İçeriğe geç

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 14 · 14 dk okuma

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 14

Herkes Siren'e bakıyordu.Siren neden böyle paldır küldür girip bunu söylemişti ki? "O kadın da kim?" diye sordu annem. "Penelope ile aramızda olan bir şey bu." Diye cevap verdi Siren. "Kim peki?" diye sordum.Hala nefes nefeseydi: "O...O bir...Dedektif." Aman tanrım,hiç belli olmuyordu zaten (!). "Dalga mı geçiyorsun?" diye sordum. "Ihhhh,Penelope! Sadece dedektif olduğunu bulabildim." Dedi. "Bunu ben de anlamıştım.Herhalde ismini bulursun diye düşünmüştüm..." derken Siren'in bana bakmadığını fark ettim. "Hey!" Siren'in dikkatini çekmeye çalıştım.Fark ettim ki Jonas'a bakıyordu. "O...Senin sevgilin mi?" diye sordu bana. "HAYIR TABİKİ DE!" diye cevap verdim. Ne saçmalıyordu bu? Jonas benim kuzenim. "O benim kuzenim." dedim. "Yakışıklıymış..." dedi sonra da ben gidiyorum diyerek kapıya yöneldi.

"Ne tuhaf bir kız!" dedi annem. "Ayrıca çok da terbiyesiz." diye devam ettirdi halam. "Neyseki komşularımızın çocukları böyle değil!" "Ayrıca...Söyler misin,kimden bahsediyor?"

"Evet,o kim?" "Birini mi takip ediyorsunuz,bu çok ayıp!" Herkes üzerime gitmeye başlamıştı.Herkesin üzerime gelme-siyle de stres olmuştum. Stresten terliyordum, "O... Bir oyun.

Siren ile bi oyun oynuyorduk ve o kadın da karakterlerden biri." Herkes bir an da sustu. "Tamam öyleyse." Dedi annem de.Biliyorum yalan söylemek kötü bir şey,ama başka ne diyebilirdim ki? "Bizi gözetleyen tuhaf görünümlü bir kadın var ve biz de onun peşindeyiz." Bu olay polise kadar gidebilirdi ve orada işler...Anladınız.

Jonas ve diğer akrabalarımla vedalaşırken Jonas "Marsilya'ya bu yaz tekrar gelecek misin?" diye sordu. "Geçen yaz yaşananlardan sonra mı...Kesinlikle hayır!"

(Geçen yaz sözde bir aylığına Marsilya'da kalacaktım.Jonas ve ailesi de küçük bir mahallede yaşıyorlardı.Ama o mahalledeki çocuklar beni pek hoş karşılamamışlardı.Beni her gördükle-rinde beni ya dövüyorlar ya da bana kötü sözler söylüyorlardı.

Jonas da onları tanıyordu ve basna böyle davranmamaları gerektiğini söylüyordu fakat çocuklar o bunları deyince daha da üstüme gidiyorlardı.Bu yaşananlara da tahammül edemedim ve sadece 2,5 hafta kalabildim.)

Alosdrojoz amca da "Al sana harçlık." dedi ve bana bir adet düğme verdi.Eh,ceketimin bir düğmesi yoktu.En azından artık olacak.Büyükannem de beni öptü,sonra da hepsiyle tekrar vedalaştık ve evden çıktılar.Annem onlar çıkar çıkmaz arkasına döndü ve etrafa baktı. Temizlikle biraz fazla uğraşması gerekiyordu...

Ertesi gün...

"Puis-je avoir un KWASOOOOOON?" "PeneLÖĞĞĞP!Ne demek 'croissant (kruvasan)' kelimesini yanlış okursin? Hakaret etmeye filan mi çalişiyorsin? Bu yaptığın terbiyesizlik! Ceza olarak yüz kere 'croissant' ve yüz ellişer kere de hem Almanca hem de Fransızca'da 'Bir daha Fransızca ile dalga geçmeyeceğim.' yazacaksin."

Olayı anlamışsınızdır.Salak Bay Jaquen 'in salakça takıntıları yüzünden arkadaşlarımla takılacağım vakti 400 kelime yazmak için ayıracaktım.Neden 400? Ayrıca ne için?Bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğim için mi?Ona bakılırsa Albert'ın da sürekli aksağanı kayıyor ve Emily de "Je (Jö)"yü "Yeeeee" olarak okuyor.Bana karşı sıkıntınız mı var? Yani varsa,söyleyin.

