İçeriğe geç

Kaçınılmaz Son

Bölüm 15 · 9 dk okuma

Kaçınılmaz Son

Bölüm 15

Ölmeni İstiyorum

Çağrı'nın ağzından

Adımlarımı hızlandırıp odaya doğru ilerledim. Bu görev benim için daha iyi olmuştu. Araz'ı orada rahat bir şekilde öldürebilirdim. Araz'ı öldürme düşüncesi bana her ne kadar uzak kalsa da kardeşimi öldüren birini yaşatacak değildim. Hem tanışalı iki hafta olmuştu sonuçta, onu öldüremeyeceğimi düşünmem saçmalık olurdu. Bu düşüncelerle dolabımın yanındaki çantaya uzandım. İçine birkaç parça eşya attım. Ön gözüne de dolaba koyduğum bıçağı attım. Fermuarını çekip yatağın üzerine bıraktım. Dolabımdan buraya girerken verilen silahı alıp onu da çantanın yanına fırlattım. Üzerime siyah kazağımı giyip üzerine de montumu attım. Silahı çantamın yanından alıp belime koydum. Telefonumu sehpanın üzerinden alıp pantolonumun arka cebine yerleştirdikten sonra çantamı da omzuma atıp bahçeye ilerledim.

Etrafta kimsenin olmadığını gördüğümde derin bir nefes aldım. Bu durum beni memnun etmişti. Bir süre yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Gidip arkadaki banklardan birine oturdum. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Uzun süredir oturuyordum. Telefonumu elime alıp kısık sesle bir şarkı dinlemeye başladım. Kafamı geriye atıp gözlerimi kapattım. Şarkıya fısıltı şeklinde çıkan sesimle eşlik ettim.

"Sorma ne haldeyim

Sorma kederdeyim"

Yakınımdan gelen bir sesle gözlerimi açtım. Biri demir kapıya çarpmıştı sanırım. Yere düşen eşyalarını alıp çantasına atıyordu. Yerden doğrulduğunda Araz olduğunu gördüm. Şaşırmamıştım da zaten onla kaldığım iki hafta boyunca yaptığı sakarlıkları gördüğüm için bu durum tuhafıma gitmiyordu. Yanına Araz gibi kumral bir çocuk yaklaştı. Bir şeyler konuşuyorlardı. Onları duymak için telefonumda çalan şarkıyı kapatıp oturduğum bankta biraz yana kaydım.

"İyi misin?" diye endişeyle soruyordu kumral çocuk. Boş ver endişelenmen gereken biri değil.

Araz sadece kafasını salladı. Çocuk Araz'ın elindeki çantayı alıp ilerideki banka doğru ilerledi. Araz şaşkın gözlerle çocuğa bakıp peşinden onun gittiği banka doğru ilerledi. "İyi olduğuna emin misin?" tiz çıkan sesiyle sorusunu yineledi.

"İyiyim, sorun yok." dedi Araz elindeki yavru kediyi tutarken. Diğer yavru kedi de bacağının dibinde yatıyordu.

"Göreve seçilen çocuksun değil mi?" dedi çocuk Araz'ı tanımaya çalışarak.

"Evet." dedi kafası yerdeyken.

"Peki, bu kedileri ne yapacaksın bir hafta yoksun sonuçta." dedi çocuk ilgiyle.

Araz kafasını yerden kaldırıp çocuğa baktı. "Bilmiyorum, ben de bunu düşünüyorum." dedi. Sesini biraz daha düşürerek konuşmaya devam etti. "Patrona vermem gerekecek sanırım. En azından barınağa gönderirse aç kalmazlar."

"İstersen bir haftalığına ben bakabilirim." dedi çocuk kafasını eğerek.

"Gerçekten mi?" diye kafasını çocuktan tarafa çevirdi ama yüzünde güvenemediğini belli eden bir bakış vardı. Güvendiğinde tekrar kırılmaktan korkuyor gibiydi. Benim Araz'a güvenip hayal kırıklığına uğramam gibi.

"Tabii ki, iki kediye bakmak zor olmasa gerek." dedi gülümsemeyle karşılık verirken.

"Çok teşekkür ederim. Bir hafta bakman yeterli zaten. Sonrasında senden almaya geleceğim." dedi neşeyle. Bakışlarını oğlana çevirip minnetle baktı. Tekrar başını kedilere doğru çevirdi. Çocuk elini Araz'ın sırtına atıp gülümsedi. "Rica ederim."

