İçeriğe geç

Kadim Gözyaşının Peşinde

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Kadim Gözyaşının Peşinde

Bölüm 4

Kadim Gözyaşının Peşinde Bölüm 4

Kael’in adım atmasıyla birlikte ilk kapının içi onları adeta içine yuttu. Kendilerini devasa, yerçekimsiz bir boşlukta, zamandan ve mekândan kopmuş taş blokların süzüldüğü amansız bir fırtınanın ortasında buldular.

Etraftan yükselen zifiri karanlık gölgeler, sadece sıradan yaratıklar değildi; üçünün en derin korkularından beslenen Zaman Yiyiciler (Chronovores) adındaki kadim yaratıklardı. Yaratıklar, Soren’in bildiği tüm antik bilgileri zihninden çekip almaya, Kael’in reflekslerini yavaşlatmaya ve Elara’nın kalbindeki yalnızlık korkusunu körüklemeye başladı.

"Bizi birbirimizden koparmaya çalışıyorlar!" diye bağırdı Soren. Kitabından çıkardığı son büyü tozunu havaya fırlattı, koruyucu bir rün çemberi oluşturdu. Ancak yaratıkların pençesi rün çemberini bir cam gibi çatlattı.

Kael iki hançerini birden çekip gölgelerin arasına daldı. Metalin çınlaması ve yaratıkların çığlıkları boşlukta yankılanıyordu. Kael bir gölgeyi göğsünden bıçaklasa da arkasından gelen devasa bir pençe omzunu parçaladı. Kan havada süzülürken Kael acıyla haykırdı ama geri adım atmadı. "Elara! Hemen orta platforma geç! Mühür orada!"

Elara, süzülen taşların üzerinden çıldırmışça koştu. Her bir adımda altındaki taş çökerken boşluğa düşme tehlikesi atlatıyordu. Karşısına çıkan ilk geçit mührünü kılıcıyla parçaladı. İlk katman çökerken iki karanlık kapı birleşti ve karşılarına gerçek tehdit çıktı: Zamansız Gardiyan.

Yüzlerce gölgeden oluşan, elinde zamansal zifiri bir tırpan taşıyan bu devasa varlık, zamanı yavaşlatıp hızlandırabilme gücüne sahipti. Gardiyan tırpanını savurduğunda Soren’in hamlesi yavaş çekimde kaldı, Kael bir kenara fırlatıldı ve tırpanın ucu Elara’nın zırhını delip geçti.

Gözlerini karartan bir acıyla diz çöken Elara, arkadaşlarına baktı. Kael kanlar içindeydi, Soren enerjisini neredeyse tamamen tüketmiş, bilincini kaybetmek üzereydi.

"Pes etmeyeceğiz!" diye kükredi Kael, yerdeki kanlı elini uzatarak. "Soren, o zayıf noktayı biliyorsun, değil mi? Söyle bana!"

Soren zorlukla doğruldu, gözleri kararmak üzereyken haykırdı: "Gardiyanın kalbi şimdiki zamanda değil! O, geçmiş ile geleceğin kesişim noktasında duruyor! Aynı anda hem geçmişe hem geleceğe saldırmalıyız!"

Kael son gücüyle kendini Gardiyan'ın üzerine fırlatarak onun dikkatini geçmiş hamlesine çekti. Soren ise kalan son büyülü parşömenini yakarak gardiyanın gelecek hamlesini kilitledi. Elara, dostlarının onun için yarattığı o küçücük açık anı gördü.

Ağzından çıkan bir çığlıkla öne atıldı ve kılıcını tam Gardiyan'ın göğsüne sapladı!

Muazzam bir patlama oldu. Karanlık yaratıklar çığlıklar atarak yok olurken, üçü de oluşan patlamanın etkisiyle tapınağın en kutsal odasındaki sunak platformuna savruldu.

Kristal ve Ağır Bedel

Ortamdaki amansız savaş gürültüsü aniden bıçak gibi kesildi. Sunak platformunun tam ortasında, evrenin tüm parlaklığını ve hüznünü barındıran Gözyaşı Kristali süzülüyordu.