Artık sizin tarafınızdan acı çekmekten bıktım.

Ödevi teneffüslerde bitirmeyi düşündüm fakat Bay Jaquen beni eğer okul içinde ödevi yaparken görürse kelime sayısını ikiye katlayacağını söyledi ve eğer o dediyse,kesin yapar.

Okul çıkışı evde gider gitmez daha formamı bile çıkarmadan ödevimi yapmaya başladım.Albert ve Siren de gelmişti. Neden geldiklerini bilmiyorum ama gelmelerinin olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyorum.Bir yandan yazımı yazarken bir yandan da dedikodu yapıyorduk.Bugün İngilizce dersimiz yoktu,bu yüzden "o kadın" hakkında bir gelişme olmadı. Siren,ödevimi yaparken bana yardım etmeyi teklif etti. Ona eğer bana yardım ederse bunu fark edeceğini söyledim.O da başka bir kağıda bir şeyler yazarak el yazısını gösterdi.Yazı tipi benimkine çok benziyordu.Ona yazmasına izin verdim.O yazarken yatağıma uzandım ve sohbete devam ettik. Siren "Düşük bir ücret karşılığında sınırsız sıcak çikolata alabilece-

ğimiz bir yer biliyorum.Yarın oraya gidelim mi?" diye sordu.

Albert da ben de "Hayır." Dedik.Yarın ödevlerimizi yapacaktık.

"Pazar gününe ne dersiniz?" diye sordu.Bu olabilirdi. "Olur." dedik.Bahsettiği yeri merak ediyordum aslında,çünklü daha önce öyle bir yere gitmemiştim.

Sirten 150 kelime yazdı.Yorulduğunu düşünerek bırakmasını, devam edebileceğimi söyledim. "Zaten bitti." Dedi.Bunu duyunca sevindim,daha fazla yazmayacaktım.Defterimi çantama koydum,biraz daha sohbet ettik ve sonra arkadaş-larım gitti.Ben de pijamalarımı giyip battaniyemin altına girdim ve manzarayı seyrettim.Dışarıda kar vardı,ama hava yine de pek soğuk değildi.Biraz izledikten sonra ışığı kapattım ve uyudum.

Ertesi gün...

Alarmın sesi olmadan uyanmak çok güzel bir his...Uyandığım-da saat 10'du.Annem ve babam çoktan kahvaltılarını yapmıştı.

Bir dilim kızarmış ekmeğin üzerine marmelat sürdüm ve ye-meye başladım.Bir yandan yerken bir yandan da televizyona bakıyordum.Televizyonda ünlü bir balerinin hayatını konu alan bir belgesel vardı.O an küçükken bale kursuna gittiğim zamanları hatırladım.

Bale yapmayı pek sevmezdim aslında,yine de yapmanın güzel bir kısmı vardı.Balerin olmak için zayıf olmak gerekiyordu, arkadaşlarıma kıyasla kilom azıcık fazlaydı ama bacaklarım oldukça güçlüydü.Bu da arkadaşlarımdan daha iyi dans etmemi sağlıyordu.Buna rağmen baleye dair hiçbir ödül almadım.Bu yüzden emeklerimin boşa gittiğini hissettim ve baleyi bıraktım.

Birden ayağa kalkıp hatırladığım hareketleri yapmaya başladım.Annem ve babam da bana bakmaya başladılar. Beynimin içinde çalan müzikle bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor ve kendi etrafımda dönüyordum.Beynimin içinde çalan müzik durunca ben de durdum.Annem ve babam beni alkışlamaya başladılar.Sanki gösterideymişim gibi eğildim ve selam verdim. "Baleye takrar başlamalısın." Dedi babam.Ben de "Teşekkürler ama şuanlık tenis ile devam etmek istiyorum."

Dedim ve kahvaltımı etmeye devam ettim.

Kahvaltıdan sonra odama çekilip ödevimi yapmaya başladım.

