
"Yani Albert et yiyemiyor." "Maalesef.Filmdeki bir sahneden etkilendi." "Aslında ben de Albert'a tam yön veremem. Biliyorsun,ben de etten tiksiniyorum."
Öğlen yemeğinde balık ve patates çıkmıştı.Albert balık yerken sıkıntı yaşamıyordu. "Balık yerken sorun olmadı." dedim.O da "Sanırım sadece et yerken oluyor bu." dedi.Normal et insan etine balık veya tavuktan daha yakındır.Ondan kaynaklanıyor olabilir. "Hiç vejetaryen veya vegan olmayı düşündün mü?" diye sordu Siren. "Hayır,aksine et yemeyi çok severim." Dedi Albert. "Seni anneme götüreyim mi?Biliyorsun,o bir psikolog."
diye sordum. "Olabilir,devam ederse yanına giderim." dedi.
Acaba yanına giderse annem ondan para alır mıydı?
"Anne,Albert et yemek ile sorun yaşıyor.Bir korku filminde gördüğü sahneden sonra artık et yiyemiyor.Buna nasıl çözüm yolu bulabiliriz?" "Nasıl bir sahneydi bu?" "Bir adamın ağzından iç organları dökülüyordu." "Bu onda yediklerini 'insan eti' veya 'organ' sanmasına sebep olmuş olabilir. Kendisini onun 'insanla ilgili' olmadığına inandırmaya çalışmalı." "Kusma sahnesinin bunla ilgisi olabilir mi?" "Olabilir aslında,istersen yarın veya haftasonu bize gelsin; onla bizzat konuşurum böylece." Dedi annem.Ben de Albert'a bunu sordum.
P:Albert,yarın veya haftasonu bize gelsene?Annemle konuşursunuz bu konu hakkında.
A:Olabilir aslında,anneme sorayım.
A:Yarın geleceğim.
P:Tamam.
Annem de köfte yapmıştı,köfteyi yerken aklıma Albert geldi.
Biliyorum,o sahne biraz tiksindiriciydi.Ama günlerdir et yiyemeyecek kadar da tiksindirici olduğunu düşünmüyorum.
Tabi herkes farklıdır.Benim midemi bulandırmayan şeyler onun midesini bulandırabilir. "Eline sağlık anne!" Tabağımı lavaboya koyup odama gittim.Biraz kitap okudum.Kitabımı elimden bıraktığımda saatin dokuz buçuk olduğunu fark ettim.Biraz telefona baktıktan sonra da uyudum.
Tak!Tak!Tak! Biri kapıma sürekli vuruyordu.Ne annem ne de babam kapıma böyle vurmazdı.Evde başka biri de yoktu, sanırım Selestia'ydı bu.Tak!Tak!Tak! "PENELOPE! ORADA MISIN?" Bu bir erkek sesiydi.Kapıyı açmaya niyetim yoktu.
"NE OLDU?KORKTUN MU?" Hadi ama,hangi erkek kapıma sertçe vurup böyle şeyler diyebilirdi ki? "AÇ ŞU KAPIYI! BİR ŞEY YAPMAYACAĞIM!" Ha ha,tabi tabi...Kesin bir şey yapmazdın.Daha ses tonundan bir şeyler yapacağın anlaşılıyor. "Senin niyetini biliyorum.Ses tonundan anlaşılıyor!" "TAMAM O ZAMAN!" Birden kapının zorlandığını hissettim.Koşarak kapıyı ittirmeye çalıştım.Birden kapı açıldı ve yere düştüm.Kırmızı bir el kapının kenarına tutundu ve parmaklarını soldan sağa sürdü.Kapının kenarında artık kıpkırmızı 5 tane çizgi vardı.Kapıyı tam kapatacakken aralıktan yine kırmızı bir el ve kanlı bir bıçak çıktı.O kişi diğer eliyle de kapıyı biraz açtı.Yüzünün yarısını gördüm,mavi ve morlukla kaplı bir göz.Kim olduğunu anlamışsınızdır. "Sen ölmemiş-miydin ya?" diye sordum. "EVET,O ÖLMÜŞTÜ.AMA TIPKI SENİN BİR ARKADAŞINI KULLANMAN GİBİ BEN DE BİR ARKADAŞIMI KULLANDIM." dedi. "Bu kadar yüksek sesle konuşmasan mı?Annem ve babam uyuyorlar çünkü..."