Araz irkilerek bankta yana doğru kaydı. Çocuk bunu fark ettiğinde Araz'ın yüzüne endişeyle baktı. "Özür dilerim." dedi. Aniden ayağa kalkıp yanlarına ilerledim.

"Kalk, bir saat dolmak üzere birazdan gideceğiz." dedim kolundan çekerek. Bakışlarını çocuktan alıp bana çevirdi. Kolunu elimden kurtarıp tekrar çocuğa döndü.

Elindeki bir şişe sütü çocuğa uzattı. "Bunu ver eğer biterse odamdan alabilirsin, zaten kilidi yok odamın." dedi tebessüm ederek. Çocuk başını sallayarak şişeyi aldı.

Araz kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Çantasını yanından alıp önümden geçerek yürümeye başladı. Ben de çantamı alıp arkasından ilerledim. Bizi alması söylenen araba kapının önündeydi. Araz arabaya geçip çantasını yanındaki boş alana attı. Çantamı ona doğru uzattım ama görmemezlikten gelip yanımdan geçti. Çantamı onun çantasının yanına attıktan sonra oturabileceğim boş bir koltuk aradı gözlerim.

Etrafımı incelerken Araz ile bakışlarımız kesişti ama saniyesinde gözlerini başka tarafa çevirdi. Demek buna bile tahammülü yoktu öyle mi? Tamam ben de onun istediği şekilde oynayacaktım. Araz'ın yanı boş olduğu için oraya oturdum. Bakışlarını bana çevirse de istifimi bozmadan oturmaya devam ettim.

Geçen üç saatin ardından bir boş arazide durdu araç. Arabanın kapıları açıldığında yavaşça ayaklandım. Çantamı alıp araçtan inmeye yeltendiğim sırada Araz'ın uyuyor olduğunu fark edip yanına ilerledim. Elimi uzatıp sessizce seslenmeyi düşünsem de bu kararımdan vazgeçip hızlıca sarstım. "Kalk geldik, daha ne kadar uyumayı düşünüyorsun?" dedim bağırarak. Araz sıçrayarak yattığı yerden doğruldu. Onu uyandıran kişinin ben olduğumu gördüğünde bakışlarını devirerek çantasını alıp çıktı. Ben de peşinden indim. Kafamı çevirip etrafı inceledim. Bizden on metre uzakta bir kulübe ve ağaçlardan başka bir şey yoktu. Ona yakın siyah giyinimli adam ellerini arkada bağlayıp başları dik bir şekilde duruyordu. Arkamdan gelen alkış sesiyle bakışlarımı o tarafa çevirdim. Feyzullah otuz iki diş sırıtıyor ve alkış tutarak bizim yanımıza doğru geliyordu.

"Beğendiniz mi?" dedi gülüşü yüzünden bir an olsun silinmeden. Kimseden bir ses çıkmadığını fark ettiğinde konuşmasına devam etti. "Endişelenmeniz gereken herhangi bir şey yok merak etmeyin." dedi. Bakışlarını yere eğip ayağıyla toprağı eşeledikten sonra kafasını kaldırıp bizden tarafa baktı.

"Belki de endişelenmelisiniz. Bu yer sizin mezarınız da olabilir." demin ki gülüşten eser kalmamıştı yüzünde. Fazla ciddiydi hatta belki de Feyzullah'ı en ciddi gördüğüm an şu andı. "Dikkatli olun ve birbirinize sahip çıkın." dedi yüzüne eski gülüşünü yerleştirerek.

Arkasını dönüp arabanın kapısının açılmasını bekledi. Yaklaşık iki metre boylarında iri bir adam gelip kapıyı açtıktan sonra binmeye yeltendi. Sonrasında vazgeçip kafasını bizden yana çevirip elini kaldırdı. "Birbirinize sahip çıkmayı unutmayın." diye hatırlatıp arabaya geçti.

Araba uzaklaştıktan sonra herkes birbirinin suratına bazı şeylere anlam vermeye çalışır gibi bakıyordu. Bu düşünceli ortamı bölen Deniz'in neşeli sesi oldu. "Burada böyle dikilecek miyiz? Hadi gidip kulübeye bakalım." dedi önden koşarak ilerlerken. Biz de peşinden yürümeye başlamıştık, yapabileceğimiz başka bir şey yoktu zaten. Deniz kapıyı açıp içeri girdi. Ben de salona gelip ortamı inceledim. Salonun ortasında üç kanepe vardı. Duvar kenarları renkli minderlerle donatılmış ortaya da bir masa atılmıştı. Salona beş adımlık bir mesafede küçük bir mutfak vardı. Uzun bir koridorun sonundaysa birkaç oda bulunuyordu.

