İçeriğe geç

KADRAJ - BxB

Bölüm 26 · 12 dk okuma

KADRAJ - BxB

Bölüm 26

⚔️ Aşklar Kavgayla Alınır ⚔️

Chris Grey - Let The World Burn

Uyarı: Smutumsu şeyler var 🤣🤣🤣🤣

Baturalp sıkı sıkı sarıldığı bedenin kokusundan uzaklaşmaktan korkarak ona sarılan Rojhat'a bakmak için başını onun göğsünden çekip yüzüne baktı. Bu defa dokunmaktan çekindiği eli yanaklarındaki yaşları silebilmek için uzandı.

"Ağlama artık. Kaybeden benim, kazanan senin sevdan Rojhat."

Rojhat yüzündeki yaşları silen ele bakarak gülümsedi ve Baturalp işte o an beklemediği o cümleyi kurdu.

"Büyülü bir gülümsemen var toprak kokulu, hem huzur hem de acı gibi."

Ondan tamamen uzaklaşmadan yere oturup elini korkarak Rojhat'ın saçlarına götürüp uzayan tutamları parmakları arasına aldı.

"Saçlarınsa özgürlük gibi sana benziyor, hızlı uzuyor. Gözlerin toprağın en güzel renginde, kirpiklerin ise ok gibi batıyor."

Rojhat utanarak başını yere eğdinde Baturalp ilk kez onun utanan yüzünün esmer tenindeki güzelliğine şaşırarak baktı. Dudakları çekinerek kıvrılan adamla farkında bile olmadan o da gülümsemeye başladı. Rojhat öfkeden ne nefretten başka bir şey bilmeyen adamı gülümsetiyordu artık.

Baturalp hızla kendine gelerek Rojhat'ın bileğindeki zincirin demirini anahtarla açıp bileğinde demir izinin belirgin olduğu yeri baş parmağıyla okşayıp ayağa kalktı. Rojhat özgür kalan eline bakarken Baturalp derin ve sakin bir nefes verdi. Sol elini uzattı ve kısık bir sesle konuştu.

"Gitmekte özgürsün, nereyi istersen seni oraya götüreceğim. Ama eğer hâlâ umut varsa tut elimi."

Rojhat şaşkınca dudaklarını araladı. Tam bir şey söylecekken uzatılan denizlere tutundu, elini Baturalp'in elinin üzerine koyup sıkı sıkı tutarak ayağa kalktı. İki adam el ele demir kapıdan çıktı. Baturalp elini tuttuğu adamın parmaklarının arasına parmaklarını geçirerek hücrenin de kapısını açarak dışarı çıktı. Elleri arasında bir umut, kabullenilmiş bir yenilgi ve sevgiye teslim olmuş bir gelecekle koridorda yürüdü.

Yanında sesini çıkarmadan yüreyen Rojhat beraber merdivenlerden çıktığı adamla "Nereye gidiyoruz?" diye sorduğunda Baturalp omuz silkti.

"Bundan sonra sen nereyi istersen."

Rojhat kaşlarını kaldırarak dudaklarını araladı. Şimdi bu adamı nereye isterse götürebilir miydi? Başını eğip ne söyleyeceğini bilemediği için Baturalp bu defa "Yapmak istediğin bir şey var mı? Aç mısın?" diye sorunca tek omzunu silken Rojhat "Aç değilim ama duş alsam olur mu?" dediğinde Baturalp eli arasındaki eli baş parmağıyla okşadı.

"İstediğini yapabilirsin tabi ki. Önce odaya uğrayıp sana temiz kıyafetler alalım."

Rojhat sesini çıkarmadan başını salladı.

Baturalp üst kattaki odasına geldiğinde bir türlü elini bırakmak istemediği adamla kapıyı açıp içeri girdi. Dolabını açıp içinden kendi eşofmanını, tişörtünü ve açılmamış iç çamaşır paketlerini alıp kapıyı kapattı. Kıyafetleri diğer eline alıp peşinden ayrılmayan Rojhat'la odadan çıktı. Her şeyi o kadar olağan seyrinde yapıyordu ki Rojhat sanki bir kaç saat önce öfkeden kuduran adam o değil de hep bunları yapıyorlarmış gibi davranan adamla şoka giriyordu.

