İçeriğe geç

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 13 · 14 dk okuma

Kafamın İçindeki Ölüm Meleği

Bölüm 13

(Bayan Black'in ağzından)

Birkaç gün sonra...

Chicago'da yaşanan cinayetten sonra nihayet artık kendime ayıracak vakit bulabilmiştim.Sonunda Washington DC'deki evime dönebilecektim.

Yorucu bir uçuştan sonra oturduğum dairenin kapısına geldim.Evimden uzun bir süre uzak kaldığım ve kafam bir süredir meşgul olduğu için hangi anahtarla açacağımı unutmuştum.Biraz uğraştıktan sonra sonunda içeriye girebildim ve ışıkları açtım.Kocaman pencerelerden güzel bir manzara görünüyordu.Manzarayı oturup izlemek istiyordum.

Hemen duş alıp üzerime pijamalarımı giydim.Pijamalarım da her kıyafetim gibi siyah ve ciddi görünüyordu.Ciddiyete alışmıştım.Fazlasıyla meşgul olduğumdamn dolayı neredeyse yemek yemeyi de unutmuştum.Buzdolabımda da pek bir şey yoktu.Markete çıkmaya da pek istekli değildim.Kendime teriyaki soslu tavuk söyledim ve gelmesini bekledim. Beklerken kendime kahve koymayı düşündüm ancak kahve uykumu kaçırırdı.Uykuya da ihtiyacım vardı.Nihayet yemeğim gelmişti.Manzara karşısında yemeye başladım.Bir yandan da aklıma Chicago'daki cinayet geliyordu.Dava çözülmüş ve kapanmıştı ama hala aklımdaydı.Yemeğimi bitirince yatak odama geçtim ve yatağıma uzandım.Kapkaranlık olan tavana bakarken yavaşça gözlerimi kapattım.

Bay Burnt'ün aramasıyla uykum kaçtı.Telefonu cevaplamak zorunda gibi hissediyordum.Bu yüzden de cevapladım. Bay Burnt'ü dinlerken gözlerim kocaman açıldı.İsviçre,Zürih'teki bir okulun 3 tane öğrencisi tırpan ile vahşice öldürülmüştü.

Böyle bir olayı reddedemezdim. "Bay Burnt,hemen ilk uçakla Zürih'e geliyorum." Dedim ve ayağa kalktım.Pijamalarımı çıkarıp siyah boğazlı kazağımla siyah pantolonumu giydim. Gözlerime de gözlüklerimi takıp mutfağa gittim.Bir süre kahve makinemin önünde kahvemin hazırlanmasını bekledim. Hemen kahvem içip kendime küçük bir bavul hazırladım ve evden çıktım.

Zürih'e varmam uzun sürdü.Sonuçta komple bir kıta değiştirmiştim.Dava hakkında daha detaylı bilgi istedim. Öldürülen öğrencilerin üçü de Schuleria isimli bir okula gidiyormuş.Üçünün aynı okulda olması bir tesadüf olamazdı. Katilin okul ile bir bağlantısı vardı.Okulda bir süreliğine çalışmaya karar verdim,böylece okuldaki olayları takip edip katil hakkında ipuçları bulabilecektim.Yarın okula gidip iş başvurusu yapmaya karar verdim.Herhangi bir iş uygundu benim için,bu olayı her türlü takip edebilirdim.

Bay Burnt ve Bayan Well bana bir otelde oda tutmuşlardı.

Onlar da hemen yanımdaki odalarda kalıyordu.Onların yanına,dava hakkında konuşmaya gittim.Bana katil hakkında birkaç delil bulunduğunu söylediler: Katil turuncu saçlıydı ve 38 numara Vans ayakkabılar giyiyordu.Turuncu saç benim için kolay olacaktı,boyalı saçı hwmwn tespit edebilirdim ve zaten burada da pek turuncu saçlı yoktur.Okulda işe başladığımda da daha fazlasını öğrenebilirdim.Ayakkabı meselesi biraz zor olabilirdi,çünkü katil hangi marka ayakkabı giydiği öğrenilince ayakkabı markasını değiştirmiş olabilirdi.