Bir yandan da müzik dinliyordum.En hareketli müziği dinlesem bile ödevime odaklanabiliyorum.Bu da benim çok sevdiğim bir özelliğim...Annem benim müzik zevkimi beğenmiyor.Sadece "çığlık" dinlediğimi ve bunun da çok saçma olduğunu söylüyor.Ben de onun "romantik" müziklerini sevmiyorum.Bana zaten "aşk" ile ilgii bütün şeyler saçma geliyor.

Ödevime başladığımda saat 11'di ve bitirdiğimde öğleden sonra 5 olmuştu.Yani...6 saat.Acaba arkadaşlarım ne durumdaydı?

P:Bütün ödevlerim bitti.

S:Ne?!Ben matematiği anca bitirebildim.

A:Ben saat 2'de bitirmiştim.

S:NR?!?'??'?'?'?'?

P:Kız şaşkınlıktan yazmayı unutmuş.

S:Yk canm n untma sı?

A:Ama benn dün yapmaya başlamıştım.

P:o zaman normal.

A:Yani,Siren nasıl oluyor da şimdi yapmaya başlıyor?

P:Aynen,bizimle takılmadan başlamadan önce ödevi kesin son güne bırakıyordur.

S:Evet?Son güne bırakıyordum.

P:Belli!

A:Penelope,ödevde anlamadığım bir soru var?Sana sorabilir miyim?

S:Benim de,ama benim 7 sorum var.

P:7 soru mu?

S:Lütfeğğğn!

P:7 soru çözmem.

S:4'ünü çöz bari...

P:Hayır.

S:3?

P:Hayır,tekrar çözmeyi dene.

S:2?

P:Of!Hangi sorular.

S:4.test 6.soru.

P:O soru en kolayı,nasıl yapamadın?

S:Zor olanlarla uğraştıktan sonra kolay olanlara kafam yetmiyor.

A:O bende de oluyor.

P:Cevap C şıkkı.

S:Eeee?Nasıl buldun peki?

P:Karenin bir kenarı 4 sayısının küpü dediyor.Oradan bulabilirsin.

S:4 sayısının küpü ne?

P:4x4x4

S:O ne ediyor?

P:64?

A:Siren sen aptal mısın?

S:Sanırım öyleyim.

P:Kendini bilmene sevindim.

S:E hehehe...

Siren gerçekten tam bir mal! 4'ün küpünü nasıl bilemez ya,

Aklım almıyor.

S:Peki ya 5. Testin 3.sorusunun cevabı ne?

P:A?

S:Teşekkürler.

P:Umarım üzerinde işlem vardır.

S:Neden?

A:İşlem olmazsa hoca kendin yapmadığını anlar çünkü.

S:Haaaaa...Haklısın.

Mesajlar uygulamasından çıkıp Instagram 'a girdim. Önüme hemen Bay Jaquen'in fotoğrafı çıktı.Fotoğrafı kulüpte çekinmiş olmalıydı,çünkü üzerinde pembe mutfak önlüğü vardı. "Yemek yapmak güzeldir..." yazıyordu altında da. Ne saçmaydı...Saçlarımı biraz düzelttim ve fotoğrafımı çektim.Sonra fotoğrafı Instagram 'a koydum.Ayda yılda bir paylaşım yapıyordum,bu paylaşımıma birileri mutlaka şaşırırdı. Öylece dururken annem bir den odama daldı. Neden böyle daldığını anlamaıştım,önemli bir şey mi diyecekti? "Instagram 'a fotoğraf koymuşsun!Hem de haberim olma-dan!" gibi bir şey mi?Hayır hayır. Sadece şey dedi: "Hadi giyin!

Alışveriş merkezine gidiyoruz." "Tamam." Dedim ve üzerimi değiştirdim.Kahverengi ve kareli bir gömlek ile yeşil kot pantolonumu giydim.Annem ve babam da hazır olunca arabayla alışveriş merkezine gittik.Onlar bir kafede oturdular ve bana biraz para verdiler.Biraz etrafı turladım.Çok güzel bir ceket beğendim fakat fiyatı biraz tuzluydu.Bu yüzden de aldığım yere geri bıraktım.Fazladan para istemek istemiyor-dum, bana çok pahalı bir şey almaları beni mutsuz ediyor çünkü.

O kadar fazla beğendiğim bir şey yoktu fakat içimde paramı illa harcamalıymışım gibi bir his vardı.Bu yüzden kendime renkli bir kalem ve not defteri aldım.Kalan para ile de bir çift kırmızı çorap aldım.Bana çok az para verdiklerini o an fark ettim.Ya da aldıklarım pahalıydı.Ama az şey almıştım?