Çınar bir odayı açıp içine girdi. "Odalar iki kişilik. Sen yanıma gel Murat." diye bağırdı kafasını dışarı uzatarak. Murat Çınar'ın verdiği komuta uyarak yavaş adımlarla odaya ilerledi. Ben de ilerleyip koridorun sonundaki odaya girdim. Odanın sağ köşesinde küçük bir dolap yanında da bir masa vardı. Duvar kenarlarının yanında iki yatak bulunuyordu. Odanın duvarı da eşyalar gibi siyahtı ve bu odaya boğucu bir hava katmıştı. Kafamı dışarı uzatıp Deniz'i çağırmaya yeltendim ama Melih denen çocuğun peşinden odaya girdiğini gördüm. Fatih ve Yiğit de sol taraftaki odaya geçti. Araz ise salonun ortasında dikiliyordu. Çantasını yanındaki koltuğun üstüne atıp bir mindere yerleşti. "Araz." diye seslendiğim için bakışlarını bende tarafa çevirdi. "Yine aynı odada kalmak zorundayız." dedim sesimdeki kini gizleme gereği duymadan. Hiçbir şey demeden bakışlarını camdan dışarı çevirdi. Kafamı sallayıp odanın kapısını kapattım. Ne yapmak istiyorsa yapabilirdi. Ben sadece son zamanlarını iyi geçirsin istemiştim. Ne de olsa öldürecektim.

Aradan geçen birkaç saatin ardından odadan çıkıp mutfağa ilerledim. Karnımın guruldaması uyuyan birini bile uyandırabilecek seviyedeydi. Dolabı açıp içini inceledim. En üstteki raflara baktığımda makarnayı fark edip paketi elime aldım. Makarnanın hazır olmasını beklerken sandalye çekip oturdum. Telefona bakarken birinin adım sesleriyle kafamı kaldırıp kapıya baktım. Deniz esneyerek mutfağa girdi. Sandalyede oturduğumu fark ettiğinde gülümseyip yanıma bir sandalye de o çekip oturdu. "Ne yapıyorsun burada?" dedi masaya kolunu koyup başına destek oluşturarak.

"Makarna yiyeceğim acıktım da." dedim elimde tuttuğum telefonu bir kenara bırakırken. "Sen de yer misin?"

"Olur." Masadan kalkıp dolaba doğru ilerledi. Dolaptan iki soda aldıktan sonra eski yerine oturdu. "Bir şey soracağım." dedi elindeki soda kapağını açmakla uğraşırken. Kafamı sor anlamında salladım.

"Siz Araz ile arkadaş olduğunuzu söylemediniz mi?" dedi sodanın birini uzatarak.

"Öyleydik ama artık değiliz." dedim kısaca. Makarnaya bakmak için kalktığımda hala bana bakıyor olduğunun farkındaydım. "Arkadaş olmamam gereken biriymiş." dedim arkam dönükken.

"Ne yaptı ki? Hiç de kötü bir çocuğa benzemiyor." dedi. Ayağa kalkıp yanımdaki dolabın kapağını açtı. İçinden iki tabak alıp bana uzattı. Kafasını yana yatırıp sorduğu sorunun cevabını beklediğini belli etmek amacıyla kaşını kaldırdı. Tabakları elime alıp makarna koyduktan sonra masaya doğru ilerledim. O da çekmeceden iki çatal alıp peşimden geldi.

"Ben de böyle düşünmüştüm. İnsanların ezmek için aradığı güçsüz kişi o demiştim ama düşündüğüm kadar masum değilmiş." dedim bir yudum soda içerken.

"Çok kapalı konuşuyorsun Çağrı, hiçbir şey anlamıyorum." dedi kafasını salladığı sırada.

"Boş ver, sadece buradakilere fazla güvenme yeter." dedim çatalı elime alırken. "Bana bile."

"Peki, son bir soru soracağım sana." dedi ağzına attığı lokmayı bitirdikten sonra. "Olay her neyse bunu Araz ile konuştun mu?" diye sordu.

"Neyin ne olduğunu biliyorum." dedim acı bir tebessümle. "Böyle olmasını ben de istemezdim ama yapabileceğim bir şey yok. Araz ile arkadaş olmayı ben de seviyordum." dedim masanın üstündeki tabağı elime alıp oturduğum yerden kalkarken.

