Ali Azmat - Yeh Jism
(🎶 işareti gördüğünüzde açın)
Uyarı: Kitabın tanıtım kısmında kurgunun bir çok şeye aykırı olduğunu belirtmiştim. Nitekim bölümde geçen hafif taciz unsuru için uyarıyorum!!!
Aşk, korkuları ve nefreti zincilerle bağlayan zehirli bir sarmaşıkta, ruhları boğan kızgın bir alevde ve ilmek ilmek örülen bir hikayede...
Ekip karakola dönerken Baturalp her gece olduğu gibi yine Rojhat'ın hücresinin yolunu tutmuştu ama bu defa elinde bir tepsi içinde sıcak yemeklerle.
Hücrenin kapısını tepsiyi sol eline alarak açtı. Rojhat duyduğu kapı sesiyle yan uzandığı yerden doğrulup gelen adama baktı. Elindeki tepsiyi gördüğünde kaşlarını çatarken Baturalp düz bir yüz ifadesiyle demir parmaklıkların kapısını da açıp Rojhat'ın yanına yürüyerek oturan adamın önüne tepsiyi koydu. Bilerek zincirli elinin uzanabileceği kadar yanına koymuştu.
Rojhat şaşkınla onun ne yaptığını izlerken Baturalp çöktüğü yerden kalkıp onun bir kaç adım ötesinde yanına oturdu. Dizlerini kendine çekerek kollarını dizlerinin üstüne koydu. Rojhat'ın garipseyen bakışlarını umursamadan kaşlarıyla tepsiyi işaret etti.
"Bakma öyle, yemek ye. Çöktün iyice."
Rojhat söyledikleriyle ifadesizliği zıt adama kaşlarını kaldırarak tepsideki yemeklere baktı.
Baturalp oflayarak elleriyle yüzünü sıvazlayıp "Korkma zehirleyerek öldüremeyeceğim seni" dediğinde Rojhat yine her zamanki gülümsesiyle ona yemek getirecek kadar ileri giden adama omuz silkti.
"Beni öldürmek için zehire ihtiyacın yok ki komutan."
Baturalp ise kaş çatarak tekrar tepsiyi gösterdi.
"Ölüm deyip durma, ye işte yemeği."
Rojhat başını iki yana sallayarak tepsinin üstündeki kaşığı alıp bağdaş kurarak yemeğe başladı. Baturalp onun rahat ve doğal hareketlerle yemek yemesini izlerken aslında bir kaç adım ötesindeki adamın ölümden zerre kadar korkmadığını düşündü.
Rojhat lokmasını sert bir yutkunmayla yutmaya çalışınca Baturalp kamuflaj pantolonuna koyduğu su şişesini çıkarıp kapağını açarak uzandı ve adamın dizinin yanına yere koydu. Rojhat suyu da alarak bir kaç yudum içip elinin tersiyle dudaklarını sildi.
Omuz silkerek Baturalp'e dönüp "Bedenler ruhun elbisesi değil midir komutan, ölen bir bez parçası olacak, ruhum ise özgür" deyip yemeğe devam ederken Baturalp başını arkasındaki beton duvara yasladı.
Evet, aslında ölüm sadece bir namlunun ucunda, dile tatlı gelen bir zehirde, bir avuç toprak ve bir yudum sudaydı.
Baturalp ayağa kalkıp yemeğini bitiren Rojhat'ın önünden tepsiyi aldı ve "Özgür olmak için bu kadar acele etme yine de, hâlâ bu hücredesin" derken demir parmaklardan çıktı ama kapısını kapatma gereği duymadan "Ben de seninle aynı yerdeyim" deyip hücrenin kapısına doğru yürüdü.
Rojhat yine ayrı bir şokla açık kapıya baktı, ardından zincirinin bağlı olduğu duvardaki kancaya. Duvar, Rojhat'ın güçlü çekiştirmeleri yüzünden çatlayarak parçalanmıştı ama ya Baturalp bunun farkında değildi ya da Rojhat'ın kaçmayağına emindi.