Elara titreyen adımlarla yaklaştı. Sonunda başarmışlardı. Tüm acılara, imkânsızlıklara ve ölümlerden dönmelerine rağmen kristal ellerinin altındaydı. Elini uzattı ve kristale dokundu.

Ancak o an, sunaktaki kadim yazıtlar kıpkırmızı parlamaya başladı ve Gözyaşı Kristali'nden yankılanan cold ve ruhsuz bir ses odayı kapladı:

> "Bir dilek dilemek ve zamanı bükmek için kan yasağı yerine getirilmeli. Kristal, karşılığında eşdeğer bir bedel talep eder."

Işık huzmeleri bir anda üçünün etrafını sardı. Kristalin ruhu onlara o kaçınılmaz şartı sundu:

Görüş Bedeli (Soren): Eğer kristalin gücü Elara'nın ailesini geri getirmek için kullanılırsa, bu dünyanın geçmişini değiştireceği için Soren’in zihnindeki tüm kadim bilgiler, anıları ve okuma yetisi sonsuza dek silinecekti.

Kader Bedeli (Kael): Kael’in ruhu zamanın dengesini korumak için Gardiyan'ın yerine sunakta kilitlenecek ve arkadaşatını bir daha asla göremeyecekti.

Unutulma Bedeli (Elara): Elara ailesini geri getirebilirdi ama ailesi dâhil dünyadaki hiç kimse Elara’nın var olduğunu hatırlamayacaktı. Elara bir hayalet gibi yaşayacaktı.

Elara şok içinde geriledi. Kristal ellerindeydi ama bu zafer değil, derin bir traşediydi.

Soren gözlüğünü çıkardı, kanlı yüzüyle gülümsedi. "Elara... Al onları. Benim zihnim silinse de ne olur? Önemli olan senin huzur bulman. Ben senin için yeniden öğrenirim."

Kael ise hançerlerini yere bıraktı, omuz silkti. "Ben zaten hayatım boyunca bir yere ait olamadım Elara. Burada kilitli kalmak benim için sorun değil. Yeter ki sen gül."

İkisi de hiç tereddüt etmeden kendi hayatlarını ve varlıklarını Elara’nın mutluluğu için feda etmeye hazırdı. Bu karşılıksız sevgi ve bağlılık karşısında Elara’nın gözlerinden yaşlar sel gibi aktı.

Kristali tuttu, parmakları soğuk yüzeyde titriyordu. Ailesini geri getirmek için ödeyecekleri bedel, onu var eden dostlarının mahvolması demekti.

Elara derin bir nefes aldı ve seçimini yaptı...

Ilık rüzgâr yeşil vadinin otlarını dalgalandırırken, üçünün de içini uzun zamandır hissetmedikleri bir huzur kaplamıştı. Kael çimenlere çökmüş kanlı zırhının kayışlarını gevşetiyor, Soren ise cebinden çıkardığı küçük deftere sistemin çöküş anındaki denklem parametrelerini heyecanla not alıyordu. Elara, göğsündeki parıldayan altın mührün sıcaklığıyla hafifçe gülümsedi.

Her şey bitmiş gibiydi. Sistemi kandırmışlar, bedel ödemeden kurtulmuşlardı.

Ancak kader, kuralları çiğneyen ölümlülere karşı asla cömert davranmazdı.

Aniden gökyüzündeki güneşin ışığı bıçak gibi kesildi. Yeşil vadi saniyeler içinde gri, kül rengi bir ölü toprağa dönüştü. Kuş sesleri yerini kulakları sağır eden, derinden gelen bir uğultuya bıraktı.

Elara göğsündeki mührün birdenbire buz gibi soğuduğunu hissetti. Mühür altın renginden kapkaranlık, zehirli bir mor renge dönüşmeye başladı.

"Soren..." dedi Elara, sesi titreyerek. "G-göğsüm... yanıyor."

Soren kafasını defterden kaldırdı. Yüzündeki o neşeli ifade anında yerini katıksız bir dehşete bıraktı. "İmkânsız... Denklem kusursuzdu! Zaman dilimi tanımlanamamıştı!"