Ama bu bence aptalca bir fikir,böylece daha çabuk anlaşıla-bilir. Şöyle söyleyeyim: Eğer önceden Vans ayakkabı giyerken birden Converse ayakkabı giymeye başlarsan,kılık değiştirme-ye çalıştığın kolayca farkedilir.Ayakkabısını değiştiren birinin olup olmadığını öğrenmek için öğrencilerin eski fotoğraflarını da inceleyecektim.Okul fotoğraflarında görünmeyebilirdi ancak toplu fotoğraflarda görünürdü.Öğrencilerin saçlarına da dikkatlice bakacaktım,sonuçta turuncu saçlarını gizlemek için peruk takan biri olabilirdi.

İşim biraz zor olacaktı,çünkü katilin cinsiyeti belli değil.Eğer cinsiyeti belli olsaydı öğrenci sayısının hemen hemen yarısı kadar öğrenciye dikkat edecektim.Katil hakkında bir delil bulabilirsek,cinsiyetini de öğreniriz ama.

Biraz konuştuktan sonra odama geri döndüm.Uzun bir yolculuk yaptığım için biraz dinlenmemi söylediler.Yarınki işim için heyecanlıydım.Aslında İngilizce öğretmeni olabilirdim ama öğretmenliğe dair bir belgem yok.Ama temiklik görevlisi olmak da işime yarardı.Yatağıma uzanıp biraz telefonuma baktım.Saat öğleden sonra 2'ydi.Birden aklıma bir fikir geldi.

Çantamı alıp otel odasından çıktım ve resepsiyondan bir taksi çağırmasını rica ettim.Birkaç dakika sonra bir taksi girişe yanaştı.Taksiye atlayıp gideceğim yeri tarih ettim.Fakat taksici bana anlamaz gözlerle baktı.Ah!Unutmuştum...İsviçre'de İngilizce konuşulmuyordu.Almancam da maalesef o kadar da iyi değildi.Bozuk bir Almanca ile nereye gideceğimi anlatmaya çalıştım.Neyse ki taksici anlamışa benziyordu.Dakikalar sonra Schuleria'ya vardık.Ücretini ödemek için cüzdanıma uzandım.

Birkaç kağıt para alıp taksiciye uzandım.Adam yine bana anlamaz bakışlar attı.Offff! Bu sefer de Amerikan Doları vermiştim...Neden İsviçre'ye gelirken hiç hazırlık yapma-mıştım ki?Adam parayı saydı ve para üstünü bana geri verdi.En azından kabul etmişti.

Pencereden sınıfları izlemeye başladım.O sırada okulun güvenlik görevlisi beni fark etti.Yanıma gelerek "Hey!Burayı gözetleyemezsin." Dedi.Ben de ona kendimi tanıttım.Benim kim olduğumu ve amacımın ne olduğunu öğrenince gözetlememe izin verdi.

Pencerelerin ardında pek bir şey göremiyordum.Sadece birkaç öğrenciyi görebiliyordum ve onları da net göremiyordum.

Biraz acıkmıştım.Böyle öğrencileri gözetleyemeyeceğimi anlayınca okulun yakınındaki bir kafeye gittim.Kendime düz kahve ve kek aldım.Kekin tadını özlemiştim,en son ne zaman kek yemiştim acaba?Çok olmamıştı aslında,iki hafta önce.

Tamam,belki biraz olmuştur.Keki yedikten sonra kahvemi içmeye devam ettim.Sonra kalkıp hesabı ödedim ve hesabı ödemişken paramı franga çevirmem gerektiğini hatırladım.

Öğrencilerin okuldan çıkmasına daha vardı,biraz yürüyüp alışveriş merkezne gittim çünkü en yakın döviz oradaydı.

Paramı franga çevirdikten sonra tekrar okula gittim.

Öğürenciler yavaş yavaş çıkıyordu.Öğrencilere dikkatle baktım.Sarışın,siyah saçlı,kumral saçlı öğrenciler vardı. Ama bir tane bile turuncu saçlı yoktu.Hatta kızıl veya bakır saçlı da yoktu.Ayakkabılara gelirsek...Pek Vans ayakkabı giyen yoktu. Hatta neredeyse hiç yoktu...Sadece 1 kişi giyiyordu:O da kumral saçlı,çilli bir kızdı.Yanında uzun boylu ve gözlüklü bir erkek ile sarı saçlı ve bere takan bir kız vardı.Duyduğum kadarıyla ismi Penelope'ydi.İnsana biraz korku veren bir bakışı vardı.Saçlarına biraz daha dikkatli baktım,hiç peruk gibvi durmuyordu.Ama yine de şüphelenmiştim.Bu kızın üzerine biraz tüteceğim...