Baturalp ortak banyoların olduğu yere geldiğinde kıyafetleri alması için Rojhat'a uzatırken yavaşça onun elini de bıraktı.

"Sen geç rahatça duşunu al ben burdayım."

Rojhat eğdiği başını sallayarak kıyafetleri elinden alıp kapıyı açıp banyoya girdi.

"Perdeyi de çek" diye uyaran Baturalp'le gülümseyerek kapıyı kapattı.

Onun bu kadar sahiplenici olduğunu tahmin etmiyordu ama kıskançlığının ne denli yakıcı olduğunu tatmıştı.

Baturalp sırtını kapının yanındaki duvara yaslandığında kafasının içinin bomboş olduğunu fark etti. Kırılan binlerce zincirle aslında ne kadar da kuş gibi özgür ve hafifti.

Rojhat ise ılık suyun altına girdiğinde tüm yüklerinden ve acılarından arınmak ister gibi saatlerce suyun altında kalmak ve arınmak istiyordu. Bütün ölümlerden, kaybedişlerden ve üzerine sinen kan kokusundan..

Boş koridorda komutanını gören Karan telaşla yanına gidip "Komutanım, muhbir, o hücrede değil" dediğinde Baturalp yorgun gözlerle Karan'a baktı.

"Biliyorum, içerde" diyerek banyo kapısını gösterdi.

Karan o tarafa başını bile çevirme gereği duymadan "Anladım komutanım" deyip arkasını döndü ve geldiği gibi gitti.

Baturalp tekrar duvara yaslanıp başını duvara dayadı ve ellerini yukarı kaldırıp kandan başka bir şey bilmeyen ellerinin bir avuç toprağı sıkı sıkı tutuşuna aptal bir gülümsemeyle baktı. Kalbinde, ruhunda, bedeninde, ellerinde filizlenen bir tohuma tüm denizlerini feda edebileceğini fark ettiğinde göğsüne geri dönüşü olmayan o korku saplandı. Rojhat gidecekti ondan, alacaklardı onu.

Boğazına düğümlenen acıyla duvara tutundu. Şimdi ise kaybetme korkusu tüm bedenini ele geçirmişti ve ayaklarından tutup onu dibe çekiyordu.

Dakikalar sonra banyonun kapısı açılıp içeriden onun kıyafetlerini giymiş, ıslak saçlar ve uzamış sakallı yüzüyle ona utanarak bakan Rojhat nefesi kesilerek sertçe yutkundu ama o eli uzatmayı unutmadı. Rojhat bir kez daha uzatılan eli tutup yürüyen adamın peşine düştü. Banyoda kalan kıyafetleri için "Ama onlar kaldı, kıyafetler " dediğinde Baturalp merdivenlere yönelirken cevap verdi.

"Artık onlara ihtiyacın yok."

Kendi odasına doğru yürümeye devam ederken "Şimdi ne yapmak istersin?" diye sordu.

Rojhat önce elini tutan ele sonrada sırtını gördüğü adama baktı ama cevap veremedi. Baturalp odaya geldiğinde cevap gelmediği için kaşlarını çattı. Odanın kapısını açıp beraber içeri girdiklerinde Baturalp arkasını dönüp başını eğmiş dudaklarını birbirine bastıran esmer adamla tekrar sordu.

"Ne istersen yaparım, söyle."

Rojhat yutkunarak başını yerden kaldırıp korkarak deniz gözlere baktı.

"Saçlarımı keser misin peki?"

Baturalp başta şaşırsa da başını aşağı yukarı sallayarak onayladı ama içinde tutmadığı şeyi de birden söyledi.

"Ama saçların çok güzel."

Rojhat şaşkınca Baturalp'in yüzüne baktı, ardından hızla boşta kalan elini salladı.

"Çok değil gerçekten, az kes. Düzgün dursun sadece."

Baturalp onun tepkilerine gülümseyerek onu yatağa doğru götürüp oturttu, mecburen elini bırakarak dolanın kapısını açıp içinden saç havlusunu ve makası aldı. Rojhat ne yaptığını izlerken havluyla saçlarını kurulamaya başladı. Rojhat artık nefes bile almayı unutarak saçlarını nazikçe kurulayan adamı bekledi.

