(Penelope'nin ağzından)
Günler ama günler sonra...
Mayıs ayının ortasıydı,aradan bayağı zaman geçti biliyorum.
Bunun sebebi pek de ilginç bir şey olmamasıydı.Sıradan okul günleri ve sıradan haftasonları.Hiç arkadaşlarımla kavga etmedik, okuldaki diğer tiplerle de pek sorun yaşamadık. Yaşadıklarımız da sıradan "tartışmalar"dı.Ara sıra olan o küçük sınavlardan da olduk ve yine hepsinden 100 aldım. Çok çalış-
masam bile sınavlardan 100 almak çok güzel bir şey.Öğret-
menler bunun çok zeki olmamdan kaynaklandığını söylüyor-
lar.Neyden kaynaklandığı benim için önemli değil,bu güzel ve sevdiğim bir özelliğim.Bay Jaquen sene başındaki kadar olmasa da hala sinir bozucu.Böyle insanları biliyorum,asla değişmeyecekler.Karamsar olmuyorum,gerçekten de böyle.
Sadece üç büyük değişiklik oldu: Albert geçenlerde göz doktoruna yıllık kontrol için gitmiş ve göz numarasının büyüdüğünü söylemişti.Gözleri 3 numarayken 3.5 olmuş.
3 ile 3.5 arasınadki farkın ne olduğunu sordum.O da aslında çok büyük bir fark olmasa da yine de biraz fark ettiğini söyledi.Üzücü tabi...Gözlük kullanmasam bile anlıyorum.
Diğer değişiklik ise Carla ile Jordan'ın ayrılmasıydı.Sebebini bilmiyorum ama ayrılmışlar.Benim için iyi haberdi aslında,
çünkü artık onların neredeyse her gün olan o öpüşme anlarını görmeyecektim.Onların bakış açısından bakarsak ise kötü haberdi,çünkü birbirlerini seviyorlardı.Her ne kadar aşktan anlamasam da bunu anlayabiliyorum.
Son değişiklik ise kick boksta biraz ilerlemiş olmam.
Söyediğim gibi onun dışında bir gelişme olmadı.Bugün günlerden cumartesiydi ve kurs çıkışı evin dışındaki basamaklara oturmuş,dondurma yiyordum.(Bu arada en sevdiğim dondurma limonlu.) Hava çok güzeldi,güneş ışığının yüzüme direkt çarpması dışında...Bu yüzden evin içine girdim ve oyun konsolumu çalıştırdım. (O kadar eski ki ne olduğunu söyleme-ye utanıyorum.Tamam tamam, nintendo wii işte. Bu devirde kim onu kullanır ki?) Just Dance cd'sini takıp biraz dans ettim.
Terden vıcık vıcık olmuştum.Dans ettikten sonra hemen banyoya girdim ve duş aldım.Saçımı boyayalı çok olmuştu.
Bu uzun sürede haliyle saçlarım uzamış ve kızıllıklar ortaya çıkmıştı.Duştayken düşündüm,saçlarımı turuncuya boyamalı mıydım;yoksa kızıl mı kalmalıydı? Saçlarımı turuncuya boyamaya devam etmeye karar verdim,çünkü mutlaka bu kızıl saçın arkasında bir şeyler vardı.Kızıl saç örnekleri beni ele verebilirdi.Duştan çıkınca saçlarımı kuruttum ve peruğumu taktım.Sonra arkadaşlarıma birlikte alışveriş merkezine gitmeyi teklif ettim.
P:Benim saçlarım yine şey olmuş.
S:Boya zamanı mı?
A:Böyle mesajlar atma!
P:Anladınız işte!Yarın birlikte alışveriş merkezine gidelim mi?
S:Olur.
A:Benim için fark etmez.
S:Aslında şey diyecektim,bu akşam lunaparka gidelim mi?
P:Aslında çok yorgunum,istersen haftaya gidelim.
A:Penelope'ye katılıyorum.
S:Olur,o zaman yarın alışveriş merkezine gidelim.
A:Tamam.
"Anne,beni yarın alışveriş merkezine bırakır mısın?" "Tamam, ama para vermem." "Ne?" "Babandan iste." "Ama...Neyse ya!
Baba!" "Efendim!" "Yarın alışveriş merkesine gideceğim de bana para verir misin?" "Tamam." "Teşekkürler!"
