Çağrı'nın ağzından
Araz duyduğu şey ile elini yakamdan çekti. Kafasını geriye atıp gülmeye başladı. "Şaka mısın lan sen? Ne istiyorsunuz oğlum benden?" dedi gülmeyi kesip gerilerken.
"Naptım ben size?" dedi elini göğsüne vurarak. Birkaç adımla aramızdaki farkı kapatıp yakamdan tuttu tekrar. "Çağrı ne yaptım sana?" dedi gözünü kırpmadan. "Ne yaptım söyle." dedi.
Bedenini taşımakta zorlanıyormuş gibi kendini yere bıraktı. "İster vur, istersen söv ama ne yaptığımı söyle." dedi sesi titrerken. "Bana arkadaşım diyen oğlana ne yaptım da bu hale getirdim? Söyle de bileyim Çağrı." dedi yalvarır gibi.
Deniz duvarın yanında durmuş aramıza girip girmemek konusunda emin değilmiş gibi duruyordu. Gelmeye karar vermiş olmalı ki kafasını sallayıp adımlamaya başladı. Benim verdiğim komutla tekrar olduğu yerde kaldı. "Dur Deniz, madem şu an konuşmak istiyor konuşalım o zaman."
Yakasından tutup yerden kaldırdım. "Ne yaptığını merak ediyorsun değil mi? Tamam anlatayım o zaman." dedim konumumuzu değiştirip onu duvara iterken. "Senin aralarındaki en masum insan olduğunu sanıp korumak istedim ama yanılttın." dedim yanındaki duvara hafifçe vurarak.
"Hayatımda kimseye güvenmezken sana güvenip iki hafta boyunca birlikte vakit geçirdim." dedim tekrar duvara vurarak.
"Aklımdan geçen ihtimalleri her düşündüğümde kendime kızdım." dedim elim yakasına giderken. "Kendime kızdım Araz. O yapmaz yapamaz dedim. Sen ne yaptın?" dedim gözümdeki yaşı silerken. "Yapmışsın Araz." dedim geriye doğru çekilirken. "İnkar etmedin asla inkar etmedin. Ben sana o kadar güveniyordum ki inkar etsen sana inanacaktım ama sen hiç bir şey demedin Araz. Ağzını bile açmadın." dedim.
Sesimde sinir değil hayal kırıklığı vardı. Her insanın iliklerine kadar hissedebileceği o hayal kırıklığı. Çok güvenip toz kondurmadığınız halde size en ağır darbeyi vurmuş olan kişiye karşıya duyulan o hayal kırıklığı.
"Ne yaptığımı söylemiyorsun." dedi kafamı eğmişken. "Yine kendi anlayacağın şekilde konuşuyorsun." dedi çenemden kaldırıp yüzüne bakmamı sağlayarak. "Ne yaptım, neyi öğrendin Çağrı?" dedi tekrar.
"Geçmişte olan şeyleri Araz." dedim kafamı sallayıp çenemi tutan elinden kurtularak. "Murat geçmişinde ne olduğunu söyledi." dedim biraz daha açık olarak. "Aslında geçmişinde hiç de masum olmadığını öğre-"
"Çağrı, sus." dedi elini kulağını kapatmak için kullanırken. "Lütfen, sus." Kafasını sallayıp gözlerini yumdu.
"Çağrı, ben hiç bir şey yapmadım." dedi ellerini kulaklarından çekerken. Kolumu tutmak için uzandı. "Beni zorladılar, yapmak istemedim." dedi. Olayı tekrar yaşıyor gibi görünüyordu.
Kolumu tutmasına izin vermeden yüzüne bir yumruk indirdim. "Bir de bahane mi üretiyorsun Araz?" dedim sinirden çenem kasılırken. "Bir de başkalarını mı suçluyorsun?" dedim. Ara vermeden yumruklarımı indirmeye başlamıştım.
"Çok güçsüzdüm Çağrı." dedi gözünden akan yaşlara engel olamayarak. "Karşı koyamayacak kadar güçsüzdüm." dedi tekrar. "Elimden gelen her şeyi yaptım. Güçsüz olsam bile yaptım."
Yüzüne atmaya kalktığım yumruktan kurtulup kenara kaydı. "İğrenç birisin." dedim sinirle. "Hayatımda gördüğüm en adi adamsın." dedim.