Kuruduğundan emin olan Baturalp havluyu sırtına geçirip yatağa koyduğu makası alarak gözünün önünü kapatan simsiyah saçları özenle kesip şekil vermeye koyuldu. Dakikalar sonra ise sırtındaki havluyu ve makası alarak saçlarını geriye doğru tarayan esmer yüze baktı. Şimdi gözleri açığa çıktığı için daha belirgin ve çocuk sevinciyle ışıl ışıldı.

Elindeki havluyu ve makası yatağın yanındaki masanın üzerine koyup "Oldu galiba" diyerek Rojhat'a baktı.

Mutlulukla başını hızlı hızlı sallayan Rojhat ise odayı incelemek ister gibi etrafına bakındı. Baturalp alışkın olduğu kaşlarını çatarak onun nereye baktığını takip ediyordu.

"Sen burada uyuyacaksın şimdilik."

Rojhat başını ona çevirip kaşlarını çattı. "Peki sen nerde uyuyacaksın?" Sorduğu soruyu gereksiz bulduğu için ise "Ben hücrede kalırım" diye ekledi.

Baturalp cıklayarak başını iki yana salladı. "Bir daha oraya dönmeyeceksin."

Karşı çıkmanın yersiz olduğunu biliyordu. Karşısındaki adamın ne kadar inatçı olduğunu en iyi o biliyordu aslında

Baturalp dolabın arkasındaki yeşil matı çıkarıp onu izleyen Rojhat'ın bakışları eşliğinde yatağın diğer tarafına serip ellerini beline koydu.

"Sen yatakta yatacaksın ben de burda."

Rojhat diğer tarafa eğilip bakarak güldü. "Yerde yatmaya alıştırdım seni" deyince Baturalp de gülümseyerek omuz silkti.

"Sesine de alıştırdın, sorgulamıyorum artık."

Yere serdiği mata uzanıp ellerini başının arkasına koydu. Gözleri yaşadığı anların karmaşasından kapanırken hâlâ oturan Rojhat'a bakmak için gözlerini açtı.

"Bence sen de çok sorgulama dağ çiçeği, biraz uyu dinlen."

Rojhat söylediğine şokla gözlerini açarken Baturalp sırtını ona dönüp gözlerini kapattı. Rojhat şoktan çıkarken Baturalp'in bir kez olsun onun kaçma ihtimalini düşünmediğini fark etti. Bu fark ediş Rojhat'a sonsuz bir güven aşılamıştı ve Baturalp'in artık kendisini sevdiğini kabul ettiğini anladı. Elbette kaçmayacaktı. Çünkü denizlerden başka bir yeri hayal bile edemiyordu. O da gülümseyerek Baturalp'in yatağına girip rahat bir yerde yatmanın verdiği huzurla ve düzenli nefes alış verişini duyduğu adamın varlığıyla gözlerini kapattı.

__________________________________________

Karakol bahçesinde ise kıyasıya bir savaş vardı. Giray yumruklarını sıkarak karşısındaki yüzbaşının üstüne yürüdü.

"Siz hangi hakla benim getirdiğim adama dokunursunuz lan, Allah'ın belaları, dağ başımı lan burası."

Arman ellerini beline koyup tam olarak dağları göstermek ister gibi dağlara dönünce Giray öfkeyle Arman'ı göğsünden ittiğinde bileklerinden tutup kendine çeken adamla dişlerini sıktı.

Arman buz gibi soğuk sesiyle Giray'ın ela gözlerine bakarak "Bak küçük adam, şimdiye kadar sana gösterdiğim sabrımın sınırlarını zorluyorsun. Şu anda Rojhat ve Baturalp odada mışıl mışıl uyurken karşıma geçipte salak saçma konuşuyorsun. Onların sevdalarının benimle hiçbir ilgisi yokken o iğneleyici oklarını bana çeviremezsin. Eğer varsa benimle bir problemin bana konuş, dök içindeki öfkeyi ama derdin güç gösterisi yapmaksa ben yanlış kişiyim. Benim komuta ettiğim karakolda bana ahkam kesme, burası ne senin oyun alanın ne de yönettiğin bir senaryo. Burası gerçek dünya muhabir, ölümler anlık, nefesler sayılı, çatışmalar silahla, aşklar kavgayla alınır. Hiç kimse izlediğin aşk filmleri gibi o kadar da masum değildir." deyip Giray'ın bileklerini bıraktı.