Rojhat yemek yemenin ağırlığıyla uykusu geldiği için tekrar zincirin izin verdiğince yan uzanıp gözlerini kapattı. Dakikalar sonra Baturalp tekrar hücreye, ardından da demir parmaklıkların arasına girdi. Kapıyı kendini de içeride tutacak şekilde kilitledi. Rojhat yine onun karşısındaki duvara gidip uzanacağını beklerken Baturalp az önceki gibi Rojhat'ın bir kaç adım ötesinde yanına uzandı.
Rojhat gözlerini açıp Baturalp'in ona bakan masmavi gözleriyle karşılaşınca gülümsedi. Baturalp bir kez daha gördüğü gülümsemeyle ruhu bile titrerken "Bakma öyle" diye fısıldadı.
Rojhat hızla başını sallayarak gözlerini kapattı ve zincirsiz sağ elini sert zemine koyarak Baturalp'e uzattı. Uzun uzun uzatılan eli izleyen üsteğmen Rojhat'ın kapalı gözlerinde titreyen kıvrım kıvrım kirpiklerine bakarak yutkundu. Ölüm ve umut bu kadar güzel miydi?
"Yine şarkı söylecek misin?"
Rojhat duyduğu soruyla gülümseyerek gözlerini açıp ona kaşlarını kaldırarak bakan adama başını salladı.
"İstersen söylerim ama ben Türkçe şarkıları bilmiyorum."
Baturalp alıştığı sesi duymak istiyordu ama belli etmemek için omuz silkti.
"Her dile alıştım sayende" derken kaşlarını çattı.
Rojhat gülerek sırt üstü dönerek yerdeki elini pencereye doğru uzatıp "Ama arkanı dön, pencereye, sen bakarsan söyleyemem" dediğinde Baturalp sıkkın bir nefes vererek arkasını döndü.
Mohammad Esfahani - Ouje Aseman
Emshab dar sar shuri dāram
(Bu gece başımda bir tutku var)
Emshab dar del nuri dāram
(Bu gece başımda bir nur var)
Bāz emshab dar owje āsemānam
(Bu gece tek başıma arzulu ve tutkuluyum)
Bāshad rāzi bā setāregānam
(Sanki bu alemden uzaktayım)
Emshab yek-sar showgh o shuram
(Bu gece tek başıma arzulu ve tutkuluyum)
Az in ālam guyi duram
(Bu alemden uzaktayım, azadım)
Baturalp dayanamayıp tekrar Rojhat'a doğru dönünce göz göze geldiği adamdan gözlerini kaçırmadan derinliklerine baktı. Söylediği dili anlamasa da, sesindeki huzuru ve sevgiyi hissediyordu.
Rojhat ise onun anlamasını ister gibi kıvrılan dudaklarıyla masmavi gözlerinde görebildiği küçücük umuda tutunarak söylemeye devam etti. O umutta binlerce kez özgürlüğünü teslim edebilirdi. Çünkü denizler en güzel maviliğiyle yanı başındaydı.
Az shādi par giram ke rasam be falak
(Mutluluktan kanatlandım, göğe eriştim)
Sorude hasti khānam dar bare hur o malak
(Bir şarkısın, meleklerden ve hurilerden okuduğum)
Dar āseman-hā ghowghā fekanam
(Göklerde kavga ediyorum)
Sabu berizam sāghar shekanam
(Şarap destisini döküyor, kadehi kırıyorum)
Emshab yek-sar showgh o shuram
(Bu gece tek başıma arzulu ve tutkuluyum)
Az in ālam guyi duram
(Bu alemden uzaktayım, azadım)
Bā māh o parvin sokhani guyam
(Ay ile Pervin'e söyleceklerim var)
Vaz ruye mahe khod asari juyam
(Ay yüzlümün halini soracağım onlara)
Jān yābam zin shab-hā
(Böylece gecelerde can buluyorum)
Mikāham az gham-hā
(Acım gamım yatışır böyle)
Māh o zohre rā be tarab āram
(Hikayemle Ay ve Zühre'yi neşelendiriyorum)
Az khod bi-khabaram, ze sha'af dāram naghme-'i bar lab-hā
(Kendimden geçtim, fakat aşkından nağmeler besteliyorum)
naghme-'i bar lab-hā( şarkılar söylüyorum)
Emshab yek-sar showgh o shuram
(Bu gece arzu, tutku ile doluyum)
Az in ālam guyi duram
(Bu alemden uzaktayım, azadım)
Baturalp kulaklarına dolan huzurun sesiyle bir kez daha gözlerini kapattı ve en güzel alemlerde, en güzel düşmanıyla buluştu. Yan yana yatan bedenler belki de ruhlarının elbisesiydi ama ruhları ve kalpleri binlerce ipliği bir araya getirerek onların hikayesini göklerde örmek için ilmek ilmek birbirlerine dolandılar.