Kurduğum cümle ile sırtımın duvara çarpması bir oldu. "Sen de mi beni suçluyorsun?" dedi sesindeki hayal kırıklığını gizleyemeden.
"Pislik olan ben miyim lan?" dedi öfkeyle. "Ne yaptım ben? Güçsüzdüm diyorum. Pislik olması gereken onlarken ben mi oluyorum?" dedi yüzüme yumruğunu indirirken. "Güçsüz olan bana yapılan şeyden ötürü ben mi adi oluyorum?" dedi tekrar vururken. Elimi yakama atıp sarstı. Yakamı çektiğinde Açelya'nın boynumda olan kolyesini de çekmiş oldu.
"Kolyemden çek elini." diye bağırdım onu geriye doğru iterken. Elini çekip karnıma sert bir yumruk indirdi.
"Hepiniz aynısınız. Her zaman güçlü olan kişinin yanında olup diğerinin ne durumda olduğunu düşünmüyorsunuz." dedi adımları geriye giderken. "Senin farklı olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım Çağrı." dedi sitemle. Arkasını dönüp mutfaktan çıktı.
Karnımın ağrısıyla sırtımı duvara yaslayıp yere oturdum. Deniz hızlı adımlarla yanıma gelip diz çöktü. "Gel." diyerek kolumdan tutup kaldırmak istedi. "Deniz, biraz burada oturayım." dedim. Kafam karışıktı. Kardeşimi öldürdüğünü itiraf etmişti en azından. Bahane üreterek yapmıştı gerçi bunu. Elimi dizime indirip kafamı koydum.
"Bu hayattaki en büyük suçum ne biliyor musun Deniz?" dedim hüzünle. "İnsanlara asla güvenmem deyip en ufak ilgide samimiyet kuruyorum."
Deniz kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Gerçekten böyleydim. İnsanlara asla güvenmem diye ortada gezerdim ama hayatıma giren birine de sonsuz güven duyardım. Bu yüzden kaybediyordum belki de.
"Gel buraya." diyerek kendine çekip başımı okşadı. "Atlatırsın oğlum sen neleri atlatmadın ki." dedi sevgi yüklü sesiyle. "Olay ne tam anlamasam da sen bunu da atlatırsın." dedi kollarımı kendinden ayırıp yüzüme bakarken. Yaparsın der gibiydi.
"Yoruldum artık Deniz. Sürekli bir şeyleri atlatmak için çabalamaktan yoruldum artık." dedim sinirden mi yoksa hüzünden mi ağladığımı bilmeden.
Kolumdan tutarak ayağı kaldırdı. Masanın yanına ilerleyip bir sandalye çekti ve oturmamı işaret etti. "Bekle geliyorum." dedikten sonra mutfaktan çıkıp gitti. Yorulmuştum, artık fazlaca yorulmuştum. Henüz yirmi bir yaşında olsam bile yaşamımın çok uzun sürdüğünü hissediyordum. Deniz kapıdan içeri elinde ilk yardım çantası ile girdi. Eline pamuk alıp yaramı temizlemeye koyuldu. "Biraz dayanman gerek." dedi Araz'ın pansuman yapmadan önce dediği gibi.
"Çok mu acıyor?" dedi ilgiyle. Kafamı hayır anlamında salladığımda temizlemeyi bırakıp yüzüme baktı. "O zaman neden ağlıyorsun?" dedi yüzümü inceleyerek. Deniz diyene kadar ağladığımı fark etmemiştim. Evet acıyordu ama bu acı yumruk yediğimden dolayı değil güvenimin boşa çıkmasından dolayıydı. Bir şey demediğimi fark ettiğinde devam etti. "Seni dinlemeyip sizi ayırmalıydım. Ne hale geldi yüzünüz." dedi pişmanlıkla. "Rahatladınız mı bari?" dedi sinirle kafasını sallarken. Hiçbir şey söylemediğimde yaptığı işe geri döndü.
"Tamam bitti." dedi geriye çekilerek. Masadaki ilk yardım çantasının fermuarını çekip eline aldı. "Kalk dinlen biraz." dedi kafasını eğerek. Kafamı sallayıp doğruldum. Koluma girmek için çantayı diğer eline aldı. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "Önemli değil kendim gidebilirim." dedim kapıya ilerlerken. Bakışlarını sırtımda hissederek salona çıktım. Araz salonda yoktu.