Fişleri kontrol ettim.Evet,aldığım şeyler biraz pahalıydı.

Ailemin yanına gittim.Aldığım şeylere baktılar ve "gereksiz" şeyler aldığım için iade etmemi söylediler.Aldığım şeyleri beğenmiştim ama,neden iade edecektim ki? İade etmek istemediğimi söyledim.Bunu söyledim,onlar da aldıklarımı elimden alıp "Fişi ver,bunları bir iade edeceğiz!" dediler.

"Hayır!" diye direttim."Ne var bu kadar diretecek?!" diye bağırdı annem. "Hayıııır,haaaayır!" diye bağırmaya başladım.Gözlerimden yaşlar geldiğini fark ettim sonra, ne

oluyordu bana? "Bunun için mi ağlıyorsun!?" diye cevap verdi babam.En son aldıklarımı elimden aldım ve "İADE ETMEYECEĞİM!" diye bağırdım.Herkesin bize baktığını farkettim. Annem de,babam da öfkeliydi. "İyi! İade etmeyece-ğiz! Ama buna pişman olacaksın." Dedi.Aldıklarıma kocaman sarıldım.Keşke buraya gelmeseydik,diyeceğim de o zaman bunları alamazdım.

"Penelope,sana verdiğimiz tepki için..." "Hayır,özür dilemeyin.Sizi affetmiyorum." Evde annemle aramızda geçen konuşmaydı bu.Onları affetmeyi düşünmüyordum,kendilerini rezil etmişlerdi;üstüne,bana suç atıyorlardı.Berbattı!

Uyurken garip bir rüya gördüm.Her yer maviydi,ama cızırtılı gibiydi.Cızırtılı derken,akan su gibiydi.Bir şelale olduğunu düşünün,şelalenin diğer tarafında bir kadın vardı.Ama kadını net göremiyordum.Kadın yardım istiyor gibiydi,kadına elimi uzattım.Uzatır uzatmaz rüyadan koptum ve birden havalandığımı hissetmeye başladım.Sonra bir çok anım gözümün önünden geçti.Birden yere çakılmış gibi hissettim sonra.Bir rüya daha görmeye başladım ondan sonra:

Bir çok MystErica takısı vardı.tek tek bir sürü takı görüyor-dum. Sonra bir çok kişinin yüzünü görmeye başladım.Bu yüzler arasında Dünn ve Darrin'in yüzleri de vardı. Sonra yine bir kadın belirdi.Bir şeyler söylemeye başladı .Sözleri tam hatırlamıyorum aslında,ama içinde"Ateş",saç","kız","SAK-RON" ve "büyük" kelimeleri geçiyordu.Bu ne anlam ifade ediyordu ki? Sanırım ateş rengi saçları olan bir kızın büyük bir SAKRON olduğundan bahsediyordu.Bir dakika...Kadının ne dediğini söyledim. "Ateş rengi saçları olan kız,büyük bir SAKRON." Peki bunu neden bana söylemişti? Benim saçlarım ateş rengi değildi ki?Boyamadığım zamanlarda saç rengim kumral.Ama bunu bana söylediyse de mutlaka bir nedeni vardır.Ya büyüdüğümde ateş rengi saçlarım olursa?Aslında saç rengimin kumraldan turuncumsu-kızıl'la dönmesi o kadar da mümkün değil.Ama dönemez mi?Dönebilir. Bir SAKRON için bu muhtemelen olağan bir şeydir.

Ertesi gün...

"Ateş rengi saçlar...İyi de senin saçların ateş rengi değil ki?"

"Ben de onu diyorum." "Bu derin bir şey olabilir Penelope.

Ya daha önceden ateş rengi saçların varsa?" "Ama benim küçüklüğümden beri saçlarım kumral." "Ailen senin saçlarını boyatıyor olabilir." "Saçmalama Siren! Annem saç boyası zararlı diye kendi saçını bile boyamıyor." "Sığ düşünmemek lazım." "Offff! Sıcak çikolatalarımızı mı içsek acaba?" Albert haklıydı,sıcak çikolatalarımız "soğuk çikolata" olmuştu bile.

