(Yazarın ağzından)
"Hey,Henry Willings'i gören oldu mu?"
"O,birkaç gündür yok."
"Neden gelmiyor acaba,asla bu kadar gelmemezlik yapmazdı."
"Klasik Henry işte,bir yerlere kaçmıştır."
"Ama böyle bir şey hiç olmazdı..."
Russel Falls,Henry'nin iş arkadaşıydı.Henry birkaç gündür olmayınca endişelenmişti.Arkadaşları her ne kadar bunun normal olduğu düşünse de Russel,bunun arkasında bir şeyler olduğunu düşünüyordu.Henry'i aradı ama telefonu kapalıydı.
Birkaç kez daha aradı ama hala ulaşamıyordu. "Adamı rahatsız etme Russ!" diye seslendi Emma Young. "Belki saçma gelecektir Emma ama Henry'nin telefonuna girebilir misin?" "Girebilirim ama neden yapayım?" diye cevapladı. "Hadi ama..." dedi Russel, "Bu işte iyi olmadığımı biliyorsun.". "Gerçek bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum Russel." "KONUŞMAYI BIRAKIR MISINIZ?" diye bağırdı Paula Abago. "Paula,Henry'nin..." Paula sözünü kesti: "Olmaz!" "Ama hadi..." "Çok istiyorsan sen gir!" diye tersledi.Emma ofladı: "Tamam,Russel.Ben hallederim."
Russel çok sevinmişti,birlikte bilgisayarın başına geçtiler.
"Bayan Black,Blumen Ormanı'nda birileri görüntülendi." Dedi Jack Grin.Bayan Black oturduğu yerden kalktı ve ekrana baktı.
"Uzun boylu bir adam ve kumral saçlı bir kız var." Dedi. "Evet, ama ondan sonra kayboluyorlar." dedi Jack. "Ormana ekip gönderelim." Dedi Bayan Black ve tekrar yerine oturdu.
"Henry'nin son yaptıklarına dair pek bir şey bulamadım." dedi Emma. "Ne?!" Russel bir şeyler bulunmasını bekliyordu. "Nereye gittiğini filan biliyor musun?" "İsviçre'ye gitmiş." Dedi.Russel bembeyaz oldu: "Olamaz..."
Akşam...
"Bayan Black!Kimliği belirlenemeyen bir şahsın cesedini bulduk!" Ellerinde görüntüler vardı. "Siyah saçlar,uzun boy...
Bu muhtemelen küçük kızla görülen adam." dedi. "Burada mı o şuan?" "Evet,otopsi için adli tıpa gönderildi." "Güzel..."
Ertesi gün...
"...Dün akşam saatlerinde Blşumen Ormanı'nda yeni bir ceset bulundu.Bu cesedin de Kara Tırpanlı'nın kubanı olduğu düşünülüyor..."
Penelope kahvaltısını ediyordu. "Harika...Bay Willings'te bulundu." Diye düşündü. "Acaba Penelope artık biz olmadan dışarı çıkmamalı mı?" diye sordu Bay Brönne.Penelope birden "Hayır!" diye bağırdı. "Ama seni korumak istiyoruz." Diye devam ettirdi Bay Brönne. "Dışarı çıkmazsam mutlu olamam." Dedi Penelope. "Arkadaşlarımla dışarı çıkmayı seviyorum." "Onun dışarı çıkmasına izin verelim aşkım,yoksa biliyorsun bu kız delirir." Dedi Bayan Brönne.Penelope de gülümsedi: "Teşekkür ederim."
"Aaaaah!Hayır!" Russel başını masasına koymuş ağlıyordu.
"Henry öldü!Kara Tırpanlı tarafında öldürüldü." Emma onu sakinleştirmeye çalışıyordu.Paula ise masasında oturmuş, bir yandan bilgisayarına bakarken bir yandan da konuşuyordu:
"Onun ölmesine o kadar da üzülmedim,ucubenin tekiydi!"
"Bu hiç hoş değil!" diye bağırdı Russel. "Hey,tamam sakinleş!" diyerek Russel'a peçete uzattı Emma. "İsviçre'ye gidip Kara Tırpanlı'yı bulacağım!" diye bağırdı Russel. "Güzel hayalmiş, hadi uyan şimdi.Yoksa işe geç kalacaksın:" Russel,Paula'nın dediğine öfkelenmişti.Ama Paula gülümsüyordu.
"Pe-ne-lo-pe! Henry haberlere çıkmış!" dedi Albert. "Biliyo-
rum." dedi Penelope. "Umarım senden şüphelenmezler." dedi Albert. "Benden şüphelenmeseler bile Siren'den şüphelene-
bilirler.Sonuçta Bay Willings ile giden oydu." Dedi Penelope.
"Haklısın aslında." Birlikte sınıfa geçtiler.
"Penelope'nin saçları iğrenç olmamış mı sence de?" "Yaaani...
Kızın tarzı o." Dedi Siren.Emily ile bahçede sohbet ediyorlardı.
"Acaba yavaş yavaş sınıfa mı dönsek,dersin başlamasına 3 dakika var çünkü." Dedi Siren. Emily de "Tamam,önce sen git." dedi. "Tamam." diyerek sınıfa gitti Siren.
(Penelope'nin ağzından)
Matematik dersinde yazı yazıyorduk.Hızlı yazan biri olduğum için de yazımı erkenden bitirmiştim.Diğerlerinin bitirmesini beklerken aklıma Bay Willings geldi.Diğer kişilerin kimlikleri belirlenebilirken Bay Willings'inki belirlenememişti çünkü Siren,Bay Willings'in kimliğini çalmıştı.Acaba İngiltere'de ne olmuştu? Düşünürken bir yandan da elimin defterin sayfasında dolandığını fark ettim.Baktığımda da Bay Willings'i çizmiş olduğumu fark ettim.
Hemen resmi sildim çünkü defterimde böyle bir şey olmamalıydı.Neden çizmiştim ki sanki?Üstelik güzel bile çizememiştim.
