İçeriğe geç

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 17 · 11 dk okuma

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 17

Ölü 4

"Penelope!Acıyor..." "Düzgün dur Siren." Penelope Siren'in yüzüne kahverengi noktalar çizmeye çalışıyodu. "Aağağağağ!

Çok acıdı." "Ne acıtacak ki?Yüzüne noktalar çiziyorum altı üstü." Sonunda noktalar bitmişti. "Şimdi dolabımdan bir şeyler alıp giy.Olabildiğince bana benzemeye çalışmalısın." dedi Penelope ve Albert ile Siren'in giyinmesi için odadan çıktılar. "Şimdi ben seninle odada mı duracağım?" diye sordu Albert. "Evet,birlikte telefondan Siren ile konuşacağız." dedi Penelope.Albert sesini biraz daha kısarak : "Ona güvenebilir miyiz?" diye sordu.Albert Siren'e Bay Willings konusunda pek güvenemiyordu.Aslında Penelope'de pek güvenmiyordu. "Sen onun çizdiklerini gördün mü?" diye sordu.Albert tam cevap verecekken Siren kapıyı açtı ve "Giyindim!" dedi.Penelope de ona peruğu verdi ve birlikte evin kapısına doğru yürüdüler. Penelope elini Siren'in omzuna attı ve "İyi şanslar!" dedi. Siren de ikisine gülümseyerek evden çıktı.

P: Şimdi Bay Willings tam olarak nereye gelecek?

S:Blumen Ormanı'nın yanındaki kafeyi biliyor musun?

P:Evet?

S:Oraya gelecek.

P:Tamam.

"Penelope bence o pembe kulaklığı bırak ve birlikte şu beyaz kulaklıkları takalım." Dedi Albert.Bunun üzerine Penelope kulaklığını çıkardı ve beyaz kulaklığın bir tekini kendi kulağına taktı. "Şimdi ikimiz de duyuyoruz."

Bir süre sonra...

S:Penelope,bir sorun var.

Albert: (Eyvah!)

P:Nedir sorun?

S:Blumen Ormanı'nın her yerinde kameralar var.

"Eyvah!" dedi Penelope. "Biz bunu nasıl akıl edemedik?" "Herhalde tırpan vakalarından sonra önlem alma gereği duymuşlar." Dedi Albert. "Önlem almaları gerekiyordu zaten,

Ama bu önlem;bizim planlarımızı bozdu." dedi Penelope.

B.W.:Penelope senin telefon görüşmen ne zaman bitecek?

"pFRRRRRRRRRTRTATTYWTTQTY" Albert birden koca koku bombasını saldı. "Offff!" dedi Penelope. "Neye 'of' dedin tam olarak?" diye sordu Albert.Penelope de "Adamın günde iki paket sigara içiyormuş gibi bir sesi var ve sen de osurdun."

dedi.

S:Bütün dediklerinizi duyuyorum.

"Aynı zamanda adam Almanca için Google Translate kullanmış."

S:Bu dediğini de duydum.

P:Siren!

"Siren ne yapmalı şimdi?" diye sordu Albert. "Kameralardan birini kırması...Olmaz,çok şüphe çeker." Dedi Penelope.

P:Onu ormanın dışına götür.

S:Hangi tarafına?

P:Kameralardan olabildiğince uzak bir tarafına.

S:Tamam.

P: (İşimiz bir hayli zor olacak)

S:Burada durabiliriz Bay Willings.

B.W.:Sonunda karar verebildin Penelope!

P:Adam özellikle her cümlesinde "Penelope" diyor.

S: (Şüphelenmemeli,şüphelenmemeli,şüphelenmemeli...)

B.W.:Öncelikle şu 'mesajlar' hakkında konuşmak istiyorum.

S:Aghhhhh!

P:Ne oldu!?!

S:Bana...Neden tokat attınız?

A:Eyvah!Siren'e tokat atmış.

B.W.:Nasıl bana öyle mesajlar atarsın?Karşında yaşıtın yok!

P:Ahahahah...

A:Komik olan ne?

P:Adam direkt çeviriden okuyor.

A:Haaaaa...

S:Asıl sizin bana attığınız mesajlar terbiyesizce!

