İçeriğe geç

KADER SANDIĞI

Bölüm 1 · 5 dk okuma

KADER SANDIĞI

Bölüm 1

ARKANA BAKMADAN DEVAM ET

Merhabağlaaar arkadaşlar bu benim ilk eserim ve çok uğraştım. Sizler benim için çok önemlisiniz hadi bismillah diyerek başlayalım:) Soğuk bir güne daha gözümü açtım. Dışarıdaki gürültüler, bir karmaşanın yaşandığını gösteriyordu; fakat artık buna alışmıştım. Her gün savaşın ortasında bu sesler beni korkutmuyordu. Evet, yanlış duymadınız; büyük bir savaşın tam ortasındaydım ve buradan çıkış yolu yalnızca ölümle sonuçlanabilirdi. Ben, İvan Aleksandır. Beş çocuklu Bulgar bir ailenin ortanca çocuğuyum. Şu anda on sekiz yaşımdayım. Annem, babam ve kardeşlerim, köyümüze yapılan haince baskında katledildi. Ben de onlardan biri olabilirdim, fakat kaçmanın bir yolunu bulup oradan uzaklaşmayı başardım. Artık sokaklarda yaşıyordum. Yiyecek hiçbir şey yoktu; açlıktan ölmek üzereydim. Bir gün, yiyecek bir şeyler ararken iki gencin bir şeyler konuştuğunu duydum. Yaklaştım. "Bulgaristan büyük bir savaşla burun buruna ve silah kullanmayı bilen herkesi savaşa çağırıyorlar," dedi biri. Bu sözleri duyduğum an, gençlerin yanına yaklaşarak, "Beni de savaşa alın," dedim. Bu yoksul yaşantımdan kurtulup ülkem için savaşmak, oldukça cazip bir seçenek gibi gelmişti. Gençler, bu davranışımdan dolayı şaşkın bir şekilde beni incelediler. İlk başta beni yadırgadılar, ancak hayat hikâyemi anlattıktan sonra bana bir kardeş edasıyla kucak açtılar. Aç karnımı doyurdular ve bana sıcak bir yuva verdiler. Onları bana Tanrı göndermişti. Günler ilerledikçe onlarla aramızdaki bağ güçlendi. İsimlerinin Diyam ve Ferus olduğunu ve benimle aynı yaşta olduklarını öğrendim. Diyam, ailesi tarafından lanetli bir bebek olarak görüldüğü için sokağa terk edildiğini paylaştı. On dört yaşında sokaklarda tek başına kalmak zorunda kalmıştı.

Bir gün, onu soğukta donmak üzereyken Ferus bulmuş. Ona evini açmış ve o günden beri beraber yaşamışlar. Diyam ve Ferus, bugüne kadar kendi paralarını birlikte kazanmışlar.Bir gün karar verdik; üçümüz de savaşa katılıp ülkemiz için savaşacaktık. Üçümüz de her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açacaktık ama açtığımız bu sayfa belki de ölümle sonuçlanacaktı. Haftalar geçti ve artık düşman kucağına düşmüştük. Her gün eğitimler veriliyor ve sayım yapılıyordu. Resmen asker olmuştuk. İlk geldiğimizde çok yadırgadık ama zamanla alıştık. Silah sesleri, ateşlenen top sesleri, vurulup can çekişen askerlerin çığlıkları birbirine karışarak kulaklarımızı tırmalıyordu. Zor şartlar altında düşmana karşı gelmek ve hayatta kalmak, günler geçtikçe bizi daha çok zorluyordu. Üçümüzün de Tanrı'dan tek isteği vardı: şerefli bir şekilde can vermek.Savaşa katılmamızın üzerinden üç ay geçmişti. Ölmemiş, sağ kalmış askerler etrafımda ellerinde kalem ve kâğıtla ailelerine hayatta olduklarını bildiriyorlardı. Benim mektup yazacak bir ailem kalmadığı için hem rahattım hem de hüzün doluydum.

Sürekli yankılanan silah sesleri arasında kenara oturup bu düşüncelere daldığım sırada, çok yakınımdan bir silah patırtısı duydum. Kafamı kaldırdığımda, can dostum Ferus’un kalbinden vurulmuş olduğunu ve acı içinde can çekiştiğini fark ettim. Baygın gözleriyle bana bakarak yere düştüğünde, hemen kolundan tutarak onu yanıma çektim.

Düşmandan gelen silah sesleriyle birlikte tüm bölükler ayağa kalkıp silahlarını düşmana doğrulttu. Ben ise Ferus'un başında, onu sakinleştirmeye çalışıyordum. Tanrı'nın onu benden almasını istemiyordum.

Üstümdeki asker formasından bir parça yırtarak göğsüne bastırdım ve yüksek sesle "Yardım edin!" diye bağırdım. Umuyordum ki yardım ekipleri en kısa sürede geleceklerdi. Ferus, yorgun gözlerle bana bakarak, "Buraya kadar kardeşim... Yüce Tanrı beni yanına çağırıyor," dedi. İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Can kardeşimin bana veda ettiğini düşünmek bile dayanılmazdı. Şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışarak, "Hayır Ferus! Sen çok güçlü birisin, yine ayakta kalmayı başaracaksın. Beni ve Diyam'ı yarı yolda bırakmayacaksın," dedim. İçim kan ağlıyordu. Ferus'u sakinleştirmeye çalışırken, yardım ekipleri geldi ve onu benden aldılar. Diyam farklı bir bölükte olduğu için bu olayları görmemişti, ancak duyduğunda büyük bir üzüntü yaşayacağı kesindi. Her zamanki gibi bir köşeye çekilip yaşadıklarımı düşünüyor ve Tanrı'ya dua ediyordum. İçime kapanık bir yaşam benim hayat tarzımdı ve yine bu durumu sürdürüyordum. Aradan fazla zaman geçmeden bölüklerin karma yapılacağı bilgisini aldım. Bu, ya Diyam’ın yanına gideceğim ya da onun benim yanıma geleceği anlamına geliyordu.

