İçeriğe geç

KADER SANDIĞI

Bölüm 3 · 3 dk okuma

KADER SANDIĞI

Bölüm 3

SANDIK

İlk başta kucağıma almaktan çekindim ama susmayınca almak zorunda kalmıştım. Sarışın bir bebekti, gözleri mavi tonuna yakındı. Yüksek ihtimalle cinsiyeti kızdı.Ağlamaktan harap olmuştu ama kucağıma gelince hemen susmuştu. Şimdi ne yapmam gerekiyordu? Onu burada bırakamazdım ama yanıma da alamazdım.Evin kenarında ayak sesleri duyunca saklanmaya karar verdim. Gelen, "İvan, neredesin? Dönüyoruz!" diye seslenince, bunun Diyam olduğunu anladım. Rahatlayarak dolap arkasından, kucağımda bebekle Diyam'ın karşısına çıktım. Diyam şaşırmış şekilde bana bakmaya başladı. Ben de ona bakmaya başladım. Hiçbir şey demek istemiyordum.En sonunda Diyam sessizliği bozarak, "Ne oluyor burada?" diye sordu. Yine ses çıkarmadım ve Diyam yanıma yaklaşıp bebeği kucağına alıp incelemeye başladı.

En sonunda dayanamayıp, "Ne yapacağım, Diyam?" diyebildim. Gözlerimin içine bakarak, "Bunu bölük komutanına bildirmek zorundayız," dedi. "Haklısın ama daha çok küçük, ona zarar verebilirler." "Aklıma başka çare gelmiyor, İvan," dedi ve haklıydı. Onu ne burada bırakabilirdik ne de yanımıza alabilirdik.Küçücük bir bebeği kaderine mahkûm bırakmak, büyük bir vicdan azabı demekti. En sonunda kabul etmek zorunda kalıp evden çıkış yaptık. Dediği gerçekten tek çareydi. Bu bebeği ne burada bırakabilirdim ne de saklayabilirdim.Topluluğun olduğu yöne doğru yürümeye başladığımızda, herkes bize bakmaya başlamıştı. Fısıltılar kulağıma gelmeye başladığında duruşumu dikleştirip güçlü görünmeye çalıştım. Komutanın yanına geldiğimizde, donuk ama bir yandan da şaşkın bakışlarla bize bakmaya başladı. Soğuk bir sesle, "Ne bu?" diye sordu.

Diyam öne atılarak, "İvan yıkık bir evin içindeki sandıkta bulmuş, efendim. Size getirmeyi daha mantıklı bulduk," dedi. Komutan kaşlarını çatmış, bize bakarak, "Bunu neden bana getirdiniz? Atın bir yere," dedi.

Savaşın başından beri kaç asker öldürdüğümü bile hatırlamazken, az önce denilenler kalbimi paramparça yapmıştı. Komutanın daha fazla konuşmasına izin vermeden, Diyam gibi öne atılarak, "Komutanım, bu zalimliğe göz yummayın lütfen. Onu kaderine mahkûm bırakmayın," dedim.

Komutan elini kaldırıp 'dur' işareti yaptı ve konuşmaya başladı: "İvan! Sen askersin. Bir saat sonrasını hesap edebiliyor musun? Veya beş saniye sonrasını? Edemezsin."Ve bütün bölüklere dönerek:

"İyi dinleyin beni! Sizler diğer insanlardan farklı şekilde ölmek için yaşıyorsunuz. Her birinizin ölümü bir toprak demektir. Unutmayın, odaklanmanız gereken tek şey silahınız ve hedefiniz olmalı," dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı.

Korkusuz bir şekilde komutanın arkasından: "Komutanım, haklısınız! Ben vatanın her bir karışının toprağıyım. Ben, her vatan annesinin umuduyum. Ben, her vatan okulunun bilgisiyim ve en önemlisi, ben her vatan evladının geleceğiyim. Şimdi size soruyorum: Çaresiz bir bebeği benim gibi bir askerin yarı yolda bırakması vatan hainliği olmaz mı?" dedim.

Yüzünü bana döndürdü. Komutan birkaç saniye düşündü ve çaresizce, “Bebeği revire götürün. Orada ona bakabilecek imkânlar var. Ayrıca, İvan, sen de haftada bir kez onu görmeye gidebilirsin,” dedi.

Komutanın gaddar biri olduğunu düşünürdüm. Bu ana kadar buna yürekten inanmıştım. Ama yanılmışım.Bu köyde yeterince zaman geçirmiştik; artık gitme vakti gelmişti.

Kucağımdaki bebekle yürümeye başladığımda gözüm yeniden ona takıldı. Bana bakıyordu. Ağlaması gerekmiyor muydu? Gözleri ela rengindeydi ve baktıkça daha fazla bakmak istiyordumO an, içimde bir hisle ona Agnes adını verdim. Adının anlamı gibi saf ve temizdi.İntikal bölgesine ulaştığımızda, herkes mevzilerine yerleşti. Ben ise doğrudan revirin yolunu tuttum. Tam o sırada arkamdan Diyam’ın sesini duydum: “İvan, bekle!”Yanıma geldi. “Sen bu bebeğe gerçekten bakabileceğine emin misin?” diye sordu. “Bak Diyam,” dedim sakin ama kararlı bir sesle, “ona ben bakmayacağım. Sadece yanında olacağım.” “İvan, biz askeriz. Her an, her şey olabilir...”Sözleri yüreğimi burktu ama sorun etmemeliydim. Agnes'le karşılaştığımdan beri bilincim sanki başka bir gerçekliğe kaymış gibiydi ve bundan rahatsızlık duymuyordum.

Sözleri yüreğimi burktu ama sorun etmemeliydim. Agnes'le karşılaştığımdan beri bilincim sanki başka bir gerçekliğe kaymış gibiydi ve bundan rahatsızlık duymuyordum.“Tanrı bizi ne zaman yanına almak isterse, o zaman gideriz kardeşim,” dedim.

Sonra koluna hafifçe dokundum.Yüzünde küçük bir tebessüm belirdi. Ben de karşılık olarak gülümsedim.Arkamı dönüp yürümeye başladım. Yol boyunca Agnes’le vakit geçirdim. Fazlasıyla neşeli bir bebekti, yüzü hep gülümsüyordu.

Arkadan ürkütücü çatışma sesleri gelse de onun dikkatini kendime çekebiliyor, o küçük dünyasında güvenli bir alan yaratabiliyordum.

Bölüm sonu

3 yorum