Bay Willings bir süre durdu.Sonra da elini cebine soktu.

P:Ses gelmiyor sanki...SİREN!

S:B-b-bıçak mı?

A:BAY WİLLİNGS SİREN'E BIÇAK MI ÇEKTİ?

P:Bu adam harbiden pisliğin teki...Hey SİREN! Sen SAKRON-

sun,güçlü ve cesur ol.

S:Şu bıçağı bir çekseniz...

B.W.:Bu hayatta en nefret ettiğim şey terbiyesiz çocuklardır.

S:İyi de benim yaşıtlarım da böyle,hem siz nasıl olur da bir çocuğa öyle mesajlar atarsınız? Hem o mesajlar,hem de bıçaklı tehdit yüzünden hapse gireceksiniz!

B.W.:Daha fazla konuşma...

S:Siz aptalsınız!Bu dediklerim için özür dilemeyeceğim.

B.W.:Özür dileyeceksin...

S:Aaaaa!Yapıyor olduğunuz bir kötü şeyi daha buldum...Psiko-

lojik ilaç kullanan birine saldırıyorsunuz şuan! 3 farklı ilaç kullanıyordum hani,hatırlamıyor musunuz?

B.W.:Sanırım şu ilaçlarını almayı unuttun...

S:Yani...

P:Aferin Siren!Çok iyi konuşuyorsun.

A:Aferin!

P:Bıçak ne durumda?

S:Asıl sizin benden özür dilemeniz gerekiyor Bay Willings.Bu üç ayrı şeyden dolayı.

B.W.:Hmmmmm...Sanırım özür dileyeceğim.

"Penelope...Hadi git!" diye bağırdı Albert.Penelope de kulaklığını çıkarıp boynuna mikrofonunu taktı. "Bana şans dile Albert."

Kameralara görünmeyecek şekilde dikkatlice gölün yanına gitti.Kameraları kontrol ettikten sonra gölün kenarını kazdı ve tırpan ile pelerinini çıkardı.Pelerinini kameralara görünmeden giydikten sonra tırpanını da alarask koşarak Siren'in yanına gitmeye başladı.

P:Siren,ben geliyorum.

S:Yeri biliyor musun ki?

P:Evet!

B.W.:Kiminle konuşuyorsun ki?

S:İçimden konuşuyordum.

B.W.:Tamam.

S:Bir daha beni rahatsız etmek yok.Benimle hiçbir şekilde de konuşmayacaksın.

B.W.:Tamam.

Siren,Bay Willings'e sarıldı.Penelope uzaktan onları görmüştü: "Iy!Neden öyle bir şey yaparsın ki?" dedi içinden.

"Bu kız tam bir aptal." Sonra birden aklına geldi, "Belki aptal değildir..."Tırpanı atacak kadar yaklaştığında atış pozisyonunu aldı ve içinden "Üç,iki,bir..." dedi.Bir deyince de tırpanı fırlattı.

Tırpan tam Bay Willings'in kafasına isabet etti. Bay Willings de çığlıklar içinde yere düştü.Penelope koşarak Siren'in yanına geldi. Siren Penelope'ye döndü ve "Öldü mü?" diye sordu.

Penelope tırpanı Bay Willings'in başından ayırdı.O an her tarafa kan fışkırmaya başladı.Penelope pelerini ile kanın kendisine gelmesini engelledi.Siren de kan fışkırması esnasında cesetten uzaklaşmıştı.Bu yüzden ona da kan gelmedi.Kan fırkırması bitince Siren tekrar Penelope'nin yanına geldi.Penelope de Bay Willings'in kafasını çevirerek Siren'in görmesini sağladı.Bay Willings hala ölmemişti,gerçek Penelope'ye öylece bakıyordu.Her zaman çatık olan kaşları da bu sefer çatık değildi.Penelope'ye üzgün bir şekilde bakyordu.

"Keşke bana yazmasaydın..." dedi Penelope soğuk bir ses ile.

Sonrasında Bay Willings gözlerini kapattı.

