İçeriğe geç

KADRAJ - BxB

Bölüm 22 · 15 dk okuma

KADRAJ - BxB

Bölüm 22

⚔️ Korkuya Teslim Olmak ⚔️

Peyman Zarei - Bi to

"Hikayenin sonunu biliyordum, canımın yanacağını da. Yine de seni yaşamak istedim. Bazen, bazen hikayenin sonunu bilmen onu tekrar okumayacağın anlamına gelmez."

Yatakhanede uyuyan ikili çoktan herkes gittiği için dışarıdan bakıldığında oldukça garip ve bir o kadar komik görünüyorlardı.

Merih gözlerini açtığında göğsünün ve bacaklarının üzerinde hissettiği ağırlıkla içinden bir "Höh hayvan" çekti. Başını çevirdiğinde gördüğü kapkara saçlarla gülümsedi ve elini o kısa kıvrımlara atmamak için zor durdu.

Üstündeki ağırlığın omzunu dürtererek kısık sesle "Karakurt" dediğinde göğsündeki baş uyku arasında daha da başını koyduğu göğse sürtündü.

Merih oflayarak elini kendi saçlarına atıp bu sefer daha sesli "Komutancığım" dediğinde bu defa üstündeki adam tek gözünü açıp yeni uyanmış boğuk sesiyle "Askerciğim" dediğinde Merih onun uyandığını anlayarak eliyle omzunu itti.

"Seyit onbaşı mıyım lan ben, yüz kiloluk adamı taşıyorum burda."

Karan başını onun göğsünden kaldırmadan etrafına bakındı. "Ee küçük adam gelmemiş mi yatmaya?"

Merih gece uyandığında Giray'ın yatakhaneye gelmediğini fark etmiş, ona uyku arasında sarılarak uyuyan adamı kendi yatağına gönderip göndermemek arasında gidip gelmiş, sonunda da uyandırmaktan vazgeçip uyumaya devam etmişti.

Karan başını kaldırıp boynunu kütletti ve hâlâ yatakta uzanan Merih'e baktı.

"Üstümden kurt mu geçti tır mı geçti anlamadım" diyen Merih elini ensenine atıp ovarken ters ters Karan'a bakıyordu. Karan doğrulup yatağa oturdu, arkasında yatan adamın görmediğini bilerek sırıttı.

"Sus, dua et o kurt seni işaretlemedi."

Merih "Aman ne komik, fantastik kitaplardan mı öğrendin bunları?" diyerek doğrulurken Karan ayağa kalkıp omuzlarını gevşeterek arkasını döndü.

"Bir doksanlık adamı koynuna alan sensin, sonra da laf yapma."

Merih yataktan fırlayıp "Höst, ne diyon lan sen, koynuna almak falan" deyince Karan gülerek yatakhanenin kapısına doğru yürüdü.

O çıktığında Merih de kollarını ve bacaklarını esnetti. "Ben yerde mi yatıcam lan dediğinde yat amına koyayım demem lazımdı, iyilikte yaramıyor Allah'ın kurduna" diye söylene söylene peşinden çıktı.

Koridorda ise onu beklediğini gördüğünde kafasını yana çevirip gülerek elini ensesine attı.

"Yemin ediyorum işaretlemiş galiba, peşimden ayrılamıyor."

O gülerek mırıldanırken Karan kaşlarını çattı, ne diyorsun sen değişik der gibi bakarak "Yürü hadi kahvaltıya geç kaldık zaten, sana hazırlatacağım askerciğim" dediğinde Merih ellerini iki yanına savurup "Ama pes, valla pes" deyip Karan'ın önünden yürümeye başladı.

"Adam köle yapmak için işaretlemiş. Vay anam vay, oğlunun kaderinde bir kurda köle olmakta varmış."

Karan onun söylenmesine gülümserken postallarını yere vura vura yürümesini izliyordu.

Arman'ın odasında ise durumlar daha da karışıktı. Küçük yatağa sığmadığı için yan yatan Arman kaşık pozisyonunda Giray'ın beline sarılı koluyla gözlerini açtı. Kahverengi saçlarını gördüğü adamın uzun kıvrımlarına yaklaşarak kokusunu içine çekti.