Giray yumruklarını sıkarak söylediğinin gerçek olup olmadığını kontrol etmek için karakol binasına girdi ve merdivenleri hızla çıkarak daha önce hiç gitmediği Baturalp'in odasına ulaştı, kapıyı açıp içeri daldı.

Rojhat'ı yatakta Baturalp'i ise yerde uyurken gördüğünde üsteğmenin üstüne yürümek için yatağa doğru yürüdüğünde gördüğü şeyle şokla dudaklarını araladı. Rojhat'ın yatağın aşağısına sallanan elini Baturalp sıkı sıkı tutuyor ve el ele uyuyorlardı.

Giray sesini çıkarmadan geldiğinden daha sessiz adımlarla odadan çıktı. Rojhat'ın gülümseyerek uyuyan yüzünü ve elini tutan ele teslim olduğunu fark ettiğinde aslında sonlarının böyle biteceğini ve Baturalp'in sonunda ona yenileceğini biliyordu.

Fakat içinde yanıp tutuşan öfke bir türlü dinmiyordu. Koridorda yürürken öfkesinin kaynağının Arman olduğunu ve kendisinin de ona yenileceğine olan öfkeden geldiğini de biliyordu.

Aşklar kavgayla mı alınırdı? Hangi aşk?

🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶

Giray öfke dolu adımlarını bu defa Arman'ın odasına çevirip kapıyı kırarcasına açtı.

"Siz ne anlarsınız lan aşktan sevgiden, tek bildiğiniz ölüm, kan, vahşet" derken demir dolabı hırsla açıp içindeki çantasını çıkarttı ve çarparak kapattı.

Demir sesinin çıkarttığı tok ses odada yankılanırken ardından odaya giren Arman yatağın üstündeki çantayı gördüğünde Giray'a doğru adımladı, kolundan tutup kendine çevirdi.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Giray ona öfkeden kıpkırmızı gözlerle baktığında karşısındaki adamın da kendisinden farklı olmadığını gördü. Gözlerinden karanlığın geçtiği adamın karşısında başı dik "Ne yapıyorum sence bay her boku bilen yüzbaşı, burdan siktir olup gidiyorum" dediğinde Arman sıktığı dişleriyle tuttuğu kolu sıkarak Giray'ı arkasındaki demir dolaba çarptı.

"Haftalardır küçük oyunlarına gösterdiğim tolerans bu kadardı muhabir, sınırlarını aşma."

Giray sırtını çarptığı dolapla yüzünü buruşturup kolunu tutan adamdan kaçınmak yerine üzerine doğru yürüdü. Karşısındaki adamdan zerre kadar korkmuyordu ve asla geri adım atmayacaktı.

"Şimdiye kadar o lanet soyadımı kullanmadım ama beni bırakmazsan kullanırım, buraya bütün komutanlarını yığarım yüzbaşı."

Arman duyduğu cümlelerle dişlerini kıracak kadar sıkarken yumruğunu Giray'ın arkasındaki demir dolaba indirdi. Giray başının dibinden geçen yumrukla nefesi kesilirken artık tamamen karanlığa teslim olan adamın gözlerine baktı. Haftalardır ona sabırlı davranan adamın sonunda öfke patlamasını görmüştü ve bundan da memnundu, sessizlik katlanılmaz hale gelmişti ikisi içinde.

Karşı karşıya gelen iki adamın da gözlerinden öfke kıvılcımları saçılıyordu artık, fakat aralarındaki gerilimin altında odayı yerle bir edecek garip bir hırs ve tutku kol geziyordu. İçinde bulundukları odanın havası giderek ağırlaşırken Arman yumruklarını sıkarak arkasını döndü ve bir kaç adım uzaklaşıp sakinleşmek için sık nefesler verdi. Ardından sinirli sinirli çantasını toplamaya devam eden Giray'ın üstüne yürüyüp bileğinden tutarak bir kez daha kendine çevirdi.

