Giray önündeki fotoğraflara bakarken başını elleri arasına alarak dirseklerini dizlerine yaslayıp sehpaya eğildi. Boğazına güğümlenen yumruyla yutkunamadığı için kesik kesik nefesler aldı.
Abisi bir eşcinseldi ve bundan daha önemlisi kimsenin haberinin olmadığı bir sevgilisi vardı ve bundan daha acısı da onlar birlikte şehit olmuşlardı. Öğrendiği bu gerçekler ve anlatılan bir aşk hikayesi onun bildiği tüm gerçekleri yerle bir ederken çaresiz bakışlarını karşısında oturan adamlara kaldırdı.
"Ben- ben şimdi.. Arman'ı öpen kişinin Onuralp olduğunu zannederken.." dedikten sonra acıyla yutkundu "aslında onun abimin sevgilisi olduğunu mu öğrendim? Sadece bir iki kere gördüğüm abimin gülüşünü, geriye kalan tek bir fotoğrafta mı görebildim?" dediğinde karışan kafasıyla ona aynı acıyla bakan Baturalp'e baktı.
"Ben şimdi ne yapıcam?"
Arman ellerini dizlerinin üstünde birleştirerek oturduğu koltukta öne doğru eğildi.
"Sormadın Giray" dediğinde Giray bakışlarını ona çevirdi.
"Fotografı gördüğünde onun kim olduğunu sormadın. Aklına gelen ilk isim olan ve bize en yakın kişiyi zannettin. Böylece sürekli Onuralp hakkında sorular sormaya başladın" diyerek yanında oturan ve donuk gözlerle fotoğrafa bakan Baturalp'e döndü.
"Asıl görmen gereken fotoğrafı görmediğin için gerçeği senin için saklamanın daha iyi olacağını düşünürken Baturalp sanırım dayanamamış ve söylemiş."
Baturalp donuk gözlerini kaldırıp Giray'a baktı ve hâlâ karşısında kardeşini emanet ettiği o adamın en son hatırladığı halini görür gibi olduğunda acıyla gülümsedi. Sahi Giray şimdi, abisi Birol Tekiner'in şehit olduğu yaştaydı değil mi?
"Onun da bilmeye hakkı vardı, benim kardeşim kadar onun da abisi var orda."
Giray dişlerini sıkarak Arman'a baktı.
"Onlarca fotoğrafın arasından kendi abimin çıkacağını nerden bilebilirdim. O adamın fotoğrafını gördüğümde seni öpenin kim olduğunu sormamı mı bekliyordun? Umrumda mı sanıyorsun seni kimin öptüğü?"
Arman sinirle gözlerini kapatıp sert bir nefes vererek gözlerini açtı.
"O zaman neden beni öpenin Onuralp olduğunu zannedip araştırma gereği duydun?"
İki adam öfkeyle birbirlerine bakarken Baturalp ellerini dizlerine koyarak ayağa kalktı.
"Çözülmemiş sorunlarınızı sonraya mı saklasanız beyler?"
"Benim kimseyle sorunum yok" diyen Giray'a ters ters bakan Arman dudaklarını araladı ama vazgeçerek yumruklarını sıktı.
Baturalp, odanın penceresine doğru yürürken birbirine delice bakan ikili gözlerini sonunda birbirinden çekmeyi başardılar. Giray sehpanın üzerindeki fotofrafı tekrar alarak Baturalp'e döndü.
"Peki bu fotoğrafı kim çekti?"
Onun sorusuna Arman, önüne Dinçer'le olan fotoğrafını iterek cevap verdi.
"Senin fotoğrafta gördüğün kişi, Dinçer" dedi soğuk bir sesle.
Giray, fotoğrafı çekenin gördüğü adam olduğunu öğrendiğinde kaşları çatıldı. Her yerden sürekli aynı adamın çıkması farkında olmadan canını sıkmaya başlamıştı artık. Aklında onlarca soru vardı ama o sadece
"Yani senin sevgilin" dedi.