(Yazarın ağzından)
Akşam evde bilgisayarının başına geçmişti Russel. "Acaba Bay Wilings gerçekten de öldürüldü mü?" İnternetteki haber sayfalarına, yerel ve yabancılara, tek tek baktı.Bir haber sayfasında kamera görüntülerine de yer verilmişti.Dikkatlice inceledi: "Hmmmm...Uzun boy ve siyah saçlar.Beyaz bir gömlek de giymiş.Olamaz!Bu kesinlikle Henry!" Yine ağlamaya başladı.Ağlamasını duyan eşi Carol da yanına geldi. "Sorun ne?" "H-Henry'i tanıyorsun değil mi?" "Aaaaah!O dağınık adam mı?Evet!" "O ölmüş." "İyi olmuş." Bunu diyerek tekrar geldiği yere döndü Carol.Birden aklına bir fikir geldi.Sosyal medya hesaplarında kurbanı tanıdığını ve isminin de Henry Willings olduğunu yazdığı bir gönderi paylaştı.Kısa zamanda da herkes tarafından görüldü.
Sabah...
"Bayan Black,kurbanın ismi Henry Willings'miş." "Bu bilgiyi güvenilir bir kaynaktan mı aldınız?" "Yani,iş arkadaşı söyle-
miş." "İş arkadaşı nerede?" "İngiltere'de." Bayan Black düşündü, katili takip etmek için İsviçre'de kalmaları gerekiyordu;ancak şüpheli İngiltere'de yaşıyordu. "Görüntülü arayacağız onu."
B.B.:Merhaba Bay...
R:Russel Falls ismim.
B.B.:Pekala Bay Falls,Bay Willings hakkında ne biliyorsunuz?
R:Kendisi benim iş arkadaşımdı.Çok iyi anlaşırdık.
B.B.:Peki,hiç İsviçre'de bulundunuz mu?
R:Hayır,hiç gitmedim.
B.B.:Son zamanlarda aranız nasıldı peki?
R:İyidi,zaten biz hiçbir zaman kötü anlaşmazdık.
B.B.:Bay Willings kumral saçlı bir kızla görülmüş.O kızı tanıyor musunuz?
R:Hayır...Zaten çocuğu yok.
B.B.:Peki çocuklarla arası nasıldı?
R:Bilmiyorum.
B.B.:Bilmiyor musunuz?
R:Hiç o konu hakkında konuşmadık.
B.B.:Peki,son bir sorum var.Hiç anlaşamadığı birileri var mıydı?
R:Komşusunu pek sevmediğini söyler.Bir de Paula Abago.
B.B.:Bayan Abago'nun numarasını alabilir miyim?
R:Tamam... +44 XXX XXXX XXXX
B.B.:Pekala,teşekkür ederiz.
R:Aslı ben teşekkür ederim.
"Hiç yüzünü gördüler mi?" diye sordu Bay Burnt. "Hayır." Dedi Bayan Black, "Kameramı kapatmıştım."
B.B.:Merhaba Bayan Abago.Sizden Bay Willings hakkında bildiklerinizi anlatmanızı istiyoruz.
P:Evet...Kendisi ile aynı iş yerinde çalışıyorduk.
B.B.:Hiç İsviçre'ye gittiniz mi?
P:Sadece 8 yaşındayken bir kere gitmiştim.
B.B.:Peki,Bay Willings ile aranız nasıldı?
P:Yani...Pek iyi anlaştığımız söylenemezdi ama kavga filan da etmezdik.
B.B.: Bay Willings kumral saçlı bir kızla görülmüş.O kızı tanıyor musunuz?
P:Hayır,onu daha önce bir çocukla görmedim.Çocukları sevmediğini söyler.
B.B.:Pekala,Teşekkür ederiz.
P:Rica ederim.
"Bay Willings'in çocukları sevmediğini düşünmüyorum." Dedi Bayan Black. "Kamerada görüntülenen kızı bulmalıyız ve onla konuşmalıyız..." derken yüzü görüntüye kaydı.Kızı iyice inceledi.Kumral saçlar,çilli eller,rengarenk kıyafetleri...Bu kızın kim olduğunu biliyordu aslında.
Ertesi gün...
(Penelope'nin ağzından)
Almaca dersinin ortasında birden siren sesleri duydum. Polisler okulun önüne gelmişti.Herkes panik halindeydi.
Bay Fier birden sınıfımıza girdi ve "Penelope,seni istiyorlar."
Dedi.Ben dahil herkes şok içindeydi.Acaba...Eyvah...Beni bulmuşlar mıydı?
Polis:Merhaba Penelope Brönne,ilk önce korkmanı gerektirecek bir durum olmadığını söyleyeyim.Sadece senden Bay Willings hakkında bilgi almak istiyoruz.
Ne demeliydim ki? Kameraya yakalanan kişi Siren'di ama şimdi onu araya karıştıramazdım.
Polis:14 yaşında oluğun için sana bazı sorular soracağım.
Bay Willings sana bir şey yaptı mı?
Bay Willings bana hoş olmayan mesajlar atmıştı.Bunu acaba onlara söylersem çok mu şüphe çekerdim? Sanırım evet...
Penelope:Onu ilk kez görmüştüm.Arkadaşlarım ile ormanda oynuyorduk ve sonra o geldi.Beni zorla ormanın dibine götürmeye çalıştı.
Yalan söylemiştim...
Polis:Peki...Peki gittiğin yerde başka birini gördün mü? Ya da Bay Willings'in ölümüne şahit oldun mu?
Penelope:Sonra elinden bir şekilde kaçtım.Gerisini bilmiyo-
rum.
Polis:Anlıyorum.Öncesinde arkadaşlarınla birlikte olduğunu söylemiştin,kimlerdi onlar?
Penelope: Albert Sun ve Siréne Meerder.Ama onların Bay Willings'i bildiğini sanmıyorum.
Polis:Pekala,beklediğimden cesaretli çıktın.Cesaretin için sana bir ödül vereceğim.
