İçeriğe geç

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 15 · 12 dk okuma

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 15

Günler sonra...

Bir gün yemekhanede tam bizim grubun yanına gidecekken Emily beni çağırdı.Aslında çağırmasına şaşırmıştım.Neden okulun "popüler" kızı benim gibi bir "ucube"yi çağırsın ki?

Ne diyeceğimi aklımda planlayıp yanına gittim.Yüzünde her zamanki egoist bakışın aksine sanki benden bir şey isteyecekmiş gibi bir bakış vardı. Hafif tersler bir sesle "Ne oldu?" diye sordum. "Şey..." dedi.Bunu derken sesi oldukça yumuşak çıkıyordu. "Biliyorsun,benim İngilizcem kötü. Artık düşük notlar almanın havalı olmadığını fark ettim ve..." hadi canım!Ne zamandan beri düşük notlar almak havalıydı ki sanki? "...Senin İngilizcen oldukça iyi.Şey diyecektim...Bana notlarımı yükseltmeme yardım eder misin?" Yani onu çalıştırmamı istiyordu.İlk önce soğuk bir ses tonuyla "Hayır."

dedim.Bu egoist popi salağı uğruna vaktimi harcayamazdım.

Tam arkamı dönecekken "Lütfeğnnnn...Parası ne ise veririm." Dedi. "Yeni sevgilin İngiliz sanırım.Yoksa İngilizceni geliştir-meyi bu kadar istemezdin." Dedim. "Hayır,gerçekten öğrenmek istiyorum." Dedi.Acaba kabul etse miydim? "Tamam." Dedim. "Sana İngilizce öğreteceğim." Bunu duyunca gözleri kocaman açıldı. "Ama haftada sadece 1 kez ve 1 saat geleceğim." Dedim. "Ne kadar istersin?" diye sordu.

"Ummmm...Paraya gerek yok,Penelope ve Albert'a iyi davran yeterli.Ha bir de bana her hafta Toblerone al." Bir anda yüzü ekşidi "O tavuk suratlı kız ile kendini Harry Potter sanan ucubeye iyi mi davranayım?Albert'ın duş aldığını bile düşünmüyorum!" "Albert'a tek bir hakaret dahi edemezsin,

Yoksa anlaşmayı iptal ederim." Dedim.O da "İyi..." dedi.

Tam grubumun yanına gidecekken arkamdan "Benimle oturmak ister misin?" diye sordu. "Hayır!" dedim.Arkadaşla-

rımı sırf şekerli parfüm kokan bir Barbie için yalnız bırakmaz-

dım.

Penelope ve Albert'a Emily ile aramızda olan şeyden bahsetmedim.Zaten eğer bahsetseydim Penelope küplere binerdi.Ama onlar öğrenceydi ne olurdu?

-Sürene Mördör,nösöl bözö ö öcöbe öçön sötörsön?

Onla arkadaş filan değiliz,sadece ona İngilizce öğretiyorum.

-Hmmm...Anlıyorum,cahil işte!

Kesinlikle!

Peki ya onla birkaç dersten sonra yavaş yavaş arkadaş olmaya başlarsam...Bu gerçekten kötü olur!Sıkıntı sadece Penelope ve Albert'ın gözünden düşmem değil,biliyorsunuz ki Darrin öldürülmeden önce Emily'nin en yakın arkadaşı ve popüler kızlardan biriydi.Yani,sırf popüler kızlardan biri olmak ve Emily'nin en yakın arkadaşı olmak için Darrin'i öldürmüş gibi görülebilirdim.Bu da...Hayatımın yok olması demek.