Giray hisseder gibi arkasına doğru daha da sinerek kendini arkasındaki adama bastırdı. Huzurlu uyku o kadar tatlı geliyordu ki, uyku sırasında iç güdüsel olarak hareket ediyor savunma mekanizmasını tamamen boşta bırakıyordu. Uyanıkken özellikle yakınlaşmaktan kaçtığı adama zihni kapalıyken en doğal haliyle yaklaşıyorsun.

Arman ise göğsüne sinen Giray'la ve kasığında hissettiği kalçasıyla dişlerini sıkarak biraz uzaklaşmaya çalıştı ama arkası boşluktu ve o da yatağın ucundaydı. Giray uyku arasında mırıldanır gibi sesler çıkarırken onun uzaklaştığını hissettiğinde belindeki kolunu çekerek bir kez daha kendini bastırdı ve arkasındaki sertliğe sürtündü.

Arman da bunu iç güdüsel alarak yaptığını biliyordu. Çünkü Giray onu hissetmek ister gibi küçük küçük hareketler ederek bastırdıkça kalçasını sürtüyordu.

Fakat Arman artık daha fazla dayanamayarak Giray'ın kulağına doğru yaklaşıp kısık sesiyle konuştu.

"Kalçanı biraz daha bana sürtmeye devam edersen işin içinden çıkamayacağımız bir konuma düşeceğiz küçük adam."

Giray hızla gözlerini açıp sıkı sıkı tuttuğu kolla ve duyduğu cümleyle arkasını dönmeye çalıştı ama kolu Arman'a çarptığında dudaklarını birbirine bastırdı. Bulundukları konum gerçekten işin içinden çıkamayacakları kadar garipti ve Giray da hissettiği utancı gösterir gibi kızaran yüzüyle kolunu elinin arasından çeken adama uyurken kalçasını tamamen yasladığını fark etmişti.

Arman yataktan çıkarken Giray ona arkasını dönerek sessizce "Siktir" dedi.

Bir kaç saniye onu izleyen Arman ona bakmayacağını anladığında sırıtırak odanın kapısına yürüdü ama birden durup üstündeki tişörtü çekiştirerek eli kapı kolunda arkasını döndü. Biraz onunla uğraşmanın kimseye zararı olmazdı değil mi?

Sesinin duyulduğundan emin olmak ister gibi hafifçe öksürerek konuştu.

"Biraz daha uyuyacaksın sanırım, o zaman kahvaltını yatağına gönderiyorum yavrum."

Giray şokla gözlerini açıp yataktan fırlarken Arman sesli bir kahkahayla odadan çıktı. Giray oflayarak elini saçlarının arasına atıp çekiştirdi.

"Sen ne yapıyorsun gerizekalı, resmen adama sürtünüyorsun. Bir daha onunla uyumak yok, asla. Bu adamın dikkatini dağıtmasına nasıl izin verirsin."

Kendi kendine söylenerek yataktan kalkıp odanın içine bakındı. Yok bu böyle olmayacak ki, eski sert, umursamaz ve duygusuz Giray'a dönmeliydi ve bunu da bir an önce yapmalıydı.

Yemekhanede toplanan ekip Karan'ın Merih'le uğraşa uğraşa kahvaltı hazırlatmasına kahkahalar atıyorlardı.

Merih elindeki bıçağı dişlerini sıkarak demir tezgaha bırakıp arkasında onu izleyen Karan'a döndü.

"Lan manyak komutancığım zaten kumanya kalmış şurda, kendin de hazırlayabilirdin."

Karan omuz silkerek masada çay içen diğerlerinin yanına gidip sandalyeye oturdu.

Siraç çayını hüpürdeterek içip hepsinin "Yuh amına koyayım" azarlamaları arasında gülerek "Merkeze inmek lazım agalar, kumanyalardan kusucam artık, şöyle bol sucuklu menemeni özledim be" deyince diğerleri de ona hak verdi.

Bir aylık erzakları bitmişti ve araçla merkeze gidip yeni gönderilen erzakları almaları gerekiyordu. Bunun için de Baturalp'in görev dağılımı vermesini bekliyorlardı.

Aralarında konuştukları sırada içeri giren Arman'la hepsi ayağa kalkarak selam verdi. Arman uzamış sakallı yüzünü sıvazlayarak bir köşede hazırladığı kumanyayı bırakıp selam veren Merih'e kısaca bakarak diğerlerinin yanına yürüdü.