Gerçekten Araz ile arkadaş olmayı çok seviyordum her ne kadar geçirdiğimiz zaman uzun bir süre olmasa da. Hayatım boyunca çok arkadaşa sahip olmamıştım. İnsanlara güvenmekten her zaman korkardım ama Araz'a güvenebileceğimi düşünmüştüm. Yine yanılmıştım.

Elimdeki tabağı yıkarken Deniz'in sesiyle arkamı döndüm. "Neyi bilip bilmediğini bilmiyorum ama buradaki çocukların onu sıkıştırdığını biliyorum. Sen odandayken onun yemek yemesine izin vermedikleri için onun kavga ettiğini de biliyorum." dedi.

Adım seslerinden dolayı yanıma geldiğini anladım. "Sen her ne kadar ona kinli olursan ol ben bunu yapmayacağım Çağrı." dedi tencerenin kapağını açarken.

"Deniz bak-" konuşmamı yarıda kesip konuşmaya başladı.

"Sana herhangi bir lafım yok. Belki de haklısın, aranızdaki olayı da bilmiyorum. Zaten sen de anlatmıyorsun." dedi dolaptan bir tabak daha çıkarırken. "Sen konuşmak istemiyorsan konuşma tabii ama yaptığın makarnadan ona da vereceğim. Güvenmememi söylüyorsan güvenmem ama bugün ona bu makarnayı götüreceğim." dedi tencerenin kapağını kapatıp.

'Tamam mı' der gibi yüzüme baktı. Kafamı sen bilirsin dercesine sallayıp onun da tabağını elime aldım. "Bir yere gitme ben gelene kadar." deyip dolabın kapağını açtı. Soda alıp kapağını kapattı. Elindekileri bir tepsiye koyup salona ilerledi. O çıktıktan sonra ben de tekrar masaya oturdum. Masaya kafamı koyup gözlerimi kapattım.

Araz kardeşimi öldürmüştü, benim de onu öldürmem gerekiyordu. Şu an Feyzullah'ın alanının dışındaydık ve sadece üçümüz uyanıktık. Çok rahat bir şekilde öldürebilirdim ama neden yapmıyordum, neden yapamıyordum? Hayatımda kimseyi öldürmemiştim ama Araz'ı öldürmem gerekiyordu. Allah kahretsin neden yapamıyordum?

Masadan kafamı kaldırıp elimi hızla masaya vurdum. Hızımı kesemeyip tekrar masaya vurdum. Ayağa kalkıp mutfakta bir tur dolandım. İki elimi hırsla masaya koydum. Masanın üzerine düşen yaşla ağladığımı fark ettim. Elimi kaldırıp yanağımdaki yaşları sildim. Ben yapamazdım, kimseyi öldüremezdim özellikle arkadaşım dediğim adamı öldüremezdim. 'O senin kardeşini öldürdü' diye bağırıyordu bir ses. 'O senin kardeşine bunu yaptı. Sen neden yapamayacaksın?' diyordu. "Kes sesini!" diye bağırdım sinirle.

Artık aklımı kaybediyordum, çok yorulmuştum. Yaşadığım her şeyden yorulmuştum. Elimi tekrar kaldırıp masaya vurmaya yeltendiğim sırada buna karşı koyan başka bir el bileğimi yakaladı. Kim olduğunu görmek için yana döndüm. Araz elini bileğime dolamış korkuyla yüzüme bakıyordu. "Çağrı." dedi çekinerek. Hızla kolumu kendime doğru çektiğimde bileğimi tutan eli savruldu.

İki elimi yakasına atıp sarstım. "Git güzelce dinlen. Zamanını iyi değerlendir." diye bağırdım geriye doğru iterken. "Git ve mışıl mışıl yatağında uyu." dedim hırsla. "Güzelim soğukta yatarkan sen git yorganlara sarın." dedim fısıldayarak. Son cümlemi ben bile zor duymuştum.

Elini uzatıp geceliğimin yakasından tutup hızla duvara itti. "Çağrı, ne oluyor?" dedi gözlerime bakarak. "Ne oluyor, ne yapmak istiyorsun, ne istiyorsun oğlum?" dedi sinirle. "Ne istiyorsun söyle." dedi ses tonunu biraz daha düşürürken.

"Ölmeni." dedim hırsla. "Senin ölmeni istiyorum."

#benimcizgim

#cizgi2023

Bölüm sonu

3 yorum