"Plan başarılı." Dedi Penelope.Albert da "İyi bari..." dedi. Penelope'nin birini öldürmesine sevinmemişti tabi.Ama bir planın başarılı olması da insanı mutlu ederdi.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Penelope Siren'e. "Ölçüm yapıyorum." Diye cevap verdi Siren. "Neden ölçüm yapıyorsun ki?" "Filmlerde gördüğüm katiller ölçüm yapıyor."

"Hiçbir filmde ölçüm yapmıyorlar bu arada..." dedi. Siren pek umursamıyor gibiydi.

S:Not al;boy:1.93,göz rengi:mavi,saç rengi:siyah...

P:Boy dışındakileri biliyordum.

"Vay be..." diye düşündü. "Benden 29 santimetre uzun."

S:Benden de 25.Hatta boyum son ölçümlere göre boyum 1.70'ti.Bu da 23 santimetre yapıyor.

P:Sen bayağı uzunsun ,ben de uzun olmak istiyorum.

S: Sende kısa sayılmazsın aslında...Charissa'yı düşününce...

İkisi de güldü.

P:Onla zamanında nasıl iletişim kurabiliyordun acaba...

S:Bilmem...Hey,biliyor musun?

P:Neyi biliyor muyum?

S:Bay Willings beni öptü.

P:Bunu nasıl normal bir şeymiş gibi anlatabiliyorsun? Çok iğrenç...

S:Eeeee...

P:Hem biliyor musun aslında Bay Willings'i öldürmem pek bir şey değiştirmedi.

S:Ne anlamda?

P:Adam 2 sene sonra muhtemelen akciğer kanserinden ölecekti.

S:Akciğer kanseri mi?

P:Adamın sence de günde 2 paket sigara içiyormuş gibi bir sesi yok muydu?

S:Yani...

P:Sence çantasına bakalım mı?

S:Ooooo... Tamam.

İkisi Bay Willings'in çantasına bakmaya başladılar.

S:Hey,kimlik kartını buldum.

P:O bizde kalsın.

S:Bende kalabilir mi?

P:Tamam.

S:Tam 10 bin frangı var!

P:Yani...O parayı alamam.

S:Mal mısın?Senin yerinde olsaydım kesin alır...

P:Annen odanda 10 bin frank bulsa ne düşünürdü?

S:Haklısın...

P:İstersen al ama olacaklardan sorumlu değilim.

S:Tamam.

P:İşte!Marka vermek gibi olmasın ama bir adet Malboro buldum.

S:Eeeee?

P:Sigara içtiğinin kanıtı.

S:Sigara içtiğini biliyordum ki zaten?

P:O zaman neden şaşırdın.

S:Şaşırdım mı?

P:Her neyse,artık yavaş yavaş dönelim.

Eve dönüşleri biraz zor olsa da bir şekilde dönebildiler.Albert, Bay ve Bayan Brönne onları bekliyorlardı. "Kızlar nerelerdey-

diniz?" "Hiiiç..." dedi Siren. "Biraz temiz hava alalım dedik."

"Keşke Albert'ı da götürseydiniz." "Bana söyledi,ler ama ben istemedim." Sonra kızlara göz kırptı Albert.Kızlar da mesajı almışlardı.

"Yaşasın bu akşam bizde kalıyorsunuz!" dedi Penelope.Siren ve Albert da kalacakları için çok mutluydular. "Sırf sizde kalabilmek için haftasonu ödevini okulda bitirdim." Dedi Albert. "Biz de diyoruz neden bu çocuk yanımıza gelmiyor."

"Ben planın başarılı olduğunu söyledim ve siz ondan sonra telefonu kapattınız.Benden sonra neler oldu." Siren ve Penelope olanları anlattılar. "Yani öyle sohbet ettiniz?" dedi Albert.Kızlar da başlarını "Evet." Anlamında salladılar.Sonra Bay Willings'in kimlik kartını gösterdiler.

A:Sizin şu kimlik kartı biriktirme alışkanlığınız ne zaman bitecek?

S:Altı üstü 2 tane kimlik kartı aldık.

A:Bu 2 zamanla olacak 20 ama.

S:Offf,sen mi biriktiriyorsun sanki.

A:Adamın kimlik kartındaki gülümsemesi bile korkunç.Şu göz torbalarına ve gülümsemeye baksanıza...