Bir kolalı lolipop.Polise teşekkür ettim ve lolipopu cebime koydum.Annem ve babam beni bekliyordu. "Nasıldı?" diye sordular. "Ayrıca o kaçırılma hikayesi doğru muydu,eğer doğruysa iyiki ölmüş o herif!" dedi babam.Birlikte çıkışa doğru giderken kendimi garip hissettim. Başım dönüyor ve kafam karışıktı.Güvenliğe tuvaletin ne tarafta olduğunu sordum. Sonra tuvalete gideceğimi söyledim anneme...
Terliyordum,titriyordum ve kalbimin sıkıştığını hissediyor-dum.Bir anda kabini yumruklamaya başladım. "Bennnn...
Neden...Neden yaptım?!*1*1"Çığlık atmak istiyordum ama yapamazdım.Kafamı duvara vurdum ve yumruklar savurmaya başladım.Sonra gözlerimden yaşlar gelmeye başladı...
Ben neden öldürmüştüm?Ben neden öldürmüştüm? Ben NEDEN öldürmüştüm?Ben...Korkunç bir katildim.Hatta seri katildim.SAKRON...Bir anda ruhumun bedenimden çıktığını hissettim.
"PENELOPE!PENELOPE!" annem kucağına almıştı beni. "Ah, tatlım...İyi misin?1,5 saattir tuvalettesin."Sonra ambulans sesleri duydum...Ne olmuştu bana,kolyeme baktım.Kolyemin ışığı yanıp sönüyordu ve taşının üstünde bir çatlak daha vardı.
"Kızınız iyi durumda,sadece bayılmış." dedi doktor.Muayene olduktan sonra eve döndük. "Çok şükür başka bir şey olmadı." Dedi annem.Babam biraz ciddiydi, "Penelope bu ilaçları kaç yıldır kullanıor Rachie?". "4 yıldır?" diye cevap verdi annem.
"Acaba ilaçlarda bir değişiklik mi yapmamız gerekiyor?" diye sordu babam. "Gerek yok sanırım."Dedi annem.
Onlara gerçek bayılma nedenini ve öncesinde yaşananları asla söyleyemezdim.
A:Penelope!Okulda herkes seni konuştu.
S:Hepimiz neler olduğunu merak ediyoruz.
P:Pek bir şey olmadı aslında...Sorguya çekildim,bazı isimler söyledim ve hikaye uydurmak zorunda kaldım.Neyseki polisler bana karşı sert değillerdi.
S:İsimler söyledim derken?
P:Nasıl desem...Sizin isimlerinizi vermiş olabilirim.
A:Ne?!
P:Ama sizi sorguya çekmeyecekler merak etmeyin.
A:Çekmezler,değil mi?
P:Yo yo...Sanmıyorum.Siz ikinizi ne yapsınlar zaten?
S:Peki seni ne yapsınlar?Sonuçta sen de garip giyinimli,kumral saçlı ve çilli bir kızsın.
P:Birileri kameralarda göründü ama...
S:Eyvah!
A:Siren?!
P:Sorguya çekilmemin sebebi sensin zaten,neden ismini vermeyeyim ki?Artık sen de güzel bir hikaye uyduracaksın mecburen.
A:Evet Siren,hikayeni şimdiden düşün.
S:Off!Tamam.
P:Sürekli oflamayı kes.
S:Tamam,hikaye için düşüneceğim.
Ertesi gün...
"Penelope,ne dediler?" "Yoksa katil sen misin?" "Ağğğhhh! Benden uzak dur." "Hadi ama,ne dediler?" Okulun kapısından içeri girdiğim anda beni soru yağmuruna tuttular.Tabi rahatsız ediciydi ama başka biri polise götürülseydi muhtemelen ona da neler olduğunu sorardım.Yakın olmadığım kişilere çok da detay vermek istemedim,yakın olanlara da zaten olanları anlatmıştım.İlk ders İngilizceydi ve Bayan Olive (aslında Black)
ile ilk önce dün olanları konuştuk.Dün heyecanlı ve şaşırtıcı bir gündü...Herkes telaşlanmıştı ve cinayet kötü bir şeydir...Ama Bayan Olive konuyu sonrasında hemen kapattı çünkü çok konuşulacak bir konu değildi.Ama şunu yaptık,kısa bir dedektiflik öyküsü yazdık.Kendi öykümün çok profesyonel olmamasına dikkat ettim çünkü eğer fazla profesyonel olursa sorun çıkabilirdi.
"Parti Felaketi
Mary,doğum günü partisi için 4 tane arkadaşını çağırmıştı. İsimleri Tom,Jeffrey,Lina ve Sally'di.Parti sırasında Mary tuvalete gitti ve bir süre sonra annesi Mary'i tuvalette ölü olarak buldu.Hemen polisi aradı ve polis soruşturmaya başladı. Mary'nin arkadaşlarının söylediklerine göre Tom yemek yiyor,Jeffrey dans ediyor,Lina havuzda yüzüyor ve Sally etrafı temizliyordu.Polis arkadaşlarının elllerini tek tek inceleyince Lina'nın katil olduğunu fark etti.Sizce neden?"
"Lina'nın elleri buruşmamıştı,değil mi?" "Doğru,Albert.Lina'nın ellerinin buruşması gerekirken buruşmamıştı." Hikayem kısa ve biraz basitti.Ama yine de güzeldi bana göre.
Fransızca,matematik,fen bilgisi ve müzik dersinde dünkü olay hakkında hiç konuşmadık.Zaten konuyla da alakası yoktu.Ama Bay jaquen'in benim "Kara Tırpanlı" olduğumu düşündüğün-den eminim.Çünkü neden olmasın?
Akşam duş aldıktan sonra ödevlerimi yapmaya başladım.Ama ödevlerime tam odaklanamıyordum çünkü yanı başımdaki telefonumdan sürekli meaj bildirimi geliyordu. Neden geldiğini öğrenmek için telefonu açtım ve mesajların "Schuleria Bulucu"larından geldiğini öğrendim.Bu grubun var-
lığını bile unutmuştum...