"Derdin ne senin?" diye gür sesiyle bağırdı.

Onun karşısında alta kalmayacak kadar güçlü olan Giray ise aynı ses tonu ve şiddetiyle bileğini tutan adamın üstüne yürüdü, göğsüne elini koyup geriye doğru itti.

"Sensin Allah'ın cezası."

Arman anlık şaşkınlıkla ayağını bir adım geri atarak öfkeli bir nefesle bileğini bıraktı. Hâlâ yumruğunu sıkıyordu ve öfke giderek tekrar bedenini ele geçiriyordı. Öfkesi ses tonunu bir kez arttırdı.

"Ne istiyorsun benden?" diye bağırdı bu kez.

Giray bu soruda fark ettiği şeyle saniyelik olarak kaşlarını çattı. Sahi ne istiyordu? Bu adama haddini bildirmek mi? Altta kalmayacağını göstermek mi? Güç mü? Zafer mi? Aşklar kavgayla mı alınırdı? O zaman kavga istiyordu.

Gözlerini Arman'dan kaçırarak kesik bir nefes aldı ve yumruğunu sıkarak arkasını ona döndü. Asla ona karşı pes etmeyecekti.

"Kavga etmek" diye bağırdı aynı ses tonunun şiddetiyle.

Arman daha da sinirlenerek dişlerini sıktı. Karşısındaki adamın sağı solu belli olmuyordu ve bu onun kafasını karıştırıyordu. Eğer ondan her ne istiyorsa ona verip bu işkenceden kurtulmak istiyordu ama bir bilinmeze sürüklenmek istemiyordu.

Dilini üst dişlerinde dolandırıp gözlerini kapattı, yumruk yaptığı elleri gevşerken sol elini arkası dönük Giray'ın boynuna sarıp açıtmamaya dikkat ederek yine arkasındaki demir dolaba çarptı.

"Gel de kavgayla al o zaman."

Giray refleksle elini boynunu tutan bileğe attı fakat boynundaki elin gevşekliğini fark ederek sırtını çarptığı dolapla boğuk bir nefes verdi.

Arman ise Giray'ın yüzüne yaklaşarak ela gözlerinin içine baktı. Giray onun saniye saniye değişen bakışlarıyla yutkundu.

"Benimle oynama Giray Tekiner."

Giray gözlerini kısarak Arman'ın üniformasının yakasını tutarak kendine çekti ve yüzünü daha da yaklaştırdı.

"Sen de benimle oynama Arman Savaş Akat."

Arman onun değişen ses tonuyla ve bakışlarıyla sakinleşerek dudaklarını onun soluk pembe dudaklarına indirip alçalan sesiyle konuştu.

"Ne istiyorsun, söyle. Gitmek dışında her ne istersen sana vereceğim. Gidemezsin burdan."

Giray yutkunarak dudaklarına yakın duran dudaklara baktı, ardından göz göze geldiği adamın bakışlarındaki hırsa, tutkuya ve beklentiye.

Dudaklarından firar eden "O fotoğrafları.. " cümlesiyle hızla sustu.

Bakışlarını Arman'dan kaçırsa da karşısındaki adam çoktan onun derdini anlamıştı. Giray'ın dudaklarının kenarına saniyelik dudaklarını değdirdi.

"Söyle."

Giray onun tek kelimelik isteğiyle gergin bir nefes verdi. Dudaklarına anlık dokunan tenin sıcaklığı bile başını döndürmeye ve kafasını karıştırmaya yetmişti. Ama içindeki şüphe onu daha büyük bir ateşle kasıp kavuruyordu. Elini yakasını tuttuğu adamın çenesine götürüp boynunu sıktığı aynı güçle çenesini sıktı.

"Onunla tekrar?" demekle yetindi.

Arman'ın çoktan derdinin ne olduğunu anladığını biliyordu. Nitekim Arman boyuna dahi ulaşamayan Giray'ın bu hareketini bekler gibi dudaklarının kenarı kıvrıldı. Giray ise onun dudak kıvırmasına alt dudağını ıslattı ve dudaklarının üzerinde fısıldayan adamla gözlerini kapattı.

