İçeriğe geç

Kaçınılmaz Son

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Kaçınılmaz Son

Bölüm 14

Yalnızlığa Mahkum

Çağrı'nın ağzından

Duyduğum cümleyle geriye doğru sendeledim. Merdivenin ayağına oturup başımı dizlerime koydum. Birkaç saniye gözlerimi kapatıp bekledim. Etrafımdaki sesler uğultulu bir şekilde geliyordu. Ne dediklerini anlamak için kendimi toparlamaya çalıştım. Kafamı dizimden kaldırıp onlardan tarafa döndüm.

"O gün okul bahçesindeki kızı diyorum." diye bağırdı Murat.

Araz Murat'ı itip kedi yavrusunu kucağına aldıktan sonra odanın kapısını açtı. Murat ve Çınar'ın bakışları üzerindeyken kapıyı çekip gözden kayboldu.

İnkar etmemişti. Herhangi bir inkarda bulunmayıp sadece içeri girmişti. Gerçekten kız kardeşimi öldüren o muydu? Başta düşündüğüm şey gerçekti yani. Gerçekten Araz yapmıştı. Hışımla yerimden kalkıp Araz'ın odasına ilerledim.

"Oo gelmiş Araz Bey'in koruması." dedi Çınar sinir bozucu bir tonda.

Kafamı çevirip bakışlarımı ona diktim. Bir şey söylemek istermiş gibi ağzımı açtıktan sonra vazgeçip odaya girdim. Araz kediyi hala kaldırılmamış olan yatağın üstüne bırakmış kendi de çoktan yatağına geçmişti. Beni gördüğünde elindeki kitabı sehpanın üzerine bırakıp gülümsedi.

"Ayrılalı kaç dakika oldu, özledin mi beni?" dedi gülümseyerek.

Hiçbir şey söylemeden yatağının yanına gittim. Yüzümdeki ciddiyeti fark etmiş olmalı ki yüzündeki gülüş bir an da soldu. "Bir şey mi oldu?" Meraklı bakışlarını yüzüme çevirmesi ile aldığı yumruk darbesi bir oldu.

Aldığı darbe ile savrulan kafasını tekrar benden tarafa çevirdi. Bu sefer yüzünde şaşkınlık ve sinir hakimdi. "Ne yaptığını sanıyorsun Çağrı?" dedi sitemle. Ama ses tonu sinirden çok hayal kırıklığı içeriyordu.

Yakasından tutup ayağa kaldırdım. "Güvenmemem gereken bir şerefsize güvendiğim için sinirimi çıkarıyorum." dedim sırtını arkasındaki duvara vurmasına sebep olacak kadar sert iterken. Yakasından tutup sarstım. "Neden yaptın lan? Ne yaptı o sana?" dedim sinirle.

"Çağrı, ne olduğunu söyleyecek misin artık? Kime ne yapmışım?" dedi sinirine hakim olmaya çalışırken. "Bir de soruyor musun?" dedim suratına bir yumruk daha indirirken. "Bir de soruyor musun lan!" dedim bir yumruk daha atarken. Ağzımdan başka bir şey çıkmıyor sadece bu cümleyi sayıklayarak yumruk atmaya devam ediyordum. O ise bana bir kere bile vurmamıştı. "Vursana." dedim öfkeyle. "Vursana lan." dedim tekrar yumruk atarken.

"Madem şerefsizin biriydin niye beni kandırdın?" dedim kafamı geriye atarken. Araz darbelerimden ötürü kendini yere bıraktı. Yüzü kan içinde kalmıştı ama bana bir kere bile vurmamıştı.

Araz'ın ağzından

"Ne yaptım Çağrı?" dedim şansımı tekrar deneyerek. Yere çömelip elini yakama attı tekrar. Elini yumruk yapıp tekrar havaya kaldırdı. Vurmak için yeltendi ama vazgeçti. Yerden doğrulup bana arkasını döndü. Elini kapının koluna attı ama çıkmaktan vazgeçmiş olmalı ki tekrar bana döndü.