Akşam Penelope'nin evine gittik.Eve girdiğimiz zaman onu kapıda görememiştik.Bayan Brönne onun odasında olduğunu söyledi.Biz de odasına gittik.Penelope halının üzerinde oturmuş,eline çeşit çeşit gözlükler alıp bakıyordu.Duvarda göz testi asılıydı vebilgisayarında da gö hastalıklarına dair bir makale açıktı. "Şuan proje üzerinde çalışıyorum." Dedi. "Yanlış anlama ama,neden bu kadar çok gözlük var burada?Hepsini nerede buldun?" diye sordum.Eline küçük larcivert bir gözlük aldı. "Bu Charissa'nın gözlüğüymüş.Onun gözlük kullandığını bilmiyordum.Ama öğrenmiş oldum."O an Charissa'nın o gözlükleri kullandığı zamanları hatırladım.Daha sonralarda "kötü gözüktüğü" gerekçesiyle gözlük takmayı bırakmıştı.

"Bu annemin okuma gözlüğü." Diyerek çerçevesi olmayan bir gözlük gösterdi.Bir de babasının gözlüğünü gösterdi. "Senin mor çerçeveli bir gözlüğün vardı,yanında mı?" diye sordu.

"O...Numarasız bir gözlük." Dedim. "SAKRON gözlüğü.Oldu-

ğu yerden fırladı "SAKRON gözlüğü mü? O da ne?" diye sordu.

"Sonra gösteririm." Dedi.Albert gözlüğünü çıkarıp Penelo-pe'ye verdi. "Bu işine yarar mı?" Penelope gözlüğü eline alıp inceledi, "İşime belki yarar ama senin gözlüksüz göremediğini biliyorum." Deyip gözlüğü tekrar Albert'a verdi. "Kör gibi değilim aslında,sadece biraz bulanık görüyorum." Dedi. "Miyop musun?" diye sordum. "Hayır astigmatım var." Diye cevap verdi. "Astigmatlar çarpık görmez miydi?" diye sordu Penelope. "Çarpık görüyorum işte,o da görüntüyü bulanıklaştırıyor." Dedi Albert. "Biraz durup denek olur musun?Üzerinde inceleme yapacağım." Dedi. "Aslında ben de evde projemle uğraşacağım.Seni biraz görmek için geldim.

Akşam mesajlaşırız." Dedi.Sonra verdalaşıp evine gitti. Ben Penelope'yi biraz daha izledim. Merceklere lazer doğrultuyor,

Mercekleri göz testine tutuyor ve sonuçları defterine not ediyordu. "Hadi sende git artık!" dedi bana. Böyle demesine kırılmamıştım, "Tamam,görüşürüz." Dedim ve ben de kapıya doğru yöneldim.

A:Sizin projeler nasıl gidiyor?

S:Ben kendiminkine başlamadım.

P:Üşengeçlik mi?

S:Başka ne olacak?

A:Bay Haaruh'tan rica etsem bana başka bir proje verir mi acaba?Bu çok sıkıcı.

P:Bilmem.

S:Değiştirmiyor diye biliyorum ama...

A:Su molekülünü çizmem gerekiyor!

S:İyi de bu çok basit?

A:Benim çizim yeteneğim yok.

S:Altı üstü top ve çubuk çizeceksin.

A:İşte,düzgün top çizemiyorum.

S:Offf!

A:Ne ofu ya?

S:Sen ne yapabilirsin ki zaten?

A:Sınavlarda senden çok daha iyi notlar alabilirim!Şuna bak, 81 almış;bununla övünüyor.

S:Düzelteyim,96.

A:Sen hayatında hiç 100 aldın mı?Almamışsındır.

S:Aldım,bir keresinde resim dersinde öğretmen çizimlerimie puan vermişti.

A:Puhahahahah!Hayatında 1 kez mi? Resimden mi? Ahahahahahh!Gülmekten karnıma ağrı girdi!

S:Tabi senin hiçbir yeteneğin yok,bu yüzden sadece inekliğinle övünebiliyorsun.

A:Yeteneğim yok mu?Teniste beni kimse geçemez.

S:Penelope bile mi?

A:Onun dışında.