(Penelope'nin ağzından)

Albert'a aldığım hediyeyi verdim.Çok beğendiğini söyledi ve hediye için teşekkür etti.Anahtarlığı çantasına taktı ve gözlük kabını çantasının içine koydu. "Sana da bir hediyem var." Dedi Siren ve bana bir poşet uzarttı.Poşetin içinde el örmesi bir şapka ve kırmızı bir atkı vardı. "Bu tarz şapkalar bu aralar çok moda,atkıyı da şapkaya uysun diye aldım." Dedi.Ona sarılıp teşekkür ettim.Bunu düşünmesi çok hoşuma gitmişti.Siren Albert'a da bir hediye verdi.Ona da mavi bir bere ve atkı almıştı.Ben de Siren'e bir hediye almalıydım.Aslında hem Jonas,hem de Siren'e hediye almalıydım.Aslında alabilirdim,

Sonuçta param vardı.Okuldan hemen sonra bir hediyelik eşya dükkanına uğramaya karar verdim.Okuldan çıkarken üçümüz de kapıda tuhaf görünümlü bir kadınla karşılaştık. Uzun boylu ve oldukça zayıftı,bembeyez tenine zıt olan siyah kıyafetler giymişti.Saçları kısaydı ve tuhaf bir gözlük takıyordu. Bu normal bir gözlük değildi,bayağı tuhaftı.Kadın bizi izliyor gibiydi. "Penelope,bu kadın bizi mi izliyor?" diye sordu Albert.

"Bu kadın hakkında içimde bir his var...Bir dedektif olabilir." Dedi Siren. "Hemen uzaklaşalım." Dedim bende ve hemen okuldan çıktık.Okuldan biraz uzaklaşıp anneme o tarafa gelmesini söyledim,nedenini anlamadı ama yine de dediğimi yaptı.

Okuldan sonra annemle hediyelik eşya dükkanına gittim.Jonas' a Zürih temalı bir kar küresi,Siren'e de ucunda melek olan bir kolye aldım ikisini de ayrı hediye paketlerine koydurttum ve eve döndük.Jonas'a hediyemi verdim ve çok beğendiğini söyledi.Hatta söylediğine göre aldığı en muhteşem hediyeymiş.Bunu duyunca ben de mutlu oldum.

Odama geçip üzerimi değiştirdim ve birlikte yemek yedik. Sonra yatağıma uzanıp telefonuma baktım.Siren mesaj atmıştı:

S:Bugün bizi izleyen kadın kimdi?

A:Bir dedektifti sanırım.

P:Hemen kim olduğuna bakıyorum.

S:Boşuna bakma,ben baktım.Sonuç yok.

P:Nasıl baktın?

S:Gizlice fotoğrafını çekip fotoğrafı arattım.Bütün çıkan sonuçlar onla alakasızdı.

A:Bu kim peki?

S:Yakına öğreneceğiz,benim ailem geç saate kadar okulda kalmama izin veriyor.Bu kadını okuldan sonra gözetleyebilir ve hatta onu takip edebilirim.

A:Yarın da okula gelir mi sence?

S:Bence gelir,bugün Penelope'ye oldukça dikkatli bir şekilde baktı.Penelope'yi bir süre daha takip eder o.

A:Bu durumda Penelope'nin okulda kalması daha mantıklı değil mi?

P:Annem izin vermez buna.

A:Baban?

P:O da annemle aynıdır muhtemelen.

Umarım Siren bir şeyler bulurdu da ona göre dikkatli olurum.

Telefonumu şarja koyup yatağımın içine girdim.Artık Alosdrojoz amca ile aynı odada uyumayacaktım.Mutfakta uyumanın daha rahat olduğunu söyledi çünkü.

Ertesi gün...

