İçeriğe geç

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 16 · 28 dk okuma

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 16

"Tokam...Mühürlenmiş!" dedi Siren. "Tokanın mühürlenmesi ne anlama geliyor?" diye sordum.Yüzü düştü, "Çok kötü bir şey...Eğer taktığın takı mühürlenirse bir daha özel gücünü kullanamazsın." Dedi. "Neden mühürlendi ki?" diye sordum.

Soruyu Penelope cevapladı, "Siren dün herkesin içinde özel gücünü kullandı.". "Bunu kitaptan mı okudun?" diye sordu Siren. "Sadece tahmin yürüttüm." "Kitapta da aynı onu söylüyor çünkü." Dedi Siren.Sonra kitaplığından kalın ve oldukça eski bir kitap aldı. "Senin dediğin şey 341.sayfada yazıyor;taktığın takının mühürlenmesinişn sebebi,SAKRON olmayan insanların arasında gücünü kullanmaktır." "Bu taktığımız şeylerin 'takı' dışında bir ismi var mı? Takı demek çok saçma geliyor çünkü." Dedi Penelope. "Maalesef." Dedi Siren. "Bu mührü çıkarmanın bir yolu var mı?" diye sordum.

"Yok." Dedi Siren. "Ateşe tutsan?Belki mühür erir." Diye öneride bulundum."Olmaz." "Deneyelim en azından. " Denemekten ne zarar gelebilirdi ki? Siren ofladı ve eline bir çakmak aldı. "Çakmak kullanarak ateş yakmak benim için utanç verici." Diyerek bir mum yaktı.Yaktığı an etrafa vanilya kokusu yayıldı. "Zevk sahibiymişsin ." dedi Penelope. Siren tokayı aldı ve muma doğru tuttu.Tutar tutmaz ise yere fırlattı.

"Çok sıcak!" "Tüh!Eskiden sıcağı hissetmiyordun ama şimdi hissediyorsun." Dedim. "Acaba neden?" diye sordu tersleyerek. "Tersleyecek ne vardı?" diye kızdı Penelope.

"Bıçakla kazısan çıkar mı?" Bunu da denemeliydik.Siren yine ofladı.Bunda oflanacak ne vardı ki? "Sen aptalsın Albert,olmu-

Yor işte.Bitti." Neden yapamayacağını düşünüyordu ki? Mutfağa gittim.Giderken arkamdan seslendi "Olmayacak, olmayacak!" .Bayan Meerder'den bir bıçak rica ettim. "Hangisi lazım?" diye sordu. "En keskini." Dedim. Umarım yanlış anlamamıştır.Siren'in odasına dönüp tokayı aldım ve mührü kazımaya başladım.Ancak mühür çıkmıyordu.Hatta bıçak bile kırıldı. "Olmuyor." Dedim. "Olmaz tabi." Sonra aklıma bir fikir geldi. "Bu SAKRON örgütü veya her neyse onun bir lideri falan yok mu?Ona sorsam?" diye sordum. "Ya tabi...

İstersen telefon numarasını vereyim,ara sor." Diye dalga geçercesine cevap verdi. "Albert'ın dediği mantıklı aslında Siren,onu terslemeyi bırakır mısın?" diye sordu. "Sen öyle diyorsan mantıklıdır.Ama onu nasıl çağıracağımı bilmiyorum."

"Kitapta yöntemi yazıyordur." Dedi Penelope.Siren kitabın sayfalarını karıştırdı.345. sayfaya gelince durup yazılanları okumaya başladı. "Überdung SAKRON'u çağırmak,malzeme-

Ler:

Überdung mu? Hayatımda daha saçma bir isim duymamış-tım.Ama neyse,şimdi beni bulur öldürür falan...Hiçuğraşa-mam.

· 3 obsidyen

· 2 siyah veya gri renkli taş

· Biraz çimen

· Biraz toprak

· Bir çubuk

· Bir tavuk budu (hindi de olur)

· Mysterica takısı

· Duman

Yapılışı:

Obsidyen ve diğer taşları bir bir yarım ay olacak şekilde dizin.

Ortasına çimen ve toprağı koyun,onun üzerine de tavuk budunu koyun.Taşların arkasına da Mysterica takısını koyun.

İstediğiniz şekilde duman çıkarabilirsiniz.Dumanı çıkardıktan sonra "Sevgili Überdung SAKRON,..." deyip istediğiniz şeyi söyleyin.Cevabını rüyanızda alacaksınız.

"Çok saçma." Dedim. "Bu önemli,deneyeceğiz." Dedi Siren.

"Deneyeceğiz değil,deneyeceğim.Tekil konuş." Dedi Penelope. "Ben de pek yapma taraftarı değilim çünkü."

Siren güldü: "Ne oldu?Korkuyor musun yoksa?" diye sordu.

Penelope kaşlarını çattı. "Korkuyor olsam SAKRON olup 3 kişinin canını almazdım." Dedi. "Ayrıca bu biraz ileri boyutta bir şey,pek uygun bulmuyorum bu yüzden." Diyerek ekledi.

Siren çekmecenin üzerinde duran saksı bitkisini aldı ve içindeki toprağı masaya döktü. "Bunlar boş iş,Siren." Dedim.

"O zaman gidebilirsin Albert." Dedi o da. "Tamam." Deyip odadan çıktım ve evin kapısına doğru yürüdüm. "Hadi ama,şaka yapıyordum.Gel Albert." Dedi Siren.Oflayıp odaya doğru yürüdüm. "Ben çimen getiriyorum.Siz siyah veya gri taş ve obsidyen bulun.Tam sayıda bulsanız daha iyi olur." Diyere odadan çıktı. "Oksidyen ne demek?" diye sordum. "Obsidyen o,bir doğal taş." Dedi Penelope.elefonumdan nasıl bir taş olduğuna baktım.Simsiyah ve parlak bir taştı.Penelope "Ben obsidyenleri bulacağım.Sen de diğerlerini bul." dedi.Etrafa iyice bakındım.Siren'in odası dopdoluydu,her türlü gereksiz şey vardı.Mesela turuncu gaz lambası,sonra pembe gaz lambası,kedili şişme yatak,s şeklinde yastık,a şeklinde yastık (İsminin içinde "a" tarfi bile yok.),posterler,kostümler ve daha fazlası.Odasında istediğimi bulamayıca bahçeye çıktım. Karla kaplı olduğu için yerde taş bulamadım ama birkaç saksı vardı.Saksılardan birinin içinde iki gri taş vardı ama üzerler-inde beyaz çizgiler vardı.Umarım Bay SAKRON bunları kabul ederdi.İçeri girip "Obsidyen bulabildin mi?" diye sordum Penelope'ye. "Hayır." Dedi. "Odası çöplerle dolu,bu da bulmamı zorlaştırıyor." "Katılıyorum." Dedim ben de.Ben de taşları zar zor bulabilmiştim. "Taşları ve obsidyenleri bulabildiniz mi?" diye sordu Siren.Ona elimdeki taşları gösterdim. Penelope de bulamadığını söyledi.Siren odasındaki sandığı açtı ve içinden bir kutu çıkardı.Elini kutuya daldırdı ve içinden üç tane obsidyen çıkardı. "Çilekli tütsüm olacaktı. Biriniz onu yaksız,ben bir şeyleri yakmak istemiyorum artık." dedi. "Tütsü nerede?" diye sordu Penelope.Yine aynı sandığın içinden başka bir kutu çıkardı.O kutunun içinde de tütsüler vardı. "Geçenlerde tarçın aromalı tütsü de almıştım aslında .Hangisini kullanalım?" diye sordu.İkimiz de aynı anda "Tarçın." Dedik.Çilek kokusuna tahammülüm yoktu, Penelo-pe'nin de çileklerle sıkıntısı vardı.Siren bir tütsü çubuğu aldı ve tütsülüğe taktı.Sonra çakmağı Penelope'ye verdi. "Geriye ne kaldı?" diye sordu. "Bir tavuk budu,bir çubuk ve tokan."

