İçeriğe geç

KADER SANDIĞI

Bölüm 2 · 3 dk okuma

KADER SANDIĞI

Bölüm 2

SALDIRI

Helloo canikolaar her cuma veya cumartesi bölüm yayınlamayı düşünüyorum yoğun dönemlerim olabilir atamayabilirim affola Çok istedim, "O yaşıyor, hayatta!" demeyi, ama nerede ve nasıl olduğu hakkında hiçbir bilgi vermemişlerdi.Acı dolu gözlerle kendini yere bıraktı, olduğu yere düştü. Ona nasıl teselli vereceğimi bilmiyordum.Ne söyleyebilirim ki, içindeki ateşi söndürebileyim. Sadece yanına oturup ona destek verdiğimi hissettirmem gerekiyordu.İkimiz de merak ve acı içinde yanarken, savaşa yeni takviyeler gönderilmeye başlanmıştı. İlk bölüklerden sağ çıkmamız bizi şaşırtsa da eksik hissediyorduk.İkinci saldırının planını öğrenmiştik; köylere girip doğrudan saldırılar gerçekleştirecektik. Bu eylemin ne kadar acımasız olduğunu iliklerime kadar hissettirilsem de, bunu yapmak zorundaydım. Aileme ve Ferus’a yapılanları şimdi ben onlara yapacaktım.

Acı ve özlemle dolan kalbim, şimdi intikam arzusu ile boşalıyordu. Hem Ferus’un hem de ailemin intikamını almak, benim onlara olan borcumdu. İntikam, beni bu hale getirmişti.

Ferustan hâlâ bir haber alamamıştık. Bölük komutanına ne kadar yalvarsak da, bize bilgi vermekten kaçınıyordu. Onu özlemeye başlamıştık. Vurulduğunda söylediği sözler aklımdan hiç çıkmıyordu. Düşüncelere dalmış bir köşeye çekilmişken, yanımda Diyam belirdi.

"Bölük komutanının yanına tekrar gittim, ancak hiçbir değişiklik yok," dedi."O zaman biz yanına gitmeliyiz," dedim."Hayır! Takviye birliklerle ilk gelen birlikleri karıştıracaklarmış. Bu nedenle askerlerin hendeklerden çıkması yasaklanmış."

Diyam çaresiz gözlerle bana bakmaya devam ederken, aniden gelen gürültü ile bombalar patlamaya başladı. Saldırıya uğramıştık. Diyam'ı da yanıma çekip kapalı bir alana sığındık. Korkmuyordum; içimde sadece intikam arzusu vardı.Bir süre sonra bomba sesleri kesildi. Biz de sakince korunduğumuz alandan çıktık. Her yerden inleme sesleri yükseliyordu. Yardım çığlıkları hepimizi derinden etkiliyordu.

"Askerler, saldırıya geçin! Mevzillere!" diye komut verildiğinde hepimiz mevzillere geçip ateş etmeye başladık. Zorlanıyordum ama artık elim alışmıştı ve isabet oranım gelişmişti. Ateş etmeye devam ederken bir yandan da Diyam'ı kontrol ediyordum. Onu da kaybetmek istemiyordum. Çatışma uzun sürmüştü. Diyam'ı tekrar kontrol ettiğimde vurulmadığını ama yorgun olduğunu fark ettim.

Ortalık sakinleşmeye başladığında ben ve Diyam kenara çekilip kendimizi kızıl toprağın üzerine atarak sakinleşmeye çalıştık. Bağırışlar artmıştı. Yapılan bu saldırı birçok kişinin ölümüne neden olmuştu.Biz bu savaştan da kurtulmuştuk.

Yüce Tanrı yine bizi korumuştu. Çok sürmedi, bir günlük ateşkes ilan edildi. Ne biz onlara saldıracaktık ne de onlar bize.

Mevzillerden yavaşça çıktığımda, önde saldıran birliklerden kimsenin kalmadığını fark ettim. Biz, Diyam’la uzak mesafe askerleriydik. Bu sayede vurulma oranımız daha azdı ve çok şanslıydık.Yavaş yavaş ön saflara doğru geldiğimde, inleme sesleri kulaklarımı paralıyordu. Bana verilen görevi yerine getirip ölmüş askerleri taşımaya başladım. Düşman birliği de bizimle aynı şeyi yaparak, ortalıktaki keskin kan kokusunu bir nebze olsun azaltmıştı. İşimizi bitirdikten sonra tekrar menzilere geçtik. Günün yorgunluğunu üzerimden atmak için sakin bir köşeye çekilip dinlenmeye başladım.

Gözlerimi araladığımda Diyamin'in beni uyandırmaya çalıştığını gördüm. Yavaşça kalkıp, "Neler oluyor Diyam?" diye sordum. "Hayır, sadece hazırlık yapıyorum," dedi telaşla. "Nereye gidiyorsun?" "Kuzeyden saldıran kuvvet bir köyü esir almış, oraya gidiyoruz," dedi. "Ben de gelecek miyim?" "Evet, senin de çantanı hazırladım. Bölük komutanı geldiğinde yola çıkacağız," dedi ve bir köşeye geçip beni bekledi. Hızlı bir şekilde kalkıp çantamı sırtladım ve yola koyulduk. Gidilecek köyün bizim bölgemizden çok uzakta olmadığını öğrendim. Aklıma bir anda kendi köyüme yapılan baskın geldi. Kardeşlerim, annem, babam... Ailemi katletmişlerdi. Gözlerimin önünde hepsini yakmışlardı. Kara düşüncelere daldığımı fark edip etrafıma bakınmaya başladım. Köye yaklaşmıştık. Önümüzdeki bölükler parçalanarak köyün etrafını sarmaya başladıklarında, bize de evlere girmek kalmıştı. Garip duygular içerisindeydim. Bir yanda üzgün, ama bir yandan da intikam duygusuyla yanıp tutuşuyordum. Diyam'ın gözleri arasıra beni kontrol ediyordu, bunu hissediyordum. Artık hazırdık, saldırabilecektik. Yavaş adımlarla gözümüze ilk çarpan eve girdik. İçeride bir kadın, bir erkek ve iki tane çocuk vardı. Bizler içeriyi tararken kadın, çocukları alıp içeri kaçmıştı. Grubumuz beş kişiydi. Ben, Diyam'la beraber kapı yakınlarında diğerlerini beklerken, onlar da kadını vurmaya gitmişti. Diğer odadan iki kurşun sesi geldiğinde, anladık ki onları da vurmuşlardı. Grubumuz çıkmaya karar verdiğinde, "Siz gidin, ben arkanızdan geliyorum," deyip onları gönderdim. Asıl amacım evi gezinmekti. Karşıma gelen ilk dolaba yöneldiğim anda bir tahta sesi duydum. Sesin geldiği yöne doğru silahımı doğrulttuğumda bu sefer ağlama sesi duydum. Sakin adımlarla sesin geldiği yere doğru yürümeye başladım. Bu sesin geldiği yerde bir sandık vardı ve hemen yanında vurulan o kadın. Sandığa yaklaştım ve kapağını kaldırdım. Sandığın içerisinden bir bebek çıkmıştı.

Omggg neler oluyor böyleee devamı gelecek bebeklerim

Bölüm sonu

2 yorum

  • Kitabının konusu çok güzel gerçekten mükemmel ötesi ama sanki birazcık🤏🏻fazla betimleme yapıyorsun diyaloglar daha çok olunca daha güzel oluyor ama tabii ki rahsız etmiyor

    1Yanıt