Franklin:Haberlerde gösterilen fotoğrafa göre Bay Willings'in yanında bir kız var.
Alina:Evet Franklin ve o kız Penelope...Gerçekten saçlarından ve o çirkin etekten anlamadın mı?
Franklin:Penelope bu mesajı görebilir ve bu hoş değil.
Melinda:O adam Instagram hesabımı çalan kişi...
Franklin:Penelope'ye bir sorum var.
Franklin:Neden o fotoğrafta yanında o adam var?
Albert:Çünkü kaçırıldı,birlikte oyun oynuyorduk ve adam birden Penelope'nin kolundan tutup onu ormanın dibine götürdü.
Siren:Evet!Ben de onlarlaydım.
Viola:Yanlış anlamayım ama kafamda Siren hakkında soru işaretleri var.
Franklin:Sor?
Viola:Geçen alışveriş merkezinde Siren ile Emily'nin takıldığını gördüm.Sonra okulda da onları birlikte takılırken gördüm.
Biliyorsunuz ki Emily okulun en popüler kızı ve Siren ile takılmadan önce Darrin ile takılıyordu.Siren de Charissa ile takılıyordu.Ama ikisi de öldü.Bunların arkasında Siren olabilir mi?
Alina:Peki Siren ile Bay Willings'in arasında bir şeyler var mıydı?
Ne?!?!?!?!Demek bu yüzden Siren bazen okulda bizimle takılmıyordu ve Pazar günleri meşgul olduğunu söylüyordu.
Biz gerçekten meşgul sanıyorduk oysa o okulun popüler kızına yalakalık yapıyordu.Birden öfkelendiğimi hissettim ve telefonumu yere fırlattım.Etrafı yumruklamaya başladım.Sesi duyan annem de birden odama girdi ve ne olduğunu sordu.
"Siren...Gizlice okulun popüler kızıyla takılıyormuş!" Tam bir kez daha duvara yumruk atacakken annem kolumu tuttu ve "Hey,sakin ol!İlacını al." dedi.Sonra beni sandalyeme oturttu.
"O kızın tuhaf bir kız olduğunu sen de bana söylemiştin Penelope.Yani kızın yaptığı kendine göre normal.Ama tabi bu bence hoş değil." Derin bir nefes aldım ve annemin uzattığı hapı yuttum.Kendimi şimdi daha sakin hissediyordum.
"Artık daha sakinim." Dedim,annem de gülümseyerek "İşte benim kızım!" dedi ve odamdan çıktı.
Siren:Nasıl böyle düşünürsün aptal Viola?!
Viola:Ne yapacaksın,beni öldürecek misin?
Albert:Siren,sana inanamıyorum.Demek Emily'ye yağ çekiyordun!
Emily:Evet Siren!Artık bacağıma yapışma.
Franklin:Hey hey!Ne oluyor?
Viola:Siren,Emily ile takılmak için Charissa ve Darrin'i öldürmüş olabilir.
Franklin:Ne?Bu doğru mu?
Siren:Hayır!
Melinda:Viola'yı mantıklı buldum.
Alina:Ben de!
Ali:Ben zaten Siren'e sinir oluyordum.
Carla:Ben onu ihbar ederim.
Theodore:Siren',in Bay Willings ile bağlantısı var mı?
Albert:Siren ona aşıktı.
Carla:Ne?!
Theodore:Puhahahaha!
Ali:Zeahahahah!
Alina:Siren Bay Willings'e onu öldürmeden önce mi aşık oldu,yoksa öldürdükten sonra mı?
Theodore:İnsan sevdiğini öldürür mü hiç?
Ali:Zeahahahaha!
Carla:Öldürdükten sonra aşık olduysa burada bir sıkıntı var.
Viola:Zaten Siren'in hangi tarafında sıkıntı yok ki?
Albert:Hatta Siren'in telefopnunun duvar kağıdında Bay Willings'in üstsüz resmi var.
Siren:Offf!Maalesef doğru.
Alina:Kaslı mı bari?
Viola:mıydı*
Siren:Yani...Evet.
Ali:Zeahahahah! Ze-ze-zeahahahahah!
Franklin:Off!Aliiiii!
ALİ:nE VARAHAHAHAH!
Viola:Çocuk gülmekten yazı yazmayı unuttu.
Telefonumu sessize alıp ödevime devam ettim.Devam ederken maalesef Ali'nin gülüşü aklıma gelip duruyordu.
"Zeahahahahah"
Siren:Ali,senin insan öldürme ihtimalin benim insan öldürme ihtimalimden daha yüksek.Daha Instagram'daki kullanıcı adın bile "Köle_pazarı"
Ertesi gün...
(Yazarın ağzından)
"Siréne Meerder,bizimle geliyorsun!" "Albert Sun,bizimle geliyorsun!" İkisi de farklı arabalarla karakola götürülmüşler-
di.Ama birbirlerinden haberleri yoktu.Aynı karakolda birbirlerini görünce şok oldular.Ama sonrasında birbirlerine öfke dolu bakışlar atıp uzaklaştılar.Ta ki polis ikisini de aynı soruşturma odasına alana kadar...
P:Merhaba çocuklar,ilk önce ikinizle konuşacağım; sonra
küçük hanımla ayrıca konuşacağım.Size bir sorum var:
Mutlaka o fotoğrafı görmüşsünüzdür,Bay Willings ile Penelope Brönne.Penelope sizin onla arkadaş olduğunuzu söyledi...
S:Artık değiliz!
P:Ama öncesinde öyleymişsiniz.Söylediğine göre birlikte ormanda oynarken Bay Willings,Penelope'yi alıp götürmüş.Bu söylediği doğru mu?
A:Evet!Biz birlikte oyun oynuyorduk ve Bay Willings onu alıp götürdü.
S:Evet...
P:Peki ondan sonra ne yaptınız?
S:Eve döndüm,çünkü umurumda değildi.
A:Yani ben de kendi evime döndüm.