"Albert sen mutfaktan bir tavuk budu al.Annem benim et sevmediğimi biliyor,ben almamalıyım." Dedi.O diyince mutfağa gittim. "Penelope,sen de benim büyücü deyneğimi getir.Ben yerleştirmeyi yapacağım." Dedi.Elimde bir adet çıtır tavuk budu ile döndüm. "Umarım Bay SAKRON KFC seviyordur." Dedim.Hepimiz aynı anda güldük.Siren malzemeleri gerektiği şekilde yerleştirince ritüele başladı.

Ben işin içindeymiş gibi görünmek istemedim,bu yüzden tuvalete gittim.

(Penelope'nin ağzından)

"Sireeeen!"

"Sevgili Über..."

"Siren,ben bunun ..."

"Sev..."

"Sireeeen!"

"NE VAR PENELOPE!?RİTÜEL YAPMAYA ÇALIŞIYORUM."

"Albert'ın haklı olduğunu düşünmeye başladım."

"O zaman onla tuvalete saklan.Ben ritüel yapacağım."

"Tamam."

Bir SAKRON olsam bile bu ritüel nedense bana saçma gelmişti.Korktum falan demek istemiyorum aslında,çünkü korkmuş gibi hissetmiyorum.Ama ne bileyim...Bazen olur ya,

İçinden bir ses bunu yapmaman gerektiğini söyler.İşte o yaşandı bende de.

"Sana katılıyorum Penelope." Dedi Albert. "Siren çok tuhaf,

Bu yaptığı da saçma geliyor bana.Ritüelmiş,peh!".Siren'in evindeki tuvalet güzeldi,okyanus gibi kokuyordu ve oldukça büyüktü.Küvetleri vardı ve klozetleri çok rahat görünüyordu. Keşke bizim evde de küvet olsaydı.Ama hayır,saçma sapan tasarlanmış ve duvarları zeminle aynı olan bir duşakabinimiz var.Tek sorun bu da değil,klozetimizin sifonu adamakıllı çalışmıyor.Ya etrafa su fışkırtıyor,ya da hiç su akıtmıyordu.

Onun dışında lavabomuz normal.Siren bize seslendi, "Ritüel bitti!".Biz de tuvaletten çıktık.O an Bayan Meerder ile göz göze geldik.Bize tuhaf bir şekilde baktı.Bakışlarından fark ettim ki,gözleri tıpkı Siren'inkiler gibi masmaviydi. Bunun konuyla bir ilgisi yok,biliyorum. "Hiçbir şey olmadı!" diyerek Siren in odasına girdik.Siren o sırada toprağı saksıya doldurmakla meşguldü. "Umarım şu 'ritüel' başarılı olur." Dedim. O da gülümseyerek "Umarım." dedi.Toprağı saksıya boşalttıktan sonra kalan toprağı bezle sildi.Eline tavuğu alıp pencereyi açtı ve tavuğu pencereden dışarı attı. "Artık o yenilmez!" dedi.Sonra taşları kutuya koyup kutuyu sandığa geri koydu. "Yarın evimde buluşuruz." Dedim ve sonra vedalaştık.Hava oldukça kararmıştı.Zaten kararmış olmasaydı da yapacak bir şey yoktu.

Yeşil kazağımla sarı eşofman altımı giyip kendimi yatağa attım.Sonra aklıma bi şey geldi:İlacımı almayı unutmuştum.

Mutfağa gittim ve ilaç kutusundan bir hap aldım.Hapı yuttuktan sonra üzerine su içtim.Hapı yuttuktan sonra kendimi çok tuhaf hissettim.Ruh gibiydim ve bomboş hissediyordum.Bunun hangi ilacım olduğunu hatırlamıyordum aslında,sakinleştirici bi ilacım vardı bir tane de diğer hastalığım içindi.Ama ismini unuttum.

Bu ilaç bende uyku da getirmişti.Bu yüzden kendimi hemen yatağa attım.Gözlerimi kapattım sonra.

"Penelopeeeeeeee!" Üzerimde birden bir ağırlık hissettim.

"S-siren?Bu saatte evimde ne arıyorsun?" diye sordum.

Fena halde uykuluydum. "Überdung SAKRON'u rüyamda gördüm." Dedi. "Über ne?Kimden bahsediyorsun?"diye sordum. "Überdung SAKRON vardı ya hani,haaa...Sen uyku sersemisin hala.Neyse,sen biraz uyu.Ben bir saat sonra tekrar gelirim." dedi ve yanımdan gitti. "Ooooof!" diyerek battaniyemi üzerime çektim.

"Penelope!" Tekrar uyandım.Siren yine karşımda dikilmişti.

Az önce fark etmemiştim ama saçlarını dağınık topuz yapmıştı,üzerine gri bir sweatshirt giymiş ve altına siyah tayt giymişti. "Siren...Bu kadar zevksiz misin gerçekten?" diye sordum. "Dolabım çok dağınıktı.Bunlar da elime gelen kıyafetlerdi." Dedi. "Bu kıyafetlerden bir an önce kurtulma-lısın." Diyerek yatağımdan kalktım.Yatağımı düzen-ledim ve Siren'e şöyle bir baktım.Siren'in boyunun benden birkaç santimetre uzun olduğunu o an fark etmiştim.Aman tanrım!

Grubun en kısasıydım.Bu da benim için kötü bir şeydi. "Nasıl bu kadar uzunsun?" diye sordum. "Genetik işte,annem ve babam da uzun." Dedi. "Sen her sabah hiç üşenmeden yatağını topluyor musun?" diye sordu.Tabiki de evet,ne olacaktı ki?Zaten 2 dakikalık iş... "Bugünkü plan ne?" diye sordum. "Birlikte kahvaltıya gidelim mi?Merak etme, annen-den izin aldım." Dedi. "Tamam,hem şu SAKRON şeyini konuşuruz." Dedim. "Şimdi odamdan çıkar mısın?Üzerimi değiştireceğim." Dedim.Üzerime kırmızı gömleğimle altıma kot pantolonumu giydim.El çantama da telefonumu, kulak-lığımı ve cüzdanımı koydum. "Hazırım." Dedim. "Hadi çıkalım." Dedi o da.

"Albert nerede?" diye sordum. "Bizi bekliyor,zaten kahvaltı fikri ondan çıktı." Dedi. "Öyle düşünmüğyorum.O öyle bir şeyi düşünemez." Dedim. "Ne kadar uzaklıkta bu kahvaltı edece-ğimiz yer?" diye sordum. "Çok yakın aslında." Dedi.Birlikte kahvaltı mekanına doğru yürüdük.

"Biraz pahalıymış burası." dedim. "Bunu bizim milyoner kızımız mı diyor?" diye güldü Albert. "Annem ve babamın iyi para kazanması beni milyoner yapmaz." Dedim.Sonra balkabaklı yulafımı karıştırdım. "O kadar şey varken yulaf seçecek kadar zevksiz olamazsın." Dedi Siren. "Hem balkabağı mı? Kışın mı?" diye devam ettirdi. "Yulafın tadı o kadar da kötü değil.Hem kışın çilek bile yenir.Balkabağı yemek mi sorun oldu?" dedim. Siren çilekli pankekinden bir ısırık aldı. "Şimdi şu SAKRON meselesini konuşalım.Dün gece rüyamda Überdung SAKRON'u gördüm.Ondan tokanın mührünün sökülmesini istemiştim.Ancak o maalesef bunu reddetti.Üs-

tüne bir de bana küfretti.Hiç ona yakışıyor mu?300 yaşında zaten." "NE?!?!?!Beni o kadar heyecanlandırdın ve sonuç...

Gerçekten bu mu? Bay SAKRON'un sana küfretmesi."