Sıcak çikolatalarımızı içtik.Buranın sıcak çikolataları gerçekten de güzeldi.İkinci bardaklarımıza başladık. "Bir de uyurken sanki uçuyormuşsun gibi hissediyormuşsun.Belki de gerçekten uçuyorsun." Bir saniye,olabilir.Belki de gerçekten uçuyorum-

Dur ama fark etmiyorumdur. "Bir gece evinde yatılı kalıcam ve sen uyurken seni izleyeceğim.Belki de gerçekten de uçuyor-sundur.Bu güzel bir özellik." "Evet,güzel bir özelliktir.Ama o kadar da kullanışlı bir özellik değil." "Neden?" "Kolay fark edi-

Lirsin." "Haklısın."Sıcak çikolatalarımızı içmeye devam ettik.

"Çocuklar,iki bardak bana yeterli geldi." Dedi Siren ve bardağını bıraktı. "Ben 3.alabilirim." dedi Albert ve üçüncü bardağını aldı.Ben de aldım.Birlikte üçüncü bardağa başladık.

"Sıcak çikolatalar güzel ama 3 bardak içecek kadar da değil."

Dedi Siren.Yoooo,bence içilirdi.Hatta 4.bardağa bile başladım.

"Penelope abartma!" dedi Siren ama onu ek aldırmadım.İç-

Meye devam ettim.

(Siren'in ağzından)

Albert bile 3. bardakta bırakmıştı.Hayır yani,bardaklar da küçük değildi ki.Evet,biraz hızlı içiyorduk ama 4. Bardak yine de fazla.Sonra 5. Bardak geldi.6. bardakta Penelope "Bşım dönüyooooor!Başım dönüyor!" diye söylendi.Buna rağmen 7.bardağıni içti.O sırada kapı zili çaldı ve içeriye iki kişi geldi.Bunlar uzun siyah saçları ve ressam bereli Bay Jaquen ile kahverengi dalgalı saçlı ve yün bereli Bayan Luth'tu.Bizim hemen arkamızdaki masaya oturdular ve sıcak çikolatalarını söylediler.Penelope 8. Bardağını içerken onları gördü ve ayağa kalktı. "Bay Jaqueeeeeen!Bay Jaqueeeeen!" Penelope'ye susmasını söyledim ama işe yaramıyordu. "Biliyooooo musunuğzzzzz beğn ödev çiğn çeviriyeğğğ bak..." ağzını kapattım.Sağzını kapatmama rağmen hala sesler çıkarmaya çalışıyordu. (Bu arada,Bay Jaquen ödev için çeviriye baklamıza izin vermiyor.) "Bu sıcak çikolataların içinde alkol mu var? Sarhoş olmuş gibi davranıyor!" dedi Albert. "Saçmalama!" dedim. "Alkol olsaydı bize verirler miydi?"Penelope bir o yana bir bu yana sallanıyordu. "Miğğğğğdem! Miğğğğdem! Öğk!" bir andfa Bay Jaqun'in üzerine kustu.Bay Jaquen inanılmaz öfkelenmişti. "Sen...Seni okulda dsipline yollayacağım.Sen bittin!" diye bağırmaya başladı. Penelope de öfkeli bir tonda

"Siziğn işiniğz bitecek!Bana söylediğiniz onca şeyi müdüre söylesem o hooooo..."Herkes kafeden çıkmaya başladı. Ben de Penelope'yi tuvalete götürdüm. Kenara yığıldı. "Ben... Sireğğğğğn...Bu çikolatada ne var?" "Bir şey yok." Dedim. "Sadece biraz fazla içtin." "Bay Jaquen..." "Bay Jaquen'in dediklerine kafanı takma,bir şey olmayacak.Çünkü okulun içerisinde yaşanmadı bunlar." Dedim.Bana zar zor gülüm-seyebildi. "Eviniz nerede? Abim seni evine bırakabilir." Dedim.

"Gerek yok...Babam beni alacaktı." Dedi. "Babanı arayayım mı?" diye sordum.Gözleri kapanmak üzereydi "Ara..." dedi.

Bay Brönne geldiğinde bile Penelope iyi değildi.Hatta Bay Brönne onu taşımak zorunda kaldı.Arabaya binip evlerine gittiler.Albert da "Ben de gideyim artık." dedi ve annesini aradı.Ben de abimi beni alması için aradım.Bir süre sonra beni gelip aldı.