P:Bir şey görmediniz mi? Veya arkadaşınızı takip etmediniz mi?
S:Hayır!
P:Peki,teşekkür ederim çocuklar.Alın,lolipop.Albert,sen gidebilirsin.Siren ile bir görüşmemiz daha olacak...
S:Eeeh...Neden gitti o?
P:Siren,biri dün seni ihbar etmiş ve ihbarında senden şüphelendiğini söylemiş.
S: (CARLA!!!!!)
P:Charissa Eft ile Darrin Mep Melian'la aran nasıldı?
S:Charissa benim en yakın arkadaşımdı.Darrin ile de aramız kötü sayılmazdı.
P:Dünn hakkında ne söyleyebilirsin?
S:Darrin ile aynı...
P:Peki,Bay Willings'i tanımıyordun herhalde...Değil mi?
S:Yani Penelope'nin anlattığına göre hayır,tanımıyordum.
O sırada Siren'in telefonuna bir bildirim geldi.Bildirim gelince de Siren'in duvar kağıdındaki resim göründü.
P:O...Telefonundaki de kim?
S:Bir model işte...
P:Bakabilir miyim?
S: (Eyvahhh!)
P:Neyse bakmaktan vazgeçtim.
S: (Offf!Bu çok iyi oldu.)
P:Seni ihbar eden kişi Charissa ve Darrin'i öldürdüğünü söylemişti ama bulduğumuz delillere bakılırsa katil erkek ve turuncu saçlı.Yani bu durumda katil sen değilsin.Gidebilirsin artık.
Siren mutlluydu,çünkü deliller onun fiziksel özelliklerine tamamen zıttı.Lolipopunun paketini açtı ve annesine doğru koştu.Birlikte arabaya binip evlerine gittiler.
A:Penelope,hani sorguya çekilmezdik?
P:Çekilmeyeceğinizi düşünmüştüm.
A:Neyse...Zaten bir şey olmadı.
P:Siren'i gruptan atalım mı?Emily ile konuşan birini grupta istemiyorum.
A:Atalım tamam ama...Ya bizim "Kara Tırpanlı" olduğumuzu başkalarına söylerse?
P:O da var...Sana neli lolipop verdiler?
A:Portakallı.
P:Iy!
A:Kesinlikle!
S:Emily!
E:Ne var Siren?
S:Seninle daha fazla takılmak istemiyorum.
E:Penelope ve Albert yüzünden mi?
S:Evet.
E:Ama onlar da seni istemeyecekler,bunu biliyorsun.Değil mi?
S:Şansımı deneyeceğim.
E:Tamam.
S:Sen,bana kızgın mısın?
E:Benim nasıl biri olduğumu biliyorsun;insanlara kötü davranan,zorba ama güzelliğiyle ve zenginliğiyle popüler olan kızım.Sana öyle davranmalıydım.
S:Neden iyi biri olmayı denemiyorsun?
E:Neden deneyeyim?
S:O zaman belki daha çok insan seni sever.Yüzüne senin ne kadar güzel ve havalı olduğunu söylüyorlar ancak arkandan bir ton dedikodu dönüyor.
E:Ama çok dedikodumu yapıyorlar,bu da beni kötü de olsa ünlü yapıyor.İyi biri olsam bu kadar popüler olmam ki?
S:Yani...Haklı gibisin.
E:P ve A ile şansını dene.Onlar seni istemezse de belki benle şansını denersin.
S:Tamam.
Siren aslında onlarla şuan konuşmak istemiyordu.Çünkü onların kendisine kızgın olduğunu biliyordu.Bir süre beklemeye karar verdi.
Bahar...
Bahar ayında her yerde çiçekler açmıştı ve kuşlar cıvıl cıvıl ötüyordu.Karlar da erimişti.Böyle bir günde Siren bahçedeki bankta oturmuş resim çiziyordu.
"Bay Willings olayı unutuldu sanki,Penelope." "Yani,daha az konuşuluyor artık."
Siren şansını denemeye karar verdi. "Hey çocuklar!" Penelope ve Albert ona ters ters baktı, "Ne var?Emily seni dışladı mı?". "Bakın çocuklar...Özür...Dilerim.Aslında olay daha başka." "Boşver,Penelope." Dedi Albert ama Penelope farklı düşünüyordu: "Olay ne?". Siren anlatmaya başladı: "Emily ile aslında İngilizce çalışacaktık ama Emily İngilizce çalışmak yerine sürekli başka şeyler yapmak istiyordu.Alışverişe gitmek,kafede oturmak veya film izlemek gibi...Her ne kadar İngilizce çalıştırmak istesem de o istemiyor ve beni başka şeyler yapmaya zorluyordu.Bana zorla kıyafet denettiriyor ve makyaj yapıyordu..." "Eeee..." "Bir de sizin dedikodunuzu yapıyordu." "Pek sen bizim hakkımızda ne diyordun?" "Katılıyor gibi yapıyordum ama aslında katılmıyordum.Hatta o sizinle arkadaş olmamı bırakmamı istedi ama ben bırakmadım." "Bıraktın aslında..." "Hıhhhh...Evet..." "Aslında sen sadece İngilizce çalıştırmak istiyorsun ama Emily sırf kötü kalpli olduğu ve arkadaş bulamadığı için seninle takılmak istiyor.Sen haklı gibisin.Ama ya onla kurduğun samimiyet?"
"Yani...Olmamalıydı." "Evet,olmamalıydı." "Biliyorum benle arkadaş olmak istemiyorsunuz ama..." "Olduk bile." Penelope Siren'e sarıldı.Albert ise yüzünü ekşiltti "N-Ne?!". "Albert, onu tekrar mesaj grubuna ekle." "T-Tamam ama..." " Aması maması yok!"
P:Söyle bakalım,Emily benim hakkımda neler söyledi?
S:Sana tavuk suratlı dedi ve...
P:Çillerimi tavuk derisindeki pütürcüklere benzetmiş.
S:Bence benzemiyor.