Artık kursta yavaş yavaş bizi birbirimizle dövüştürmeye başlamışlardı.Tabi çok sert olmuyorduk ve herkes kendi sıkletindeki kişilerle dövüşüyordu.Ben de bir kızla dövüştüm bugün.Kız güçlüymüş gibi davranıyor ama aslında dokunun-
ca bile ağlayan bir tip.Öyle de oldu.Kendisi bana vurunca sorun yok,ama ben ona vurunca direkt ağlama ve antrenöre şikayet etme...Çok saçma! Neyse,zaten yorulmuştum ve kendimi un çuvalı gibi hissediyordum.Böyle tipler de sinir olmama sebep olamazdı.
Ertesi gün...
Babam bana biraz para verdi ve annem beni alışveriş merke-zine bıraktı.Albert ve Siren daha önceden gelmişlerdi ve beni bekliyorlardı.Saat öğlene geldiği için üçümüz de acıkmıştık.
"Bu sefer sosisli ve patates yemek istemiyorum,ne yiyelim?"
diye sordum. "Üst katta bir İtalyan lokantası var.Oraya gide-
lim." "Ama oradaki yemeklerin fiyatı biraz..." "Yemekler benden!" "Hayır ya,sonra kendimi borçlu hissediyorum." dedim. "Borçlu hissetmene gerek yok." Dedi Siren "Çünkü...
'O para'dan harcıyorum." "Hangi para?" "10 bin frank."
Sonra hatırladım...Henry Willings'ten "bize" kalan paraydı bu...
"O parayı harcamanın doğru olduğunu düşünmüyorum." Dedim Siren'e. "Amaaan,boşver.Ne olabilir ki zaten?"
"Hapse girersin." Diyecektim ama konunun nereye bağlanacağını biliyordum.Bu yüzden sesimi çıkarmadım.
Birlikte İtalyan lokantasında pizza yedikten sonra etrafı biraz dolaştık. "Sakın kendi paranızdan harcamayın,bugün her şey benden!" dedi Siren. Ben düşüncelerimi dedim,bu yüzden olabildiğince kendi paramdan harcayacaktım.
"Bana şu kitabı alır mısın?" diye sordu Albert. "Albert!" dedim, ne dediğimi anlamasını umdum. "Ama lütfeğğğn!"
Siren de kitabı ona aldı.Albert'a onaylamaz bir şekilde baktım.
"Ne var?" diye sordu. "Anladın." dedim.Birlikte kozmetik mağazasına girdik ve saç boyası reyonuna baktık.Saç rengime en yakın olduğunu düşündüğüm tonu seçerek kasaya ilerle-dim.Siren tam cüzdanına uzanırken "Lütfen!Ben alacağım."
dedim.Siren "Hayır!" dedi ve parayı uzattı.Ona öfkeli bir bakış attım.Mağazadan çıkınca "Size kahve ısmarlayayım mı?" diye sordu. "Gerek yok." Dedim.Albert ise "Olur!Ben latte istiyo-rum." dedi.Siren de bana "Sen ne istersin?" diye sordu.
"Bir şey istemiyorum." Deyince "Lütfen!Sensiz kahve içme-yiz." Dedi. Albert da ona katıldı "Hadi ama,sen de bizimle iç."
Ben de oflayarak "Tamam,kahve pek sevmem.Berry Hibiscus
Alayım." dedim.
Otururken biraz konuştuk. "Bu sefer de saçlarını ben boyayayım mı?" diye sordu Siren. "Olur,ama kesim işini Albert'a bırakmayalım." Dedim.Albert "Hey!" deyince ikimiz güldük. "Çarşamba günü okul çıkışı buluşalım mı?" diye sordum. "Neden Çarşamba?Yarın da buluşabiliriz." Diye sordu Siren. "Genelde 'o şeyleri' Çarşamba yaparız da ondan." Dedi Albert. "Haaa,anladım.Tamam,Çarşamba buluşuruz." Dedi Siren.İçeceklerimizi içip kalktık. "Yaaa,benim ödevim var." Dedi Siren. "Neden Cuma günü yapmadın?" diye sordum.
"Ödevi son güne bırakmayı seviyorum çünkü." Diye cevap verdi. "Sevseydin 'yaaa' demezdin." dedim.
Sıkılmaya başlamıştım,bu yüzden annemi arayıp beni alma-sını rica ettim.O ise müsait olmadığını söyledi,ben de bu yüzden arkadaşlarımla vedalaşıp eve doğru yürüdüm.Evde pek bir şey yapmadım.Biraz kitap okyup telefonla oynadım.
Akşam olunca da akşam yemeğini yiyip yattım.
Çarşamba...