(Bayan Black'in ağzından)

Okula gittim ve yöneticiyle konuştum.İlk önce kendimi tanıttım ve ne istediğimi dile getirtdim: "Ben dedektif Black,

Bu okulda 3 kişinin öldürüldürünü duydum.Bu yüzden okulda bir süreliğine İngilizce öğretmenliği yapıcam.Böylece öğrencileri daha rahat takip edebilirim." Bay Yoranda başta ikna olmamıştı: "Siz dedektif Black olamazsınız,hem o gözlükler de ne?Ciddi olun!" "Bay Yoranda,benim bir takım görme problemlerim var.Bu yüzden böyle bir gözlük takıyorum.Ayrıca ben dedektif Black'im.Bunu size kanıtlşamaya da çalışmayacağım." Bay Yoranda cevabıma ikna olmuşa benziyordu. "Tamam,o zaman şu ve şu belgeleri imzalayın...Haksızlık olmaması adına diğer öğretmenlerde aynı süre çalışacaksınız." "Peki maaşım olacak mı?" "Maaşınız olacak,bunun yanında dedektif olduğunuz için size ek ücret de vereceğiz." Dedi.Belgeleri imzalayıp Bay Yoranda'ya teslim ettim.Pazartesi'nden itibare işe başlayacaktım.

Gözlüklerim niye herkez tarafından garip karşılanıyordu ki?

Altı üstü numarası biraz büyük ve camları siyah,sanırım siyah cam kullanmamalıyım.Ama tanınmak da istemiyorum. Renkli lensler belki bir çözüm olabilir ama göz şeklimin bile bilinmesini istemiyorum.Offf!Tek derdim gözlerim olmamalı...

Özellikle bir okulda seri cinayetler olurken...

Pazartesi...

(Albert'In ağzından)

Bugün şu "tuhaf kadın"ı okulun içerisinde gördüm.Yine simsiyah giyinmişti ve yine aynı gözlükler...Kadının aynı zamanda ten rengi çok açık ve solgundu,saçları da kısaydı.

Penelope bu kadının bu okulda ne işi olduğunu merak etmişti.

"Belki bir öğretmendir." Dedi Penelope. "Hademe olsaydı önlük giyerdi." "Peki ya birinin annesi olabilir mi?" diye sordu Siren. "Saçmalama,birinin annesi olsaydı okulda bu kadar rahat gezemezdi." Dedim.Penelope de "Böyle bir annem olsun istemezdim,çok tuhaf görünüyor." Dedi.Üçümüz aynı anda güldük.Sadece biz değil,onu her gören tuhaf bir şekilde bakıyordu.Bence haklılardı...

Kadının niyetini öğrendik;İngilizce dersinin öğretmeninin Bayan Earth olmasına rağmen,bu sefer o kadın sınıfımıza geldi. "Merhaba...Ben...I am your new English teacher and you can call me 'Frau Olive'" (Merhaba,ben sizin yeni İngilizce öğretmeninizim ve bana "Bayan Olive"diyebilirsiniz.)

İngilizcem o kadar da mükemmel olmasa da dediğini anlayabilmiştim.Ali elini kaldırdı ve "Why your clothes are all black?"(Neden kıyafetleriniz tamamen siyah?) diye sordu. Vaaay! Ali'den bunu beklemezdim... Penelope de "What happened to your eyes?" (Gözlerinize ne oldu?) diye sordu. Bayan Olive sırayla cevapladı: "Firstly,I really like the color black.So,I always wear black.Secondly,I have visual impairments.So I wear these type of glasses." (Birincisi,

Siyah rengini çok seviyorum.Bu yüzden de sürekli siyah giyiniyorum.İkincisi,bazı götrme sorunlarım var.Bu yüzden böyle gözlükler takıyorum.) "Why are your glasses black?"

(Neden gözlükleriniz siyah?) bunu da Penelope sormuştu.

"Because,of,my,EYE IMPAIRMENTS! I really don't like the questions about my eyes." (Çünkü,benim,GÖZ SORUNLARIM!

Gözlerim hakkında soruları hiç sevmiyorum.) "Where are you from?" bu soruyu da Penelope sormuştu. "I'm from the United States." (Amerika'dan geliyorum.)

Penelope derste birkaç soru daha sordu "Hangi eyaletten geldiniz?Boyunuz kaç?Nasıl bu kadar uzunsunuz?..." gibi sorular.Bayan Olive de üşenmeden hepsini cevapladı. Ders çıkışında da Penelope ile konuştu: "İsmin ne?" "Penelope" "Penelope, don't ask me questions like those anymore.That's not ethical." (Penelope,bana bir daha o kadar çok soru sorma. Bu hoş/etik değil.) "By the way,I'm impressed with your English." (Bu arada,İngilizce'nden oldukça etkilerdim.) Penelope "Bu kadının gerçek mesleğinin öğretmenlik olduğunu düşünmüyorum." "Belli zaten." Dedim. "Bence o kadın bir dedektif,ama kim?" diye sordu."Siren araştıracak-

Mış zaten." Dedim.O an Siren yanımıza geldi ve "Kadının sesi çok güzel!" dedi.Gerçekten mi?