P:Siren buna aşık oldu işte.

S:Ben aşık falan olmadın!

A:Penelope'ye katılıyorum.

S:Yaaaa!

A:Ne "Yaaaaa!"?Biz mi sana aşık ol dedik?

S:Ergenlikte olur ama böyle şeyler.

A:Biz niye kimseye aşık olmadık.

S:Demek doğru kişiyi bulamamışsınız.

A:Ne?!?!?!?!Yani Bay Willings için "Doğru Kişi" mi diyorsun?

S:Onu kastetmedim!

P:Aptal gibi davranma Siren!

S:Siz de beni yargılamayın!

A:Biz seni yargılamıyoruz,sana doğru yolu göstermeye çalışıyoruz.

S:Doğru yolmuş...

P:Siren...Bu aptallıklarına katlanamıyorum.

S:O zaman gidiyorum.

A:Dur,gitme!

S:Görüşürüz.

P:Siren!

S:Ya şaka yaptım!Siz de çok safsınız.

P:Böyle şaka mı olur?

A:Penelope!

S:Şimdi ne yapıyoruz?

P:Benim harika bir fikrim var...

S:Neymiş?

P:Ödev yapalım!

S:Neyse ki ödevlerimi getirmedim.

P:Tüh ya!Ben ödevlerimi yapayım o zaman,siz de benimle konuşursunuz o sırada.

Biraz sohbet ettiler,ondan sonra çok yorulduklarını fark ettiler ve uyudular.

(Penelope'nin ağzından)

Bir yerden zil sesine benzeyen bir ses geliyordu.Bu sesin nereden geldiğini öğrenmek için etrafa baktım.Orada,arkam-

Da Siren'in tokası duruyordu.Hani şu mühürlenen tokası.

Toka gittikçe bana yaklaştı.Bana neden yaklaştığını anlamamıştım.Birden gözlerimin kocaman açıldığını hissettim.

Bu yüzen canım acıyordu.Toka titremeye başladı ve mühür yavaş yavaş sökülmeye başladı.İyice sökülüp düştü. Bunu nasıl yapabilmiştim?

(Siren'in ağzından)

Gece bazı sesler gelince uyandım.Bu seslerin nereden geldiğine bakarken birden Penelope'yi gördüm.Uçuyordu ve gözlerini kocaman açılmıştı.Aynı zamanda bir zümrüt gibi parlıyordu.Çok şaşırmıştım.Hemen salona koşup Albert'ı uyandırdım.Bunu o da görmeliydi.Albert hemen odamıza geldi ve Penelope'yi görünce ağzını kocaman açtı.Her ne kadar gözlerini kocaman açmış olsa da hala uyuduğuna emindim.Çünkü uyuyor gibisesler çıkarıyordu.Albert yatağa çıkıp Penelope'yi sıkıca tuttu ve aşağıya indirmeye çalıştı.

Ona bunu yapmamasını söyledim ama beni dinlemedi. Her ne kadar aşağıya çekmeye çalışsa da Penelope 1 santimetre bile aşağıya inmiyordu.Hatta daha bile yükseliyordu.

(Penelope'nin ağzından)

Birden karşımda bir ayna belirdi.Ama aynada kendimi değil, beyazlar içindeki o kadını görüyordum.Hala yüzü görünmüyordu ama.Sonra kadının arkasında uzun beyaz saçları olan yaşlı bir adam belirdi.Adam yeşil ve mor karışımı uzun bir cübbe giyiyordu ve kafasında mor taşlarla süslü bir taç vardı.Bir de yüzünü görebiliyordum.Yemyeşil gözleri ve sevimli bir gülümsemesi vardı.Birden cübbesinin altından bir kılıç çıkardı ve kadına doğru doğrulttu.Ama ona zarar verdi.

Bana dönerek "Onu öldür!" dedi.O an yere düştüğümü hissettim ve bu hisle birlikte gözlerimi açtım.Odamdaydım ve Siren ile Albert başımda duruyordu.