(Yazarın ağzından)
"Siren,biz buluştuk ama; nereye gideceğiz şimdi? Orman bizim için güvenli değil." Dedi Penelope. "Bizim evimize gidelim.Annem odama falan girmiyor zaten." Dedi Siren.
Üçü birlikte Siren'in evine gittiler. "Albert,bize talimatları oku." Dedi Siren.Albert talimatları okumaya başladı. "İçinden çıkan beyaz şişeyi kabın içine boşaltın.Ondan sonra toz halindeki boyayı üzerine ekleyin." Siren denilenleri yaptı ve Penelope'nin saçlarını topladı. "Saçların kızılmış zaten,neden boyuyoruz?" "Bunu ben de düşündüm.Ama bu kızıl saçların arkasında mutlaka bir şeyler vardır,bu yüzden kızıl olarak bırakmak istemedim." dedi Penelope.Siren yavaş yavaş kızın saçlarını boyamaya başladı. "Geçen de bu hatayı yaptın,önce kesecektin." Dedi Penelope.Siren gülmeye başladı,"Ay!Haklı-
sın!" "Neden siz kızlar her cümlenizde 'Ayyy,yaaa,offf' kelime-lerini kullanıyorsunuz?Bu ergenlikle falan mı ilgili?" diye sordu Albert. "Seni ilgilendirmez,hem siz erkekler de ergenlikte saç-malıyorsunuz." diye kızdı Siren. "En azından biz 'yiaaa,aghhhh,
oğffff' gibi sinir bozucu şeyler söylemiyoruz." Dedi Albert. "Kavga etmeyi kesin!" diye bağırdı Penelope. "Her iki cinsiyet te ergenlikte saçmalıyor."Siren,Penelope'nin saçlarının tamamını boyamıştı. "Kaç dakika beklememiz gerekiyor?" diye sordu Penelope. "15 dakika." diye cevap verdi Siren.
"Bir şey söylemeyi unuttum!" diye ekledi ve kitaplıktan kalın ve eski kitabı çıkardı. "Bu kitabı sana hediye etmek istiyorum."
dedi Siren. "Se n bu kitabı hakkediyorsun çünkü." Penelope kitabı aldı ve teşekkür etti. "Acaba çantama sığar mı?" "Sığar diye düşünüyorum." dedi Siren.
Aradan 15 dakika geçmişti ve saçları yıkama zamanıydı.Birlik-
te banyoya gittiler ve lavaboyu açtılar. "Bu boya da çabuk etki ediyormuş." dedi Penelope.Kafasını lavaboya sokup saçlarının her tarafını yıkadı. "Şimdi keseceğim,yine çene hizasında istiyorsun;değil mi?"diye sordu Siren. "Evet." Dedi Penelope.
"Hadi ama Penelope,söz veriyorum;düzgün keseceğim." Dedi Albert. "Kusura bakma ama sana bu konuda güvenemiyo-rum." Dedi Penelope.Siren saçlarını dikkatli bir şekilde kesti.
"Nasıl olmuş?" "Güzel olmuş,beğendim." dedi Penelope.
"Bende böyle kesebilirdim!" dedi Albert.Siren de gülerek "Kıs-
kanma!" dedi. "Yok canım,ne kıskanması!" dedi Albert. "Kıs-
kandığın yüzünden okunuyor." dedi Siren. "Bir dahaki sefere sen kesersin,tamam mı?" diye sordu Penelope. "Penelope!"
dedi Siren. "Ne var?Benim saçım benim kararım." Dedi Penelope.
Haftasonu...
(Albert'ın ağzından)
Okul zamanı yaza yaklaştığımız için hızlı geçiyordu.Fazla değişik olay da olmuyordu.Bizim sınıfta elbette saçma sapan şeyler oluyordu ama artık hepimiz alıştık onlara.Kafama sıra yiyorsam değil,yemiyorsam o gün gariptir.
Cumartesi akşama doğru Penelope ve Siren ile lunaparka gittik. "Pamuk şeker yiyelim mi?" diye sordum. "Olur!" dedi
İkisi de.Üçümüz farkı renk pamuk şekerler aldık;pembe,beyaz ve mavi.Bir oyuncağın basamaklarına oturup yemeye başladık. "Pembe,beyaz ve mavi pamuk şekerlerin tatları da farklı mı acaba?" diye sordu Siren.Kendisi mavi pamuk şeker yiyordu. "Sanmıyorum." Dedi Penelope.Kendisi beyaz pamuk-şeker almıştı. "Tatlarının farklı olduğunu düşünmüyorsan neden beyaz renkli aldın?" diye sordum. "Gıda boyası var sizinkilerde." dedi Penelope. "Ama beyaz gıda boyası olmaz mı?" diye sordum. "Yine de daha doğal duruyor,neyse! Hangi oyuncağa bineceğiz?" diye sordu Penelope. "Çarpışan arabalara ne dersiniz?" diye sordum.İkisi de kabul ettiler.