"İmkansız."

Giray bir kez daha dudaklarını ıslatıp ağzını aralarken boynundaki el tamamen gevşedi. O ise Arman'ın çenesini daha sert sıkarak daha da kendine çekti ve aralarında kalmayan mesafeyle hırs dolu sert bir sesle konuştu.

"Yak o fotoğrafları."

Arman dudaklarının üzerinde hırsla fısıldanan bu cümleye dudaklarını ıslatarak tuttuğu boynu sıktı ve Giray'ın dudaklarına aynı hırsla dudaklarını bastırdı.

Giray beklediği öpücükle dudakları üzerindeki dudaklara zafer dolu bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Arman dudaklarını çekerken bu anlık dokunuş yetmemişti elbette ama önce bu inatçı adama cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Dudaklarından uzaklaşmadan sıktığı boynundaki elini gevşetti.

"Al hepsini, kendin yak."

Giray ise tuttuğu çenedeki elini yavaşça onun üniformasına indirdi. Yakasını sertçe sıkarak aşağı doğru birden çekti ve "Yakarım" deyip Arman'ın dudaklarına yapıştı.

Arman boğuk bir iniltiyle dudaklarına yapışan dudakları hırsla öpmeye başladı. Giray'ın boynundaki elini indirip kollarını beline doladı, alt dudağını ısıran adamı kalçalarından tutup kucağına aldı ve arkasındaki dolaba çarparak yasladı.

Giray ağzının içine itilen dille sessiz bir iniltiyle ellerini kucağındaki adamın omuzlarına koydu. Onu kucağından indiren Arman iki elini demir dolaba koyarak bedeni arasına sıkıştırdığı Giray'ın postallarına basarak yukarı yükselmesine öpmeye devam ederken sırıttı. Giray ise kollarını tutunmak ister gibi onun boynuna dolağında çenesine ardından boynuna inen öpücüklerle kesik kesik nefesler verdi.

Arman öptüğü boyundan çekilirken Giray ellerini boynundan kaslı gövdesine ordan da aşağı doğru sürterek indirip Arman'ın pantolonunun palaklasından tutup kendine çekti ve kasıklarına bastırdı. Arman dişleri arasından boğuk sesle inleyerek Giray'ın iki kolunu da tutup demir dolaba yasladı. Kendisini onun aletine sürtmesiyle Giray'ın dudaklarından da bir inleme firar etti.

Giray gözlerini kısarak postallarından inip Arman'ın göğsünden yatağa iterek oturttu ve bacaklarını iki yanına açarak kucağına oturdu. Arman'ın üstündeki tişörtünü çekiştirerek çıkarıp kendi tişörtünü de çıkararak yere fırlattı ve aletini onun sertliğine yavaş yavaş sürterken ona sarılarak çıplak tenlerinin alev alev yanışına alt dudağını ısırdı. Geriye çekilip aynı ateşle ona bakan Arman'la dudaklarını ıslattı, saniyeler sonra dudaklarına yapışan adamla kendini daha sert bastırarak alt dudağını kan tadı gelene kadar ısırıp altındaki adamın kollarını beline dolayarak dudakları arasında inlemesine sebep oldu.

Arman ellerini belinden kalçasına doğru indirip aletine daha rahat sürtünmesini sağladığında Giray artık zihnini dolduran zevkle Arman'ın dudaklarından ayrılıp başını geriye atarak inledi. Arman kucağındaki adamı aletine daha hızlı sürtmeye başladığında Giray elini onun ensesine atarak saçlarını kavradı ve odayı saran inlemesiyle boşaldı. Arman için elbette bu yeterli değildi ama kucağındaki adamın boynuna saldırarak öpüp emerek dişlerini geçirdi ve Giray'ı aletine daha hızlı sürterek boğuk bir iniltiyle boşaldı.

İkisi de soluk soluğa birbirine baktıklarında Giray sırıtarak "Aşklar kavgayla alınır yüzbaşım" dediğinde Arman da sırıttı.

"Daha kavgamız yeni başlıyor küçük adam."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.