__________________________________________
Sabaha karşı dönen ekiple Karan, Baturalp'in nerede olduğunu öğrendiğinde şimdilik susmayı tercih etti ama öğrendiklerini ona ya da Arman'a söylemesi gerektiğini biliyordu.
Saatler sonra hücreden çıkan Baturalp üstünü değiştirmek için odasına gittiğinde çalan kapıyla "Gir" derken dolabından kıyafet seçiyordu.
Yüzü karmakarışık Karan'ı görünce kaşlarını çattı. Elindekileri yatağına koyarken "Ne oldu Karan, bu ne hâl?" diye sordu.
Karan söyleyip söylememekte bir kaç saniye kararsız kalarak derin bir nefes verdi. Elleri belinde ondan cevap bekleyen komutanına sonunda söyledi.
"Komutanım... Teröristler hücredeki adamı.. Rojhat'ı arıyorlarmış."
Baturalp'in öfkesi yavaş yavaş yükselirken Karan yutkunarak "Civar köylerde bulamadıkları için Sîdar'ın köyüne de gideceklermiş, muhtar köyü basmalarından korkuyor." cümlesini bitirdiğinde Baturalp hışımla odadan fırladı.
Yumruklarını bir yerleri parçalamak için sıkarak koridorda yürürken onu koridorda yakalayan Uruç korkuyla "Komutanım hatta bir adam sızdı, sizi soruyor" dediğinde Baturalp dişlerini de sıkarak cevap vermeden onun da yanından geçip iletişim odasına dalıp masanın üstündeki karakol hattının ahizesini kulağına götürdü.
Öfkeden kuduran sesiyle "Konuş lan piçin dölü, ben Üsteğmen Baturalp Özbey" dediğinde karşıdaki ses cızırtıyla beraber "Demek Rojhat'ın herkesten sakladığı o komutan sensin" diyerek güldü.
Sinirden çenesi kasılan Baturalp onun ne dediğini bile fark etmeyerek "Öldürürüm lan hepinizi, sererim lan hepinizin leşini dağlara, fare gibi deliklere saklanmayın" dediğinde karşı taraf "Ovvv sinirlisin komutan, sakin ol önce. Rojhat bize ait ve sende bize ait olan şeyi vereceksin. O bizim malımız" diyerek hıhladı. "Kendine başka bir oyuncak bul, o ancak bizimle oynayabilir."
Baturalp duyduklarından bir anlam çıkarmaya çalışırken adam "Eğer Rojhat'ı almazsam bütün köyleri yakıp yıkarım" deyip hattı kesti.
Baturalp ahizeyi masaya fırlatıp odadan çıktı. Yürüdüğü koridorda arkasında koca bir karanlık oluştururken öfkeden tüm bedeni titriyordu. Onu koridorda gören askerleri ölümün ayaklanıp adım adım gözlerine kestirdiği tek bir yere ilerlediğini biliyorlardı. Önüne çıkanı parçalayacak gibi görünen Üsteğmen Baturalp Özbey hücrenin olduğu katın merdivenlerinde yeri de kendisini gibi titreterek hücrenin olduğu kata ulaştı.
