Bir İsim, Bir Şüphe
Esma, videoyu dikkatle izliyordu.
Kalabalık bir arkadaş grubuydu.
Kimi gülüyor, kimi kameraya el sallıyor, kimi kendi hâlinde sohbet ediyordu.
İrem ise Esma’nın yüzüne bakıyordu.
Asıl merak ettiği şey videodaki insanlar değildi.
Esma’nın gözünün kime takılacağıydı.
Video bitmek üzereyken Esma bir anda,
“Dur!” dedi.
İrem videoyu hemen durdurdu.
Esma ekrandaki birini parmağıyla işaret etti.
“Bu.”
İrem telefonu biraz daha kendine yaklaştırdı.
Ekrana dikkatlice baktı.
Sonra şaşkınlıkla Esma’ya döndü.
“Bu mu?”
Esma hiç düşünmeden başını salladı.
“Evet.”
İrem birkaç saniye sustu.
İçinden onlarca düşünce aynı anda geçti.
“Gerçekten onu mu seçti?”
“Ahmet ne diyecek?”
“Ya Şekif istemezse?”
“Ya her şey daha başlamadan biterse?”
O an hiçbir şey söylemedi.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Çünkü Esma’nın gösterdiği kişi…
Şekif’ti.
İşin en komik tarafı ise Esma’nın ismini bile doğru söyleyememesiydi.
“Sefik…”
diyordu her seferinde.
İrem her defasında gülüyordu.
“Şekif.”
“Tamam işte… Sefik.”
“Esma!”
İkisi de kahkahalara boğuluyordu.
Esma’nın heyecanı aslında bir ilişki kurmak için değildi.
Olan biten her şeyi biraz eğlenceye vuruyordu.
“Boş ver ya.” diyordu.
“Olursa olur, olmazsa da güler geçeriz.”
O gün bunu söylerken ikisi de bilmiyordu…
Bir gün oturup kendi hikâyelerini okuyacak insanlar olacağını.
İrem ise Esma’dan daha heyecanlıydı.
Belki de bunun tek sebebi Esma değildi.
Belki Ahmet’le aralarındaki buzlar da böylece erirdi.
Hafta sonları birlikte buluşurlar…
Aynı masada otururlar…
Daha çok vakit geçirirlerdi.
Belki bütün kırgınlıklar yavaş yavaş geride kalırdı.
Bu düşünce bile İrem’i umutlandırmaya yetmişti.
Tam bunları konuşurken telefon çaldı.
Arayan Ahmet’ti.
“Ne yapıyorsunuz?”
“Esma’yla oturuyoruz.”
Biraz günlük şeylerden konuştular.
Sonra İrem hiç beklemeden konuya girdi.
“Sana bir şey söyleyeceğim.”
“Söyle.”
“Esma… Şekif’i beğendi.”
Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.
“Ciddi misin?”
“Evet.”
Ahmet’in ilk düşündüğü şey belliydi.
“Şekif’in hayatında biri yok.”
“Gerçekten mi?”
“Yok.”
İrem yine de rahatlayamadı.
“Peki… Aklında biri var mı?”
“Hayır.”
“Esma’yı üzer mi?”
Ahmet kısa bir nefes aldı.
“Bunu ben söyleyemem.”
“Önce Şekif’le konuşmam lazım.”
Telefon kapandıktan sonra İrem’in aklında tek bir soru vardı.
Şekif ne diyecekti?
Bütün bunlar yaşanırken…
İrem ve Ahmet’in ilişkisi de sanki yeniden düzelmeye başlamış gibiydi.
En azından dışarıdan öyle görünüyordu.
Fakat bazı yaralar, sessiz kaldığında iyileşmiyordu.
Bir gece Ahmet arkadaşlarıyla dışarı çıktı.
Normalden fazla içmişti.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
İrem’in telefonu çaldı.
Ekranda Ahmet’in adı yazıyordu.
Telefonu açar açmaz Ahmet’in nefes alışını duydu.
Ağlıyordu.
“Ahmet…”
Karşı taraftan titrek bir ses geldi.
“Yalvarıyorum…”
İrem’in yüreği sıkıştı.
“Ne oldu?”
“Artık bana doğruyu söyle.”
Sessizlik…
Sonra Ahmet’in hayatı boyunca unutamayacağı o soru…
“Taha’yla… farklı bir temasın oldu mu?”
İrem birkaç saniye konuşamadı.
“Ne?”
“Ne olur… Doğruyu söyle.”
“Ahmet…”
“Asla yalan söyleme bana.”
İrem’in sesi bu kez çok netti.
“Asla öyle bir şey olmadı.”
Ahmet susuyordu.
“Yemin ederim olmadı.”
Yine sessizlik…
İrem defalarca aynı şeyi anlattı.
Aynı cümleleri kurdu.
Aynı açıklamaları yaptı.
Ama Ahmet’in zihni çoktan başka bir yere gitmişti.
Son günlerde sürekli aynı rüyayı görüyordu.
Rüyasında İrem ile Taha’yı birlikte görüyor…
Sabah uyandığında bunun etkisinden çıkamıyordu.
Rüyalar gerçek değildi.
Ama hissettirdiği duygular bazen fazlasıyla gerçekti.
İrem ise artık yorulmuştu.
“Bu meseleyi gereğinden fazla büyütüyorsun.”
dedi.
“Geçmişim değişmeyecek.”
“Ben sana bugün ne olduğumu anlatıyorum.”
Ahmet inanmak istiyordu.
Belki de gerçekten inanıyordu.
Ama sonra aklına aynı soru geliyordu.
“Eğer her şey anlatıldığı gibiyse…”
“İnsanlar neden hâlâ bunu konuşuyordu?”
Peki…
Gerçekten kim haklıydı?
Geçmişini en ince ayrıntısına kadar bilen İrem mi?
Yoksa sevdiği kadına inanmak isteyen ama etrafındaki sesleri de susturamayan Ahmet mi?