S:Ama yine de senden iyisi var işte!Resaimde benden iyisi yok.

A:Resimde bu kadar iyisen git ressamlık oku,ama beş parasız olacaksın!

S:Resim yapmak benim için sadece bir hobi.Genetik mühendisi olmak istiyorum.

A:İnsanları yeşil tenli mi yapacaksın?Hahahahah!

S:Sen ne yapacaksın acaba?Ülke yönetmeyi filan düşünmü-

Yorsundur umarım!

P:RİCA ETSEM DİDİŞMEYİ BIRAKIR MISINIZ!?

S:Tamam.

A:Tamam.

S:Hala cevap veriyor bana yaaa!

P:Gerizekalılar.

Günlük hakaretimi de yedikten sonra telefonumu kapattım.

Neden artık daha erken uyuyordum ki?

Perşembe...

(Penelope'nin ağzından)

Beden eğtimi dersinde basketbol oynuyorduk.Ancak maalesef karşı taraf bizden çok daha iyi oynuyordu.Bunda boylarının da etkili olduğunu düşünüyorum.Çünkü en kısası Albert'tan daha uzun! Biz ise 1.60 civarı boylarımızla (Albert dışında) topu potaya atmaya çalışıyorduk.Hiç puan alama-mıştık,bu da üzücü bir durum tabikide.Siren de çok öfkelenmişti.Bir ara eline bir şekilde top geçti.Siren topu sektirerek potaya doğru koşuyordu.Birden sektirdiği top alev aldı.(Gerçekten!)Herkes topun alev aldığını fark etti ve onu şaşkın gözlerle izlediler. "Siren!Top!" diye seslendim ama o fark etmedi.(Aslında fark etmiştir ama umursamıyordur.)

Bay Monte eline yangın tüpünü alıp topu söndürmeye çalıştı ama her seferinde ıskaladı.Karşı takımdan biri topu Siren'den kaptı ama tabi ki elini yaktığı için topu düşürdü.Siren topu kaptı ve potaya doğru koştu.Potaya topu attı,maalesef potanın içinden geçemedi.Top fırladı ve Harold'a çarptı.

Harold,kolunun yanmasıyla çığlık atarak koşuşturmaya başladı.Onun çığlık atmasıyla herkes kokuşturmaya başladı.

Top da kokuşturmanın etkisiyle bir o yana bir bu yana savruluyordu.Bay Monte sonunda topun alevini söndürebil-

di.Alevin neden çıktığını anlayamamıştı.(Ona nedenini de söylemeyecektik.)Gözlerim Siren'i aradı,bu kalabalığın içinde onu bulmam zordu.Ama bulabildim,kenarda oturmuş; eliyle minik alevler çıkarıyordu.Yanına gelip "Ne yaptığını sanıyor-sun sen?" diye sordum. Ses tonu sakindi, "Kazanmaya çalışıyordum." dedi."Böyle mi?!" diye sordum,kızmıştım ona.

Tersler gibi bir bakış attı ve "Evet?" diye cevap verdi. "Hile yapmamalıydın." Dedim ve yanından uzaklaştım.İnsanların hile yapmasından nefret ederdim! Gözlerim bu sefer de Albert'ı aradı.O da başka bir kenarda oturuyordu.Öfkeli görünüyor ve terliydi.Terli olmasından dolayı ona dokunmak istemedim. "Siren...Siren...",söylenirken hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. "Siren yaptı,biliyoruz."dedim.Birden bana döndü,

Yüzü kıpkırmızıydı. "SİREN APTAL MI?!" diye bağırdı.Diğer öğrenciler dediğini duymuş ve bazıları irkilmişti.Duyanşlar arasında elbette Siren de vardı,olduğu yerden cevap verdi:

"Evet,aptalım."Sonra elini silah gibi yaparak Albert'a doğrulttu ve "Piuv!" dedi.Albert'ın saçlarının arasında birden küçük bir alev belirdi.Sonra hemen söndü.Saçlarını eşeleyerek "BUNU NEDEN YAPTIN?!" diye bağırarak sordu.Salondaki öğrenciler şaşırmıştı,kendi aralarında konuşuyorlardı: "Bunu Siren mi yaptı?Ama nasıl?Yoksa okula çakmak mı getirdi?"Albert öfkeden deliye dönmüştü.Birden kıpkırmızı oldu ve kaşlarını çatarak dişlerini sıktı.Onu durdurmaya çalıştım ama koşarak Siren'in üzerine atladı ve yumruk yumruğa kapışmaya başladılar.Bay Monte hemen yanlarına geldi ve "İkiniz,çabuk müdüre!" diye bağırdı.Bizi de sınıflarımıza gönderdi.

(Albert'ın ağzından)

Bir kıza el kaldırmışım...Siren'in "alev çıkarması"na bile bir şey denmedi üstelik! (Gerçi...Nasıl anlayacaklardı ki?) Sadece "sür-

tünmenin etkisi" dendi.O da bana yumruk attı ama ona da bir şey denmedi.Tabi ya...O bir "kız" sonuçta.Bu cinsiyetçilikten nefret ediyorum,acaba Siren bana saldırsaydı yine müdü ona kızar hatta ceza verir miydi?Evet,ceza da aldım.Ağır bir ceza değil ama "Kadınlara olan şiddet" konulu bir sunum hazırlaya-cak ve bunu bütün okulun önünde sunacaktım.Sunumu hazırlamam için de pazartesiye kadar süre verildi.Acaba Siren bana aldırsaydı ona "Erkeklere olan şiddet" konulu bir sunum cezası verir miydi?Muhtemelen hayır.

"Siren haksızdı,o her şeyi başlattı." dedi Penelope. "Ama sen de haklı sayılmazsın.Çünkü ona el kaldırdın.El kaldırmak seni haksız yapar.Bir erkeğe de el kaldırsan da haksız olursun.Bir kız da sana el kaldırsa o da haksız olur."

"Siren herkesten özür dilemeli Penelope.Kendi takımından da,karşı takımdan da,benden de...Ama dilemiyor."

"Onun senden özür dilemesi gerektiği gibi senin de ondan özür dilemen gerekiyor."

"O benden özür dilemedi,ben neden ondan dileyeyim."

"Aynı şeyi Siren de senin için düşünüyor.Şiddet başka bir şey,

Ondan özür dile."

"Özür dilemeyeceğim."

"Sen aptal mısın?"Derin bir nefes aldı,hüzünlü bir ses tonuyla

"Onla küseren...", sözünü kestim "Onla küsmedin.". "Sözümü kesme!" diye sert bir karşılık verdi. "Ayrıca buna 'küsmek' denir.Ona böyle davranırsan bizden intikamını almayacağını mı sanıyorsun gerçekten?Bizim neler çevirdiğimizi kaç kişi biliyor? Bilseler neler olacak? Siren'in sana küsünce benim senin en yakın arkadaşın olduğu bildiği için benimle de küseceğini,sonra sırrımızı herkese söyleyebileceğini düşüne-

miyor musun?"Haklıydı... "Özür dile ondan,o da senden özür dileyecek." Dedi. "Ondan özür dileyeceğim,ama onda önce özür dileyeceğim başka biri var.Özür dilerim Penelope,sözünü böldüğüm için." "Özrünü kabul ediyorum." Dedi.Sonra biraz düşündü, "Baksana,biz neden dram filmindeymiş gidi konu-şuyoruz?" dedi.İkimiz de güldük ve oturduğumuz banktan kalkıp sınıfa gittik.Siren,sırasında oturmuş;yazı yazıyordu. Yü-

zünde somurtkan bir ifade vardı.Yanına gittik,somurtkan yüzünü bize doğrulttu.Aman tanrım,somurtkan hali o kadar tipsizdi ki!Hiç ona yakışmıyordu.Tabi bunu ona söylemedim.

