Çocukluğumuzun geçtiği evler, büyüdüğümüzde bize geçmişimizi anlatır.”
20 Şubat 2023 — Akşam
Şermin ve Ilgaz, Kalenin altından Ekmekçi Mahallesi’ne doğru ilerliyordu.
Şermin’in adımları yavaşlamıştı.
Her köşe ona çocukluğundan bir şey hatırlatıyordu.
Bir taş duvar…
Eski bir çeşme…
Dar bir sokak…
Ve sonunda…
Dedeoğlu Konağı’nın bulunduğu sokağa geldiler.
Şermin bir anda durdu.
Karşısındaki eski evlere uzun uzun baktı.
— “Burası…”
Ilgaz başını salladı.
— “Evet abla.”
Şermin’in gözleri doldu.
— “Çocukken burada koşardık.”
Ilgaz gülümsedi.
— “Sen hep benden hızlı koşardın.”
— “Çünkü sen beni yakalayamazdın.”
İkisi de kısa bir süre güldü.
Ama gülümsemeleri çok uzun sürmedi.
Çünkü önlerinde dedelerinin eski evi duruyordu.
🏚️ ESKİ EV
Kapı hâlâ yerindeydi.
Şermin elini kapının üzerine koydu.
Parmaklarının altında yılların soğuğunu hissetti.
Bir anda çocukluğundaki bir anı zihninde canlandı.
Küçük Şermin avluda oturuyordu.
Dedesi karşısında çay içiyordu.
Babası Yavuz ise kapının yanında duruyordu.
Yavuz kızına bakıp:
— “Şermin, bu evin her taşında bizim ailemizden bir hatıra var.”
demişti.
Küçük Şermin:
— “Büyüyünce bu ev benim mi olacak?”
Yavuz gülümsemişti.
— “Belki.”
— “Belki ne demek?”
Yavuz kızının başını okşamıştı.
— “Bazı şeylerin sahibi olmak için önce onların değerini anlamak gerekir.”
Şermin gözlerini açtı.
Hatıra sona ermişti.
Ilgaz ona baktı.
— “İyi misin?”
Şermin gözyaşını sildi.
— “Babamın sesini hatırladım.”
Ilgaz cebinden eski anahtarı çıkardı.
Kapıyı açtı.
Gıcır…
Kapı ağır ağır açıldı.
İçeride toz ve sessizlik vardı.
Ama evin bazı bölümleri şaşırtıcı şekilde sağlam kalmıştı.
Şermin içeri girdi.
Her adımında başka bir anı canlanıyordu.
Dedesi…
Babası…
Çocukluğu…
Aile yemekleri…
Bayramlar…
Sonra bir odanın önünde durdu.
— “Burası babamın odasıydı.”
Ilgaz:
— “Evet.”
Şermin kapıyı açtı.
Oda neredeyse olduğu gibi duruyordu.
Eski bir masa…
Ahşap bir sandalye…
Duvara asılmış birkaç fotoğraf…
Ve masanın üzerinde küçük, tozlu bir kutu.
Şermin yavaşça masaya yaklaştı.
Kutuyu eline aldı.
Üzerinde yalnızca bir tarih vardı:
18 Şubat
Şermin’in nefesi kesildi.
— “18 Şubat…”
Ilgaz şaşkınlıkla baktı.
— “Senin doğum günün.”
Şermin başını salladı.
— “Evet.”
Kutunun kilidi yoktu.
Şermin kapağı açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta küçük Şermin vardı.
Yanında babası Yavuz…
Ve biraz ileride Ilgaz.
Şermin fotoğrafa bakarken gülümsedi.
— “Bunu hatırlıyorum.”
Ilgaz:
— “Ben de.”
Fotoğrafın arkasını çevirdiler.
El yazısıyla kısa bir not vardı:
“Şermin büyüdüğünde bu fotoğrafı ona verin.”
Şermin’in gözleri doldu.
— “Babam bunu neden yazmış?”
Ilgaz cevap veremedi.
Kutunun içinde bir şey daha vardı.
Eski bir anahtar.
Ve anahtarın yanında küçük bir kâğıt:
“Asıl emanet bu evde değil.”
Şermin kâğıdı okudu.
Sonra Ilgaz’a baktı.
— “Peki nerede?”
Ilgaz başını iki yana salladı.
— “Bilmiyorum.”
Şermin anahtarı avucunda sıktı.
— “Ama babam biliyordu.”
Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.
“Şermin?”
İkisi birden kapıya döndü.
Kapının önünde yaşlı bir kadın duruyordu.
Kadın Şermin’e uzun uzun baktı.
Sonra gözleri doldu.
— “Yavuz’un kızı…”
Şermin şaşkınlıkla:
— “Beni tanıyor musunuz?”
Kadın yavaşça başını salladı.
— “Seni çocukken gördüm.”
Bir adım attı.
— “Baban seni bu evden götürdüğü gün… bana bir şey söylemişti.”
Şermin:
— “Ne söylemişti?”
Kadın gözlerini Şermin’den ayırmadan cevap verdi:
“Bir gün kızım buraya geri dönecek. Geldiğinde ona gerçeği anlat.”
Şermin’in kalbi hızlandı.
— “Hangi gerçeği?”
Yaşlı kadın derin bir nefes aldı.
— “Babanın yıllar önce neden bu şehirden ayrıldığını…”
Bir an sustu.
— “…ve neden yıllar sonra seni özellikle Kahramanmaraş’ta görmek istediğini.”
Şermin donup kaldı.
Ilgaz ona baktı.
Ev bir anda sessizliğe gömüldü.
Şermin elindeki anahtarı kaldırdı.
Artık emindi.
Bu anahtar, babasının sakladığı gerçeğe açılan kapının anahtarıydı.
❤️ DEVAM EDECEK…