Arman dişlerini sıkarak "Eski" diye düzeltti.
Giray sinirle hmlarken Arman arkasına yaslandı.
"Şimdi asıl soruya gelelim. Senin gerçek kimliğine Giray Tekiner" derken soy ismini bastırarak söylemesi dikkatini çekmişti.
Giray elindeki fotoğrafları tekrar sehpaya koyarken konu Baturalp'i de ilgilendirdiği için oturduğu koltuğa geri döndü.
Giray sinirleri bozulmuş bir gülüşle başını iki yana salladı. Karşısında oturan ve sorgulayıcı bakışları üzerinde hissettiği ikiliye baktı.
"Biliyorum. Benim de abim gibi MİT ajanı olduğumu zannediyorsunuz."
İkisi de yalanlamayarak kaşlarını kaldırarak başlarını salladılar. Giray ciddileşen yüzüyle arkasına yaslandı.
"Ben sıradan bir savaş muhabiriyim beyler. Tek bilgi kaynağım genel yayın direktörü olan- ki o bile Onuralp Özbey hakkında hiçbir bilgi alamayacak kadar sıradan biriyken- ben de onun kanalında çalışan biriyim sadece."
İkilinin gözleri arasında gidip gelirken sesi daha sert ve ciddiye dönmeye başladı.
"Eğer bir ajan olsaydım buraya gelmeden önce" diyerek Arman'a baktı. "Senin eşcinsel olduğunu, ki hâlâ öyle misin onu bile bilmiyorum" dedikten sonra Baturalp'e döndü. "Senin de kardeşinin benim abimin sevgilisi olduğunu biliyor olmam lazımdı" dedikten sonra kollarını önünde birleştirip "Asıl bu kadar şeyi bilen siz ikinizden benim şüphelenmem gerekmiyor mu?" dedi ve kavuşturduğu kollarını ayırıp öne doğru eğildi.
"Beyler, abimin bir MİT ajanı olduğunu öz kardeşi olan ben bile bilmiyorken siz nerden biliyorsunuz?"
Baturalp bu haklı soruyla dudaklarını birbirine bastırdı.
"Şehit olduğu güne kadar kardeşim dahil hiçbirimiz bilmiyorduk. Onuralp'in naaşının Birol'le aynı isimsiz mezarlığa, isimsiz bir mezar taşıyla yan yana gömüleceğinin emrini aldığımızda öğrendik. Birol Tekiner şehit olmadan haftalar öncesinde Onuralp'in yanına gömülmesini istediği bir vasiyet vermiş. "
Giray duyduklarıyla bir kez daha sarsırılırken elini saçlarına götürdü.
"Ben abim diye başka birinin naaşını mı omuzlarımda taşıdım yani?" derken histerik bir gülüşle elini başının iki yanına koydu.
"Bu nasıl bir kader, benim suçum neydi? Neden abim diye başkasının mezarını ziyaret etmeye mecbur bırakıldım ben, nasıl bunca yıl kandırıldım?"
İki arkadaş sinirleri bozulan adamın sakinleşmesini bekledi bir süre, ardından yüzünü sertçe sıvazlayan Giray "Bunu da atlatırım" dedi yorgun bir nefes vererek.
Madem bu gece üçünün de yüzleşme gecesiydi, Baturalp de aklındaki soruyu sordu.
"Bu karakola asıl gelmenin ve burdan gitmek istememenin sebebi ne muhabir?" diye sordu.
Giray tamamen sakinleşmek için bir kaç saniye daha bekledi, ardından Baturalp'in gözlerinin içine baktı.
"Rojhat.." dediğinde Baturalp duyduğu isimle gerilerek kaşlarını çattı.
"Devlete teslim olmadan önce son kez birini görmek ve ona bir adım bile olsa yakın olmak istedi."