Rojhat geldiğinden beri dengesini kaybetmiş Baturalp'in o da farkındaydı o yüzden onun yerine işler eline almaya karar verdi.

Hâlâ selamda duran ekibe ellerini indirmelerini işaret etti. "Rahat çocuklar."

Hepsi komutanlarının ne söyleceğini beklerken Arman Karan'a döndü.

"Yanına iki kişi al merkezdeki erzakları getirin."

Karan "Emredersiniz komutanım" diyerek selam verdiğinde Arman diğerlerine döndü.

"Siraç, Gencer jenaratörlerin benzinini kontrol edin" dedikten sonra Uruç ve Gökmen'e döndü.

"Çocuklar siz de şu sobaları kurun artık, bir kışa daha hazır olmalıyız, havalar iyice soğudu."

Emir alanlar "Emredersiniz komutanım" derken Arman yavaş yavaş başını salladı.

Ellerini beline koyup son kez askerlerinin yüzlerinde bakışlarını gezdirerek "Odanıza yine iki tane soba kurulsun, bu kış daha ağır geçecek" dediğinde hepsi bunun farkında olarak başlarını salladılar.

Arman "Tamam çocuklar şimdilik bu kadar, oturabilirsiniz" diyerek dönüp kapıya doğru yürüdü.

Sonra birden durup tezgahın önünde duran Merih'i fark edince "Kahvaltı yapmadınız mı çocuklar?" derken tekrar oturanlara baktı.

Karan tekrar ayağa kalkıp "Geç kalmışız komutanım, ikimize hazırlıyor" dediğinde Arman "Tamam, geç kalmayın, kahvaltıdan sonra yola çıkın" deyip yemekhaneden çıktı.

Merih işine dönerken Karan onu yanına gelip hafifçe omuz attı.

"Hadi be gülüm amma yavaşsın, daha yola çıkacağız."

Merih kaşlarını çatarak gülüm demesine kızacakken aklına başka bir şey gelmiş gibi elindeki bıcakla kendini gösterdi.

"Lan beni niye alıyorsun yanına, başkasını alsana. Komutan bana demedi git diye."

Karan sırıtarak omuz silkti. "Yanına iki kişi al dedi, yani ben seçebilirim" deyip yüzüne doğru eğilerek bıçak tutan elini tutup sesini kısarak konuştu.

"E seni de işaretlediğime göre, senden ayrı kalamam demi askerciğim."

Merih'in önce kaşları çatıldı, ardından öfkeyle dişlerini sıktı, en sonunda elinin üstündeki eli kendine çekip kısık sesle cevap verdi.

"İtinayla omeganı siksinler komutancığım, yemin ediyorum seni öldürürüm."

Karan onun küçük tatlış tehdidine hafifçe gülerek "Ne kadar ayıp, o zaman senin de ölmen lazım. Sonuçta aramızda bir bağ var artık" deyince Merih göz devirdi.

"O bağı da itinayla ben sikeyim komutancığım, eğer elimi bırakmazsan ikimiz de aç kalacağız."

Karan onun elini bırakırken dudaklarını büzdü.

"Bak bunu doğru dedin gülüm, hadi hazırla da bir an önce yola çıkalım."

O diğerlerinin yanına dönerken Merih dakikalardır tuttuğu nefesi verdi. Kalp atışlarımı hızlanmıştı yoksa ona mı öyle geliyordu. Elinin altındaki paketi keserken derin derin nefesler verdi.

Karan karakola geldikleri günden bu yana sürekli onunla uğraşıyordu ve Merih onun ne yapmaya çalıştığını anlamıyordu. Bazen oldukça sert ve buz gibi davranırken bazen de az önceki gibi onun sinir etmeye çalışıyordu. Bazen Karan'ın esmer yüzündeki koyu mavi gözleri sık sık üzerinde hissederken bazen dönüp göz ucuyla bile Merih'e bakmıyordu. Bu yüzden de Merih, dost mu düşman mı olduklarını anlamıyordu.

Arman her yerde arasa da Baturalp'i bulamayınca tekrar yemekhaneye dönüp onun silah odasında olduğunu öğrenince korkuyla alt kattaki silah odasına gitti.

İçeri girdiğinde Baturalp'i uzun demir masanın önünde silahını sökmüş temizlerken buldu. Silahın namlusunu eline aldığı harbinin ucundaki bezle dikkatle silen üsteğmenin yüzünde tek bir mimik oynamıyor, deniz gözlerinde tek bir duygu okunmuyordu. O, eski ölüm kokan adama dönüşmüştü.