Akşam...

(Siren'in ağzından)

Anneme okuldan sonra okulda biraz kalacağımı söyledim.

Annem de okulda kalmama izin verdi.Okul çıkışı dışarı çıktım.

Herkes okul otobüslerine gidiyor veya ailelerini bekliyorlardı.

Bayan Olive de oradaydı.Bir kenara oturmuş,çikolata yiyordu.

Bir yandan da telefonuna bakıyordu.Telefonu çaldı,kim acaba diye merak ettim.Ama telefonu kapattı ve mesaj yazmaya devam etti.Bir an aklımdan yarın evdeki dürbünümü getirip gizlice uzaktan mesajlarını okumak geldi.Ama bu hiç hoş olmazdı.Sonra pirokinezi gücümün olduğunu hatırladım.Bir kenarda küçük bir alen çıkmasını sağlardım,böylece Bayan Olive o tarafa yönelir ve o sırada hemen telefonunu alırdım. Ama bu hiç hoş değildi.Hatta bu iki plan yüzünden hukuksal bir sürece bile girebilirdim.AMA KİM OLDUĞUNU MERAK EDİYORDUM.Amacını az çok tahmin edebiliyordum, muhtemelen şu cinayetlerden sonra okula gizlice bir dedektif sokulmaya karar verildi ve bu dedeftif de bizim bir öğretmenimiz olacaktı.Bayan Olive,üzgünüm ama kendinizi çok belli ediyorsunuz.Hatta isminiz bile Bayan Olive değil...

Hfffff...Sanırım Bayan Olive hakkında hiçbir şey bulamayacaktım.Telefonumu çıkarıp beni alması için annemi aradım.Annem de şuan işinin olduğunu,dolayısıyla beni alamayacağını söyledi.Abim alabilirmiş.Abimi aradım ben de.

Abim 15 dakikaya burada olacağın söyledi.Çıkış kapısına doğru yürüdüm.O sırada Bayan Olive beni fark etti. "Merhaba, ismin ne?" diye sordu. "Siren." Dedim. "Güzel isimmiş." Dedi. "Teşekkürler." Dedim bende. "Çikolata ister misin?" diye sordu çikolata paketini uzatarak.Çikolatadan küçük bir parça alıp teşekkür ettim. "Almanca bilmiyorsunuz zannediyor-dum." Dedim.Derste sürekli İngilizce konuşması,beni böyle düşünmeye itmişti. "Huh?" diye sordu. "I...Can you speak German?" (Ben...Almanca biliyor musunuz?) diye sordum.

"A bit." (Azıcık.) dedi. "I love the color black too." (Ben de siyah rengini çok severim.) dedim.Bana gülümsedi, "You have a good taste of color." (Renk konusunda iyi bir zevkin var.) dedi.O sırada kapıda abimin üzerinde tek boynuzlu at ve dev resmi olan minibüsü belirdi.Ben de Bayasn Olive ile vedalaşıp arabaya bindim.Birlikte eve gittik.

Annem daha eve gelmemişti.Abim "Pizza mı yersin, hamburger mi?" diye sordu. "Hamburger,ama şu vegan köfteli olanlardan olsun.". "Sen nasıl et yemiyorsun ki? Et çok güzel bir şey." "Ama hayvanları kesiyorsun." "Ama sen o hayvanı tüketmesen bile o hala ölü olarak kalıyor.Sen onu yemeyi reddedince o canlanmıyor." Abimle sürekli bu tartışmayı yaşıyoruz.Aslında vegan değilim,vejetaryenim. Yani süt,yumurta veya peynir yiyorum.Et tüketmememin sebebi sadece hayvanları düşünmem değil,aslında hayvanları o kadar da düşünmüyorum.Sadece etten tiksiniyorum.Et yemek bana garip geliyor.Neyseki annem bunu anlayışla karşılıyor ve etli yemek bile yapsa bana sadece sebzeli kısımlarını veriyor.