A:Eeeee?Benim hakkımda ne dedi?
S: Kendini Harry Potter zannediyor.
P:Gözlüklerin yüzünden öyle demiştir.
A:Anahtarlığım yüzünden de olabilir.
S:Bir de Penelope'nin saçlarının iğrenç göründüğünü söyledi.
P:Ay,o kendi saçlarına baksın!
A:İnek yalamış!
S:Hahahahaha!
P:Hayır,o bir kere "ZEHAHAHAHAHA"!
S:Zehahahahah!
A:Zeahahahah!
Birkaç gün sonra...
"Anne,baba!Ben dövüş sanatları kursuna başlamak istiyo-
Rum." demişti Penelope. "Tatlım,bale kursu daha güzel olmaz mı?" "Bale kursuna zaten gittim anne! Dövüş kursuna gitmek istiyorum." "İşte benim kızım! Hemen dövüş kurslarına bakı-yorum." Dedi Bay Brönne.Penelope çok heyecanlıydı.Dövüş kursu da nereden çıktı diye sorarsanız; artık kurbanlarına karşı daha güçlü olmak istiyordu.Güçlü olmasa bile en azından bazı dövüş hareketleriyle kurbanını önce bayıltıp sonra öldürebilirdi
"Boks mu,karate mi yoksa kick boks mu?Hangisini istersin?"
Diye sordu babası. "Kick boks en kapsamlısıymış gibi duruyor.O olsun." dedi Penelope.Sonra odasına koşup tabletinden kick boks maçları açtı.Onları izlerken de kendisini kick boks maçında olarak hayal etti. "Artık duvarları yumrukladığımda anneme 'Antrenman yapıyorum.' diyebi-
leceğim!"
P:Çocuklar!Kick boks kursuna başlayacağım!
S:Gerçekten mi?Bu süper bir şey!
A:Harika,tek dövüş kursuna gitmediğin kalmıştı.
S:Albert,öyle deme!
A:Ne var ?
S:Kızın motivasyonunu düşürüyorsun.
P:Her neyse,öğrendiğim teknikleri size de gösteririm.
Günler sonra...
(Penelope'nin ağzından)
"Merhaba yeni gelen gençler,ben antrenörünüz Bay Thunfish.İlk önce ısınacaksınız ve ondan sonra teknikleri öğrenmeye başlayacaksınız.".İlk önce biraz koştuk.
Koşarken müzik de çalıyordu ama şarkılar çok dandikti.Keşke kulaklığımı getirseydim...Neredeyse herkes kulaklığını getirmişti zaten.
Koştuktan sonra esnetme hareketlerine geçtik.Sürekli beden eğitimi dersinde esneme hareketleri yapsak bile nedense bir türlü o kadar esneyemiyordum.Hani şu bacaklarını 180 derece açabilen kızlar var ya...Hiç onlardan olamadım.Bacaklarımı uzattığımda elimi ayağıma dokunduramıyordum.Alışırım diyeceğim ama bu zamana kadar alışamadıysam daha fazla da alışamam.
Ayna...Bay Thunfisch bizi aynanın karşısına geçirtti ve bize bazı hareketler gösterdi.Bizim yapmamız gereken şey ayna karşısında o hareketleri tekrarlamaktı.Aynanın karşısına geçtim ve hareketleri yapmaya başladım.Birden aynanın karşısında kendi yansımam yerine Bay Willings'i gördüm.
Alaycı bir şekilde bakıp gülümsedi.Bu anlık şey dikkatimi dağıttı. Aynaya tekrar baktığımda yine kendi yansımamı gördüm. Yanımda hareketleri çalışan bir kız vardı,ona bakarak hareketleri yapmaya devam ettim.Ama aynaya tekrar bakmadım,yani bakamadım...
S:İlk günüm nasıl geçti?
P:Güzel...Sonda garip bir şey oldu sadece.
A:Ne oldu ki?
P:Bay Willings'i gördüm,bana gülümsedi.Sonra hareketleri unuttum.
A:Bay Willings ne alaka,o ölmemiş miydi?Ayrıca neden Bay Willings?
S:Çünkü en çok dikkat çeken onun ölümüydü.
P:Bu yaşadığım şeyin SAKRONLAR ile bir bağlantısı var mı?
S:SAKRON değil ama,başka kötü varlıklarla bağlantısı var.
P:Ne gibi?
S:Amaaaan boşver...
P:NE GİBİ?!?!?
S:Bazı kötü varlıklar var ama onlar seni ilgilendirmez.
P:Neden?
S:Çünkü sana bulaşmadılar.Bulaşınca anlatırım.
A:Siren,dediğinden hiçbir şey anlamadım.
P:Bunun "beyaz kadın" ile bir ilgisi var mı?
S: "Beyaz kadın" mı?
P:Rüyalarımda sürtekli bembeyaz bir kadın görüyorum.Ama o kadar beyaz ve parlak ki,yüzü görülmüyor.
S:Eyvah!Kötü varlıklar sana bulaşmış.O kadın Selestia SAKRİN!
A:SAKRİN mi?SAKRON'un kardeşi falan mı?
S:Hayır,aaaah!Yarın buluşuruz ve size detaylı olarak anlatırım.
P:Tamam...
A:Yarını iple çekiyorum.
Duş aldım ve yatağıma uzandım.Selestia SAKRİN mi? O da kimdi? SAKRİNLER nasıldı? Siren'in anlattığına göre kötü varlıklardı.Peki onlar da takı takarlarmıydı,veya silahları var mıydı?Bizim okulda hiç SAKRİN var mıydı?Aaaah! Umarım Siren yarın her şeyi anlatır.
"Penelope?Girebilir miyiz?" Annem ve babamdı,kursu soracaklardı. "Kurs nasıldı tatlım? Dövüş sanatlarının sana uygun olduğunu düşünüyor musun?" "Evet,anne." "Peki ya neler yaptınız?" "İlk önce ısındık baba,sonra işte şöyle hareketler yaptık." Ayağa kalkıp yaptığımız hareketleri gösterdim. "İgh!" "Hıyahhhh!" "Iııh!" "Tamam tatlım anladık,
Fena durmuyor.İlaçlarını almayı unutma,tamam mı?" "Tamam!"