"Özür mi dileyeceksin?" diye sordu. "Evet,özür dilerim." Gülümsedi ve "Özrünü kabul ediyorum.Ben...Ben de senden özür dileim." Dedi.Ben de "Özrünü kabul ediyorum." Dedim.

"Arkadaşlar arasında olur böyle şeyler." Dedi.Penelope de gü-

lümsedi.Theodore birden çıkıp "Ooooooo!Aşk mı var?!" diye dalga geçti.Evet Theodore,birbirimize aşığız hatta evlenmeyi düşünüyoruz.(DALGA GEÇİYORUM TABİKİ DE!) "Seni ilgilendir-

mez apTHEOl!" diye lafını koydu Siren.Üçümüz güldük, Theodore ise bu cevaba bozulmuştu. "MALdeer Siren!"

(Siren Meerder) diye cevaba cevap verdi.

Siren okuldan sonra birlikte ormanda buluşmayı teklif etti.

Penelope,projesi üzerinde çalışacağını söyleyerek reddetti.

Penelope rddedince ben de gelmek istemedim,zaten ne yapacaktık ki? "Penelopeeeee,daha bir ay var proje teslimi için!" dedi Siren ama Penelope yine reddetti. "Ama bir gün saçlarımı boyamak ve hatta kesmek için buluşabiliriz." Dedi.

"Senin saçların da kağıt gibi ha!Kesiyorsun,boyuyorsun,biçi-

Yorsun..." diye dalga geçtim. "Benim yerimde olsaydın sen de aynı şeyleri yapardın!" dedi. "Ben saçlarımı turuncuya boyamak yerine maviye veya kırmızıya boyardım." Dedim.

"İyi ki onun yerinde değilsin,mavi veya kırmızı sana hiç yakışmazdı.Sana siyah saçların yakışıyor." Dedi Siren. Yani...

Haklıydı aslında.Kahverengi falan yapardım o zaman. "Şey...

Arabamızı gördüm de,gitmem gerek.Görüşürüz!" diyerek yanımızdan ayrıldı Penelope. "Bayan Brönne'nin arabası güzelmiş." Dedi Siren.Beyaz,spor bir arabaydı. "Sen bir de benim anneminkini gör,tosbağa kullanıyor!" dedim.Gerçekten de annem kırmızı bir vosvos kullanıyor.Anneme arabasını değiştirmesi gerektiğini söylesem de arabanın "Retro" olduğu-

Nu söyleyerek fikrimi reddediyor.Bunu konuşurken Siren'in abisi geldi.Abisi mor,üzerinde bir prenses ve tek boynuzlu at olan bir minibüs kullanıyordu.Siren,mibüse binerken "Hey, Meerder Ekspresi'ni denemek ister misin?" diye sordu.

"Teşekkürler,ama ailem beni alacak." Dedim. "Öyle mi? Tamam o zaman." Dedi ve minibüsün kapısını kapattı.Sonra aniden onlarla gitmeye karar verdim.Tam gideceklerken "Durun!" diye seslendim.Abisi pencerenin ardından bana baktı.Tıpkı Siren gibi dağınık sarı saçları ve mavi gözleri vardı.

"N'oldu?" diye sordu.Annemi hemen aradım ve Sirenlerin beni bırakacağını söyledim.O da "Tamam." Dedi.Telefonu kapatıp Siren'in abisine (ismi Athen'miş) benim de geleceğimi söyledim.Bunu duyunca minibüsün arka kapısını açtı.Bindi-

ğimde fark ettim ki,oturacak yer yoktu.Bomboştu yani. Sadece ön tarafta iki koltuk vardı ve ikisi de doluydu.Kenara çömelip savrulmamayı umdum.Ama çömelir çömelmez Athen ani bir hızla fırladı.Birden yan tarafa savruldum.Siren bana adresimi verrmemi istedi.Zar zor vermeye çalıştım:

Siren:Albert,evin neredeydi?

