Gece…
Karakolda herkes uyuyordu.
Saat 04.17.
Bir anda yer şiddetle sallanmaya başladı.
Duvarlar titredi.
Camlar parçalandı.
Elektrikler kesildi.
Şermin yatağından fırladı.
— “DEPREM!”
Saniyeler içinde karakolun her tarafında alarm sesleri yükseldi.
Askerler dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Şermin bağırdı:
— “HERKES DIŞARI! PANİK YOK!”
Sarsıntı sona erdiğinde birkaç saniyelik korkunç bir sessizlik oldu.
Sonra telsizlerden peş peşe sesler gelmeye başladı.
— “Komutanım! Şehir merkezinden yardım çağrıları geliyor!”
— “Bazı binalar yıkılmış!”
— “İletişim kesiliyor!”
Şermin bir an bile düşünmedi.
— “Tüm ekipler hazırlansın.”
Başçavuş Murat:
— “Komutanım, artçılar olabilir.”
Şermin gözlerini ona çevirdi.
— “Biliyorum.”
Sonra kaskını taktı.
— “Ama insanlar enkazın altında.”
Araçlara bindiler.
Karakoldan çıkarken Şermin arkasına baktı.
Dün geldiği şehir artık tanınmayacak haldeydi.
Kahramanmaraş’ın üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü.
Ve Şermin’in telsizinden bir çocuk sesi geldi:
“Ne olur… annemi çıkarın.”
Şermin gözlerini kapattı.
Bir saniye sonra telsizi eline aldı.
— “Bütün ekipler beni dinlesin.”
— “Bugün asker değiliz.”
Kısa bir sessizlik…
— “Bugün, enkazın altındaki insanların umuduyuz.”
Araçlar karanlığın içinde ilerlemeye başladı.
Ve Şermin’in ilk görevi, hiç beklemediği şekilde bir kurtarma mücadelesine dönüşmüştü.
Ama henüz bilmiyordu…
O gece kurtaracağı insanlardan biri, yıllar sonra hayatının en önemli insanı olacaktı.