Odama ilerleyip kapıyı kapattım. Kendimi yatağa atıp gözlerimi kapattım. Ailemi düşündüm, yaşadığımız her anı. Annem ve Açelya'mın o güzel gülüşünü. Bunları neden yaşamak zorundaydım? Neden kimseyi koruyamıyordum? Neden her zaman başarısız ve beceriksiz biri olmak zorundaydım? Neden ile başlayan sorular birbirini takip ederek zihnimi doldurdu.
Neden hayattaydım mesela? Gitsem üzülecek biri yoktu zaten. Arkamda kalmasından korktuğum biri yoktu. Benim için ağlayacak biri yoktu. Neden hayattaydım o zaman? Her şeyi şu an bitirebilecekken neden yapmıyordum? Çünkü ben bir korkaktım. Ne kendimi ne de kız kardeşimin katilini öldürebilecek cesaret yoktu bende.
Yatakta doğrulup kafamı yatak başlığına yasladım. Dolaptaki aynadan yüzümü inceledim. Dudağım kanıyordu, yanağım kızarmıştı, gözlerimde yaşlar vardı fakat hüzünden çok nefret okunuyordu bakışlarımda.
Gözlerimin içine bakıp söz verdim. "Kız kardeşimin katilini öldürmeden hiçbir yere gitmiyorum." dedim fısıltıyla. "Duydun mu beni? Kardeşinin katilini öldürmeden pes etmeyeceksin." dedim aynadaki yüzüme bakarak.
Banyoya ilerleyip yüzümü yıkadım. Yatağıma uzanıp gözlerimi kapadım. Bu hayatta birçok şeyden nefret ediyorum. İnsanlardan nefret ediyordum. Özellikle insanların mutluluklarını elinden alan insanlardan nefret ediyordum. Gülüşünü sevdiğim her insanın önümde soluşunu görmekten nefret ediyordum.
Kapımın birkaç kez çalınışı ile açtım gözlerimi. "Çağrı." diye sesleniyordu Deniz. "Girebilirsin." dedim zor çıkan sesimle. Kapıyı açıp içeri geldi. Dün gece hiçbir şey olmamış gibi yüzünde kocaman bir gülüş vardı. "Günaydın, hadi kalk gidiyoruz." dedi. Yatağımın yanına gelip kolumdan çekti. "Hadi Çağrı, sen bu kadar üşengeç miydin?" dedi sırıtmaya devam ederken.
"Bu mutluluk nerden çıktı?" dedim kendimi tutamayarak. "Dayak yemem çok hoşuna gitmiş bakıyorum da."
"Çok konuşma hadi göreve gideceğiz." dedi tekrar. Yataktan doğrulup dolabıma ilerledim. Elime gelenleri üzerime geçirip aynaya döndüm. "Merak etme çok yakışıklısın özellikle yaraların ayrı bir hava kattı sana." Arkamdan gelen ses ile sinirle bakışlarımı ona çevirdim.
"Tamam bakma öyle. Hadi çıkalım artık." dedi arkasını dönüp ilerlerken.
"Ne göreviymiş bu?" dedim yakamı düzeltirken. Dolaptan silahımı alıp belime koydum.
"Ben de tam anlamıyla bilmiyorum ama dörderli grup şeklinde ilerliyecekmişiz sanırım." dedi.
Kafamı sallayıp dış kapıyı açtım. Biz dışında herkes sıraya geçmişti. Murat'ın yanına geçip konuşan adamı dinlemeye koyuldum.
"Günaydın." dedi yüksek sesle. "Bugünkü görevinizde dörtlü grup olacaksınız." dedi olduğu yerde bir aşağı bir yukarı yürürken. Başımı Deniz'den tarafa çevirdiğimde ben demiştim der gibi kaşını kaldırdı. "Görevin detaylarını arabalara geçtiğinizde anlatacağız. Şimdi dörtlü grubunuzu ayarlayıp arabaya binin." dedi arkasını dönüp soldaki arabaya ilerlerken.