Albert:Sağa dön...Aaaaghhh!

Siren:Sağa!Sonra?

Albet:Solaağğğğğh!

Siren:Sonra?

Albert:Düz giğğğğğtttt!

Siren:Şimdi ne tarafa?

Albert:Düz deva-Ağğğğğghhhh!Atheeen!

Athen: (müzik dinlemekle meşgul)

Albert:Atheeeğğğğnağğğğah!

Siren:Abi!Sana sesleniyor!

Athen:N-Ne var?

Albert:Biraz yavaş olur musun?

Athen:Yaklaştık zaten,azıcık daha dayan.

Albert:Ağğğğğghhhhhhh!Yaaaaaaaaağğğğğ!Ih!

Siren:Arka tarafa koltuk lazım...

Albert:Yeni mi fark ettin!?

Siren:Eveeeeet!

Albert:Sen...Aaaaaagh!Mal...

Siren:Sürekli böyle konuşuyorsun çok ayıp.

Athen:Yolculuk sonunda bitti,bahşiş?

Albert:Hayır tabiki de.

Minibüsten indiğimde doğru düzgün yürüyemiyordum bile!

Hewm başım dönüyor,hem de miden bulanıyordu.Bunun yanında kolum da fena halde acıyordu.Kapıyı tıklattım. Annem kapıyı açtı,açar açmaz da bana sorular yöneltömeye başladı: "Albert!?Sana ne oldu? Saçların dağılmış ve toz içindesin.Kolun mu acıyor?Bir bakayım,hiiiii! Kolun morarmış.

Biriyle kavga mı ettin?Kim ile?" Sorulara cevap veremeden tuvalete koştum ve midemdeki her şeyi çıkardım.Annem kusma sesimi duymuş olacak ki "Albert?İyi misin? Hayır, değilsin!Sen hastasın,yarın okula gitme.Battaniyenin altına gir ve uzan.Sana hemen çorba yapacağım.Evde neler vardı..." demeye başladı. "Hayır anne,iyiyim." Dedim ve odama çıktım.

Aynadan kendime baktım,saçlarım darmadağan olmuş ve kolum morarmıştı.Gözlüğümü çıkarıp inceledim.Neyseki gözlüğüme bir şey olmamıştı.Okul formamı çıkarıp kendimi yatağıma attım.Tavanı izlemeye başladım,bunu neden yapıyorsan artık...Annem birden odama girdi,onun aniden girişiyle irkildim ve yerimden sıçradım. "Albert,çorbanı yapıyorumağğğğ!Çıplaksın!Çabuk üzerine bir şeyler giy!" dedi.

Üstüme baktım,üstümde sadece külotum ve ayaklarımda çoraplarım vardı.Dolabımı karıştırıp elime geçenleri giydim.

Giydiklerim bifrbirleriyle alakasızdı ama olsun,kıyafet kıyafettir sonuçta.Giyindikten sonra mutfağa indim.Annem bir yandan telefonuna bakarken bir yandan da çorbayı karıştırıyordu.Birden telefonu çaldı,annem de telefonla konuşmaya başladı. "Alo,Bay Fier mi?" Eyvah! Bay Fier ona bugün olanları anlatacaktı.Koşarak salona gittim ve koltuğa oturdum.Televizyonu açıp önüme geleni izlemeye başladım.

"Tamam,bunu ona söylerim.Teşekkürler." annem yanıma geldi. "Bugün olanları biliyorum." dedi kızgın bir edayla.Sahte bir şekilde gülümsedim ve sevimli bir bakış atmaya çalıştım.