Vırnnnnn!Tuğğğt! Penelope bize sürekli çarpıyordu,ben ise ondan kaçmaya çalışıyordum.Siren de arabayı bir türlü kulla-namamıştı.Görevli onun arabasını köşeden çekti ve Siren an-cak öyle hareket edebildi.Hareket ettiği anda da başka bir köşeye çarptı.İkimiz de onun bu haline güldük.O da kendisi ağlarken gülmeye başladı.Görevli tekrar onu çekti.Sonra bu sefer de bizim olduğumuz köşeye çarptı.Görevli de artık bık-
Mıştı.Siren'in arabasını tekrar çekerken derinden bir "Offff!"
çekti.
Çarpışan arabalardan sonra hız trenine bindik.İkili ikili oturmamız gerekiyordu.Ben Penelope ile oturdum, Siren ise maalesef ter kokan dağınık ve sigara içen bir tiple oturmak zorunda kaldı.Süreklşi yukarı çıkıp aşağı iniyorduk.Ben de bu yüzden çok korkmuştum.Ama Penelope korkmamışa benzi-yordu,yüzünde hiçbir tepki yoktu.Siren ise benim kadar olmasa da yine korkmuşa benziyordu.Trenden inince birkaç dakika kendime gelemedim.Siren'in vurmasıyla kendime gelebildim.
Penelope korku tenine binmeyi önerdi ama ben bir kez daha bir trene binmek istemiyordum.Bu yüzden atlıkarıncaya bin-dik. "Çok sıkıcı!" dedi Siren.Penelope de aynı şeyi düşünü-yordu.Ama ben memnundum,hem yavaştı hem de çalan klasik müzik insana huzur veriyordu.
Sonra dönme dolaba bindik.Yavaş yavaş kalkarken manzarayı seyrettik.Rengarenk ışıklar ve ilerideki orman çok güzel görünüyordu.Hatta fotoğraf bile çektim.Dönme dolaptan sonra dönen fincanlara bindik.Penelope ile Siren aynı fincanlara oturdular.İkisi de memnun değl gibi duruyor-lardı.Ben ise yavaş ve huzurlu olduğu için yine memnundum.
En son Penelope'nin zorlamasıyla korku trenine bindik.Üçü-
Müz de aynı vagona bindik.Hareket etmeye başladığım anda gözlerimi kapattım.Ama çıkan sesler de beni inanılmaz korkutmuştu.Çığlıklar,ürkütmeler...Sadece bir yerde gözlerimi açtım ve o yr bana yetmişti.
"Albert,o kadar da korkacak bir şey yoktu." dedi Siren. "Hayır,
Vardı!" dedim. "Evet,Albert kısmen haklı.Hele hele o cadı..."
"Iyyyy!O neydi öyle,gözleri yuvarlarından çıkmıştı." İkisi konu-
şuyordu.Bu dediklerinden görmesem bile rahatsız olmuştum.
"Tamam kızlar...Anladık,korkunçtu." "Hey,onu kastetmemiş-
tik." "Kesin kastetmemişsinizdir zaten!Siz sadece kendi eğlencenizi düşünen bencil ve korkunç insanlarsınız! Hiç arkadaşınızın olmamasına şaşmamalı!" diyerek yanlarından uzaklaştım.O an telefonuma mesaj bildirimi geldi:
P:Dönme dolaba senin isteğinle bindik,dönen fincanlara ve çarpışan arabalara da...Hatta atlı karıncayı da sen istedin.Biz ise sadece birer şeye binmek istedik ve sen de bize bu yüzden "bencil" dedin.Bu yaptığın hiç hoşumuza gitmedi.Artı eğlence
dolu olan bu günümüzü de mahvettin.Neden yani?
Mesajı okuyunca yaptığım hatayı fark ettim.Ben kendi eğlencem için onları ne istediğini düşünmemiş,ama onlar bana uygun olmayan bir şeyi isteyince onlara bencil demiştim. Onların benim seçtiğim aletlere binince büründükleri yüz ifa-
deleri aklıma geldi.Kesinlikle haklılardı.
A:Özür dilerim.
P:Biz özrünü kabul ederiz ancak herkes her zaman kabul etmez.Bu yzüden davranışlarında daha dikkatli olmalısın.
