İçeriğe geç

Kaderimiz

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Kaderimiz

Bölüm 5

5.Bölüm

Beklenmeyen Başlangıçlar

Günler birbirini kovalıyordu.

Final sınavları yaklaşmış, yurdun koridorlarında bile sessizlik hâkim olmaya başlamıştı. Herkes elinde notlarla dolaşıyor, ortak alanlarda ders çalışan öğrencilerin sayısı her geçen gün artıyordu.

İrem ve Esma da neredeyse her gün yurdun alt katındaki kütüphaneye iniyordu.

Saatlerce aynı masada oturuyor, önlerindeki kitaplara bakıyorlardı.

Ama ikisinin de aklı bambaşka yerlerdeydi.

Esma’nın en büyük sorunu odaklanmaktı.

Aslında zekâsından hiçbir şüphesi yoktu. İstese başarabileceğini kendisi de biliyordu. Fakat zihni bir türlü tek bir konuya tutunamıyordu. Beş dakika ders çalışıyor, sonra düşüncelere dalıyordu.

İrem ise bambaşka bir savaş veriyordu.

Önündeki sayfaları okuyor ama hiçbir satır aklında kalmıyordu.

Ahmet…

Taha…

Bitmek bilmeyen tartışmalar…

Geçmiş…

Sürekli aynı sorular…

Hepsi zihninin içinde birbirine karışıyor, onu derslerden uzaklaştırıyordu.

Bir gün Esma kitabını kapattı.

Derin bir nefes verdi.

“Ben yapamayacağım.”

İrem başını kaldırdı.

“Neyi?”

“Hiçbir şeyi… Ne ders çalışabiliyorum ne de kafamı toparlayabiliyorum.”

İrem gülümsedi.

“İkimiz de aynı durumdayız.”

Esma omuz silkti.

“Ben eve gideceğim.”

“Şimdi mi?”

“Birkaç günlüğüne… Annemi özledim.”

İrem onu çok iyi anlıyordu.

Esma ailesine, evine, yaşadığı şehre ve çocukluğuna inanılmaz bağlıydı. Ne zaman kendini kötü hissetse, aklı hep Diyarbakır’a giderdi.

Belki biraz nefes almak ikisine de iyi gelecekti.

Ertesi gün Esma memleketine döndü.

Yurtta bu kez İrem yalnız değildi.

Fatma vardı.

Sınıf arkadaşı…

Bölüm arkadaşı…

Aynı yurtta kaldığı, aynı arkadaş grubunu paylaştığı en yakın insanlardan biri…

Günler böyle geçerken beklenmedik bir olay yaşandı.

İrem, arkadaşlarıyla dışarı çıktığı bir gün martıya bindi.

Her şey birkaç saniye içinde oldu.

Dengesini kaybetti.

Yere düştü.

Başını sert bir şekilde çarptı.

Alnında kısa sürede moraran kocaman bir şişlik oluşmuştu.

Yanındakiler paniğe kapıldı.

Hemen Ahmet’i aradılar.

Telefon açılır açılmaz Ahmet’in sesi titriyordu.

“İrem… İyi misin?”

“İyiyim…”

“Hayır, iyi değilsin. Hastaneye gidin hemen.”

İrem ilk kez onun sesinde bu kadar korku duyuyordu.

Hastanede yapılan kontrollerden sonra doktor ciddi bir durum olmadığını söyledi.

Yine de temkinli davranılması gerekiyordu.

“Bu gece iki saatte bir uyandırın.”

Doktorun bu cümlesi en çok Ahmet’i etkilemişti.

O gece kilometrelerce uzakta olmasına rağmen İrem’i bir an bile yalnız bırakmadı.

Görüntülü konuştular.

İrem’in gözleri kapanmaya başladığında Ahmet gülümsedi.

“Uyu.”

“Ya sen?”

“Ben buradayım.”

İki saat geçti.

Telefon titredi.

“İrem…”

“Hımm…”

“Ses ver bana.”

“Uyuyordum…”

“Tamam.”

İki saat sonra tekrar…

“İrem.”