Arman demir masanın karşısına Baturalp'in önüne geçti.

"Baturalp."

Üsteğmen'in gözleri dikkatle sildiği namludan başka bir şey görmüyor Arman'ın sesini duymuyordu.

Arman bu kez demir masaya hafif vurarak "Dostum" dedi.

Baturalp dişlerini sıktığının bile farkında olmayarak ölüm kadar karanlık gözleriyle başını kaldırıp Arman'a baktı.

Arman yıllar önce bir kere gördüğü gözlerle karşılaşınca nefesini tutup bir adım geri attı. Baturalp eğer şimdiki gibi karanlığın içindeymiş gibi bakıyorsa ölüm yakındır demektir.

O korkuyla "Baturalp" derken Baturalp masanın üstündeki silahının parçalarını saniyeler içinde takarak silahı masaya koydu.

Boynunu sağa sola yatırarak kütletip buz gibi sesiyle "Efendim" dedi.

Arman masanın üstündeki silahı göstererek "Ne yapıyorsun sen?" diye sordu.

Baturalp silahı alıp belindeki kılıfına koyup "Ne yapıyorum?" diye sorarak cevap verdi.

Arman, hâlâ onun gözlerinden okuyamadığı duygusuzluğa bir süre bakıp "En son bu gözleri gördüğümde bir köylüyü terörist zannedip vurmuştun dostum" dediğinde Baturalp ilk duygu belirtisi olarak dişlerini sıkarak Arman'a baktı.

Sonunda ondan bir duygu yakalayan yüzbaşı dilini üst dişlerinde gezdirdi.

"Bu kez kimi vuracaksın?"

Baturalp bu soruyla yumruklarını sıkarak masanın üstüne koydu.

"Dağa çıkacağım devriyeye."

Arman ellerini beline koyarak tek kaşını kaldırdı.

"Tek başına mı?"

Baturalp sadece başını sallayınca Arman da yumruklarını sıkarak masaya koydu. Karşı karşıya gelen iki arkadaş tartar gibi birbirlerinin gözlerinin içine baktı. Arman için hiçbir güç onu tek başına bu karanlıkla dağa gönderemezdi, Baturalp için ise hiçbir güç onu durduramazdı.

Arman geriye kalan tek kozunu kullanmak için masada ona doğru uzanıp sert ve keskin sesiyle konuştu.

"Sana emrediyorum asker, silahını masaya bırak."

Baturalp kaşlarını çatıp uzun bir süre Arman'ın kararlı gözlerine baktı. Dişlerini sıkarken titreyen yumruğunu demir masaya vurdu. Şiddetle çıkan demir sesi odada yankılanırken Arman'ın kirpikleri titremedi. O hâlâ aynı ciddiyeti ve kararlı gözleriyle arkadaşın bakıyordu.

Saniyeler sonra bakışlarını birbirinden ayırmayan ikiliden Baturalp pes ederek öfkeyle belindeki silahı çıkarıp masaya çarptı. Gözlerini Arman'dan ayırıp sert adımlarla odanın kapısına yürüyüp hışımla kapıyı açıp çıktı.

O çıktığında Arman gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Masanın üstündeki silahını alıp emniyet kilidini kapattı.

Baturalp tüm koridorda duyulan sert adımlarla kendi odasına gitti. Nerdeyse hiç girmediği odada kapıyı kapatıp sırtını kapıya yaslayarak sert zemine oturdu. Kafasını arkasındaki kapıya vurarak yumruklarını sıktı.

Dün gece gittiği hücrede sabaha kadar demir parmaklıkların adındaki korkularıyla yüzleşti Baturalp ve denizlerin konuşamadığını ama terk de edemediğini anlayan Rojhat'ın ona gülümseyerek sessiz mırıltılarıyla söylediği şarkıyı dinledi.