"Bir kıza el kaldırmışsın,hatta buna el kaldırmak denmez.Kızın direkt üstüne atlamışsın.Hiç utanmıyor musun?Bu konu hakkında konuşmalıyız." "Ağğağa anne,hiç gerek yok. Penelope ile bu konuyu yeterince..." "O kıza güvenmediğimi biliyorsun.Ayrıca o senin yaşıtın,en fazla ne kadar mantıklı düşünebilir?" "Biz mantıklı düşünemz miyiz?Keşke ses kaydı olsaydı da sana izletseydim." "Bu tavrın ve dediklerin hiç hoş değil.Penelope ve o diğer kız ile takıla takıla sen de saygısız biri olmuşsun." "Penelope'yi sevdiğini sanıyordum." "Penelope zeki ve çalışkan bir kız.O yönden seni iyi etkiliyor. Ama diğer yönler için aynı şeyi söyleyemem." "O kız düşündüğünden daha zeki!" "Albert!Benle böyle konuşamaz-

Sın.Çorbanı içtikten sonra bu "kız şiddeti" olaını konuşacağız.

Ayrıca Penelope'nin ne dediğini de söyleyeceksin." "Tamam anne." "Hadi çorba hazır,gel."

Çorbamı öfkeli bir şekilde içiyordum.Çorba güzel olmuştu,

Ama hiç güzel bir durumda değildim.Çorbamı içtikten sonra

Olanları anlattım.Ama tabi biraz değiştirerek...

Öncelikle Siren hile yapmıştı ama başka bir şekilde...Ateş olayını anlatamazdım çünkü.Onun hile yaptığını anneme söyledim. "Bu ona saldırman için bir sebep mi?" diye sordum.

Hayır dedim.

Sonra hile yapması sonucu büyük bir olay çıktı,dedim.Bu olaydan da kaçmıştı Siren.Ben de ona kızmıştım.Çünkü kabul edilemez bir hile şekliydi bu.Ben ona kızınca o da bana vurdu.Bunun üzerine ben de ona saldırdım.

"Yine de bir kıza el kaldırmamalıydın." Dedi.Ben de haksız olduğumu kabul ettiğimi söyledim.Sonra Penelope'nin bana söylediklerini söyledim. "Bunları söyleyecek kadar mantıklı bir kız değil o." Dedi. Ben de "Onun zeki olduğunu söylemiştin. Zeki insanlar mantıklıdır." Dedim.O da "Tamam öyleyse." Dedi.Ayrıca müdürün bana ceza verdiğini de söyledim. O da sunumumu hazırlayınca ona da sunmamı rica etti ben de kaul ettim.

Sonra sunumumu hazrladım.Sunumu hazırlamam yaklaşık 2 saat sürdü.Sadece araştırma yapmamıştım,aynı zamanda sunum güzel görünsün diye bayağı süslemiştim.Bitince anneme sundum.O da çok beğendi.En son bir daha hiçbir kıza şiddet uygulamayacağımı söyledim.Bu cinsiyetçiydi,ama annem istemişti.Ben de artık yapmayacaktım.

Biliyorum yalan söylemek çok kötü bir şey.Ama bazen de gerçekten gerekiyor.Herkes yalan söylüyor,ben söylesem ne olacak...

Yatağıma uzanıp arkadaşlarla mesajlaştım.Siren'in bir sorunu var gibi görünüyordu:

S:Arkadaşlar!Bir sıkıntı var.

P:Ne sıkıntısı?

S:Anlatılacak gibi değil.

A:Fotoğraf at?

S:Atılacak gibi değil.

A:Ne o zaman?

S:Yarın evime geliyorsunuz.

P:Ben haftasonu ödevlerini yapacağım.

S:Haftasonu ödevlerini haftasonu yap!Bu önemli.

P:Tamam,bu kadar önemli ise...

S:Önemli!SAKRON ve özel gücüm ile ilgili.

P:Sanırım tahmin edebiliyorum.

A:Ne peki?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.