Korktuğu gerçeği duyduğunda acı bir soluğa düğümlenen başka bir yumruyla ayağa kalktı Baturalp ve sesini çıkarmadan odadan çıktı. Zemin ayaklarının altından kayarken duvara tutundu. Kendine bile kabul ettirmekten korktuğu gerçek sert bir darbeyle onu sarsmıştı.
Odada baş başa kalan Giray ve Arman'la derin bir sessizlik oldu. Dakikalar sonra Giray sehpanın üstündeki abisinin olduğu fotoğrafı alarak kısık sesle sordu.
"Bu fotoğrafı ben alabilir miyim? Abimin başka fotoğrafı yok hiç" diye mırıldandı.
Arman sakince başını sallayarak cevap verdiğinde Giray fotoğrafı alarak ayağa kalktı. Gitmek için kapıya yöneldiğinde Arman gözlerini kapatıp "Giray" diye seslendi.
Giray yürümeyi bırakıp arkasına dönüp sorar gibi baktı.
"Bu gece de mi koğuşta uyuyacaksın?"
Bu soruyla omuzlarını silken adam "Başka bir yer yok ki" dediğinde Arman da ayağa kalktı.
"Benim odamda kalabilirsin, ben mevziye geçeceğim, sen uyursun yatakta."
Giray buruk bir gülümsemeyle başını iki yana salladı.
"Bunu en son söylediğinde bana sarılarak uyumuştun komutan."
Arman yanaklarını şişirerek ikisinin de bildiği gerçeği söyleyen Giray'la elini ensesine attı.
"O zaman ben geldiğimde koltukta yatarım" dedi son çare olarak.
Giray yavaş yavaş başını sallayarak "Biraz hava almam lazım sanırım" deyince Arman onu daha fazla zorlamamak için "Tamam" dedi sadece.
Anlayışla gülümseyen Giray kapıya döndüğünde Arman'ın bir kez daha "Giray" demesiyle gözlerini kapattı, sakince geri açıp beklediği o soru için arkasını döndü.
"Neden beni öpen kişiyi araştırmak istedin?"
Giray hayatında ilk kez dürüst olmak istiyordu ama dudaklarını büzerek omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Arman sadece başını salladığında arkasını dönüp odadan çıktı.
Koridorda adım adım yürüyerek şehitlerin künyelerinin ve fotoğraflarının olduğu panonun önünde durdu. Künyelerin az ilerisinde duvara asılmış Onuralp Özbey'in künyesine bakarak boynundaki abisinin asker künyesini çıkardı ve künyenin üzerine astı.
Geriye bir kaç adım atarak üst üste geçen künyelere baktı. Onlar yaşamda da ölümde de beraberlerdi artık.
Yürümeye devam ederek karakol binasından çıkıp uçsuz bucaksız dağları izlemeye koyuldu. Öğrendiklerini sindirebilir miydi, buna gücü yeter miydi bilmiyordu ama kendi kaderini baştan yazacağını biliyordu Giray.
Elindeki fotoğrafı hırkasının cebine koyup arkasını döndü ve karakol binasına baktı. O fotoğrafı gördüğünde Arman'ın yanı başındaki adam göğsüne kızgın bir ok saplamış ve onu asla yapmaması gereken bir hataya sürüklemişti. Kıskançlık ve hırs.
Saatler sonra Arman'ın odasına girdiğinde toplanmış koltukla gülümseyerek onun yatağına doğru yürüdü ve örtüyü kaldırarak içine girdi. Arman'ın keskin parfümünün kokusunu alarak gözlerini kapattı.
Duyduklarının ve gördüklerinin yüküyle yorgun düşen zihni dakikalar sürse de kendini kapatamıyor, her şey gözlerinin önünde tekrar tekrar dönüyordu.
Onun odada olduğundan habersiz olan Arman ise kapıyı açıp içeri girdiğinde yatağındaki bedenle ışığı açmak için uzattığı elini indirdi. Ağır ve sessiz adımlarla koltuğa doğru yürüdü ama duyduğu şeyle olduğu yerde kaldı.