Bakışlarımı Deniz'e çevirip yanına ilerledim. Melih de Deniz'in yanına gelmişti. Murat, Çınar, Fatih ve Yiğit çoktan arabaya ilerlemeye başlamışlardı. Araz ise olduğu yerde duruyordu. Üzerinde siyah bir gömlek altında da siyah kotu vardı. Onun da yüzü benim yüzümden farklı değildi.
"Araz." diye seslendi Melih. "Gelsene buraya neden orada dikiliyorsun?" dedi gülümseyerek. Araz bakışlarını yerden kaldırıp yüzüme baktı. Kafasını sallayıp yanımıza geldi. Dördümüz adımlarımızı arabaya doğru atmaya başladık.
Melih bir Araz'ın yüzüne bir de benim yüzüme baktı. "Biz buraya geldiğimizde yüzünüzde yara yoktu değil mi?" dedi. Kimseden cevap gelmeyince kafasını sallayıp konuşmasını sürdürdü. "Siz çok yakın değil miydiniz?" dedi merakla. "Birbirinizi bu hale getirecek kadar ne yaşamış olabilirsiniz ki?" dedi önümüze geçip geri geri yürürken.
Deniz bizim yerimize konuşmaya başladı. "Yakın insanlar da anlaşmazlık yaşar Melih." dedi sakinlikle. "Çok konuşuyorsun." dedi sus işareti yaparak. Melih'in yüzü düşmüştü ama bu çok uzun sürmedi. "Bugün oldukça heyecanlı geçecek gibi ne dersiniz?" dedi gülümseyerek. Kafamızı sallamakla yetindik. "Çok sıkıcısınız." diyerek önününü dönüp arabaya bindi.
Hepimiz arabaya yerleştikten sonra bizimle konuşan adam arabaya geldi. "Bugünkü görevinizde birbirnizin yanından ayrılmayın. Öbür takım şifreyi kırıp içeri girecek sizse yukarı ve aşağı katları arayacaksınız." dedi. Duraksadığı sırada Melih'in sesi arabayı doldurdu. "Neyi arıyoruz?" dedi merakla. Biz de merakla adamın yüzüne baktık.
"Bir anahtar bulmanız lazım." dedi sakince. "Küçük bir kasa anahtarı olabilir." dedi kafasını bilinmezlik içerisinde sallarken.
"Olabilir derken?" dedi Çınar.
"Ne bulacağımızı biz de bilmiyoruz." dedi Araz sinirle gülümserken. "Her zaman yarım yamalak araştırma yapıp işe koyuluruz." dedi kafasını sallarken.
"Araz." dedi adam sinirle. Araz ise gülümseyişini yüzünden silmedi. "Yine bir bilinmezlik içerisindeyiz." dedi adamın inadına yapıyor gibi.
Adam kafasını sinirle sallayıp Araz'ı duymamazlıktan gelmeyi seçti. "Aslında haksız değil. Tam olarak ne aradığımızı bilmiyoruz. Sadece siyah ciltli ve üzerinde yeşil kalemle "tehlike" yazılmış bir dosya arıyoruz." dedi tane tane. "Belki o dosya bir kasada bile değildir." dedi.
"Ne yapmamızı bekliyorsunuz yani?" dedim sinirle. "Ne aradığımızı bilmeden ortada dolanacak mıyız?"
"Bunu tavsiye etmem. Evin her yanı adamlarla çevrili. Siz dosyayı ararken diğer grup adamlar ile çatışıyor olacak gerçi." dedi bıkmışlıkla yüzüme bakarken. "Sizin yapmanız gereken şey her yere bakıp dosyayı bulmak."
"Hiçbir şey bilmezken dosyanın evde olduğuna nasıl bu kadar eminiz?" dedim sinirle.
"Dün bir adamımız içerideydi ondan bilgi aldık." dedi kısaca. "Her neyse dosyayı alıp arabaya geçin. Başka bir şey yapmanıza gerek yok. Buluşma noktasına geç kalırsanız bekleyemezler ona göre hızlı hareket edin." dedi hepimizin yüzünü inceleyerek.
Bakışları yüzümde takılı kaldı, bir süre sonra Araz'a dönüp baktı. "Birbirinize sahip çıkın." dedi Feyzullah'ı kopyalayarak. "Unutmadınız değil mi? Aranızda ne olursa olsun düşmanınıza karşı birbirinize sahip çıkın." dedi arabadan inmek için yönelirken.