"ONLARI ÖLDÜRDÜM,APTAL ARKADAŞIN SİREN'İ DE ÖLDÜRDÜM.ŞİMDİ SIRA SEN DE!" "Yalan söylüyorsun,çünkü biz şuan rüyadayız.Sen de gerçek değilsin,sadece beynimin oluşturduğu bir hayali unsursun." Dedim.Keşke bunu demeseydim...Birden etraf parçalanmaya ve yanıp sönmeye başladı.Sonra düştüğümü hissettim ve birden...Uyandım.
Bu bana bir sinyal miydi acaba?Gelecek bir tehlikenin falan...
Yani aileme veya arkadaşlarımdan birine bir şey mi olacaktı?
Ölüm gibi...Bu ihtimal gerçekte kötüydü.Her ne kadar onlara bazen sinir olsam da onlar benim için çok değerlilerdi.Umarım bu sadece battaniyemi üzerime örtmeyi unuttuğum için gördüğüm bir kabustur,başka bir şey değil.
Ertesi gün...
(Siren'in ağzından)
Penelope bana dün gece gördüğü rüyayı anlattı.Aslında ben de dün gece ona benzer bir rüya görmüştüm.Hatta neredeyse aynıydı,sadece kişiler farklıydı.Penelope kapıma sertçe vuruyor ve ailemi öldürdüğünü ve sıradakinin de benim olacağımı söylemişti. "Sen böyle bir şey yapmazsın,değil mi?"
diye sordum. "Ben de o rüyayı gördükten sonra kendime aynı şeyi sormuştum." dedi o da. "Penelope arkadaşlarına değer verir.Böyle bir şey yapacağını düşünmüyorum." Dedi Albert.
"Albert haklı." Dedi Penelope'de.Sonra üçümüz birbirimize sarıldık. "Biliyor musun Siren,ben yarın Bayan Brönne iile konuşacağım.Şu et mevzusu hakkında.Umarım bana işime yarayacak şeyler söyler." Dedi Albert. "Evet,gelecek gerçekten de." dedi Penelope. "Umarım eskisi gibi et yiyebilirsin artık." dedim ben de.
(Albert'ın ağzından)
Okul çıkışı Bayan Brönne bizi aldı. "Şimdi babamı da alacak."
Dedi Penelope.Biraz gittikten sonra Bayan Brönne bir hasta-nenin önünde durdu.Bay Brönne de arabanın ön koltuğuna oturdu. "Albert da mı bizimle gelecek AŞŞŞŞKIM?" Penelope ile birbirimize tiksinerek baktık. AŞŞŞŞŞŞKKKKKIIIIIIIIIMMMM!
Eve geldiğimizde Bayan Brönne önümüze garip bir yiyecek koydu. "Buna 'kinoa' deniyor." dedi Penelope.Pek beğenme-
semde etten iyidir diye düşündüm.Yemekten sonra da Byan Brönne ile seansıma başladım.
(Penelope'nin ağzından)
Albert ile annem konuşurken ben de odamda öylece dolan-dım. Onların konuşması beni ilgilendirmiyordu.Dolanırken duvarda asılı olan takvim dikkatimi çekti.Nisanın ortasına gelmiştik. Ne ara zaman bu kadar hızlı ilerlemişti ki? Mayıs,
haziran ve sonra yaz tatili...En son cinayeti işlememin üzerinden de 1 ay geçmişti.Acaba başka cinayet işleyecek miyim?Eğer işleyeceksem kim olacaktı ve ne zaman işleyecektim?Bu sefer de yakalanacak mıyım?Belki de bu cinayette yakalanırım ve hayatım daha erken mahvolur.