"Maalesef." "Sana da ona da inanamıyorum.İkiniz de birbirinizden tuhafsınız." Aptal Siren...

Kahvaltımızı ettikten sonra hesabı ödeyip kalktı.Sonra ne yapacağımızı düşündük.Evlerimize dönmeye karar verdik.

Ödevlerimi yapacaktım.Bu yüzden vedalaşıp evlerimize döndük.

P:Bir şey fark ettiniz mi?

A:Ne gibi?

P:Bay Jaquen normalden çok daha az ödev vermiş.Eskiden en az 25 sayfa verirken bu hafta sadece 5 sayfa vermiş.

A:Bu çok tuhaf.

P:Bence de.

A:Bayan Luth ile sevgili ya...Onu etkilemek içindir.

P:Ay onların evlendiğini hayal ettim de...Öğk!

A:Öğk!

S:Öğk! Bu arada matematikte 3. testin 6 ve 7. Sorusunu yapamadım.Bana ikinizden biri yardım edebilir mi?

P:Onlar dikdörtgenin kenarlarıyla ilgili.

S:Orasını anladım.

P:Uzun ve kısa kenarının çarpımıyla alanını buluyorsun.

S:Evet onu da anladım.

P:Sana cevabını vermeyeceğim.Ama bunlar üzerinden ilerleyebilirsin.

S:İşte sorun o,onlar üzerinden ilerleyemiyorum.

P:Tekrar oku.

S:Hmmm...Sanırım anladım.Teşekkürler.

P:Yarın planınız ne?

A:Ben artık şu projeye başlayacağım.

P:Daha yeni mi başlayacaksın?Ben o projeyi çoktan bitirdim.

S:Son gün yaparım diye düşünüyorum.

P:Sen tam bir salaksın Siren kusura bakma.

S:Neden son güne bıraktım diye salak oluyorum?

P:Son gün yapılan proje aceleci ve özensiz olur.Ayrıca daha çok yorulursun.

A:Sen de istersen yarın yap.

S:Ama benim projem çok sıkıcı...

A:Biz kendikilerimizden çok mu memnunuz sanki?

S:Haklısınız...Bay Haaruh'a çok sinir oldum bu proje olayından sonra.

A.Bence bu proje olayı ona sinir olman için bir sebep değil.

P:Kesinlikle katılıyorum.

S:Bay Haaruh beni pek sevmiyor sanki.

P:Yanlış anlama ama...Son fen sınavından 59 aldın. Öğretmen-ler çalışkan ve başarılı öğrencileri sever.

S:O zaman neden 38 alan Emily'yi seviyor?

P:Emily'nin yalaka olduğunu biliyorsun.

S:Aaaa,unutmuşum.

A:Her şeyi unutursun da Emily'nin yalakalığını da unutmazsın ya.

S:Hahaha

Ödevlerimi yaparken hiç zorlanmadım.Aksine çok kolay geldi.Ödevlerimi bitirdikten sonra biraz film izledim.Cumartesi

gününün en güzel yanı yarın okulun olmayacağını bilmektir.

Saat 12 olunca yattım.12 bazı insanlara göre çok da geç olmasa da benim için geçti.

Rüyamda siyah bir yerdeydim.Bu siyah yerde ben ve bir ışık kaynağı dışında hiçbir şey yoktu.Bu ışık kaynağının ışığı da oldukça loştu.Nedense ampule dokunmak istedim ve ampule dokundum.O an her yer rengarenk olmaya ve dalgalı gibi görünmeye başladı.Etrafa gidip geliyordum.O an rengarenk dalgaların arasında bembeyaz bir kadın belirdi.Kadın o kadar beyaz ve parlıyordu ki,yüzünü bile göremiyordum.Kadın olduğunu bile uzun saçlarından ve elbise giymesinden anlamıştım.Kadına doğru yaklaştım.Ben yaklaştıkça kadın yükseliyordu.O yükselince ben de aniden zıpladım ve uçtuğumu hissettim.Ben uçarak ona yaklaşırken kadın da bana elini uzatıyordu.O elini uzatınca ben de elimi uzattım ve elini tuttum.O an her yer simsiyah oldu ve yere düştüğümü hissettim.Yere düştüğümü hissedince gözlerimi açtım. Normalde ne zaman uçtuğumu hissetsem dışarıda yağmur yağardı ama bu sefer yağmıyordu,sadece rüzgarlıydı.

Rüzgar esmesi benim garibime gitmişti.Ama yine de uyudum.

Ertesi Gün...

"Penelope,dün gece yine uçmuş gibi hissetiğini söylemiştin.

Bu sefer ben de uçup uçmadığına bakmak istiyorum.Şimdi biraz uyur musun?"

Siren'in isteği üzerine yatağıma uzandım ve uyumaya çalıştım.Hayır,olmuyordu.Bir türlü havalanmıyordum.Uyan-

Dım ve Siren'e olmadığını söyledim. "Tekrar deneyelim." Dedi.Ben de tekrar uyudum.Uyurken de rüyamı bekledim çünkü uçma olayı hep rüya anlarında oluyordu.

Rüyamda simsiyah bir yerdeydim.Birden kocaman bir el bana uzandı.Elin beni yukarıya çekeceğini falan düşündüm ama aksine beni aşağıya itti.Birden düştüğümü hissettim.Düşerken de bazı sesler geliyordu.Bu sesler "Olmayacak." "Olmayacak."

"Uçtuğunu sanma." "Uçmuyor ve uçmayacaksın." Diyordu.

Yere düştüm ve etrafa baktım.Hala simsiyah bir yerdeydim.

Geçenki rüyada gördüğüm beyaz kadını yine gördüm.Bu sefer ağzını görebiliyordum.Kocaman gülümsemişti ama bu iyi bir şey değildi.Çünkü ağzının içinden siyah bir sıvı akıyordu.

Gerisini hatırlamıyordum.Siren de suratını asmıştı : "Uçma-

Dın."Birden aklıma rüyadaki sesler geldi. "Onları sen mi söyledin?" diye sordum.Anlamamıştı, "Neleri?" diye sordu.

"Rüyamdaki sesleri; 'Olmayacak', 'Uçtuğunu sanma', 'Uçmu-

yor ve uçmayacaksın'" "Hayır,ben öyle şeyler söylemedim."

"O zaman...Kimdi onlar?" "Penelope,sadece uçma olayını gözlemlemek için gelmiştim.Şimdi başka işlerim var,gitmeli-

Yim." Bunu dedikten sonra Siren benle vedalaştı ve gitti. Ben de yatağımın içinde,arkasından bakakaldım.Ne işiydi ve neden böyle hemen gitmişti.

(Siren'in ağzından)

"Emily,ben geldim." "Merhaba Siren,ben de tam alışveriş yapmaya gidecektim.Sence kombinim nasıl olmuş?" "Emily ama..." "Hadi ya...İngilizceyi alışverişten sonra hallederiz."

"Tamam ama,o zaman ben eve..." "Sen de benimle gel, bir-

likte çok eğleniriz." "Ama benim yanımda hiç para..." "Annem alır istediklerini;gel hadi." "Peki,geliyorum."

Emily' nin annesi bizi alışveriş merkezine bıraktı.Alışveriş merkezine girer girmez bana "İlk önce sana güzel kıyafetler beğenelim.Kıyafetlerin çöpten bulunmuş gibi!" dedi. Günün ilk hakaretini yedikten sonra bir mağazaya gittik.Emily bana bir ceket gösterdi "Bu ceket sana kesinlikle çok yakışır.Bir dene istersen..." dedi.Ceketi deneme kabininde denedim.