Haklıydı,o da biliyordu ki herkes her zaman yaptığın yanlışları affetmezdi.Bu yüzden davranışlarımızda dikkatli olmalıydık.
A:Yarın üçümüz dondurma yemeye gidelim mi?
P:Ben gelirim ama Siren'i bilmiyorum.Dediklerinden dolayı sana kırılmış olabilir.
A:Ondan da özür dilerim,bunu ona söyle.
(Siren'in ağzından)
"Bencil" ve "korkunç",korkunç olmayı geçtim;asıl bencillik yapan ve çok güzel olan bir günü mahveden oydu.
P:Albert senden özür diliyormuş.
S:Kabul etmiyorum.
P:Peki.
(Penelope'nin ağzından)
P:Dediğim şey oldu;ben senin özrünü kabul ettim ancak Siren etmedi.
A:Anlıyorum,o zaman yarın ikimiz dondurma yemeye gideli mi?
P:Olur.
Ertesi gün...
Çikolatalı ve limonlu olsun lütfen. "Limonlu dondurma hiç güzel değil,sen nasıl seviyorsun ki?" "Herkesin zevkli farklıdır."
Albert ile oturduk. "Buranın çikolatalı dondurması güzelmiş."
"Igggghhh!Limonlusu fazla ekşi." "Limon olduğu içindir o...
Bu arada,kurs nasıl gidiyor?" "İyi,istersen üzerinde birkaç dövüş hareketi gösterebilirim." "Hayır,teşekkürler.Buna hazır olduğumu düşünmüyorum."İkimizin de dondurması bitmişti,
"Birer top daha alalım mı?Bu bize yetmedi sanırım." Dedi Albert. "Sen al,bu ekşiliğe daha fazla katlanamam." dedim.
"Vişneli veya vanilyalı al,çilekli de olabilir." Ona ters bir bakış attım. "Doğru...Çilekli olamaz.Hatırladım,özür dilerim." "Önemli değil." dedim.Aslında vişneli dondurma hiç te fena olmazdı, "Bana da vişneli al!" dedim.Buranın vişneli dondurması güzeldi,limonlu gibi ekşi değildi çünkü. "Haftaya dondurmalar benden!" dedim. "Gerek yok." dedi o da. "Ama sen bana ısmarladın." desem de reddetti. "Kendini sürekli birilerine karşı borçlu hissetme." Sanırım bu huyum asla geçmeyecekti.
Ertesi gün...
Bugün hava inanılmaz sıcaktı! Tişört ve şortumla bile deli gibi terlemiştim.Kısa kollu gömleğimi ve eteğimi giydim,saçlarımı toplayarak kahvaltı için mutfağa gittim. "Kravatını takmayı unutmuşsun!" dedi annem.Offf!Bu havada aslında kravat hiç takılmazdı.Düşünsenize,sıcaktan bunalıyorsunuz ve boynu-nuzda sürekli bir baskı var...Düşünmek bile kötü.Ama okulumuzda kravat takmamak yasak,bu yüzden kravatımı taktım.Kahvaltıda dondurma falan yemek istiyordum ama yoğurtlu yulaf yedim.En azından yoğurt soğuktu...
Okulda da sıcaklık sorunu yaşadık,sıcaktan dersi dinleyemi-
Yorduk ve sınıf ter kokuyodu.Pencereyi açsak da sıkıntıydı, çünkü hava hiç esmiyordu.Klimalar da daha açılmamıştı. Dolayısıyla vıcık vıcık bir gündü.
Akşam babam bize bir kutu popsicle (çubuk dondurma) aldı.
3 tane üst üste yedim ama hala sıcaklığı yoğun olarak hissettim.Televizyonda da havanın birkaç gün daha böyle olacağı yazıyordu.yani birkaç tane daha işkence gibi gün...
Günler sonra...
Hala hava sıcak ya...Geçen haftaya göre evet soğuk ama yine de sıcak!Babam 1 haftada 6 kutu popsicle almak zorunda kaldı şaka gibi.Annem de normalde dondurma yemezken birden en az benim kadar dondurma yemeye başladı.Çünkü dayanılmaz bir sıcaklık vardı.Eridim ya...Dün tartıya baktım ve 56 kilodan 53 kiloya düştüğümü gördüm.Sıcaklık beni zayıflatmıştı resmen.Haziranın gelmesine 4 gün var,okul da haziranın ortası gibi kapanacak.Sonra da Çekya'ya gideceğim işte,umarım Çekya bu kadar sıcak değildir.