Şuan kanıt topluyor olabilirler...
"Konuşma nasıldı Albert?" "İyiydi..." "Et yiyebileceğini düşünüyor musun?" "Sanırım,yarın göreceğim." "Ben etkili olduğunu düşünüyorum." "Senin algıların kuvvetlidir,sen diyorsan olur." "Tamam,okulda görüşürüz.Umarım et çıkar da tepkini görebiliriz." "Umarım."
Ertesi gün...
"Albert...Hadi ye şunu!" Yemekte soslu biftek ve pilav vardı.
Albert biftekten bir ısırık aldı ve çiğnemeye başladı gözlerini kapatmamıştı ve normal bir şekilde çiğniyordu. "İşe yaradı!"
Buna sevinmiştik,artık et yerken aklında filmdeki adamın organlarının ağzından çıktığı sahne aklına gelmeyecekti.
Birlikte beşlik çaktık. "Annen sayesinde bu Penelope! Annene çok teşekkür ediyorum." "O da bunu duyunca mutlu olacak-
tır."Birlikte güldük. "Hey,Bayan Olive'in verdiği ödevi yaptınız mı?" diye sordu Siren.Ben yapmıştım,bize konu vermişti ve biz de o konu hakkında İngilizce bir hikaye yazacaktık. "Ben yapmadım." dedi Albert. "Benim ödevimden yardım alabilir-
sin,ama tıpatıp aynısı olmamasına dikkat et." Dedim. Yemekten sonra sınıfa girdik ve ona ödevimi verdim.O da hemen bir şeyler yazdı.
"Vay canına Albert! Ödevin harika olmuş." Dedi Bayan Olive,
Albert'a.Ben de Bayan Olive'nin duyamayacağı bir ses ile "İyi yerlerinden geçirmişsin Albert!" dedim.Ama maalesef Bayan Olive beni duymuştu,gülerek "Ben de diyordum Albert'ın ödevi neden bu kadar profesyonel,meğer sınıf birincisinden geçirmiş!" "Okul birincisi..." diye düzelttim.Aslında bizde derecelendirme yoktu,ama sınavlarda hep en iyi notları alıyorum.Bu yüzden de okul birincisi oluğumu düşünüyorum.
"İyi bari,ceza vermedi..." dedi Albert.O sırada Bayan Olive döndü ve "Ceza olarak İngilizce bir şekilde ödevlerin tarihini araştırıp yazacaksın.Kaynak belirtmeyi de unutma!" dedi.
"Olamaz!" dedi Albert.Sonra ikimiz de güldük. "Şunu fark ettim,bizim dedktif öğretmenimiz Almanca öğrenmiş."
dedim. "Ben de fark ettim." dedi o da. "Tüh ya,artık derste onun dedikodusunu yapamayacağız." "Çok üzüldüm yaa!"
(Bayan Black'in ağzından)
Aylarca İsviçre'de yaşamaktan Almancamı geliştirmiştim.
Eskiden öğrencilerimin ne dediğini anlamazken artık anlayabiliyorum.Artık derste dedikodu yapamıyorlar bu yüzden de: )
"Ne zaman istifa etmeyi düşünüyorsun?" diye sordu Bay Burnt,kahvesini yudumlarken. "Aslında...Öğretmen olmayı sevdim." Dedim.Gerçekten de sevmiştim.Diğer öğretmenlerle de iyi anlaşıyordum.Fransızca öğretmeni dışında...Adam gerçekten de gıcıktı ve berbat bir tarzı vardı.Gördüğüm en çirkin gömlekleri giyor ve sürekli saçlarını salak saçma topluyordu. Bir keresinde öğrencilerimden biri ondan nefret ettiğini söylemişti.Öğretmenlerin arkasından konuşmak yanlış olsa da ona kesinlikle hak veriyordum.Acaba o adam nasıl öğretmen olmuştu?