Kuş Taklacı mıydı?
Esma’nın telefonu titredi.
İkisi de aynı anda ekrana baktı.
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından İrem’in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“Attı…”
Esma heyecanla telefonu eline aldı.
Gerçekten de bekledikleri bildirim gelmişti.
Şekif, Esma’ya takip isteği göndermişti.
İşin en ilginç yanı ise zamanlamasıydı.
Esma, tam birkaç saniye önce…
“Boş ver, ümidimi kestim.”
demişti.
Sanki kader, tam vazgeçtiği anda kapısını çalmıştı.
Esma isteği kabul etti.
Sonra telefonun ekranına bakıp kaldı.
“Yazsam mı?”
diye sordu.
İrem omzunu silkti.
“Bilmiyorum.”
Esma birkaç saniye düşündü.
“Yok…”
“İlk o yazsın.”
Sonuçta ilk adımı atan Şekif’ti.
Eğer gerçekten konuşmak istiyorsa…
Devamını da getirmeliydi.
Esma beklemeye karar verdi.
O akşam kızlar arkadaşlarıyla birlikte dışarı çıktı.
Günlerdir sınav, okul ve yurt arasında sıkışıp kalmışlardı.
Biraz nefes almaya ihtiyaçları vardı.
En sevdikleri kombinlerini giydiler.
Saçlarını yaptılar.
Makyajlarını tamamladılar.
Ve her zamanki gibi…
Fotoğraf çekilmeye başladılar.
İrem’in aklına bir fikir geldi.
Ahmet’in bütün sosyal medya hesapları zaten telefonunda açıktı.
Kamerayı açtı.
Esma’yla birlikte kısa bir video çekti.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece videoyu Ahmet’in hesabından paylaştı.
Belki Ahmet görürdü.
Belki Şekif’e gösterirdi.
Belki de hiçbir şey olmazdı.
Ama bazen küçücük ihtimaller bile insanı mutlu etmeye yetiyordu.
Tam o sırada masalarına yaşlı bir baloncu yaklaştı.
Elinde rengârenk uçan balonlar vardı.
Üstelik üzerlerinde harfler yazıyordu.
Esma’nın gözü hemen bir tanesine takıldı.
“E…”
Çocuk gibi gülümsedi.
“Ne kadar tatlı.”
İrem bunu fark etti.
“Gel.”
“Alıyorum sana.”
Esma önce istemedi.
Sonra dayanamadı.
İrem balonu satın alıp Esma’nın eline verdi.
Esma’nın yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi.
Küçücük bir balon…
Koskoca bir tebessüm bırakmıştı.
Ama mutluluk bazen çok kısa sürüyordu.
Mekândan çıkacakları sırada…
İpi Esma’nın elinden kaydı.
Balon gökyüzüne doğru yükselmeye başladı.
İkisi de arkasından öylece baktılar.
Esma iç çekti.
“Gitti…”
Balon, gecenin karanlığında yavaş yavaş gözden kayboldu.
Bunun bir anlamı var mıydı?
Bir işaret miydi?
Yoksa sadece elinden kaçan sıradan bir balon muydu?
Bunu o gün kimse bilmiyordu.
Gece yurda döndüler.
Makyajlarını sildiler.
Rahat pijamalarını giydiler.
Saçlarını topladılar.
Odanın loş ışığında arkaya bir şarkı açıldı.
İki arkadaş camın önüne geçip sigaralarını yaktılar.
Bir yandan çektikleri fotoğraflara bakıyor…
Bir yandan hangisini paylaşacaklarını konuşuyorlardı.
Esma bir anda telefonunu eline aldı.
Bildirimleri kapalı olduğu için saatlerdir hiç bakmamıştı.
Ekranı açtı.
Üç saat önce gelen bir mesaj vardı.
Gönderen…
Şekif’ti.
Esma’nın kalbi istemsizce hızlandı.
Mesajı açtı.
Aslında bunun küçük bir hikâyesi vardı.
Birkaç gün önce Esma, Ahmet’le sohbet ederken sosyal medyada dolaşan bir akımdan bahsetmişti.
“Bir kuş gördüm.”
demişti.
Ahmet de bunu akşam arkadaşlarının yanında anlatmıştı.
Herkes gülmüştü.
Şekif de o masadaydı.
Ve belli ki unutmamıştı.
Esma’nın telefonunda yazan ilk cümle şuydu:
“Kuş… taklacı mıydı?”
Esma, mesajı okur okumaz kahkaha attı.
İrem hemen yanına geldi.
“Ne yazmış?”
Esma telefonu ona uzattı.
İrem de gülmeye başladı.
“Başlangıç fena değilmiş.”
Esma ise hâlâ ekrana bakıyordu.
Parmakları klavyenin üzerinde dolaşıyor…
Bir cümle yazıyor…
Sonra siliyordu.
İlk mesajlar garipti.
İnsan ne kadar rahat görünmeye çalışsa da…
İçindeki heyecan satır aralarına mutlaka yansıyordu.
Peki Esma bu mesaja ne cevap verecekti?
Ve iki yabancının, tek bir cümleyle başlayan bu sohbeti…
Onları nasıl bir hikâyeye sürükleyecekti?