Hücrenin demir kapısını öfkenin verdiği tam tersi ölüm sessizliğiyle açıp ayağa kalkan Rojhat'ın demir parmaklıklarını aynı sakinlikle açıp içeri girdi.
Rojhat onun gözlerinde gördüğü ölüm karanlığıyla arkasındaki duvara yaslandı. Saniyeler içinde de boynuna mengene gibi yapışan elle nefesi kesildi.
Baturalp daha önce bir kere bile göstermediği gerçek canavarlaşan sesiyle dişlerinin arasından konuştu.
"Neden hâlâ senin peşindeler, senden ne istiyorlar?"
Rojhat boğazına yapışan elin bileğini tutarak nefes alamadığı için sesi kısılarak mırıldandı. Bir gün denizleriyle ona umudu getiren bu adamın ellerinde öleceğini biliyordu.
"On- la... Onla-rın."
Baturalp gözlerindeki karanlıkla boynundaki elini gevşetti.
"Konuş."
Rojhat daha rahat kesik kesik nefesler alarak "Onların..." demeye çalışırken Baturalp aklına gelen cümleyle beyninden vurulmuş gibi Rojhat'ın huzurundan ve sevgisinden korktuğu kahve gözlerine baktı.
"Ne verdin onlara, onların malıymışsın, başka oyuncak bulmalıymışım. Peki ya sen kimin oyuncağısın?"
Rojhat duyduklarının ağırlığıyla nefesini tuttu. Yüzüne öfkeyle yaklaşan adamın aşık olduğu sesinden duyduğu cümleyle parçalandı.
"Kendini mi veriyorsun?"
Baturalp tamamen kontrolünü kaybetmişti ve düşünemiyordu, sadece aklındaki o iğrenç düşünce ve görüntüyle beyni tamamen bulanıyordu. Midesinden yukarı kalkan ağır bir zehir ve ateş boynunu sardığı adamın her zerresine saldırmak istiyordu. Diğer eli Rojhat'ın belini tuttu ardından daha da karanlığa teslim olarak elini kalçasına indirdi.
"Bedenini mi veriyorsun?"
Rojhat gözlerini sıkıca kapatıp yanağından süzülen gözyaşıyla bedenini saran en büyük acısını kucakladı.
Baturalp nefretle ellerini onun bedeninden çekip geri çekildi. Gözleri kapalı adamın titrek nefeslerine yumruklarını sıktı.
Ölüm kadar soğuk ve düz bir sesle konuştu.
"Sana dokunmalarına izin mi verdin?"
Rojhat duyduğu son cümleyle kendini yere bıraktı. Bedeni artık acıyla tir tir titrerken başını ölü gibi duran adama kaldırdı.
Üsteğmenin damağına vuran o acı tat zehir gibiydi, Baturalp ilk kez hissettiği kıskançlık duygusuyla midesi kasılarak damarlarına dolan nefretini dışarı kusma isteğini bastırmaya çalışıyordu.
Rojhat'ın kendisine olan sevgisine o kadar güvenmişti ki, birinin ona dokunmuş olma ihtimalini kaldıramıyordu.
Kıskançlık denen zehir daha önce bildiği hiçbir acı tada benzemiyordu, buzun ete değmesi gibi bedenini yakıyor, bu zehir tüm bedenini zehirli bir sarmaşık gibi sarıyor, gırtlağına yapışıp onu boğuyordu. Masmavi gözlerine sonsuz karanlık otururken karşısındaki Rojhat'la dişlerini parçalamak ister gibi sıktı. Aniden belindeki silahı çıkarıp Rojhat'a doğrulttu. Ardından kendisine çevirdi namluyu.
"Kendimi mi vurayım seni mi lan?"
Rojhat silahı kendi kalbine dayayan adamla korkuyla düştüğü yerde elini ona uzatıp "Beni vur kendini değil, beni vur komutan, dokunmadan yap, öldür, yalvarırım öldür" derken gözlerinden süzülen yaşlarla Baturalp'in yüreğine de bir daha kaldıramayacağı o taş oturdu.