“Efendim…”

“İyi misin?”

“İyiyim.”

Sabaha kadar bu böyle devam etti.

Ahmet neredeyse hiç uyumadı.

İrem ise ilk kez birinin onu bu kadar merak ettiğini hissetmişti.

Belki de o gece, aralarındaki mesafeyi kilometreler değil; gösterilen ilgi kısaltmıştı.

Ertesi gün yurdun görevlisi seslendi.

“İrem, aşağıda sana bir teslimat var.”

İrem merakla aşağı indi.

Bu manzara ona tanıdık geliyordu.

Yine beyaz güller…

Ama bu kez bir fark vardı.

Kutunun içindeki küçük notta sadece üç kelime yazıyordu.

“Geçmiş olsun sevgilim.”

İrem çiçeklere uzun uzun baktı.

İçini ısıtan şey beyaz güller değildi.

Bu kez gerçekten düşünülmüş olmasıydı.

İlk gönderilen çiçekte eksik kalan duygu, bu kez notun arasına gizlenmiş gibiydi.

İlk kez…

Gerçekten mutlu olmuştu.

Birkaç gün sonra Esma Diyarbakır’dan döndü.

Yurda girer girmez İrem’e sarıldı.

“Seni çok özledim.”

“Ben daha çok.”

Sanki aylar ayrı kalmışlardı.

O akşam yine saatlerce konuştular.

Esma ailesini anlattı.

İrem yaşadıklarını…

Ve hayat, kaldığı yerden devam etti.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra İrem ile Ahmet arasında küçük bir anlaşmazlık yaşandı.

Büyütülecek bir mesele değildi.

Ama ilk kez Esma konuşmaya dâhil oldu.

Ahmet’le ilk defa uzun uzun sohbet etti.

İrem sessizce onları dinliyordu.

Esma öyle doğru sorular soruyor, öyle doğru cümleler kuruyordu ki…

Ahmet bile şaşkınlığını gizleyemedi.

Konuşma bittikten sonra İrem’in telefonuna bir mesaj geldi.

Ahmet yazmıştı.

“Senin gerçekten çok iyi bir arkadaşın var.”

Bir mesaj daha…

“Beni hiç tanımadan bu kadar doğru analiz etmesi şaşırttı.”

O günden sonra Esma, ikisinin arasında adeta görünmez bir tercüman olmuştu.

Ne Ahmet’i haklı çıkarıyordu…

Ne de İrem’i.

Sadece birbirlerini anlamalarını sağlıyordu.

Ve bu, ikisine de iyi gelmişti.

Ertesi gün Ahmet, İrem’le konuşurken bir anda aklına bir fikir geldi.

“Esma’yı bizim arkadaşlardan biriyle tanıştırsak nasıl olur?”

İrem gülümsedi.

“Aslında… Olabilir.”

Ama hemen ardından başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Neden?”

“Daha hazır değil.”

Furkan’ın ardından Esma’nın toparlanması zaman almıştı.

Yeni birini tanıması için önce geçmişini tamamen geride bırakması gerekiyordu.

Bu yüzden acele etmediler.

Konuyu kapattılar.

Günler geçti.

İrem, sonunda Esma’nın yeniden birini tanımaya hazır olduğunu hissetti.

O akşam telefonunu eline aldı.

“Bak, sana bir şey göstereceğim.”

Ekranda Ahmet’in arkadaş grubuyla çekilmiş kısa bir video vardı.

Esma dikkatlice izlemeye başladı.

Kalabalığın içinde gözleri bir kişide durdu.

Videoyu tekrar açtı.

Bir kez daha izledi.

Sonra hiç düşünmeden parmağıyla ekranı gösterdi.

“Ben bunu istiyorum.”

İrem önce telefona…

Sonra Esma’ya baktı.

Yüzünde istemsiz bir gülümse oluştu.

Çünkü Esma’nın seçtiği kişinin kim olduğunu biliyordu.

Ama Esma…

Henüz o ismin, hayatının en büyük dönüm noktası olacağını bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.