"Bir şeyler yemek ister misin?" diye sordu annem. "Köfte yapmıştım ama senin köftelerinde kıyma yerine soya fasulyesi kullandım." Sürekli köfte yiyorduk zaten.Üstelik aç da değil-dim. "Hayır,teşekkürler." Diyerek odama çekildim.Bir tütsü yakıp yün hırkamı giydim.Sonra biraz pirokinzei çalıştım.Elimi biraz ovuşturdum.Ovuşturunca bir çakmağın çıkarabileceği kadar alev çıkardım.Sonra o alevi masamın kenarında duran muma ilettim.Bu güç ile uğraşmak çok eğlenceliydi, günlük hayatta fazla işime yaramasa da seviyordum.Muu söndürüp yatağıma uzandım.Tabletimi çıkarıp Instagram 'ı açtım. Önüme Penelope'nin fotoğrafı çıktı.Bir sürü kişi beğenmişti.

Çok saçmaydı,bu beğenen kişiler gerçek hayatta Penelope'nin yüzüne bile bakmıyordu.Sosyal medya sahte işte...

Instagram'da hep aynı şeyler vardı.Saçma sapan danslar, saçma şarkılar...Gerçekten bu şarkılar neden popüler oluyor-

Lardı ki?Kesin şarkıcılar zengindir,bu yüzden popülerlerdir...

Instagram'daki bu saçmalıklardan bıktığım için tabletimi kapattım.Kapattığımda saat 11'di.Bu geç bir saat olsa da bizim aile için gayet erkendi.Yine de uyudum.

Ertesi gün...

Dün yaşananlara rağmen Bay Jaquen,Penelope'den hiçbir şekilde şikayetçi olmadı.Zaten olamazdı da...Bugün bir tane İngilizce dersimiz vardı ve o derste de sınav olduk.Yazı sınavıydı ve İngilizce kelimeleri ne kadar doğru yazdığımızı test ediyordu.Bayan Olive sınav bitiminde gün içerisinde sonuçları okuyup bize söyleyeceğini söyledi.Öyle de oldu.

Öğleden sonra benim Penelope ve Albert ile bahçede oturdğumu fark etti ve yanımıza geldi.Benim 96,Penelope'nin 93,Albert'ın da 91 aldığını söyledi.Penelope de ben de şaşırmıştık.Penelope nasıl bu kadar "düşük" alabildiğine, ben de nasıl onu geçtiğime şaşırmıştım.Penelope itirazda bulundu "İyi de bu nasıl olur?Kelimeleri doğru yazdığıma o kadar emindim ki!". "Olur arada öyle şeyler..." dedim gülümseyerek.

Benim bu gülümseme şeklime sinirlenmişti. "Girdiğin havalara bak,altı üstü beni bir sınavda geçtin!" dedi.Ben de "Bu kadar üzülme,altı üstü bir sınavda geride kaldın." Dedim. Albert da "Didişmeyin!Ben ikinizden de kötü aldım." Dedi.Bana göre 91 kötü bir not değildi,hatta çok iyiydi.Ama o "Albert",Albert Einstein gibi olmalıydı...

Okuldan sonra Bayan Olive'i izlemeye devam ettim.Artık bu izleme işinden sıkılmaya başlamıştım.Bir saat izledikten sonra Bayan Olive çantasını yere düşürdü.Hemen yanına gidip çantasını aldım ve ona uzattım. "Teşekkür ederim, I have a question.Why are you always here after school? (Benim bir sorum var,neden okuldan sonra hep buradasın?)" Ne dediğini anlamamıştım. "I...(Ben...)" diyecekken "Are you watching over me? (Beni mi izliyorsun?)"diye sordu. "No...(Hayır.)" dedim. "Siren...I know,I look weird.But is it the excuse to watch me? (Siren... Biliyorum,Tuhaf görünüyorum.Ama bu beni izlemek için bir bahane mi?)" Yine "No..." dedim.O da "Then,please don't watch over me again.I'm bothered of that.

(Öyleyse,beni lütfen bir daha gözetleme.Bundan rahatsız oluyorum.)" dedi. "Okay.(Tamam.)" diyerekçantamı sırtıma aldım ve çıkış kapısına doğru yürüdüm.Abimi arayıp beni almasını istedim.Yine her zamanki gibi bir süre sonra beni gelip aldı.