"Sarılman lazım komutan."
Kafasını yatağa çevirip örtüyü kaldıran Giray'la gözlerini kapattı. Cevap vermek yerine yatağa giderek yatağa girdi ve üstünü örten adamın başını göğsüne koymasıyla garip bir rahatlamayla kolunu onun omzuna sardı.
Sesi titrerken "Ben o kadar güçlü değilim ki" diye fısıldayan Giray'ın kahve saçlarını okşayarak "Sandığından daha güçlüsün küçük adam" diye mırıldandı.
Giray ilk kez okşanan saçlarıyla şokla karışık bir acıda dolan gözlerini Arman'ın görmemesi için daha da onun göğsüne saklandı.
Arman elini çekmeden okşadığı saçları öpmemek için verdiği mücadele de Giray'ın titrek nefesini duyduğunda bu mücadeleyi kaybetti ve saçlarının üzerine belli belirsiz bir öpücük kondurdu. Aşık olanın bir bahar kokusu aldığını söylediklerinde haklılar mıydı bilmiyordu ama Arman daha önce hiç almadığı o bahar kokusunu Giray'ın saçlarında alıyordu. Ona farkında olmadan sarılarak uyuduğu o gün aldığı bahar kokusunun yanında uyuyan ve titrek nefesler veren adamdan geldiğini biliyordu artık.
Giray başını kaldırıp saçlarını okşamaya devam eden ve ona minik bir öpücük veren adamla yüzleşmekten korktuğu için saklandığı kollarda huzurla gözlerini kapattı. Biliyordu, birazdan zihni de rahatlayarak kapanacaktı. Bu sadece kollarının arasındaki Arman'da oluyordu ama o bile bile aynı hataya düşecek miydi bilmiyordu.
Baturalp ise saatlerce süren inzivasından sonra oturduğu kayadan kalkıp patika yoldan ağır adımlarla karakol binasına yürüdü. Binaya girdiğinde ayaklarının götürdüğü yeri takip ederek merdivenlerden aşağı indi.
Hücrenin olduğu katta demir kapıyı bile aşıp tüm koridorda duyulan mırıltıyı takip etti. Baturalp onu çağıran sesin verdiği yönle demir kapının kilidini açtı ve içeri girdi.
Demir parmaklıkların ardındaki Rojhat, burnuna dolan tuzlu ve hırçın deniz kokusunu hissettiğinde gözlerini kapattı. Başını ay ışığının yansıdığı pencereden kapıya çevirip gördüğü adamla aşkın en saf haliyle dudakları mutlulukla kıvrıldı. Saatlerdir mırıltılı sesiyle çağırdığı denizi sonunda gelmişti.
Baturalp onun kıvrılan dudaklarında gördüğü aşk yüzünden göğüs kafesini delmek isteyen kalbiyle nefessiz kalarak demir parmaklıklara tutundu.
Rojhat korkuyla oturduğu yerden fırlayıp bileğindeki zinciri çekiştirerek demir parmaklıklara yürüdü. Duvara montelenen zincirin kancası günlerce çekilmenin darbesiyle duvarda çatlaklar oluşturmaya başlamıştı ve bir kez daha Rojhat'ı aşkına kavuşturmaya engel olarak biraz daha çatladı.
"Komutan."
Baturalp duyduğu sesle korkarak tutunduğu parmaklıklarda başını yerden kaldırıp Rojhat'ın gözlerinin içine baktı. Biliyordu artık. Kardeşinin yıllar önce bir denizde boğulduğu gibi o da denizlerine karışan bir toprakta boğulacaktı.
Elleri titremeye başladığında hızla Rojhat'a sırtını dönerek demir parmaklıklara yaslandı ve yere çöktü.
Bu aşka ilk çöküşüydü. Ve yine biliyordu, bu aşk onu en kızgın ateşlerde yakacak, bir toprak kokusuna gömecekti.