O günün sabahında beni Diyam’ın bölüğüne aldılar. Yanımda Ferus’u göremeyince bir şeylerin ters gittiğini anladı ve, "İvan, Ferus nerede?" diye sordu.Ses çıkartamadım. "Söylesene İvan, Ferus nerede?" dedi.Bir anda, "Vuruldu! Göğsünden vurdular," deyiverdim.Diyam, anlık olarak dona kalmıştı. Bunu ben bile fark etmiştim. Yavaşça kendine gelmeye başladığında ilk sorusu, "Söyle İvan, Ferus yaşıyor mu?" oldu.Kafamı yere eğip, "Bilmiyorum... Onu alıp götürdüler," diye cevapladım.

Çok istedim, "O yaşıyor, hayatta!" demeyi, ama nerede ve nasıl olduğu hakkında hiçbir bilgi vermemişlerdi.Acı dolu gözlerle kendini yere bıraktı, olduğu yere düştü. Ona nasıl teselli vereceğimi bilmiyordum.

Ne söyleyebilirim ki, içindeki ateşi söndürebileyim. Sadece yanına oturup ona destek verdiğimi hissettirmem gerekiyordu. İkimiz de merak ve acı içinde yanarken, savaşa yeni takviyeler gönderilmeye başlanmıştı. İlk bölüklerden sağ çıkmamız bizi şaşırtsa da eksik hissediyorduk.

Acı ve özlemle dolan kalbim, şimdi intikam arzusu ile boşalıyordu. Hem Ferus’un hem de ailemin intikamını almak, benim onlara olan borcumdu. İntikam, beni bu hale getirmişti.

Ferustan hâlâ bir haber alamamıştık. Bölük komutanına ne kadar yalvarsak da, bize bilgi vermekten kaçınıyordu. Onu özlemeye başlamıştık. Vurulduğunda söylediği sözler aklımdan hiç çıkmıyordu. Düşüncelere dalmış bir köşeye çekilmişken, yanımda Diyam belirdi.

"Bölük komutanının yanına tekrar gittim, ancak hiçbir değişiklik yok," dedi."O zaman biz yanına gitmeliyiz," dedim."Hayır! Takviye birliklerle ilk gelen birlikleri karıştıracaklarmış. Bu nedenle askerlerin hendeklerden çıkması yasaklanmış."

Acı ve özlemle dolan kalbim, şimdi intikam arzusu ile boşalıyordu. Hem Ferus’un hem de ailemin intikamını almak, benim onlara olan borcumdu. İntikam, beni bu hale getirmişti.

Diyam çaresiz gözlerle bana bakmaya devam ederken, aniden gelen gürültü ile bombalar patlamaya başladı. Saldırıya uğramıştık. Diyam'ı da yanıma çekip kapalı bir alana sığındık. Korkmuyordum; içimde sadece intikam arzusu vardı.Bir süre sonra bomba sesleri kesildi. Biz de sakince korunduğumuz alandan çıktık. Her yerden inleme sesleri yükseliyordu. Yardım çığlıkları hepimizi derinden etkiliyordu.

"Askerler, saldırıya geçin! Mevzillere!" diye komut verildiğinde hepimiz mevzillere geçip ateş etmeye başladık. Zorlanıyordum ama artık elim alışmıştı ve isabet oranım gelişmişti. Ateş etmeye devam ederken bir yandan da Diyam'ı kontrol ediyordum. Onu da kaybetmek istemiyordum. Çatışma uzun sürmüştü. Diyam'ı tekrar kontrol ettiğimde vurulmadığını ama yorgun olduğunu fark ettim.

Ortalık sakinleşmeye başladığında ben ve Diyam kenara çekilip kendimizi kızıl toprağın üzerine atarak sakinleşmeye çalıştık. Bağırışlar artmıştı. Yapılan bu saldırı birçok kişinin ölümüne neden olmuştu.Biz bu savaştan da kurtulmuştuk.

Yüce Tanrı yine bizi korumuştu. Çok sürmedi, bir günlük ateşkes ilan edildi. Ne biz onlara saldıracaktık ne de onlar bize.

Mevzillerden yavaşça çıktığımda, önde saldıran birliklerden kimsenin kalmadığını fark ettim. Biz, Diyam’la uzak mesafe askerleriydik. Bu sayede vurulma oranımız daha azdı ve çok şanslıydık.

Yavaş yavaş ön saflara doğru geldiğimde, inleme sesleri kulaklarımı paralıyordu. Bana verilen görevi yerine getirip ölmüş askerleri taşımaya başladım. Düşman birliği de bizimle aynı şeyi yaparak, ortalıktaki keskin kan kokusunu bir nebze olsun azaltmıştı. İşimizi bitirdikten sonra tekrar mevzillere geçtik. Günün yorgunluğunu üzerimden atmak için sakin bir köşeye çekilip dinlenmeye başladım.

Ayyy!! Arkadaşlar neler oluyor böyle. Bir sonraki bölümde İvanı nelerle karşılaşacak ve başına neler gelecek merak içindeyim neyse şimdilik görüşürüz:)

Bölüm sonu

25 yorum