(Albert'ın ağzından)

Penelope'yi aşağıya çekmeye çalıştım ama olmadı.Onun yerine kendisi birden düştü.Kısık bir sesle "Ne oldu?" diye sordum.O da gözlerini açıp kapatırken "SAKRON...Überdung SAKRON'u gördüm.Bana 'Onu öldür.' dedi." Dedi.Bunu duyunca şaşırdım.Bay SAKRON Penelope'yi manipüle ediyor ve onu insanları öldürmeye yönlendiriyordu.Bunu ona söylemek yerine "İlaçlarını almayı unutmuşsun." Dedim. O da "Artık geç oldu." dedi ve uyumaya devam etti.Onun için endişelenmiştim.Siren bana "Artık sen de uyu." Deyince salona dönüp kanepeye uzandım.Ama ne yazık ki uyuyamadım.Tüm gece bu olanları ve öncesindeki cinayetleri düşündüm.

"Albert,sen iyi misin?" Dün gece hiç uyuyamadığımdan kendimi aşırı yorgun hissediyordum. "Senin için ekmeğe fıstık ezmesi sürmemi ister misin?" diye sordu Penelope. "Olur." dedim. "Seni eve bırakmamızı ister misin,Albert?" diye sordu Bay Brönne. Yine "Olur." dedim.Kahvaltıdan sonra üzerimi değiştirdim ve eşyalarımı toplayarak Bay Brönne'nin arabasına bindim.Eve gidip hemen yatağıma uzandım.Ama uykum hiçbir şekilde gelmiyordu.Ne zaman uyumaya çalışsam aklıma cinayet ve Penelope'nin rüyası geliyordu. Penelope bilincinde değildi,kendi isteğiyle birilerini öldürmüyordu.Ona öldürmesini Bay SAKRON söylüyordu.Ama bunu ona söylersem bana kesin inanmazdı.Bu aklıma gelince tekrar yatmayı denedim ve yatabildim bu sefer.

(Siren'in ağzından)

S:Emily! 1 saat içinde İngilizce dersi için geleceğim.

E:Ama ben evde değilim.

S:Ama İngilizce dersi...

E:Şuan alışveriş merkezindeyim.Seni orada bekliyorum.

S:Emily,İngilizce dersin var.

E:Hadi ama...Gezerken İngilizce konuşuruz.

S:Offff!Tamam.

Albert'tan sonra ben de evime dönmüştüm ve Emily'in evine gitmek için hazırlanmıştım.Ama bir eve gideceğim için o kadar da özenmemiştim giyeceklerime.Salaş giysilerimizi çıkarıp yerine daha şık kıyafetler giydim.Sonra Athen beni alışveriş merkezine bıraktı.Emily bulunduğu yerin konumunu attı.

Ben de konumdan yararlanarak yanına gittim.Kafenin masalarından birinde annesi ile oturmuştu.Yüzünde yaşına göre çok fazla makyaj vardı ve pek te kışa uygun giyinmemişti.

Beni görünce bana doğru koştu ve "Hadi gidelim!" dedi.

"Sen Chanel'in yeni çıkan çatasını gördüm mü?Çooook şirin!"

"Ben o tarz markaları takip etmiyorum."

"Iyyy!Yoksa ucuzcudan mı giyiniyorsun?"

"Yok,hayır.Sadece...Tarzıma pek uymuyor."

"Ah,anladım."

"Bu arada İngilizce konuşmaman dikkatimi çekti."

"Ama sen de konuşmuyorsun."

"Oh...You're right."

"Ne dedin şimdi?"

"Ah,haklısın."

"Vay canına...İngilizcen süper."

"Can you please speak English?"

"Bu sefer ne dedin?"

"İNGİLİZCE KONUŞUR MUSUN?!"

"Ah...Okeeeeeey!"

Emily ile bir yandan mağazalara bakarken bir yandan da İngilizce konuşmaya çalışmak işkence gibiydi.Ama onla anlaşma yapmıştık.

"Vaoooooooov!Şu dress'e de bak!"

"Lütfen cümlelere İngilizce kelimeler katmak yerine direkt İngilizce konuş!"

"Okay,sir."

" 'Sir' erkekler için kullanılır ama neyse..."