Üzerime giydikten sonra Emily yanıma geldi. "Offf!Çok güzel oldu.Ama şu elf kulaklarını çıkarmalısın." Elf kulaklarını çıkarıp kendime aynadan tekrar baktım.Üzerime tam oturmuş ve bana fena halde yakışmıştı. "Hadi alalım." dedi.Biraz düşün-düm.Ceket oldukça pahalıydı ve böyle bir parayı başkasına ödetmek istemiyordum.Belki ailemle başka bir zaman alabilirdik. "Hayır...Teşekkürler." dedim ama Emily ceketi üzerimden çıkartıp kasaya gitti.Döndüğünde elinde kocaman bir poşet vardı. "Al." dedi.Bayan Opelia bana kocaman gülümsüyordu.Ama gülümsemesi bana biraz yapmacıkmış gibi gelmişti. "Teşekkür ederim..." dedim. "Hadi başka bir mağazaya gidelim." dedi Emily.Mağazaya geldiğimizde bir elbise gözüme çarptı.Rengarenkti ve parıldıyordu.Her ne kadar siyah rengi ağırlıklı giysem de bu rengarenk elbise çok hoşuma gitmişti.Emiy de yanıma geldi. "Bu elbise...GÖRDÜ-

ĞÜM EN GÜZEL ELBİSE!KESİNLİKLE BENİM OLMALI." dedi.

Etiketine bakıp kasaya doğru yürüdü.Son kala elbiseydi o...

Ama muhtemelen Emily'e benden daha çok yakışırdı.

Biraz daha dolaşıp bir sürü şey aldıktan sonra bir kafede oturduk.Aldıklarımıza bir süre baktım.Emily bana ceketin yanında ayakkabı,kazak,tişört ve bir etek de beğenmişti.

Ama o kadar pahalıydılar ki,fiyatlarının toplamının bizim arabamızı geçtiğine eminim. "Gerçekten çok güzel şeyler beğendiniz kızlarrrrr." Dedi Bayan Opelia. Yine yüzünde kocaman yapmacık bir gülümseme vardı.Böyle gülümsemesi beni korkutuyordu.Zaten acayip kabarık sarı saçları ve ekstra bronzlaşmış teniyle garip görünüyordu,bir de gülümsemesi...

Pastam gelince hemen yemeye başladım.Çikolatalı ve vişneliydi ve tadı oldukça güzeldi.Emily ise bir yandan sakince limonatasını içerken bir yandan da bana garipseyerek bakıyordu. "Pasta kilo aldırır." dedi. "Beni ilgilendirmiyor." Dedim ben de. "Tabi şişko Penelope ile takıla takıla ilgilenmez oldun!" dedi.İyi de Penelope şişko değildi ki,hatta kilolu bile denemezdi.Sadece benden daha kısa olmasına rağmen kilosu benden 2-3 kilo fazlaydı. "Hadi kalkalım artık." Dedi Emily.

"Ama ben pastamı bitirmedim." Dedim.O da "Beni ilgilendirmiyor." Diyerek kolumdan tuttu ve beni kafenin dışına itti. "Alnın ortasında kocaman bir sivilce olduğunun farkında mısın?!Sana acilen sivilce karşıtı jel almalıyız." Dedi.

Birlikte kozmetik mağazasına gittik. "Bu jele bayılıyorum,bu jeli kullanmaya başladığımdan beri bir ane bile sivilcem çıkmadı." Dedi.Bir an gözüm diğer reyondaki saç boyalarına takıldı.Jet siyahı,sıcak pembe,ballı kahverengi,ateş kızılı...

Penelope'nin saçlarını bir ara boyayacağıma söz vermiştim.

Hafta içi okul çıkışı buluşurduk herhalde. "Şu dudak balmı da çok güzel.Hem karpuz gibi kokuyor hem de dudağı aşırı nemlendiriyor." Dedi.Bana sivilce jeli ve dudak balmını aldıktan sonra "Son olarak,makyaj malzemesi alalım." Dedi.

"Emily,bu rujun bana yakıştığını sanmıyordum." "Çok yakıştı ama." Dedi Emily.Bana 8 farklı ruj sürmüştü ve onun dediğine göre hiçbiri bana olmamıştı.Bu sefer de ben rujun bana olma-

dığını düşünüyordum.Kendime aynadan baktı. "Çok yakıştı, değil mi?" diye sordu. "Evet,yakıştı sanırım." Deyip ruju hemen sildim. "Anneğğğğ!Bunu da alıyoruz." Dedi.Bana rujun yanında allık ve göz kalemi de beğenmişti.Yine kasaya gidip seçtiklerinin parasını ödedi.

Gerçekten ruja ihtiyacımın olduğunu düşünmüyordum.Hem sadece 14 yaşındaydım,ruj benim neyime?Aynı şey allık ve göz kalemi için de geçerli.Sivilce şeyine de gelirsek, sivilcemin çıkması normal bir şey çünkü ergenlik dönemindeyim.Ama salak Emily bunu anlamıyordu.Yine de aldıkları için teşekkür ederim.

Eve dönünce artık masa başına oturduk.Gerçi bir türlü oturamadık: "Sireğğğğn,daha ders makyağımı yapmadım.",

"Daha masam yeterince estetik değiiiil!", "Hadi bir ders selfie'si çekineliğğğm."...

Bir saat Emily'nin makyaj yapmasını ve masasını düzenlemesini bekledim.Ondan sonra sonunda derse başlayabildik.Ama ders tam olarak şöyle geçti:

"Emily,'I don't have anything to give' ne demek?"

"O sıkıcı kitaptan İngilizce öğrenmek yerine vampir dizilerin-

Den İngilizce öğrensek olmaz mığğğğ?"

"Ooooo,sen de mi vampir dizileri izliyorsun?"

"Tabiki de!"

"Bayılırım ben de!"

Tamam,ben de biraz cıvıtmış olabilirim ama o kadar da disiplinli bir insan sayılmam.

" Linda,I love you..."

"Şimdi ne dediğini çevir."

"Seni seviyorum Linda,diyor."

"Vay be!İngilizcen varmış."

"Tabikide canım!"

"Ay yine öpüşme sahnesi geldi."

"Rudy iğrenç görünmüyor mu?"

"Kesinlikle!"

" l can do everything for you... Ne demek?"

"Senin...Devamını getiremedim."

"Senin için her şeyi yaparım."

"Evet,işte o."

Birlikte "ders çalışmamız" bittikten sonra Emily ile vedalaşıp eve döndüm.Sanırım Emily ile geçirdiğim tek ve ilk güzel vakitti.

Ertesi gün...

(Albert'ın ağzından)

"Merhaba sevgili arkadaşlarım ve öğretmenlerim...Bugün kadınlara olan şiddet hakkında konuşacağım."

Bir sürü kişi bana bakıyordu.Aralarında tabiki de Penelope ve Siren de vardı.Onlara bakıp gülümsedim,onlar da elleriyle "güzel" anlamında işaret verdiler.

"Erkekler kadınlardan fiziksel olarak daha üstündür çünkü daha güçlülerdir."

Birkaç kızın yuhalama seslerini duydum.Ama doğru buydu,

Erkekler kadınlardan daha güçlüydü.

"Bu yüzden bazı erkekler kadınlara şiddet uygulayabileceğini zannediyorlar.'Ne de olsa güçsüzler,cevap veremezler.' Diye düşünüyorlar.Ancak bu yanlış."

"Elinizde bir gücün olması onu kullanmanız gerektiği anlamı-na gelmez.Kadınlara olan şiddet sizi yüceltmez veya üstün göstermez.Hatta daha aşağılık duruma düşürür.Karşı taraftan bakacak olursak da karşı tarafın canı yanar."

"Bu yüzden...Kadınlara olan şiddete karşı olmalıyız."