İlaçlarım...Mutfağa gidip bardağıma şu doldurdum ve haplarımı yuttum.Üstüne suyumu içtim ve başladı: Yarın sabaha kadar ruh gibi olacaktım.Bu ilaçları kullanmaktan nefret ediyordum ancak kullanmak zorundaydım.Annem ilaçların beni sakinleştirdiğini söylüyor ama bence daha fazlası...
Ertesi Gün...
Siren'in evinde buluştuk.Blumen Ormanı'nda buluşamazdık çünkü artık orası bizim için güvenli değildi.Siren eski ve kalın olan kitabı çıkardı ve 21.sayfayı açtı.Yazılanları da yüksek sesle okumaya başladı.
"SAKRONLAR'ın En Büyük Düşmanı:SAKRİNLER
SAKRİN ile SAKRON,ne çok benziyor;değil mi?Eskiden de birbirlerine tıpkı isimleri gibi yakınlardı.Selestia kötülük yapmasaydı tabi...
İki adet kaya vardı: Sarı kaya ve mor kaya.Bu iki kaya da oldukça güçlüydü,Überdung ve Selestia da bu kayaları keşfedince kayaların güçleri onların oldu.Mor kaya Überdung'un,sarı kaya da Selestia'nın oldu.Bu kayaların verdiği güçler ile kötüleri öldürüyorlardı.Öldüre öldüre kötü
varlıklar yok olmuştu.Bu süreçte de Überdung ile Selestia yaşlanmışlardı.Selestia kayayı çocuklarına miras bırakmayı düşünüyordu,Überdung ise kayanın ve parçalarının sadece hakeden insanlara verilmesi gerektiğini düşünüyordu..."
"Off,Siren çok sıkıldım.Özet geçsen olmaz mı?"
"Nasıl istersen,Selestia'nın çocukları kayanın verdiği güçleri kötü amaçlarla kullanmaya başladılar ve Überdung ile Selestia kavga ettiler. Selestia çocuklarının yanındaydı,bu yüzden Überdung da onu öldürdü.Bundan uzun bir zaman sonra da bir grup insan bu kayayı buldu ve insanlara güç verdiğini keşfetti.Sonra da "MystErica" adıyla insanlara satmaya başladılar.Yabi sadece hak edenlere..."
"Siren,senin özet anlayışın bu mu?" diye kızdı Albert. "Ne yapayım,daha fazla kesemezdim.Olayı anladınız mı bana onu söyleyin." "Bir sorum var; Überdung ve Selestia evli miydi?"
"Evet." "Yani Selestia'nın çocukları aynı zamanda Über-dung'un çocukları olmaz mı?" "Bu durumda,evet." "Überdung, çocukarına karşı mıydı?" "Evet,çocuklarının niyetlerini bilmiyordu.Kayayı kötüye kullanabilirlerdi."
"Peki çocuklar mor kayaya hiç mi dokunmadılar." "Sanırım hayır,zaten çocuklarının hepsi sarı kayanın tarafındalardı."
"SAKRON'a üzüldüm,yalnız kalmış." "Aslında o kadar da değil." Siren'in ne dediğini anlamıştım.Ona gülümsedim ve sarıldım. "Şimdi sana koruma kalkanı oluşturacağım,Seles-
tia'dan korunmak için." Dedi.Eskiden olsa saçma bulurdum ama şimdi bana nedense o kadar da saçma gelmiyordu.
Ama Albert aksini düşünüyordu. "Giy şunu!" Bana kah-verengi,kollarının ucunda minik taşlar olan bir cübbe verdi.
Bir tütsü yakıp etrafımda dolanmaya başladı.Agh!Tamam,
dediklerimi geri alıyorum;bu bir saçmalık.
"Selestia SAKRİN!Penelope Brönne'nin rüyalarına girmeyi bırak! Onu manipüle edip kendi tarafına çekemezsin, o bir SAKRON!"
Dedikleri SAKRİN'i etkilemiş midir,bilmiyorum.Ama onun yerinde olsam,bunları duyunca kahkaha komasına girerdim. Çünkü bir "büyü " yapıyor gibi görünse de bu dediklerinin "büyü" ile alakasının olmadığını düşünüyordum. Bunları demek yerine "hokus pokus" deseydi muhtemelen daha etkili olurdu. "Büyücülük mü oynuyorsun Siren?Biraz daha inandırıc konuşmalısın!" dedi Albert. "Nasıl büyü yapacağımı büyü hakkında hiçbir şey bilmeyen birine sormam komik olur." Diye cevap verdi Siren. Albert'a hak veriyorum.
Bu "büyüsü" etki etti mi,etmedi mi diye test etmek için bu akşam ilaçlarımı bilerek almadım.Biliyorum,almam gerekiyor normalde ama almadım işte.Öylece yatağıma girdim ve uyumaya çalıştım.
Ertesi gün...
Evet...Aslında rüyamda Selestia'yı görmedim ama bunda "büyü"nün etkisi olduğunu düşünmüyorum.Zaten her zaman rüyama girmiyor,bazen giriyor.Ama eğer bu büyü gerçekten de rüyalarıma girmesini engellediyse Siren'e büyü konusunda güveneceğim.Hatta Bay Jaquen'in beni sinir etmemesini sağlayacak bir büyü de yapmasını isteyebilirim.
Bay Jaquen artık eskisi kadar sinir bozucu olmasa bile ona hala sinir oluyordum.Bugün de sarı ve üzerinde mor çiçekler olan bir gömlek giydiği için tüm ders ne kadar tarz olduğunu söyleyip durdu.Biz ders dinlemek istiyorduk,Bay Jaquen'in kibirli tavırlarını değil.Ama ne yazık ki o anlamıyordu.
