İçeriğe geç

Kaderimiz

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kaderimiz

Bölüm 4

4.Bölüm

Görünen Sevgi

İrem, arkadaşlarının söylediklerini uzun süre kafasında evirip çevirmişti.

“Biraz da sen belli et sevgini.”

Bu cümleyi günlerce düşünmüştü.

Belki de haklılardı. Belki Ahmet’e karşı hissettiklerini içinde yaşamaktan vazgeçmeliydi. Belki biraz daha ilgili olsa, biraz daha sevgisini gösterse her şey düzelirdi.

O da öyle yaptı.

Gün geçtikçe Ahmet’e daha çok ilgi göstermeye başladı. Günaydın mesajlarını ilk o atıyor, gün içinde onu merak ediyor, yaptığı en küçük şeyi bile paylaşmak istiyordu. İlk kez birine karşı hissettiklerini saklamak yerine yaşamayı deniyordu.

Ama tam da korktuğu şey oldu.

Ahmet, İrem ona yaklaştıkça uzaklaşıyordu.

Eskisi kadar ilgili değildi. Konuşmaları kısalmış, cevapları soğumuştu. İrem bunun nedenini anlamaya çalışıyordu.

“Demek ki gerçekten haklıymışım…” diye düşündü bir gece.

“İnsan sevgisini fazla gösterince her şey değişiyor.”

Ama bunları düşünmek için artık çok geçti.

Çünkü o çoktan kendini bu ilişkinin içine bırakmıştı.

İrem, sevgisini küçük ayrıntılarla göstermeyi seviyordu.

Telefonunun duvar kâğıdına Ahmet’in fotoğrafını koymuştu.

Telefon kılıfının arkasında da onun küçük bir fotoğrafı vardı.

Bunları kimse görsün diye yapmıyordu.

Sadece baktığında gülümseyebilmek için…

Bir gün ders çıkışında telefonu çaldı.

“Yurttaki görevli seni aşağı çağırıyor.” dedi arkadaşı.

Merakla aşağı indi.

Kapıda elinde çiçeklerle bekleyen kuryeyi görünce birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Beyaz güller…

En sevdiği çiçek.

Kutunun içindeki notu okurken yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.

O an kendini gerçekten değerli hissetmişti.

Çünkü İrem için pahalı hediyelerin hiçbir önemi yoktu.

Önemli olan düşünülmekti.

Ve Ahmet, onun en sevdiği çiçeği hatırlamıştı.

Aslında beyaz güllerin hikâyesi çok daha eskilere dayanıyordu.

İrem ve Ahmet birbirlerini yıllardır tanıyordu.

Onuncu sınıfta aynı sınıfta okumuşlardı.

Ama o yıllarda birbirlerinden hiç hoşlanmazlardı.

Bir yıl boyunca aynı sınıfta bulunmalarına rağmen doğru düzgün konuşmamışlardı bile.

Sonra Ahmet okuldan ayrılmıştı.

Yıllar geçmiş, hayat ikisini bambaşka yerlere savurmuştu.

Bir gün İrem, en yakın arkadaşı İlayda ile otururken karşısına Ahmet’in bir videosu çıktı.

Videoyu birkaç saniye izledi.

Sonra gülerek,

“Ne kadar değişmiş… Yakışıklı olmuş.” dedi.

İlayda kahkaha attı.

“E o zaman biraz manifest yapalım.”

İkisi de bunu tamamen şaka olsun diye yapmıştı.

Dakikalarca gülmüşlerdi.

Ne İrem ciddiye almıştı ne de İlayda.

Ama hayat bazen en ciddi tesadüfleri, insanların en çok güldüğü anlara saklıyordu.

Tam bir hafta sonra…

Telefonuna bir bildirim düştü.

Ahmet seni takip etmek istiyor.

İrem önce şaşırdı.

Sonra isteği kabul etti.

Ahmet ilk mesajında sadece sınavının nasıl geçtiğini sormuştu.

Konuşma kısa sürmüştü.

Ama o kısa konuşma, ikisinin yıllar sonra yeniden yollarını kesiştirecekti.

Günler geçtikçe farklı uygulamalardan da birbirlerini takip etmeye başladılar.

Ahmet neredeyse her gün arabasında dinlediği şarkıları paylaşıyordu.

Bir gün İrem ona bir öneride bulundu.

“Bir şarkı dinle.”

“Hangisi?”

“Ümit Sayın… Gül Beyaz Gül.”

Ahmet ilk dinlediğinde hiç beğenmediğini söyledi.

“Benlik değil.”

İrem sadece gülüp geçti.

Fakat ilk buluştukları gün Ahmet arabayı çalıştırdıktan sonra bir anda dönüp ona baktı.

“Biliyor musun?”

“Ne oldu?”