Bana sürekli kıyafetler denettirdi ve eline aldığı her ruju benim dudaklarıma sürdü.Hiçbirini de beğenmedi üstelik!

"Bu ruj fazla pembe,bu çok koyu,bu seni çok kapattı,bu seni çok yaşlı gösterdi..." "Bak Emily,bana bir şeyler almak zorunda değilsin.Lütfen her gördüğün şeyi bana denettirmeyi bırak."

Emily beni dinlemiyordu.Dudaklarıma 30 farklı ruj sürdükten sonra sonunda 31.'yi beğendi.İkimiz de kupa kazanmışız gibi sevindik.Rujun etiketindeki fiyata baktım ve çok pahalı olduğunu fark ettim. "Bak,gerçekten bir şeyler almak zorunda değilsin." Dedim ama bunu derken annesinin kredi kağıdını pos cihazına uzatmakla meşguldü. Offf!Biri bana bir şey alınca kendimi ona borçlu hissediyordum.Bu konuda da Penelope ile benziyoruz.

Günün sonunda yine kolum paketlerle doluydu.Bir sürü şey almıştık ama hiçbirini ben ödememiştim.Bay Ophelia beni eve bıraktı.Arabalarından inerken utanarak "Tşekür edrm..." dedim ve eve doğru koştum.Zili hemen çaldım ve kapı açılınca hemen odama koştum.

Kendimi çok kötü hissediyordum.Bu aldıklarımız belki ailemizin bir aylık maaşına eşitti.Offf!Emily neden böyle yaa...

E:Hey!Nasılsın Siri!

S:İyi...Aldıkların için teşekkür ederim.Sana ne yapmamı istersin karşılığında?

E:Ayyyy!Karşılığa hiç gerek yok aslında.

S:Emin misin?

E:Aslında bir tane olabilir.

S:Nedir?

E:Penelope ve Albert ile takılmayı bırak ve benle arkadaş ol.

S:Bu mümküm değil.

E:Nedenmiş?Ben senin için o ucubelerden daha iyi bir arkadaş olurum.

S:Saçmalama Emily,eğer senle takılırsam arkamdan "Sırf Emily ile arkadaş olmak için Charissa ve Darrin'i öldürdü." Derler ve bu dedikodu da hayatımı mahveder.

E:Ne?!

S:Evet.

E:O zaman...En azından bana azıcık daha yakın ol.

S:Offff!Tamam...Sanırım.

E:Bu harika! İki sarışın takılırız.Dedikodu alışverişi yapar ve kıyafet tarzımızı da paylaşırız.

S:Olur...

E:Sen şu andan itibaren benim en yakın arkadaşımsın.

S:Yani,hemen öyle "arkadaşım" demeyi doğru bulmuyorum ama...

E:Neyse,değil mi?

S:Evet.

Annem odama girdi,aldığım paketleri görmüştü. "Sanırım yine alışveriş yaptınız.Aldıklarını göstermek ister misin?" diye sordu.Hiç gösterme niyetim yoktu. "Sonra gösteririm." Dedim.O da "Tamam." Diyerek odamdan çıktı.Sonra poşetlerin içindekileri boşalttım ve tekrar baktım.Neden ruj almıştık ki?Asla makyaj malzemesi kullanmam.Ama belki büyüyünce kullanırdım.Bu yüzden kenara koydum.Diğer kıyafetlerimi de dolaba kaldırdım.Odamda biraz tur atmaya başladım,kitaplığa ve masama da baktım.Tokam orada duruyordu.Ama bir değişiklik vardı...Mühürlü değildi artık.

İnanamıyordum,mühürün çıkması imkansız sanardım ama meğer değilmiş.Hemen tokayı taktım ve ateş çıkarmaya çalıştım.Ellerimde minik alevler belirdi.Yaşasın! Sevinçten oraya buraya ateş püskürtmeye başladım.Sonra da tek tek üflemeye...Bunu kim yaptı diye düşündüm,sonra aklıma bir isim geldi: Penelope.Tabi ya,dün gece yaşananların sebebi buydu.Mührü çıkartmaya çalışıyordu.Onu zaten seviyordum ama bu yaptığıyle daha çok sevmeye başladım,teşekkürler Penelope!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.