"Çocuklar,ben yarından itibaren bir hafta sizlerle olamayacağım.Çünkü liseliler gezi olarak Amerika'ya gidecekler ve benim de onlara eşlik etmem gerekiyor.
Ne sinir bozucu,değil mi?Liseliler sizden daha kötü çünkü yetişkinliğe sırf yaklaştıkları için kendilerini bir şey zannediyorlar.Ne kadar itiraz etsem de 150 ülkeye gittim diye benim gitmemi istediler.Kendnize iyi bakın ve benim yerime girecek öğretmeni üzmeyin." Bay Guterson dedi bunları.Öyle hüzünlü anlatmıştı ki sanki ölmeden önce son sözlerini söylüyordu.Ama liseliler konusunda haklıydı,benim gördüğüm kadarıyla liseliler kendilerini bir şey zannediyorlardı.Bu çok saçma,ailelerinin sözlerinden hala çıkamıyorlar çünkü.
Lütfen Bay Guterson yerine Bay Jaquen girmesin derslerimize...O işkenceyi bu haftalık bile olsa 4 saat fazla çekemem.Zaten yeterince çekiyorum.
Ertesi gün...
"Saluğğğt!Biliyoğsunuz,bu hafta Bay Gutewrson yerine ben gireceğim.Merak etmeyin,ben de bu yüzden en az sizin kadar mutsuzum.Çünkü sizinle ders işlemek saç şeklime zarar veri-
yor.Özellikle Penelope ile ders işlemek göçmleğimin ütüsünü bozuyoğğğ!" Bir saniye,tırpanım neredeydi ya? Şimdi iki kişiyi çok rahat öldürebilirim çünkü: Bay Jaquen ve Bay Jaquen'in bizim derslerimize girmesini isteyen kişi. Şu Selestia'nın varlığını öğrendiğimden beri Bay Jaquen'in bir SAKRİN olduğunu düşünmeye başlamıştım zaten.Yoksa nasıl özellikle bana karşı bu kadar kötü olabilirdi ki?Hfffff! Salak öğretmen!
"Boşver Penelope,o çirkin gömleğinin ütüsü bozulsa ne olacak ki sanki?"
Albert imdadıma yetişmişti neyseki,bu not beni daha da mutlu etti.Evet,şimdi benim hücrelerimi öldürecek bu dersi dinleyecektim.
"Neden Bayn Luth veya Bay Haaruh girmedi ki derslerimize?"
Diye sordu Siren. "Biliyor musun Siren,ben artık Bayan Luth'u da sevmiyorum.Böyle bir ucubeyle sevgili olan birini nasıl sevebilirim ki?" "Penelope'ye katılıyorum." Dedi Albert.
"Ayyyy!Acaba düğünleri nasıl olacak?" diye sordu Siren. Ona ters ters baktım.Hayır,aklımda canlandı...Hayır,hayır,hayır!
YA ÇIK AKLIMDAN!IGHHHHHH!
"Penelope?Neden kabız olmuş gibi sesler çıkarıyorsun?"
"Kabız olmuş gibi ses mi?" "Ighhhhh'ı kastediyorum." "Aklıma bir düşünce takıldı da onu kovmaya çalışıyorum." "O düşünceyi aklından çıkarabilirim..." "HAYIR!Gerek yok..."
"Öyle mi?Peki..."
Ertesi Gün...
"Hey!Okuldan sonra bizim eve gelsene?" "Olur,Siren."
"Biraz kız kıza konuşalım."
"Siren,sence de Albert'ı biraz dışlıyormuş gibi görünmüyor muyuz?" "Hayır bence,neden?" "Yani...O biraz arka planda kaldı." "Bak,bizim grubumuzun amacı cinayet işlemek. Sen ve ben cinayeti seviyoruz,kandan veya cesetlerden korkmu-yoruz.Ama Albert öyle değil,her ne kadar korkmuyormuş gibi görünse de aslında kan ve ölülerden korkuyor." "Ama seninle sadece 1 kişi öldürdük." "Ama bunu yaparken çok eğlendik."
"Ama şüpheyi de benim üzerime çektin." "Aman...O bir kazaydı." "Kaza mı?Hayatım mahvolabilirdi." "Ama mahvol-madı." "Şimdilik..." "Şimdi kimi öldürmeyi düşünüyorsun?"
"Kimseyi,bir süre kimseyi öldürmeyi düşünmüyorum. Zaten öldürmek yanlış bir şey." "Ben de ona katılıyorum,ama ne bileyim...Bu iş eğlenceli." "Katılıyorum." "Senin en sevdiğin cinayet hangisi oldu?" "Bay Willings'i kandırmak eğlenceliydi, ama Dünn'ün cinayetini tercih ederim." "Nasıldı ki?"
"Dünn'ün anime hayranı olduğunu biliyorsun,ona bir anime karakteri ismiyle e-posta attım.E-postanın ne hakkında olduğunu tahmin edebiliyorsundur..." "Onu ormana davet ettin." "O da salak olduğu için e-postaya inandı ve Cadılar Bayramı'nda ormana gitti.Ben de onu orada öldürdüm.Sonra bazı olaylar oldu ve bu yüzden bu cinayetin üzerinde o kadar da durulmadı." "Çocuk harbiden salakmış." "Sen benim yerimde olsan kimi öldürürdün?" "Bay Jaquen...Bir de Ali.
Emily de olabilir." "Eski en yakın arkadaşını mı?" "Penelope!"
"Tamam!" "Ayyy!öyle bir konuşuyoruz ki sanki öldürmek normal bir şey." "Aynen." Siren bu arada çizim yapıyordu.
"Ne çiziyorsun?" "İnsan çizimleri,en çok insan ve organlar çizmeyi seviyorum.Hayvan çizmek bana çok sıkıcı geliyor."
"Ben de insan çizmeyi seviyorum.Ama resim konusunda iyi sayılmam." "Sana yardım edebilirim istersen." "Olur,Pazar günü birlikte resim çizeriz." "Tamam,artık Emily'ye "ders vermeyeceğim" için müsaitim."