"Soren! Bak!" diye bağırdı Kael, kılıcını çekerek öne atıldı.

Gökyüzü tam tepelerinde devasa bir ayna gibi çatırdayarak yarıldı. Ancak bu kez gelen bir yaratık ya da muhafız değildi. Gelen, sistemin ödemedikleri bedeli tahsil etmek üzere gönderdiği evrensel bir dengeleme mekanizmasıydı: Zamansız Yoğuşma.

Gökyüzünden dökülen simsiyah, katranı andıran bir ışık doğrudan Elara’nın göğsüne saplandı. Elara acıdan yeri göğü inletecek bir çığlık atarak dizlerinin üzerine çöktü. Bedenindeki kristal gücü, taşıyıcısını içten dışa doğru yakarak yok etmeye başlamıştı.

"Sistemi çökertmedik..." dedi Soren, dizlerinin bağı çözülürken. Defter parmaklarının arasından kayıp düştü. "Biz... biz sadece bedeli erteledik. Ve zaman, ertelenen borçları faiziyle tahsil eder. Kristal bir bedel bulamadığı için, doğrudan taşıyıcısının ruhunu eritiyor!"

Kael çıldırmış gibi Elara’ya doğru koştu. "Elara! Tut elimi! Çekip alacağız seni oradan!"

Kael elini siyah ışığa uzattığı an, ışık Kael’i savurup metrelerce öteye fırlattı. Kael kemikleri çatırdayarak yere çakıldı ama hemen doğrulmaya çalıştı. "Soren! Bir şey yap! Bilgeliğini kullan, kahretsin bir şey yap!"

Soren panik içinde zihnindeki tüm formülleri, antik büyüleri taradı. Ama hepsi çaresizdi. Sistem kandırılamazdı. Birinin o bedeli 'şimdi' ödemesi gerekiyordu.

Elara’nın gözlerinden artık yaş değil, simsiyah bir zamansal tortu akıyordu. Derisi çatlamaya, ruhu parçalanmaya başlamıştı. "Kael... Soren..." dedi Elara zorlukla, her bir kelimesinde ağzından kan geliyordu. "Beni... öldürün. Mühür yok olursa... siz kurtulursunuz. Ruhumun tamamı çekilmeden... yapın bunu..."

"Saçmalama!" diye kükredi Kael, gözlerinden yaşlar boşanarak. "Seni o zindandan çıkaran bendim! Seni burada ölmene izin vermek için mi bunca yolu geldik?!"

Soren gözlüğünü çıkardı. Yüzüne derin, ürpertici bir kabulleniş çöktü.

"Bir yol var," dedi Soren. Sesi inanılmaz derecede sakindi. Bütün titremesi durmuştu.

Kael Soren’e baktı. "Ne? Ne yolu?"

Soren, Elara’ya doğru bir adım attı. Siyah katran ışığının yarattığı yakıcı alana hiç tereddüt etmeden girdi. Bedenindeki etler anında yanmaya, kıyafetleri tutuşmaya başladı ama Soren bir milim bile geri adım atmadı.

"Soren! Dur! Ne yapıyorsun?!" diye bağırdı Kael.

Soren, Elara’nın önüne diz çöktü. Elara’nın titreyen, çatlamış yüzünü iki elinin arasına aldı. Soren’in gözleri, ödeyeceği bedelin bilinciyle parıldıyordu.

"Sistem bir 'şimdi' bulamadığı için Elara’yı eritiyor," dedi Soren, Kael’e dönüp son kez tebessüm ederek. "Ama eğer birisi Elara'nın bedenindeki mührü kendi zihnine çekerse... ve o zihin, zamansızlığın sonsuzluğunda kendini hapsederse... denklem kapanır."

"Soren, hayır!" diye haykırdı Elara, kalbinde hissettiği acıdan daha büyük bir korkuyla. "Yapma! Zihnin sonsuza dek yok olacak! Hiç kimse olmadığını, kimsenin seni hatırlamadığı bir boşlukta çürüyeceksin!"