Baturalp, onun toprak seren gözlerine baktığında denizlerinde koca bir ülke kurmak istediğini fark ettiği o an ruhu titredi karşısındaki adamın huzurlu gülümsemesinde. Uzansa sarmalanacaktı o huzura, biliyordu ama korkuyordu o toprak gözlere bir gün kan dökmekten, oysa kanının bir damlası düşerse o toprağa çöl çiçekleri açacaktı Rojhat'ın yüreğinde, sevgi sunan o toprak kana bulanacaktı Baturalp'in nefretiyle ama bunu gözlerinin derinliklerine bakan adam anlamıyordu. Baturalp kendi kininden, kana susamışlığından korkuyordu, yeri göğü tir tir titreten Üsteğmen Baturalp Özbey, bir adamın karşısında ölümüne korkuyordu. Bu yenilmişliğin en ağırı en tatlı acısıydı.

Kaçacaktı bildiği tüm gerçeklerden, dağlara, ait olduğu topraklara çıkacak, hücrede onu bekleyen toprak gözler teslim edilene kadar inmeyecekti o dağlardan, görmeyecekti o masum gülüşü, çırpınışı, sessiz yalvarışları.

Baturalp, hayatında ilk kez daha önce hiç bilmediği bir korkuya teslim oldu tamamen. Bu korku yüzüne bir tokat gibi çarptığında ölmek istedi kaçtığı dağlarda. Ama bu korku bile ona ölümü bahşetmiyordu. Onu yaşatıyordu iliklerine kadar, Rojhat'ın birer toprak vaad eden gözlerinde yaşıyordu.

Elleri yeniden titremeye başladığında yumruklarını sıktı, dün gece Rojhat'ın yanında bir kere bile titremeyen eller ondan uzaklaştıkça titriyordu artık.

Nasıl ölümden başka bir şey bilmeyen bir adamı bu hale getirebilecek bir güç vardı anlamıyordu. Rojhat'ın gücü Baturalp'i ölümüne korkulara sürüklüyordu.

___________________________________________

Baturalp tüm gün o odadan çıkmadığı için Arman yapılan işleri kontrol edip karakola gelen erzak arabasını indiren askerlerini izlemeye başladı. Neşeyle birbirleriyle uğraşa uğraşa aracı boşaltan askerlerine bakarak gururla gülümsedi. Onların bir günü daha sorunsuz, zararsız, yarasız, kayıpsız bitirip yeni bir aynı şekilde uyanabilmeleri Arman'a emanetti.

Geride bıraktıkları aileleri, anne babaları, eşleri çocukları onların evlerine döneceği günü beklerken Arman sırtındaki sorumluluğun ağırlığını taşıyordu.

Merih'e omuz atarak onun elinden kutuları alan Karan'ın sert yüzünün altında yaralı kalbi görebiliyor, belki de o yarayı sadece Arman biliyordu.

Gencer'in üç ay önce doğan oğlunu bir kere bile göremeden sınır karakoluna görevlendirildiğini öğrendiğinde onun evlat özlemini gözlerinden okuyordu.

Siraç'ın yine her zamanki haylazlığıyla diğerleriyle uğraşmasına kızan arkadaşlarının, aslında onun canı bir kere yansa, gülüşü yüzünden solsa tüm dağları yerle bir edeceklerini biliyordu.

Ona en çok kızan Aybora'nın Ediz'le bir olup kendisini sinir krizlerine sokan adamlar için canını kılı kımıldamadan vereceğini biliyordu.

Sınır görevi için sonradan gelenleri çoktan aralarına alıp birer kardeşe dönen ekibi içinde her şeyi yapacağını Arman biliyordu.

Yakında ekibi kurup yeniden dağlara çıkmak gerekecekti. Dağların içinde barındırdığı tehlikenin dur durak bilmeyeceğini, sınırların her an her gün onların denetiminde olması gerektiğini ve mücadelenin asla son bulmayacağını da biliyordu.

🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶

Dikildiği yerde arkasını dönüp usulca yanına gelen Giray'ın ise gün boyunca ondan neden kaçtığını bilmiyordu. Tamam sabah onunla biraz uğraşmıştı ama bu inatçı adamın bunu ciddiye alacağını beklememişti. Onlar zaten sürekli birbirlerine girerler, aralarında güç savaşı bitmezdi ama Giray sanki pes etmiş gibi Arman'dan kaçınıyordu.

Ekibin işlerini bitirmesini izleyen ela gözler yanındaki uzun boylu adama dönüp samimi bir gülümsemeyle "Bir ay daha sıcak yemek yiyecek çocuklar" dediğinde Arman onun gülümsemesene baktı bir kaç saniye, fakat gözlerini kaçıran adamla kaşlarını çattı. Ardından tekrar ekibe dönerek dudaklarını büzdü anlam veremediği için.