Hamburgerimi yedikten son ra kola eşliğinde internete bakındım.Aslında yorgundum.yapacak iş ve sorumluluğum da olmayınca uyumaya karar verdim.Normalde 12'den önce uyumazdım ama bugün 10'da yatıverdim.

Salı...

Bayan Olive'i yine izledim.Bu sefer yanıma dürbünümü de almıştım.Bayan Olive'in oturduğu yerden biraz uzak v eyüksek bir yere eşyalatrımı yerleştirdim ve dürbünümü Bayan Olive'e doğrulttum.Dürbünün ucunu çevirerek de görüntüyü yakınlaştırdım.Ama ne yazık ki Bayan Olive'in en fazla saçlarını görebiliyordum.Yani dürbün yöntemi de pek işe yaramadı.

Çarşamba...

Bu sefer Bayan Olive bir süre bankta oturmak yerine direkt okuldan çıktı.Ben de çaktırmadan peşinden gitmeye karar verdim.O nereye gitse ben de o tarafa gidiyordum.Bir sürü kez sağa sola döndük.Sonra sanırım benim onu takip ettiğimi anladı.Çünkü arkasına döndü ve etrafa bakındı.Tabi ben o an saklanmakla meşguldüm.Biraz ilerleyince tekrar aynı şeyi yaptı.Sonra telefonundan birilerine bir şeyler yazmaya başladı.Sonra da bir taksi çağırdı.O an aklıma bi fikir geldi:

Onun favori öğrencisi olmaya çalışacaktım.Böylece belki evine ziyarete falan çağırabilir.Çok saçma olduğunu biliyorum.

Hem Penelope varken favori ğrenci olamam.Kızın hem ders notları,hem de İngilizcesi çok iyi.Ben ise daha ortalarda geziyordum.

Bayan Olive'i takip ederken çok yürüdüğümü fark ettim.

O kadar yolu tekrar dönemezdim.Bu yüzden de ne yaptım,tabiki de abimi aradım.

Perşembe...

Kulüpten hemen önce soyunma odasına gittim ve okul formamı çıkardım.Onun yerine tenis eteğimi ve tenis tişörtümü giydim.Havanın soğuk olmasından dolayı üstüne ceketimi de giydim. Tenis öğretmenimiz de çok garip biri,dışarıda kar yağsa bile dışarıda ders işliyordu.Tenis kıyafetlerimi giydikten sonra çantamı kilitli dolaplardan birine koyup tenis raketimi aldım ve Siren ile tenis kortuna gittik.Albert da bizi orada bekliyordu.Korta açılan kapıyı ittirdiğimde kapının açılmadığını fark ettim.Siren de "Kilitli!" dedi.Buna şaşırmıştık çünkü genelde kilitli olmazdı.Hatta kilitli olduğunu hiç görmemiştim.Yanımızdan Franklin geçiyordu. "Hey!Kortun kapısı kilitli.Kilidini açar mısın?" diye sordu Albert.Franklin de "Söylemeyi unuttum,tenis kulübü kapandı." Dedi.Şaşırmıştım, "NEDEN?!?!" diye sordum.

Franklin de "Tenis kulübünde olan arkadaşlarımızdan biri ölünce tenis kulübünün hala var olmasını etik bulmadık.Bu yüzden arkadaşımızın anısına kulübü kapğattık." Dedi. Ne?!

Sırf adamakıllı bile oynamayan Charissa yüzünden mi kulüp kapanmıştı?Hem madem etik değil,neden o zaman anime kulübü kapanmadı? (Dünn eskiden o kulüpteydi.) Ya da neden voleybol kulübü kapanmadı? (Darrin eskiden o kulüpteydi.)

Bunu Franklin'e söyleyecektim fakat maalesef o an yanımızdan geçip gitmişti."Şimdi ne yapacağız?" diye sordu Siren.Alina "Sanırım başka bir kulübe gçeceğiz." Dedi. Kevin "Keşke kulüp kapanmasaydı..." dedi.Bunu hepimiz isterdik.

Birlikte Bay Fier'in odasına gidip kulübümüzün kapandığınıo ve bu yüzden de kulüp değiştireceğimizi söyledik.Bay Fier de bize kulüp listesini gösterdi.Alina listedeki kulüp isimlerini okumaya başladı:

"Futbol kulübü?"

"Ben katılırım." Dedi Kevin.

"Resim kulübü?"