"Ben bir akademisyenim Elara," dedi Soren, gözünden tek bir damla yaş süzülürken. "Hayatım boyunca kitapların arasında bir anlam aradım. Ama en büyük anlamı sizinle olan dostluğumda buldum. Benim zihnim unutulsa ne olur? Siz yaşayacaksınız."

Soren, Elara’nın göğsündeki mor parıltılı mühre elini bastırdı ve kadim aktarım büyüsünü fısıldadı.

Siyah katran ışığı anında yön değiştirdi! Elara’dan sökülen tüm mor ve simsiyah enerji, devasa bir şimşek gibi Soren’in göğsüne ve zihnine aktı.

Soren’in çığlığı gökyüzünü yardı.

Gözleri tamamen beyaza döndü. Bedenindeki tüm büyülü damarlar dışarıdan görülebilecek şekilde morardı. Yavaşça havaya yükseldi. Zihnindeki tüm anılar—ilkokulda okuduğu ilk kitap, annesinin yüzü, antik kütüphaneler, Kael’in şakaları, Elara’nın gülüşü—birer ışık hüznesi gibi bedeninden kopup gökyüzüne saçılmaya başladı.

"SOREN!" diye bağırdı Kael, sürünerek ona ulaşmaya çalışarak.

Soren son bir an bilincini toparladı. Yavaşça yere düştü. Mor ışıklar söndü. Gökyüzündeki yarık kapandı. Güneş yeniden açtı, vadi tekrar yeşillendi.

Elara ayağa fırladı, Soren’in bedenine koştu. Onu kucağına aldı. "Soren! Soren, lütfen uyan!"

Soren gözlerini açtı. Ama o zeki, meraklı, keskin bakışlar yoktu artık. Gözleri tamamen boş, ruhsuz ve hissiz bakıyordu. Soren nefes alıyordu, kalbi atıyordu... ama zihni tamamen silinmiş, sonsuz bir zamansal komaya girmişti. Artık ne adını biliyordu, ne Elara’yı, ne de Kael’i.

Kael yanlarına geldi, dizlerinin üzerine çöktü. Soren’in tepkisiz yüzüne baktı, arkadaşının omzunu sarstı. "Soren? Hey, profesör... Şaka yapıyorsun değil mi? Denklem bitti de... Hadi, kalk dalga geç bizimle."

Hiçbir yanıt yoktu. Soren sadece boş gökyüzüne bakıyordu.

Elara, Soren’in cansız gibi duran elini tutarak göğsüne bastırdı ve hıçkırıklara boğuldu. Zafer kazanmışlardı... Kristalin lanetinden kurtulmuşlardı. Ama bedel ödenmişti. Dostlarının zihni ve ruhu, onları kurtarmak için feda edilmişti.

Hikayenin tüm dinamikleri o an değişti.

Artık hedefleri bir krallığı kurtarmak ya da bir kristal bulmak değildi. Kael’in gözlerindeki o alaycı, eğlenceli bakış ölmüş, yerini intikam ve sarsılmaz bir kararlılığa bırakmıştı. Elara ise artık sadece ailesini arayan küçük bir kız değildi; dostunun ruhunu zamanın derinliklerinden geri sökecek kadar tehlikeli ve gözü kara bir büyücüye dönüşmüştü.

Kael, Soren’i sırtına yükledi. Elara kılıcını kınına soktu.

"Onu böyle bırakmayacağız," dedi Kael, derin ve karanlık bir sesle. "Zamanın Anası olsun, kadim tanrılar olsun... Soren'in zihnini kim çaldıysa, bu dünyayı onların tepesine yıkacağız."

Elara başını salladı. Güneş vadide yükseliyordu ama üç dostun üzerine çöken gölge artık hiç kalkmayacaktı.

Bölüm sonu

5 yorum

  • Çok güzel bir bölüm daha bitti eline sağlık, biraz ara vermem gerekiyor sanırım yarın devam edeceğim 🤭

  • Doğru söylemek nedir ki ise betimleme çok güzel anlatım şeklin açıklayıcı ve hani boğulmuyor insanlar bazıları hani çok güzel anlatacak diye insanları detaylara boyuyor ama seninki güzel