“O şarkıyı aralıksız sekiz dokuz kez dinledim.”

İrem şaşkınlıkla güldü.

“Hani beğenmemiştin?”

“Başta beğenmemiştim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Ahmet yavaşça gülümsedi.

“Şimdi seviyorum.”

Bir an durdu.

“Bizim şarkımız olsun.”

İrem o gün bunu duyduğunda, bir şarkının iki insanı birbirine bu kadar bağlayabileceğine inanmıştı.

Bu yüzden beyaz güller onun için sadece bir çiçek değildi.

Hatırlanmış bir anıydı.

Fakat bazı gerçekler, öğrenildiğinde en güzel anıları bile değiştirebiliyordu.

İrem, Ahmet’in çiçeği kendisini mutlu etmek için gönderdiğini sanıyordu.

Oysa zamanla gerçeği öğrendi.

Ahmet o çiçeği, insanlar görsün diye göndermiştı.

Uzaktan yürüyen bir ilişkiydi onlarınki.

Bulundukları yerde herkes herkesi tanıyor, herkes birbirinin hayatını konuşuyordu.

Ahmet, “İrem’in bir ilişkisi var.” düşüncesinin herkes tarafından bilinmesini istiyordu.

Çiçek…

İrem için sevginin simgesiydi.

Ahmet içinse ispatın.

İşte aynı hareket, iki farklı insanın gözünde bambaşka anlamlar taşıyabiliyordu.

Bir süre sonra Ahmet ona bir yüzük gönderdi.

Takmasını istiyordu.

Yine aynı sebeple…

İnsanlar görsün diye.

İrem yüzüğü eline aldığında uzun süre baktı.

Keşke bu yüzük sadece ikisine ait olsaydı.

Keşke başkalarının gözü için değil, kendi kalpleri için alınsaydı.

O zaman çok daha anlamlı olurdu.

Bu süreçte İrem’in en büyük sığınağı yine Esma’ydı.

Her akşam saatlerce konuşuyorlardı.

Kimi zaman yurttaki odalarında, kimi zaman sahilde yürürken…

Esma sadece dinlemiyordu.

Anlıyordu.

Üstelik Ahmet’i hiç tanımamasına rağmen…

“Ahmet seni seviyor.” dedi bir gece.

İrem şaşkınlıkla baktı.

“Seviyor ama bunu sağlıklı yaşamayı bilmiyor.”

“Nereden biliyorsun?”

“Çünkü bazı insanlar sevgiyle sahiplenmeyi karıştırır.”

İrem uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Belki de ilk kez biri, Ahmet’i bu kadar doğru analiz etmişti.

İrem ve Esma’nın arkadaş çevresi oldukça kalabalıktı.

Dört beş kişilik yakın bir grupları vardı.

Derslere birlikte giriyor, birlikte yemek yiyor, günlerini beraber geçiriyorlardı.

Ama geceleri…

Herkes odasına çekildiğinde…

İşte o zaman yalnızca İrem ve Esma’nın bildiği sohbetler başlıyordu.

Birbirlerinin en karanlık taraflarını sadece onlar tanıyordu.

Furkan’dan sonra Esma, aşk konusunda tamamen umudunu kaybetmiş gibi görünüyordu.

Ama bunun sebebi yalnızca Furkan değildi.

Kimsenin bilmediği başka bir hikâye daha vardı.

Samet…

Esma’nın lise yılları boyunca uzaktan sevdiği çocuk.

Hiçbir zaman cesaret edip söyleyemediği, hiçbir zaman karşılık bulamadığı o platonik sevda…

Esma onu öyle saf bir duyguyla seviyordu ki…

Samet’in yediği çikolatanın ambalajını bile saklayacak kadar.

Belki de bu, sevginin en masum ama en sessiz hâliydi.

Esma heyecanlandığında her şeyi anlatan biriydi.

Bir gün kuzeni Rümeysa’ya da Samet’i anlattı.

Saatlerce konuştu.

Hayallerini anlattı.

Heyecanını anlattı.

Rümeysa sadece dinledi.

En azından Esma öyle sanıyordu.

Aradan zaman geçti.

Ve bir gün öğrendi…

Samet ile Rümeysa konuşmaya başlamıştı.

Kısa süre sonra da flört oldular.

Esma o gün ne Samet’e kızabildi…

Ne de Rümeysa’ya.

Sadece içinde bir şey sessizce kırıldı.

Belki de insanın güveni, en çok hiç beklemediği yerden yara alıyordu.

O gün Samet’i de geride bıraktı.

En azından öyle olduğunu sandı.

Peki Esma, bunca yaşanmışlıktan sonra aşka olan inancını yavaş yavaş kaybederken…

Kader, Şekif’i ona doğru sessizce yaklaştırmaya başlamış mıydı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.