"Resim çizmek hoşuma gidiyor,resim kulübü bana uygun." Dedi Rita.

"Basketbol kulübü?"

"Çevrecilik kulübü?"

"Satranç kulübü?"

"İngilizce kulübü?"

"Matematik kulübü?"

"Yoga kulübü?"

"Edebiyat kulübü?"

Hmmm...Kitap okumayı çok severdim.Albert'ın da sevdiğini biliyorum. "Edebiyat kulübüne ne dersiniz?" diye sordum. Albert "Olabilir,çok bayılmam ama aynı kulüpte olsak güzel olur." Dedi.Siren ise "Fransızca yemek yapma kulübüne ne dersiniz?" diye sordu.Net bir cevabım vardı:HAYIR.

Albert da "Yemek mi?O kadar kulüp varken mi?" diye sordu.

Siren yalvarır gözlerle bakıyordu: "Lütfeğğğğğğn! Çok eğleneceğimize eminim...." Dedi.Albert ile bir süre bakıştık.

Bay Fier "Kulübün sadece 3 kişik kontenjanı kalmış." Deyine Siren katılacağımızı söyledi.Onu reddedemeyince de katılmış olduk.

Tahmin edersiniz ki kulübün öğretmeni Bay Jaquen ve bu...

BERBAT!Sadece bu da değil,aslında kulübün iki öğretmeni var ve diğer öğretmen de Bayan Luth.İkisi de pembe mutfak önlükleri giymişti ve üzerlerinde de kalpler vardı.Kulüp seçmekle uğraştığımız için kulüp dersine geç kalmıştık ve Bay Jaquen bizi bu yüzden azarladı: "Siğz niye geç kaldiniz? Bu kadar étudiantesin dikkatini dağıttiniz." (Çeviri: Siz neden geç kaldınız?Bu kadar öğrencinin dikkatini dağıttınız.) Kuru bir "désolé"(özür dilerim) dedikten sonra boş ocaklara geçtik.

"Ne yapacağız?" diye sordu Albert.Siren kenarda duran patatesleri göstererek "Patates kızartması." Dedi.Tavaya biraz yağ döktüm.Albert da patatesleri soyup dilimledi.Patatesler kızarırken Siren bize "Siz neden Bay Jaquen'den nefret ediyorsunuz?" diye sordu. "Sence neden?" diyerek Bay Jaquen'i gösterdim. "Baksana,ucube gibi davranıyor ve çok sinir bozucu.Ayrıca tipsiz ama kendini çok yakışıklı zannediyor." Dedim. "Tipsizlik konusunda haklısın. " dedi ve patateslere baktı. "Patatese benziyor." Dedi.Ben de "ŞŞŞŞŞŞ!

Patateslere ayıp..." dedim.Bay Jaquen de bize oradan bağırdı:

"FHANSIZCAĞ KONUŞUĞN!Ayrıca ne yaptığınıza da bakacağim." Diye bağırdı. "D'accord!" (Tamam.) deyip kızaran patatesleri peçeteyle kuruladım.Tüm patatesler kızarınca üzerini sosladık.Bay Jaquen yanımıza geldi ve patateslerden birinin tadına baktı. "Bunuğn içine ne kattiniz?Yanliş anlamayin,rezil olmuş!10 üzerinden 0!" dedi ve yanımızdan gitti. İyi ya, o kadar da fazla hakaret etmedi aslında.Daha fazla hakaret edeceğini düşünmüştüm.Patates kızartmalarını üçümüz birlikte yedik.Siren " Bu kızartmalar efsane olmuş, kesinlikle Bay Jaquen yanılıyor." Dedi.Ben de yedim ve gerçekten güzeldi.Albert "Fena değil ama geliştirilebilir." Dedi.

Eh,kötü demedi en azından.

Bugün Jonas ve diğer akrabalarımgidiyordu.Aslında biraz üzülmüştüm ama zaten bayağı kaldılar.Jonas kim bilirokulundan ne kadar geri kalmıştır...Halam,amcam,diğer amcam,büyükannem ve Jonaseşyalarını toplamışlardı.Tam kapıya doğru yönelirken kapı zili çaldı.Ben de kapıyıaçtım. Kapıda Siren vardı,saçları darmadağın olmuş,terlemiş ve nefes nefeseydi."O KADININ KİM OLDUĞUNU SANIRIM BULDUM!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.