"Yine yemek yapman için peşinde dolanacaklar."

Giray gülerek başını yere eğdi, ayağının altındaki taşları küçük küçük iterek omuz silkti.

"Gitmeden önce yaparım bir iki tane."

Arman gitmek kelimesini duyduğunda ellerini arkasında birleştirip "Hıı" dedi sadece.

Elbette onun bir gün gideceğini biliyordu, sonsuza kadar kalacak değildi ya. Hele de böyle tehlikeli topraklarda, yeri yurdu vardı değil mi? İşi, gücü vardı, belki sevenleri, arkadaşları.

Giray başını yerden kaldırmadan arkasını dönüp Arman'ın yanından ayrılarak binaya geri girdi. Gidecekti biliyordu o da, bir kaç gün daha dayanabilirse kendi elleriyle getirdiği Rojhat'la beraber dönecekti geldiği yere.

Dönmeliydi değil mi? Hâlâ o fotoğrafları kutuda saklayan adamdan uzaklaşmalıydı. Onun yanında en doğal halini ortaya çıkarsa ne faydaydı, ona sarıldığında, saçlarını okşadığında çocukken göremediği sevgiyle sarmalansa ne fayda. Giray görünmez bir hayaletle, yılların bıraktığı anılarla savaşacak kadar güçlü değildi. Onu burda tutacak ne bir dal vardı ne de bir el.

Yemekhaneye girip getirilen erzakları alarak sıcacık mis gibi bir yemek yapıp güle eğlene masa hazırlayan Merih'in "Oooo yine döktürmüş küçük adam." deyişine, Siraç'ın "Ellerine sağlık agam, ver elini öpem" deyişine, diğerlerinin ona mal bu der gibi bakışlarına gülerek tabaklarına yemeklerden koyup kenara çekildi. Onların iştahlı yiyişini izleyerek iç çekerek yemekhaneden çıktı. Sanırım gittiği karakollarda gördüğü ekipler arasında en çok bu ekibi özleyecekti.

Binadan çıktığında mevzide askerleri yerine nöbet tutan Arman'ın yanına gidip tüfeğini kayanın üzerine koymuş dağları izleyen adamın yanına oturdu.

Arman çoktan geldiğini hissettiği adama döndüğünde ona buruk bir tebessümle bakan adama aynı şekilde baktı. Montunun cebindeki sigara paketini çıkarıp bir dalı Giray'a uzattı. Onun ara ara sigara içtiğini biliyordu.

Giray uzatılan sigarayı alıp dudakları arasına yerleştirdi. Arman da kendine alıp paketi kayanın üstüne koydu ve elindeki çakmağı yakıp elleriyle siper ederek Giray'ın uzanan sigarasının ucunu tutuşturmasını izledi. O içine derin bir nefes çekerken o da sigarasını yakıp çakmağı paketin yanına koydu.

İkisi de sessizce sigaralarını içerken Arman hafifçe gülerek başını iki yana salladı.

"Geldin gidiyorsun ama ben hâlâ senin bir ajan olduğunu düşünüyorum."

Giray omuz silkerek sigarayı ağzından çekti. Ardından o da küçük bir kahkaha attı.

"Seni hayal kırıklığına uğrattığım için kusura bakma ama ben dümdüz bir adamdan başka bir halt olamadım."

Arman bu cümleden sonra bir şeylerin daha geleceğini bilerek sonunda konuşmaya karar veren adama baktı.

Giray ise sigarasından derin bir nefes alıp başını kaldırıp kararan gökyüzüne üfledi. Ardından içinde daha fazla tutamayarak konuşmaya başladı. Gidecekse de eğer, sürekli savaştığı bu adamın kendiyle ilgili bazı şeyleri öğrenmeye hakkı vardı.

"Abim şehit olduktan sonra babamla bir daha görüşmedik, bu her evlat gibi benim için de bir ukte olarak kaldı. Zaten onu doğru düzgün göremezdik, ben ve kardeşim dadılarla büyüdük, özel hocalarla eğitim aldık. Abimi çocukken sadece bir iki kere gördüm. Babam onun için o özel bir asker sürekli yanınıza gelemez derdi. Abime bizden daha çok özen gösterdiğini bilirdik, çocuksun işte anlıyorsun. "

Giray yorgun bir nefes verip biten sigarasını kayalıklardan aşağı atarak yanındaki adama baktı.