Biraz sönük bir konuşma olmuştu.Ancak ben de tam olarak ne yapacağımı bilememiştim.İki taraftan düşündüren bir konuydu. "Erkekler kadınlardan daha güçlüdür." Dediğim için yuhalayan kızlar vardı.Muhtemelen "Sadece kadınlara şiddet uygulanmıyor." Diyecek erkekler de olacaktı.Ben de bunu biliyorum,ancak konu "kadınlara olan şiddet"ti.Bu yüzden sadece "Kadınlara olan şiddet" hakkında konuştum.

Bütün salondan alkış sesleri geldi.Bunun üzerine gülümse-dim. Bay Fier de yanıma geldi ve "Öğrencimiz Albert Sun'ı tebrik ediyoruz." Dedi.

"Harika yaptın Albert!" dedi Penelope.Siren de "Beklediğim-den çok daha iyi oldu!" dedi. "Sizin yardımınız sayesinde yapabildim.Siz olmasaydınız yapamazdım." Dedim.O sırada Harold ve Ali yanıma geldi. "Oyyyy!Annesinin kuzusu AlPIRT kızları mı savunmuş?Şimdi bir kıza vursak ne yapabilirsin ki?"

Dedler.Ben de "Kadınlara olan şiddetten bahsetmem gerekiyordu.Bu yüzden sadece kadınlardan bahsettim." Dedim.

"Artık kızlara saldırmazsın herhalde!" dedi Siren.Ben de güldüm. "Birileri ateş çıkarmadığı için birileri de saldırmaz."

Sonra sınıfa doğru gittik.

Günler sonra...

(Penelope'nin ağzından)

"Penelope,çalışmandan oldukça etkilendim.Sen tam bir örnek öğrencisin.Diğer öğrencilere ek puanlar vereceğim ama sana vermeyeceğim.Çünkü seninki zaten 100."

Bay Haaruh projemi çok beğenmişti.Zaten beğenmesi gerekiyordu,üzerinde bayağı uğraşmıştım.Arkadaşlarıma ve aileme göz testi yapmıştım,bir sürü mercek incelemiştim,tek tek bütün göz hastalıklarını araştırmıştım,yanlış gözlük kullanımının ne gibi sonuçlar verebileceğini de araştırmıştım.

Aslında bu kadar araştırma yapmama gerek yoktu,Bay Haaruh puanlarımı kırmayacaktı.Ama böyle şeyler yapmak hoşuma gidiyor,bu yüzden de iyice detaylı bir şekilde yaptım.

"Siren,seninki de fena olmamış aslında.Ama bazı kısımları acele ile yapılmış gibi geldi bana.Eksiklikler var." dedi Siren'e de. "Yani puanım kaç olacak?" "Son sınavdan 59 almıştın değil mi?" Evet öyleydi. "Evet..." dedi somurtarak. "O zaman 75 yapalım." Dedi Bay Haaruh. "Ne!?75 mi?En azından 80 yapın..." "Biliyor musun Siren,aslında 60 bile yeterli sana. 59'dan iyidir en azından." Siren öfkelenmişti. "İyi ya,75 olsun." Ben Siren'e projeyi son güne bırakmamasını söylemiştim,projeyi son güne bıraktı için 80'in üstünde alamamıştı.Gerçi projeyi ilk gün yapsa yine de alır mıydı...

Sanırım hayır.Siren fenden en fazla 83 alabilecek bir kız.

O da çok zorlarsa...

"Albert,yine seninki de aceleye gelmiş gibi.Ama yine de diğerlerinden daha iyi.Sana tıpkı Penelope gibi ek puan vermeyeceğim.Çünkü sen de zaten 100 almıştın."

Albert bana döndü ve "Beklediğimden iyi..." dedi.O da çok uğraşmamıştı diye hatırlıyorum zaten.

"Emily bu ne? Sana en yaratıcı ve kolay konulardan birini verdim ama sen onu bile adamakıllı yapamamışsın.Bu projeye normalde puan verilmez hatta kırılır. Ama yine de 38'ini 40 yapacağım." Dedi.Emily birden ağlama krizine girdi.Bu kız cidden gerizekalıydı.Sevgili sayısı ve makyağın zeka ile ters orantılı olduğunu düşünüyorum.Böyle düşünmemin sebebi de tabiki de böyle tipler.Madem yüksek puan istiyorsun,o zaman sevgili yapacağına verimli bir proje yap.

Bazıları hiç proje getirmemişti.Bunların arasında Ali ve Theodore vardı.Bay Haaruh da onlara tabiki de puan vermedi.

Hatta onlardan puan kırmayı bile düşündüğüne eminim.Bay Haaruh benim projemi aldı ve okuldaki herkese göstereceğini söyledi.Buna da tabiki mutlu oldum.Okulda yaptığın garip hareketler yerine iyi projeler ile popüler olmak çok güzeldi.

"Eeeee,projenin üstünde o kadar çalışmıştın.Karşılığını alabildin mi bari?" diye sordu babam.Ben de "Evet,tabiki de!

Hatta Bay Haaruh projemi herkese gösterecek." Dedim. Annem de "Demek kızım nadiren de olsa güzel şeylerle de ünlü olabiliyor." Dedi.Bu biraz kırıcı olsa da maalesef ki doğruydu.Anneme gülümseyip odama çekildim.Telefonuma bir mesaj gelmişti.

S:Penelope bana fen çalıştırabilir misin?

Mesajı görünce gülümsedim ve cevabımı yazdım.

P:Evet.

Ertesi gün...

Bu aralar çok güzel şeyler olmuyor.Bugün de Fransızca dersinde Bay Jaquen daha önceden olduğumuz bir sınavın sonuçlarını okudu ve kendi sonucumu öğrenince şok oldum.

"PeneLÖP,bien joué (aferin).İlk kez 100 aldın.Bu benim için de ilgiğnçti çünküüü bu kez hiç yazım htası yapmamışsın."

Bana sınav kağıdımı verdi.Kağıtta kocaman 100 yazıyordu ama yanında da bir şeyler vardı. "T-t-t-t-tri-t-t-tries..." Albert sözümü tamamladı: "Triés bien (harika) yazıyor işte!" Yazının yanında da bir gülücük işareti vardı.Kesin Bayan Luth ondan gülücük atmasını istemişti çünkü Bay Jaquen asla böyle bir şey yapmazdı.Hatta Albert 100 alınca onun kağıdına da böyle bir şey yazmamıştı.

"Anne!Anneeee!Fransızcadan sonunda 100 aldığğğm!" Anneme kağıdı gösterdim.Annem de gülümseyerek "Hele şükür!" dedi. "Ne kadar gıcıkmış şu Bay Jaquen,zar zor 100 verdi." Kesinlikle katılıyordum. "Aynen!" dedim ve tekrar odama gittim.Güzel bir şarkı açıp şarkı eşliğinde dans etmeye başladım.İstediğim kadar dans edebilirdim sonuçta,çünkü Fransızcadan 100 almıştım.

"Penelope?Ne yapıyorsun?İlacını aldın mı?" Şarkının en güzel kısmında babam içeri girdi.Bu yüzden keyfim biraz kaçmıştı.

"Şimdi alacağım." Dedim ve müziği açtım.Babam da "Almayı unutma sakın!" diyerek odamdan çıktı.O çıkınca da dansıma devam ettim.

Günler sonra...

"İyi ki doğdun Albert!"

Albert'ın doğum gününe ben,Siren ve muhtemelen Bayan Sun'ın zorla çağırttığı iki oğlan vardı.Onları tanımadığım için parti boyunca biraz mesafeli oldum. (İnsanlarla tanışmayı pek sevmem.) Onlar da zaten pek bana göre tipler değildiler. Albert'ın odasında biz Siren ile sohbet ederken onlar telefondan oyun oynadılar.Siren "Yarın akşam saçlarını boyayalım mı?" diye sordu.Ben de "Tamam." Dedim.Acaba saçlarım ne kadar uzamıştı?Çünkü biliyorsunuz ki,aylardır saçlarıma dokunmamıştım. "Herhalde artık omuzlarını geçiyordur." Dedi Siren.Ben de "Geçiyorsa yine çene hizasından keserim." dedim.Saçlarımı ilk boyayıp kestiğim zaman kısa saçın aslında ne kadar rahat olduğunu fark etmiştim. "Sen kısa saçı sever misin?" diye sordum Siren'e.

