İçeriğe geç

Kader Oyunu

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Kader Oyunu

Bölüm 10

Yeni Kurallar

İstanbul'un üzerine çöken o fırtınalı gecenin ardından sabah, her şeyi tertemiz yuyan bir gün ışığıyla açılmıştı. Alya, kendi odasının sıcak yatağında uyanıp tavanı izlerken, dün gece yağmurun altında yaşananları zihninde baştan sona sarıp sarıp izliyordu. Uraz’ın dudaklarındaki o sıcaklık, sarılışındaki o sahiplenici güç hâlâ teninde taptaze duruyordu. Fakat asıl soru, ofise döndüklerinde her şeyin nasıl olacağıydı.

Saatler sonra holding binasına adım attığında, ofisteki havanın dünden çok farklı olmadığını, hatta dedikodu kazanının daha da kaynadığını fark etti. Herkesin bakışları üzerindeydi; dünkü fırtınalı kavganın ve ardından Alya'nın binayı terk etmesinin üzerinden henüz saatler geçmişti.

Alya dik bir duruşla masasına geçti, tam bilgisayarını açacaktı ki Uraz’ın odasının kapısı açıldı. Adam kusursuz takımıyla, her zamanki o karizmatik ve otoriter havasıyla dışarı çıktı; ama gözleri doğrudan Alya’nın gözlerini buldu. Yüzünde dışarıdan bakanların asla anlam veremeyeceği, sadece ikisinin çözebileceği o hafif, imalı bir tebessüm vardı.

"Alya," dedi Uraz, sesindeki o resmi tonun altında yatan derin sahiplenmeyle. "Odama gel."

Alya derin bir nefes alıp ayağa kalktı, koridordan geçip Uraz’ın odasına girdi ve kapıyı arkasından kapattı. İçeri girer girmez Uraz mesafeyi kapatıp onu hafifçe cam kenarına doğru yönlendirdi; dışarıdaki çalışanlar onları görebiliyordu ama ne konuştuklarını duyamazlardı.

"İyi misin?" diye sordu Uraz, sesini alçaltarak. Parmakları, Alya’nın ceketinin koluna hafifçe dokundu. "Dünkü olanlardan sonra... Korkuyor musun?"

Alya başını iki yana salladı, gözlerindeki o inatçı ve meydan okuyan parıltı geri gelmişti. "Korkmuyorum. Ama o rakip şirketin tehditleri hâlâ ortada duruyor, Uraz. Verileri gönderdim, benden istediklerini aldılar; ama bunun bir sonu olmayacak."

Uraz’ın yüzündeki o yumuşak ifade bir anda sertleşti, çenesindeki kaslar gerildi. "O şerefsizleri unut," dedi, sesindeki o tehlikeli netlikle. "Dün gece IT ekibiyle ve hukuk departmanımızla sabaha kadar çalıştım. O rakip şirketin bizim ağımıza nasıl düştüğünden haberleri yok. Sadece senin verilerini değil, onların bize yaptığı şantaj kayıtlarını da hukuki işleme koyduk. Artık sana yaklaşamayacaklar."

Alya şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Ne? Ne zaman yaptın bunu?"

"Seni o kaldırımda sırılsıklam ağlarken bulduğum andan beri tek bir şey düşünüyordum," dedi Uraz, ellerini Alya’nın beline yerleştirip onu kendine biraz daha yaklaştırarak. "Seni bir daha asla tehlikeye atmayacağım. Ne bu şirkette ne de başka bir yerde."

Alya kalbinin attığı yeri unutup adamın gözlerine baktı. "Peki ya ofis? Ya diğerleri? Aramızdaki bu... durum?"

Uraz hafifçe gülümserken başını eğdi, dudakları genç kadının kulağına yaklaştı. "Bundan sonra bu ofiste yeni kurallar geçerli, Alya. Ve bu kuralları ben koyuyorum. Mesela... stajyerlerin mesai saatleri dışında patronlarıyla tatil planlaması zorunlu hale gelebilir."

Alya kıkırdayarak adamın göğsüne hafifçe vurdu. "Çok ileri gidiyorsun, Uraz Karahan."

"Daha yeni başlıyoruz," diye fısıldadı Uraz ve tam o sırada dışarıdaki asistanın kapıyı tıklatmasıyla ikisi anında aralarındaki mesafeyi açtı. Uraz boğazını temizleyip masasına geçerken, Alya yüzünde engellenemeyen bir gülümsemeyle odadan çıktı.

Savaş bitmemişti belki ama artık aynı saftaydılar; ve bu oyun, eskisinden çok daha ateşli olacaktı.

Bölüm sonu

1 yorum