"Abimin soğuk ve donuk gözlerinde derin bir acı gördüm ben gördüğüm o iki seferde de ve bana en son gördüğümde söz verdirdi."

Arman kaşlarını çatarken Giray acı dolu bir gülümsemeyle bakışlarını dağlara çevirdi.

"Hayallerinin peşinden git kardeşim, sakın kimsenin seni engellemesine izin verme. Asla babana güvenme ve ondan kaçabildiğin kadar kaç demişti."

Arman az çok nedenini anladığı için başını yavaş yavaş salladı.

"Bana kendi fotoğraf makinesini verdi, sanırım hayallerine ait tek eşyası oydu. Bunu al Giray ve hayatı, doğayı, güzellikleri, sana iyi gelen her şeyi kadraja al dedi. Yaşa doyasıya, sakın o dört duvarın arasına girme."

Giray boğazındaki düğümü sertçe yutkunup başını yere eğdi.

"Sanırım onu o zamanlar anlamamıştım ama o ellerimin arasına bir hayal tutuşturmayı başarmıştı. Bende o hayalin peşinden koştum babamdan kaçarak. On altı yaşında evi terk edip yıllarca yalnız başıma çalışıp okulumu bitirdim, sonra da üniversite de gidip tek başıma ayaklarımın üzerinde durdum. Bu yüzden de babam benden bir halt olmayacağını anlayarak beni evlatlıktan reddetti ve bir daha yüzünü bile göstermedi. Şimdi ne yapıyor, öldü mü kaldı mı bilmiyorum."

Giray sustuğunda Arman aklındaki soruyla kaşlarını çattı.

"Peki ya annen?"

Giray bu soruyla kalbine saplanan ok yüzünden kesik bir nefes verdi. Acı tüm bedenini sararken cevap verebilmek için bir kaç dakika bekledi.

"Ölmüş. Bizi doğururken ölmüş" dedikten sonra dolan gözleriyle Arman'a baktı.

"Babam bize annemizin katiliymişiz gibi bakardı hep, suçmuşuz gibi, değersiz birer hata."

Arman diyecek bir şey bulamayınca yutkunarak uzun uzun gözlerine bakan adamın ela gözlerine baktı. Giray onun bakışlarında acıma değil de anlayışı gördüğünde buruk bir gülümsemeyle başını dağlara çevirdi.

"Babamın tek değer verdiği kişi abimdi, biz hiç bir şeydik."

Arman onu kendine çekip sıkı sıkı sarılmak isterken konuyu değiştirmek için gülerek dağlara döndü.

"Bir an sonumuz Birol ve Onuralp gibi olacak sandım."

Giray onun ne demek istediğini anladığında bu defa gür bir kahkaha attı. Gülüşünün sesi dağlarda yankılanırken Giray gülmeye devam ederek Arman'a döndü.

Arman, ilk kez tüm duvarlarını kırarak ona gerçek bir kahkaha sunan Giray'ın gülüşünü izledi dudakları kıvrılarak.

Giray ise gülüşünün arasından beklemediği o cümleyi söyledi.

"Bu, benim ajan olma ihtimalimden daha komikti."

Arman'ın duyduğu şeyle kaşları çatılırken Giray ciddileşerek yıldızların serpiştirildiği gökyüzüne baktı.

"Bizim sonumuz hiç olmadı yüzbaşım" deyip başını indirerek çatılı kaşları gördü, ardından karanlıkta daha da kararan koyu mavi gözleri.

"Ne başlangıcımız vardı ne de sonumuz. Ben misafirdim sen de ev sahibi."

Oturduğu kayadan kalkarken kurduğu son cümleyle Arman'ı arkasında bıraktı.

"Misafirin evine dönme vakti geldi."

O karakol binasına doğru yürürken Arman kayanın üstüne koyduğu sigara paketinden bir dal çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Çakmağı da alıp eliyle rüzgarı keserek ucunu tutuşturdu. İçene çektiği uzun bir yudumu sessizce havaya üfledi. Onun peşinden gitmek isteyen tarafıyla mücadele ederek gözlerini kapattı.

Demek ki her hikayenin bir sonu ya da bir başlangıcı olmazdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.