"Kısa saçtan nefret ederim." Dedi. "Ama yanlış anlama,sana yakışıyor.Kendimde sevmiyorum." "Yanlış anlamadım,zaten sana kısa saçın yakışacağını da düşünmüyorum.Uzun saç sana daha çok yakışıyor." Siren'e gerçekten kısa saç yakışmazdı, en başından yüz şekli kısa saça uygun değildi. "Saçlarını bir renge boyayacak olsan ne renge boyardın?" diye sordum. "Siyah." Dedi. "Aslında sarışın olmayı o kadar da sevmiyorum.Siyah saçlı olmak daha güzel bence." Dedi.Ne?! Bir sürü kadın saçları sarı olsun diye uğraşıyordu ama Siren gerçek sarı saçlarını sevmiyordu! Hem siyah saç bence o kadar da güzel değil...

Bir süre sonra salona indik çünkü pasta zamanıydı.Albert'a kocaman çikolatalı bir pasta almışlardı.Bir yandan şarkı söylerken bir yandan da Albert mumları üfledi. "Şimdi kaç yaşına girdin?" "15." "15...Hiç yaşlanmış gibi hissetmiyor musun?" "Yani...Biraz." Ben de Temmuz ayında 15 yaşına girecektim.Siren'in doğum günü de iki ay sonraydı...Offf!

Grubun en genciydim.Grubun en baskın üyesi olmama rağmen en genci olmam komik duruyordu.Ama neyse ki aramızda sadece ay farkı vardı.

Albert'a hediyelerimizi vermeye başladık.Ben ona çorap almıştım.Pizzalı,yumurtalı,avokadolu,patates kızartmalı ve kurabiyeli...Albert çorapları görünce kocaman gülümsedi ve teşekkür etti. "Bunlar aldığım en havalı çoraplar!" dedi.

Ben de tekrar "İyi ki doğdun." Dedim.Birbirimize sarıldık.

O iki erkek arkadan "Loooooooo!Aşk zamanı!" diye bağırdılar.

Şimdi Albert ve Siren ile birlikte onları dövüyoruz.

Ertesi gün...

"Ayyyy!İlk kez birinin saçını boyayacağım." Siren eline lastik eldivenleri takıpboya kutusunun arkasını okudu.Talimatlara göre malzemeleri tek tek kaba koydu.Sonra da peruğumu çıkardı.Çıkarır çıkarmaz ise bir çığlık attı. "AAAAAAAH! Saçın!

Kıpkırmızı olmuş!" "Ne!?Albert! Hemen aynayı ver!" Aynadan saçlarımı inceledim.Gerçekten de dipleri kırmızı ve uçları turuncuydu.Ama nasıl oluyordu?Saçlarım normalde kumraldı çünkü.Blumen Gölü'nün kenarındaydık.Bunu bilerek kafamı suya soktum.Hayır,kızıllık geçmiyordu."Bunun SAKRONLAR ile bir ilgisi olabilir mi?" diye sordu Albert. Siren "Hatırladığım kadarıyla kitapla saç rengine dair bir şey demiyordu." Dedi.O zaman bu neden olmuştu?! "Belki ergenlikle falan alakalıdır." dedi Siren.Sonra saçlarımın büyük bir kısmını toplayıp kalan kısmını boyamaya başladı."Önce kesmemiz daha mantıklı değil miydi?" diye sordum."Haklısın,ama boyamaya başladım artık." dedi Siren ve boyamaya devam etti.

Boyama bitince biraz bekletilmesi gerekiyordu.Bu yüzden Instagram 'da biraz dolaştım.Her zamanki sıkıcı şeyler vardı.

Tam kapatacakken "Bir bildirim gelmiş!" dedi Siren. Gerçek-ten de mesaj kutusunun üzerinda kırmızı bir yuvarlak vardı.

"Ben bakabilir miyim?" diye sordu Siren. "Tamam,bak.Zaten

Özel bir şeyim yok." Dedim.O da mesajı açtı. "Artık saçlarımı yıkayayım mı?" diye sordum. "Yıka." Deyince gölde saçlarımı yıkadım.Saçlarımı bu gölde yıkamak beni korkutmuyordu,

3 cesedi zamanında bu göle atmama rağmen...

"Eeeee...Neymiş o mesaj?" diye sordum Siren'in yanına giderek.Siren telefona kitlenmiş durumdaydı. "Penelope...."

Titriyordu. "Melinda sana... "Çok güzel çıkmışsın." yazmış."

"Bunda ne var?" diye sordum. "Ben de sana iltifat ediyorum."

"Penelope...Sen aptal mısın...Melinda böyle mesaj atacak bir kız değil." Hala anlamamıştım. "Eeee yani?" Bir anda aklıma bir şeyler geldi. "Eyvaaaah!"

"Ne oldu kızlar? Neden ikiniz öylesiniz..." diye sordu Albert.

"Ölü 4!" dedim sadece. "Ölü 4 derken? Aaaaaah! Ne oldu ki?"

Ona mesajı gösterdim.O da başta aynı benim gibi "Bunda ne var?" dedi.Sonra tahmi ettiğimiz şeyi söyledik.O da "Eyvah..."

dedi.

Mesele şuydu ki;bana bu mesajı atan kişi,Melinda değildi.

"Bu işi takip edeceğiz." dedi Siren. "En küçük bir şeyi bile bana söyle." Dedi sonra.Ben de "Tamam,hadi şu saçları keselim artık." Dedim.Albert "Ben kesebilir miyim?" diye sordu. Ona saç kesimi konusunda pek güvenmiyordum ama yine de "Tamam." Dedim.Saçlarımı taradı ve kesmeye başladı.

"Albert! Çok kestin!" dedi Siren.Ben de "Ne dedin sen?!" diye sordum. "Yanlışlıkla biraz fazla kesmiş olabilirim." Dedi Albert.

"Aynayı ver!" dedim Siren'e.O da hemen aynayı uzattı. Albert "biraz" değil, "bayağı" kesmişti. "Sana bu konuda güvenmi-yordum zaten.Siren kessin." Dedim.Siren de dikkatlice kesmeye başladı.Keserken de sohbet ettik, "Saçların hazır kızıllaşmaya başlamışken,turuncuya boyamaya devam edecek misin?" diye sordum. "Bilmiyorum." dedim.Acaba boyamaya devam etmeli miydim? Boyamamın amacı tanınmamak zaten.Peki annemin kızıl saçtan haberi var mıydı?Yoksa bunu ona söylemeli miydim? Söylememeliydim sanırım.

"Şu 'mesaj' olayını Melinda'ya söylemeyelim bence." Dedi Siren. "Söylememize gerek yok ki zaten, biliyordur. Instagram da çok takılan biri o." "Haklısın,bu konu okulda mutlaka popüler olur." "Ben de öyle düşünüyorum."

Kızıl saç ve "mesaj" olayı...İkisini düşünmekten resmen uykum kaçacaktı. "Mesaj" olayını bir şekilde hallederdik ama saçlarım...Neden kızıllaştı acaba?Doğuştan kızıl olabilir miydi? Ama o zaman hala kızıl saçlı olurdum. Belki sadece ergenliktir,

Çoğu şeyin değiştiği gibi saç rengim de değişmiştir...

Ertesi gün...