Elleri titrerken acıyla yüzünü buruşturarak "Allah belasını versin bu acının" diyerek silahın namusunu kalbinin üstüne vurup "Acıyor lan şu, neden lan" deyip demir parmaklıklardan çıktı, hızını alamayıp sıkı sıkı tuttuğu silahı yere fırlatıp hücreden de çıktı.
Bağırış seslerine hücrenin olduğu kata koşan Giray ve Arman koridorda ölü gibi yürüyen Baturalp'i gördüklerinde Giray hücreye koşarak demir kapıyı açtı. Rojhat'ı açık parmaklıklar ardında hıçkıra hıçkıra ağlarken bulduğunda yanına koştu. Kollarını ona sararak "Rojhat" dediğinde bacaklarını kendine çekmiş adam hıçkırıkları arasında "Ben iğrencim demi, dokunmasın bana kirlenir, ben kirliyim Giray, öldürün beni, acıyor Giray, çok acıyor" dediğinde Giray onu daha sıkı sararak "Kirli değilsin sen, onlar iğrenç sen değilsin, değilsin lan" diyerek dişlerini sıktı.
Rojhat ağlamaktan yorulana kadar onu kolları arasında sakinleştirip bedeni çöken adamı yere uzandırıp ayağa kalktı. Parmaklıklar arasından çıkarken dişlerini parçalacak kadar sıkıyor, yumruklarını sıkmaktan parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Hücreden çıkıp hızlı adımlarla merdivenleri çıktı. Hedefi Arman'ın odasıyken kapısı açık odaya daldı. Nerdeyse ölü gibi duran Baturalp'in yakasına yapıştı.
"Naptın lan sen ha, naptın? Rojhat çocukluğundan beri kaç kişinin seks oyuncağı oldu biliyor musun ha, kaç kere tecavüze uğradı, kaç tane piçe peşkeş çekildi, kaç gece çığlık attı sesini duyan olmadı haberin var mı? Bir kere bile eline silah almadı lan o, dağlarda it gibi yaşadı da bir cana bile kıymadı. Sırf Türk askerlerinin canını kurtarmak için kaç piçten bilgi alarak dişlerini sıktı, bedenini kaç kere feda etti haberin var mı lan senin? Sen yaşa diye gözlerinin önünde ölüme atlamadı mı lan? Hırsların ve nefretin uğruna seni görmeden bile seven adama ne yaptın sen? Adam mı oldun lan şimdi? İnsan mısın lan sen? Neden lan neden..lan,lan,lan."
Giray odadan öfke ve Rojhat kendine bir şey yapar korkusuyla fırlarken Baturalp donuk gözlerle Arman'ın yüzüne baktı. Ağzı bir şey söylemek ister gibi aralandı ama duyduklarının ağırlığı zihninin karanlık dehlizlerine ulaştığında ağzını müdürledi. Arman sesini çıkarmadan yanından geçerek kapıya ulaştığında Baturalp arkasını dönüp dostuna baktı.
"Bil..miyor..dum" fısıltısı havada boşluklar bırakırken Arman gözlerini kapatıp açtı.
"Kendini suçlama" dedi ve kapıyı sakince açıp odadan çıktı.
Baturalp tek başına kaldığı odada içine düştüğü o çukurda üst üste yıkılan taşların altında ezildi. Dizleri tutmazken kendini koltuğa attı ve dilini mühürledi. Zihni binlerce kelimeyi, on binlerce sesi bağırırken o sadece sustu. Kendine sövmek istiyordu, bağırıp çağırmak, yakıp yıkmak ama o taşların altında kirpikleri bile kımıldamıyordu.
Az önce bir damla yaş düşen adamın gözlerinde yıkılmıştı. Ona günlerce sesiyle yalvarırcasına aşkını anlatmaya çalışan adamı gözlerinden korktuğu huzur yüzünden, içinden taşıp sele çeviren kıskançlık denizinde yaralamıştı. Dudaklarının kıvrımını her gördüğünde ruhunu titreten adamın ruhunu bin parçaya bölmüştü.