Kafamı Araz'a çevirip baktım. O ise camdan dışarıyı izlemeye koyulmuştu. Geçen bir saatin ardından araba durmuştu. Gideceğimiz her yer konumumuza bu kadar uzak mı kalıyordu? Şoför kafasını arkaya uzatıp konuşmaya başladı. "Çıkan tehlikelerden kaçınıp dosyayı almaya çalışın." dedi kafasını sallayarak. Geçen dakikaların ardından birbirimizle haberleşebilmemiz için kulaklık verip kapıyı açtı. "Kapı açılmış içeri geçin." dedi. Arabanın kapısı açıldığı an Araz arabadan atlar vaziyette inip ilerlemeye başladı. Belimizdeki silahları elimize alıp peşinden ilerledik.
Kapının önüne geldiğimizde birçok adamın yere serilmiş olduğunu gördüm. Her ne kadar Çınargilden haz etmesem de nişancılık konusunda oldukça iyi oldukları belliydi. Bazısı alnının ortasından vurularak öldürülmüştü. Binanın içinden çatışma sesleri yükseliyordu. Yanımdan gelen şarjör sesiyle ani bir hareketle kafamı çevirdim. Sol tarafımdan adam geldiğini fark etmemiştim bile. Neyse ki Araz fark edip vurmuştu. Binanın zemin katına ulaştığımızda Melih bize dönüp konuştu. "Biz Deniz ile yukarı katı arayalım. Siz aşağıya bakın." dedi yukarı çıkan merdivenlere yönelirken. Tamam anlamında kafamı sallayıp aşağı kata ilerledim hızla. Araz zemin katta ileri doğru yürümeye başladı. "Aşağı kata inmemiz gerek." dedim arkasından. "Sen in, ben de şuraya bakıp geliyorum." dedi adımlarını hızlandırırken.
Kafamı sallayıp arkasından seslendim. "Dikkat et öleyim deme." dedim duyabileceği şekilde. "Seni öldüren ben olacağım."
Tamam der gibi kafasını sallayıp ilerlemeye koyuldu. Ben de merdivenlerden aşağı inip ilerledim. Omzumun yanından geçen mermi ile bir duvarın arkasına gizlendim. Kafamı uzatıp nerede olduğunu görmeye çalıştım. Karşı duvarın arkasında siyah takım elbiseli adamı fark ettim. Kafasını çıkardığı an ateş ettim ama refleksle geriye çekildi. Kafasını uzatmasını bekledim birkaç saniye. Kafasını çıkardığı an şansımı denedim tekrar. Bu sefer vurmayı başarmıştım.
Önümdeki odaya koşar adım ilerledim. Kapı kilitliydi. Kapıyı açmak için uğraşırken arkamdan gelen kahkaha sesi ile kafamı çevirdim. İri bir adam kafama sıkmak için nişan almıştı bile. Silahımı hızla çektim ama bunun hiçbir anlamı yoktu. "Boşa uğraşıyorsun, o odada bir şey bulamazsın." dedi kafasını sallayarak. Gelen mermi sesi ile gözlerimi yumdum. Aileme kavuşmama az kalmıştı artık. Vücudumda acı hissetmediğimden gözlerimi açtım. Önüme düşen adamla şoka uğradım. Merdivenlerin başındaki Araz'ı fark ettim o sırada.
Koşar adım yanıma geldi. "Çok dikkatsiz hareket ediyorsun." dedi sinirle.
Açmaya çalıştığım odayı pas geçip ileri gitmeye başladı. "Bu odaya bakmadık." dedim durması için.
"Adam orada bir şey bulamayacağını söyledi." dedi hızla yürümeye devam ederken.
"Ona inandın mı gerçekten?" dedim şaşkınlıkla.
"O oda sadece tuzak." dedi benden tarafa dönerek. "Zaman kaybetmen için sadece." Mantıklı geldiği için ben de peşinden ilerledim.
"Kimseye güvenmemelisin." dedim imayla.
"Bunu senin sayende çok iyi öğrendim merak etme." dedi kapısını açtığı odaya girerken.
#benimcizgim
#cizgi2023