"Penelope...Sana dünkü mesajı ben atmadım." dedi Melinda.Bunu da bana direkt söyledi,ben ona hiçbir şey sormadım. "Kimin hesabıma ulaştığını bilmiyorum.Ama hesabım hacklendi. Hesabıma giriş yapamıyorum." Yani;

Melinda'nın hesabı çalınmıştı ve o çalan kişi bana mesaj atmıştı.Keşke başka birine mesaj atsaydı,çünkü bu mesaj onun sonu olacak. "Bu konu hakkında bir şeyler bilseydim sana mutlaka yardım ederdim." Dedim Melinda.Bunu sırf birazcık kibar görünmek için söyledim. "Teşekkür ederim." diyerek gülümsedi,ben de ona gülümsedim. "Vay be, demek bizim dışımızda başka insanlara da gülümseyebiliyorsun." Dedi Siren.Ben de "Evet..." dedim.

(Yazarın ağzından)

Bay Willings iş çıkışı evine dönmüştü.Ceketini çıkarıp askılığa astı ve kendine aynadan bir süre baktı.Simsiyah saçları dağılmıştı ve gözünün altındaki morlukla sanki üç gündür hiç uyumamış gibi görünüyordu.Öyle ki,masmavi gözleri bile bu görüntünün içinde kaybolmuştu.Duş alırken de yere öylece bakıyordu.Yüzünde bir ifade yoktu ama kaşları her zamanki gibi çatıktı.Duştan sonra giyinip saçlarını kuruttu.Bilgisayarının başına oturarak "Şu kızın hesabına bir bakayım." Diye düşündü.

Kendisi bir bilgisayar mühendisiydi,dolayısıyla hack işlerini de biliyordu.Zaten Melinda'nın hesabını da öyle hacklemişti.

M (Bay Willings):Selam Penelope!

(Penelope'nin ağzından)

P:Siren,Albert! Bu adam yine mesaj gönderdi.

S:Ne diyor?

P: Selam Penelope!

A:İsmini nereden biliyor ki?

S:Sen aptal mısın Albert?Instagram hesabında ismi yazıyor.

P:Şimdi ne diyeyim ben?

S:Bir şeyler yazmasını bekle,hemen atlama.

P:Bekliyorum...

M:Nasılsın?Öğretmen bir ödev vermişti sanki,neydi o?

S:Hahahahah!Aptal adam,bize hiçbir öğretmen ödev vermedi.

P:Öğretmen ödev falan vermedi Melinda.

P:Şimdi bu adam benim saf olduğumu falan düşünüyordur.

M:Aaaaa,doğru.Neyse sohbet edelim istersen...

P:Tamam.

M:Sen neden hiç fotoğraf paylaşmıyorsun?Ben hep fotoğraf paylaşıyorum.

Gerçekten de Melinda sürekli fotoğraf paylaşırdı.

P:Pek fotoğraf paylaşmayı sevmiyorum.

M:Hmmm...

P: "Hmmm..." derken?

M:Şuan ne yapıyorsan onun fotoğrafını at!

P:Bu seni ilgilendirmez Melinda.

M:Lütfennnnn!

P:Neden bir insan böyle bir şey için "Lütfennnnnn" der ki?

(Bir fotoğraf paylaştı)

Elbette kendi fotoğrafım değildi bu.Masada duran Fransızca kitabını çekmiştim.

M:Hmmm...Fransızca...Güzel ve kulağa hoş gelen bir dil.

P:Yapma,sen de Fransızca dersi görüyorsun.

M:Ah!Unutmuşum.

P:Neden bunu unutursun ki?

M:Bilmem,kafam bu aralar çok dağınık.

P:Peki sen?Şuan ne yapıyorsun?

M:Hiiiç...(Bir fotoğraf attı)

P:Ne seni şimdi dişlerini fırçalamaya itti acaba?

M:Hiçbir şey,dişlerimi fırçalamayı seviyorum.

P:Saçma...

M:Heheh...

Biraz konuştuk böyle.

S:Bu kişinin Melinda olmadığı çok bariz.

A:Biri ona bunu söylemeli.

P:Kesinlikle!

(Ertesi Gün...)

Okuldan sonra direkt Instagram 'ı açtım.Çakma Melinda mesaj yazmıştı:

M:Hey! Sen hiç video oyunu oynar mısın?

P: "Video oyunu oynar mısın?" diye sordu bana.

S:Atık kimse ona "video oyunu" demiyor.

P:Benim video oyunlarıyla hiç aram yoktur.Sadece Just Dance oynuyorum.

S:Tamam de ve telefonuna bir oyun yükle.

P:Hangi oyun Melinda?

M: Wieners and Sausages

P:Tamam.

M:Oynayalım mı?

P:Tamam,ama biraz bekle.

P:Ben şimdi biraz oynayacağım sonra konuşuruz.

A:Tamam.

Wieners and Sausages oyununu telefonuma indirdikten sonra çakma Melinda ile bir süre oynadık.

(Yazarın ağzından)

Bay Willings oyuna dalmış vaziyetteydi. "Hadi ama Penelope! Yine beni yendin." "Offff! Tekrar oynayacağım!"

(Penelope'nin ağzından)

Çakma Melinda oyuna dalmış görünüyordu.Bunu bir fırsat olarak gördüm ve onu hemen görüntülü aradım.Birden karşıma bir adam çıktı.Saçları dağılmış ve sanki 5 gündür uyumamış gibi görünüyordu.Onu görüntülü arayınca gözlerini kocaman açtı ve "Hayır olamaz!" dediğini duydum.Ben ise hemen fotoğrafını çekip gruba attım.Adam da aramayı hemen bitirdi.

P:Siren!Adamın fotoğrafını çektim.

S:Nasılmış?

A:Ben de merak ettim.

P: (bir fotoğraf attı)

P:Adama baksana salya sümük halde.

A:İğrenç görünüyor,madde bile kullanıyordur bu.

P:Kesinlikle,hele o morlukları...

A:Uykunun önemi...

S:Adamı tek yakışıklı bulan ben miyim?

A:Iy!

A:NE DİYORSUN?!

P:Sakin ol Albert,bu Siren sonuçta.

S:Benim fikirlerime saygı duyun lütfen.

A:Her fikre saygı duyulmamalı.

S:Evet,tıpkı seninkiler gibi.

Yine bir kavga başlamak üzereydi.

P:Şimdi kavganın zamanı değil.

A:Haklısın aslında.

P:Bana ne yapacağımı söyleyin.

S:Adama o fotoğrafı at.

P:Bunun nedense yanlış bir fikir olduğunu düşünüyorum.

S:Ne yapsak?

M:Sil o fotoğrafı hemen!

A:Demek adam da tipsiz çıktığının farkında.

P:Nedenmiş?

M:Çünkü bu bir suç!

P:Yani senin arkadaşımın hesabını çalman ve bana "Çok güzelsin." gibi bir mesaj atman suç değil ama bu suç?

P:Senin bu fotoğrafını her yere yayacağım.Herkes senin kim olduğunu öğrenecek.Söylesene,başka kimlerin hesaplarını çaldın?

M:Bu seni ilgilendirmez.

P:Melinda'nın hesabı da seni ilgilendirmemeli...Neden çaldın onun hesabını? Ne yapacaktın tam olarak?

M:Bu da seni ilgilendirmez.

P:Cevap vermekten nasıl da kaçınıyorsun...

M:Sen hiç büyüklerine saygı duymak nedir bilir misin?

P:Bilirim ama sen saygı duyulmayacak kadar aşağılıksın. Akıl yaşta değil baştadır hem.

M:Neden senin gibi birine o mesaj attım ki?

P:Ben de onu düşünüyorum...Neden bana mesaj atarsın ki?

Bunun geri dönüşü yok ama.

S:Çok iyi söylenmişsin Penelope!

P:Adam attığı mesajı silmiş.Ama bu bir şey değiştirmeyecek çünkü ben de mesajın fotoğrafı var.

A:Bu harika!

P:Ben de senin sildiğin o mesağın fotoğrafı var.Polise gidersem ne yapabilirsin ki?

P:Cevap veremiyorsun işte.