"Bana nefretle bakma, acıyor komutan" diyen adamın yarasını dağlamıştı.
Günler önce ilk kez dokunduğu tende kalbini yerden yere vuran adamı yerlere çalmıştı.
"Beden ruhun elbisesi değil midir?" diyen adamın bedenine bir paçavra gibi davranmış, bedenden öte ruhuyla seven adamı çırılçıplak bırakmıştı.
Baturalp, iliklerine kadar hissettiği aşkta ve kıskançlıkta bocalamış, bir kuş misali duvardan duvara çarparak korkuya teslim olmuştu, yakıp yıkıp parçalamıştı.
Şafak sökene kadar boş duvarı izleyen Baturalp rezilliğini de alarak koltuktan kalktı. Kapalı perdelerden içeri zühur etmeye çalışan ışık ne onun karanlık zihnini aydınlatabilmişti ne de kendi elleriyle yıktığı yolları, Baturalp kararmış kalbiyle o çukurda kalmıştı. Ruhunun çatlaklarından sızmaya çalışan koyu kahvelerin ışığını kaybetmişti.
Sessizce kapıyı açıp ayakları onu nereye götürürse oraya yürümeye başladı. Otuz beşlik yıllık yükünü taşıyan ayaklarının onu nereye götüreceğini içten içe o da biliyordu.
Merdivenlerden aşağı doğru inerken hesaba katmadığı kalbi sızlar gibi göğsünü sıktı, eli kalbine de gitmiyordu, sanki taşlaşmış kalbi parçalandıkça göğüs kafesini yarmaya çalışıyor ve o bir kalbi olduğunu unuttuğu yıllarının acısını bir gülümsemenin huzurunda çekiyordu.
Kanlar içinde yaşamak için savaş veren adamın "Elimi tut, bir kere" deyişi parçalanan kalbinin derinlerine iniyordu o adım adım indiği merdivenlerde. Çukurdan çıkmak bazen bir halatla yukarıya çekilmek değil yerin dibine kadar inmekti.
🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶
Hücrenin olduğu kata geldiğinde ağır ağır adımlarını bileklerine bağladığı imkansızlık zincirleriyle sürüyerek demir kapıya doğru taşıdı. Kapının ötesinde ölümüne korktuğu adamın sessizliğinde onu ilk gördüğünde atamadığı binlerce çığlığı attı. Eli kapı koluna giderken titrek bir nefese sığdırdı Rojhat'ın sesini, gözlerini, mırıltılarını, yanıp kül olan tenini. Demir kapı Baturalp'e karşı gelerek sessizce değil, utancını yüzüne vurarak tüm ağırlığıyla açıldı. Sabah güneşi havadaki toz tanelerini birer pırıltıya çevirirken demir parmaklıkların arkasındaki Rojhat gelen adamı gördüğünde oturduğu yerde toparlanarak nefesini tuttu. Baturalp hücreye girdiğinde ise sırtını duvara yaslayarak ayağa kalktı. Gözlerine bakmaktan utandığı adam demir parmaklıklara yaklaştığında başını diğer tarafa çevirdi. Ne ona bakacak yüzü vardı ne de sesini duyacak cesareti.
Baturalp açtığı demir parmaklıklardan içeri girdiğinde yüzü allak bullak, sesi o derin çukurda fısıltı gibi, gözleri korku, elem, çaresizlik ve pişmanlıkla yüzüne bakamayan adamdaydı. İkisine de yıllar gibi gelen bir kaç dakika sonra Rojhat sanki bir ölü misali kıpırtısız duran adama döndü.
Baturalp göz göze geldiği Rojhat'ın kahverengileriyle gözlerini kapattı. Bedeni artık karşısındaki adamın gücünden korkarcasına kendini bıraktığında dizlerindeki gücünü kaybetti, tüm bedeni Rojhat'ın varlığını ruhunun her zerresinde kabul ederken ruhunun elbisesini yerlere sermek ister gibi diz çökmeye başladı. Saatlerdir mühürlenen dilinden tek bir cümle çıktı.