Bana söyledikleri...Beni biraz düşündürmüştü.Ne dediğimi tam anlamıyordum ama dediklerinden aklımda kalanları çeviri uygulamasından çevirdim ve kararımı verdim : Bu gözetleme işini bırakacaktım.

Eve gidince yemeğimi yiyip üzerimi değiştirdim.Sonra yatağıma uzanıp grubumla konuştum.

P:Yani gözetleme işine devam etmeyeceksin?

S:Hayır.

P:Peki...Bari Bayan Olive'e dair bir şey bulabildin mi?

S:Bayan Black demek isiyorsun sanırım.

P:Hayır Bayan Olive.

S:Penelope...Kadının kimlik kartını çaldım.

P:Ne?!

S:Evet.

P:Bunu Albert'a söyleyeceğim.

A:Siren?!Bu yaptığın gerçek mi?

S:Evet,yalan mı olacaktı?

A:Hayır yani o anlamda değil...Ama bu yaptığın hiç hoş değil.

S:Hangi hareketimiz hoş oldu ki sanki?

P:Pekala,bilgileri tek tek söyle.İsmi?

S:J.Gwen olarak geçiyor.

P:J mi?Neden J diye yazsın ki?

A:Bu nasıl kimlik kartı?Adının tam bir şekilde yazılması gerekir.

S:Ama burada öyle yazmış.

P:J.Gwen Black...İnternette de "J"ye dair bir sonuç yok.

S:O zaman biz bir tahmin yürütelim.Nedir sizce?

P:Kadın nereli?

S:Amerika Birleşik Devletleri.

P:Amerika desen de anlardım. "Jeniffer" olabilir.

A: "Julie" veya "Jane" de olabilir.

S:İsmi onlardan biri değilmiş gibi geliyor bana,bence ismi "Jenna".

P:Jenna mı?

A:Ben kendi tahminlerimi savunuyorum.

S:Her neyse...

P:Doğum tarihi falan yazıyor,değil mi?

S:Evet ve kadın bayağı yaşlı.

A:Kaç yaşında?

S:42.

P:42'ye mi yaşlı diyorsun?!?!?!Annem o yaşta.

A:Benim annem 41 yaşında.

S:Benimki 40.

P:Siren...Annenden altı üstü 2 yaş yaşlı.

S:Yine de yaşlı.

A:Hadi ben yatacağım.

S:İyi geceler.

P:İyi geceler.

Mesajlaşmadan sonra telefonumu kapattım ve uykuya daldım.Bay Haaruh,fen bilimleri projelerini yarın dağıtacağını söylemişti,acaba bana ne gelecek?

Ertesi gün...

"...Emily,çikolataların insanlarda yarattığı etki. Harold, hidroe-lektrik santralleri ve faydaları.Ali,çöplerin ayrıştırılma şekilleri.

Albert, molekküller.Theodore,insan bir şeyin iyi veya kötü koktuğunu nasıl anlar?Siren,beyin ölümü ve bitkisel yaşam nedir?Penelope,sen de göz hastalıkları ve gözlüklerin ne işe yaradığını araştıracaksın."

"Bana veriln proje çok sıkıcoı,ancak maalesef değiştire-miyorum." Dedi Albert. "Keşke insan vucüdü konusunu verseydi ama en azından göz de vücudun bir parçası." Dedi Penelope.Aslında ben de projemden pek memnun sayıl-mazdım.Onca şey varken neden "Beyin ölümü ve bitkisel yaşam". "Bitkisel yaşam"ı sırf vejetaryenim diye mi verdi acaba? (Bitkisel hayatta olan kişilerle dalga geçmek amaçlı demedim.) "Keşke göz hastalıkları bana verilseydi,en azından bunun hakkında biraz bilgim var.Gözlük takan biri olarak..." dedi Albert. "Ben,projeme akşam başlıyorum.Ne kadar süremiz var?" diye sordu Penelope. "1 ay..." dedim. "Ooooo, çok iyi o zaman." Dedi o da.

Akşam evde projem için bir şey yapmadım.Sadece göz önünde bulundurdum hep.Bir gün aklıma gelince yapardım...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.