P:Telefonu da kapalı salağın.

A:Ben olsam ben de kapatırdım.

M:O telefonundaki fotoğrafları hemen siliyorsun!

P:Silmezsem ne yaparsın ki?

M:Konuşma şeklin hiç hoş değil.

P:Sen benim ebeveynim değilsin.

M:Sil o fotoğrafları...

P:Ondan önce bir oyun oynalayım mı?

M:Ne oyunu?

P:Yaş tahmin etmece.

M:Tamam ben tahmin edeyim önce.

M:14 mü?

P:Doğru,sen kaç yaşındasın acaba?

M:Aslında 19.

P:19 mu?!?!?!?!Puhahahahaha!Fotoğrafına bakarsak bir 39 yaşın var.

A:Adam 39 yaşında mı?

P:Evet.

S:Hiç göstermiyor.

P:Şaka mısın sen!? 59 yaşında olduğuna bile inanırım.

S:Abartma Penelope.

M:Neredeysen oraya geleceğim,bu kadarı fazla.

P:Yaaa...Demek geleceksin.Gelince ne yapacaksın?Beni aileme mi şikayet edeceksin?

M:Ağzının payını vereceğim.

P:Phuahahahahahahhaha!Sen mi?

M:Evet.

P:Tamam.

M:Bir de cevap veriyor ya terbiyesize bak.

P:Cuma akşamı saat akşam 9'da Blumen Ormanı'nda buluşalım.

M:İngiltere'de yaşıyorum ama gelmem zor olabilir.

P:Koskoca İngiltere'de birini bulamadın da İsviçre'dekilere mi göz diktin?

P:Benim İngiltere'ye gelecek halim yok Bay Bilmem ne.

M:Bay Willings,Henry Willings.

P:Bay Willings işte.

M:Beni İsviçre'ye getirtemezsin.

P:Getirtebilirim.

M:Bu kadar emin konuşma.

P: (Görüntülü arama talebi)

M: (Görüntülü arama talebini reddetti)

P: Görüntülü arama talebini reddetmeniz bir şey değiştirmez.

M:Neden birden kibarlaştın?

P:İlacımı aldım.

M:Demek ilaç kullanıyorsun.

P:Aslında 3 tane ilacım var.

M:Buna üzüldüm.

P:Evet üzücü bir durum,ama alıştım artık.

M:Anlıyorum.

P:Nasıl Bay Willings'i İsviçre'ye getirteceğim.adam İngiltere'de yaşıyormuş.

S:Hesabının şifresini verir misin?

P:Tamam,zaten pek önemli bir şey yok.E-posta:

Şifre: peanuts1408

S:Tamam.Ben hallederim.

P:Ya Albert!

A:Efendim?

P:Ben Siren'e hesabımın şifresini verdim ama sence ona fazla mı güvendim?

A:Olabilir.

P:Kötü şeyler yapacağından şüphelenmeye başladım.

A:Aslında bende de öyle bir şüphe var.

P:Biliyorsun Siren biraz şey...

A:Anlıyorum

P:Yani...Neyse.

P:Ben yatıyorum çocuklar!

S:İyi geceler Penelope!

A:İyi geceler!

Ertesi Gün...

"Les gens nuisent a la natüre.Nous devons empecher cela, alors..." Dersi dikkatlice dinlemeye çalışıyordum.Bugünkü konumuz doğa ve doğaya verilen zararlardı.Bay Jaquen doğaya zarar verenlerin bizim olduğumuzu söylüyor.Bunun sebebi de birbirimize kağıt fırlatmamızmış.Oysa Bay Jaquen de bu konuda en az bizim kadar suçlu,çünkü çok sigara içiyor.

Geçenlerde okuduğum bir bilgiye göre sigaranın yapımında kullanılan kağıt için her yıl binlerce ağaç kesiliyordu.Bunun yanında her yıl 1 milyon kuş yere atılan izmaritleri yuttukları için ölüyor.Orman yangınlarına da sigaralar sebep oluyor.

Doğa konusunda masum değiliz ama Bay Jaquen'in çevre kirliliğinin sebebi tek bizmişiz gibi davranması çok sinir bozucu.

Sosyal Bilgiler ve Fen Bilimleri dersi çok eğlenceli geçti.

En azından ben dersi dinlemekten keyif almıştım.Ama Siren için aynı şeyi söyleyemem.Derslerde hep resim çizmekle uğraşıyordu.Hiçbirini de bana göstermiyordu.Neden ki acaba?

Normalde birbirimize böyle şeyleri gösterirdik.Ama bu sefer olmadı işte.Derslerden sonra da resim defterini kilitleyip dolabına kaldırdı.Bu da onun çizdiklerinden iyice şüphelenmeme sebep olmuşrtu.

Eve dönünce yemeğimi yedim ve ders çalıştım.Ders çalışırken birden Siren bir mesaj attı:

-Penelope,Bay Willings Cumartesi günü geliyor!

Bu mesajı sandalyemden düşmeme sebep olmuştu.Ama çok sevinmiştim.İçimden "Yaşasın!" dedim. "Nasıl ikna ettin?" diye sordum.O da "Kolay oldu." dedi. "Yarın buluşup plan yapabiliriz."

(Yazarın ağzından)

Bay Willings balkonda oturmuş bir yandan sigara içerken bir yandan da telefona bakıyordu.İçinden "Bu kız beni ikna etti ya..." diyordu.Sigarasını söndürüp içeri geçti ve bilgisayarını eline aldı. "İlk önce uçak biletimi alayım,ondan sonra pasaportumu bulurum." dedi içinden.Bir süre sonra aradığı bileti buldu ve satın aldı. "Acaba pasaportum nerede?"

Bütün dolap ve çekmecelere bakmaya başladı. "Buralarda olmalıydı..."Sonunda pasaportunu bulunca onu göz önüne koydu ve tekrar balkona çıktı.

Ertesi Gün...

"Siren,Albert;planı yapmaya başlayalım. "Bu sefer üç kişi olduğumuz için farklı bir öldürme tekniği deneyeceğim ve tırpanı kurbana geçirmek yerine uzaktan fırlatacağım."

"Benim görevim ne?" diye sordu Siren.Penelope elindeki peruğu çıkarıp Siren'e fırlattı. "Benim taklidimi yapacaksın."

"Ama senin taklidini yaptığımı hemen anlar ki,dış görünüş olarak oldukça farklıyız." "Yüzüne çiller çizerim ve sen de benim kıyafetlerimden giyersin.Böylece sen olduğunu anlamaz.Bay Willings ile konuşacaksın ve ben de o sırada tır-

panı uzaktan Bay Willings'e isabet edecek şekilde fırlata-cağım." "Fena fikir değil,peki Albert'ın görevi ne olacak?"

"Evet Penelope,benim görevim ne?" diye sordu Albert.

"Benim yanımda duracaksın.Kulaklık takacağız ve Siren ile iletişime geçeceğiz." "Ama anlar ki?" "Anlık aklıma gelmişti zaten,sadece komutlarımızı dinleyeceksin ve çok az cevap vereceksin." "Tamam o zaman." "Plan şimdilik böyle. Başka sorusu olan var mı?" Albert parmak kaldırdı: "Bay Willings'i gerçek hayatta görmek istiyorum." "Maalesef göremeyeceksin çünkü bu planlarımızın dışında ve yapılması mümkün olmayan bir şey." "Anlıyorum." "Anlıyorsan neden böyle bir soru sordun?" "Hiiiiiç!" "Tamam,şimdi iyi akşamlar hepinize.Ben gidiyorum." "Görüşürüz Penelope!" "Görüşürüz Penelope,yaaa!Benim yolum çok uzun." "Abin seni almayacak mıydı." "Son anda işi çıkmış." "Anlıyorum,hadi!" "Yine görüşürüz,çok heyecanlıyım." "Biz de!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.