"Sana yenildim."
Rojhat aşkından özgürlüğünü zincirlere vurduğu adamın dizlerinin yere değeceğini, önünde diz çökeceğini anladığında günler önce duvarları parçalayarak bileğindeki zincirleri söküp kaçabileceğini bildiği, onun bir adım ötesindeki adama kavuşmasını engelleyen tüm yasakları parçaladı.
Zincirli kolunu var gücüyle "YAPMA" diye bağırarak hızla çekti ve bileğine bağlı olan zincir, onu tutsak eden duvarlardan Rojhat'ın aşkını özgür bırakmak ister gibi parçalanarak söküldü. Çoktan kendinden vazgeçmiş adam Baturalp'e koştu, dizleri yere değmek üzere olan özgürlüğünü kucaklayıp kendini sert zemine bıraktı. Baturalp onu çukurun en dibinden sarıp sarmalayarak çıkaran adamın kucağına düştüğünde zihnindeki bütün zincirler de tek tek parçalandı. Soluk soluğa ona sarılan Rojhat'ın nefes seslerinde korktuğu huzuru iliklerinde hissetti ve bir nefes yıllarca çektiği acılarına merhem olmuştu.
Kolları arasındaki adama bakmak için başını kaldırdığında yanaklarından bir damla yaş düşen Rojhat'ın yüzüne uzanmak için elini uzattı. Eli, kalbinin sesini ruhunda hissettiği adama uzanmaya korkarak yarı yolda gücünü kaybetti.
"Sevginden korkuyorum."
Dağları parça parça söken, gittiği her yere ölümden başka bir şey getirmeyen, insanlara korku ve karanlık salan, öldüğü kadar öldürmeye yemin etmiş Üsteğmen Baturalp Özbey, toprak ananın kokusuyla ona yaşamı vaad eden, ruhuyla gören, ruhuyla seven Rojhat Zemheroğlu'nun kolları arasında ve ürkek yüreğinde yeniden canlandı. Rojhat'ın aşkının gücü Baturalp'ten daha güçlüydü, nefret aşka diz çökmüştü.
Rojhat sanki bir kez bırakırsa bir daha asla tutamayacağını düşündüğü adama kollarını iyice sararak onun başını göğsüne yasladı.
"Korkma umut kokan adam, sevdam senden daha aciz."
Baturalp, aşkı başını yasladığı adamın kalp atışlarında duyuyordu ve bu kalbe sığınmak ister gibi kollarını Rojhat'ın beline dolayarak toprak kokusunu içine çekerek derin bir nefes aldı.
Aşk bazen dağların zirvesinde değil, rutubet tutmuş dört duvarın arasındaki, denizlerde boğulmak için özgürlüğünden vazgeçen, yüreği güzel ruhu yaralı bir bedendeydi. Aşk bazen hapsedildiğin korkularda, acılarda, nefretteydi.
Baturalp sarıldığı bedenin duymasını ister gibi yüksek sesle ard arda "Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim " demeye başladığında Rojhat gözyaşları arasında gülümseyerek onu daha da sardı.
"Ben seni hep affederim deniz gözlüm."
Aşk, nefretin ve korkuların denizlere döküldüğü yerde, bir avuç toprağın tüm denizlere diz çöktürdüğü güçte, ruhları bedenlerden ayıran iki kalpte...
Merhaba ben aylakgezen. Beni bu kitapla tanıyanlar ve çoktan diğer kitaplarda tanıyanlar için küçük bir açıklama yapmaya geldim.
Bölümün başında uyardığım taciz unsurunu olabildiğince yumuşattım, kesinlikle tacizi savunmuyorum ama zincirlerin kırılma yaşaması için gerekiyordu.
Baturalp karakterinin kitabın başından beri red flag olduğunu tahmin etmişsinizdir, karakter takdirinizedir. Sadece onun Rojhat gibi güçlü bir kişinin başına bunların geldiğini tahmin etmediğini bilmenizi isterim.
Açıklama bu kadardı, bir sonraki bölümde görüşmek üzere 👋👋👋