Acımasız bakışlarını bana çevirip gözlerimin içine baktı. Beni yıkacağı o cümleler döküldü dudaklarının arasından. "Ailen seni sevmediği için onlara kızmıştım ama görüyorum ki çok haklılarmış."

"Sevilecek hiçbir yanın yok Araz Korkusuz. Şerefsiz ve yalancının birisin." dedi yanındaki duvara yaslanırken. "Ayrıca korkak ve beceriksizsin. Senden hiçbir şey olmaz." diye söylendi kapıyı çekip çıkarken.

Çağrı kapıyı çarpıp çıktıktan sonra yerden destek alarak ayağa kalktım. Banyoya geçip duşa girdim. Murat ve Çınar'ın darbeleri yetmezmiş gibi bir de Çağrı'nın darbelerini yemiştim ama sinirim yediğim darbeler için değil bu darbeleri neden yediğimi bilmediğim içindi. Kime ne yapmıştım? Ne demek istiyordu? Asla açık konuşmuyor ve bu beni yoruyordu. Geçen birkaç dakikanın ardından duştan çıkıp kendimi yatağıma attım.

Bakışlarımı tavana çevirip gözlerimi kapattım. Gözlerimin açık durmasının hiçbir anlamı yoktu. Düşünmek canımı daha çok yakıyordu ve söylediği şeyde haklı olması daha çok yakıyordu. Sevilecek hiçbir yanım yoktu. Sonuna kadar haklıydı. Gözümden birkaç damla yaş yanağımdan süzülüp yastığıma düştü. Artık ağlamayacaktım. Bu hayatta her zaman ağlayan ben olmuştum. Gözümden birkaç damla yaş daha süzüldü. Ardından birkaç damla yaş daha. Yapabildiğim tek şey ağlamamam gerektiğini kendime hatırlatıp durmaktı, bunun hiçbir faydası olmamasına rağmen.

Gözlerime çarpan güneş ışığı ile gözlerimi araladım. Ağlarken uyuyakalmıştım. Her tarafım dövülmüş gibi ağrıyordu. Dövülmüş gibi değil gerçekten dövülmüştüm zaten. Bu düşünceye gülümseyerek yataktan doğruldum. Dolaba ilerleyip kedilerin mama kabına biraz süt dökmüştüm. Ben de kendi payımı alıp masanın üzerine bıraktım. Üzerimdekileri değiştirip bahçeye ilerledim. Sakin bir köşe bulup başımı geriye doğru attım. Gözüme gelen güneş ışığını elimle siper etmeye çalışırken gözüme çarpan süliet ile bakışlarımı ona odakladım. Çağrı'ydı. Üzerine beyaz bir tişört giyip üzerine de kırmızı siyah bir kareli gömlek atmıştı. Etrafına bakarak yürürken bakışlarımız kesiştiğinde kafasını başka tarafa çevirerek yürümeye devam etti.

Ben de bakışlarımı yemekhaneden yürüyüşe çıkan birkaç gence çevirdim. Görüş açıma nefret ettiğim iki yüz girdi. Murat ve Çınar Çağrı'nın yanına ilerleyip bir şeyler gevelediler. Uzakta olmanın dezavantajı ile ne konuştuklarını duyamıyordum. Bakışlarını benden tarafa çevirip sohbetlerine devam ettiler. Böylelikle benim hakkımda konuştuklarını anlamış oldum. Gülerek yerimden kalkıp antrenman alanına geçtim.

Bir köşe bulup oraya oturdum. Herkes yavaş yavaş alana geldiğinde oturduğum köşeden kalkıp yanlarına geçtim. Düz bir sıra oluşturup eğitmenin gelmesini bekledik. Konuşan birkaç kişinin sustuğunu fark etmem ile eğitmenin bizden tarafa geldiğini anlamam geç olmamıştı. Her zamanki emirlerini yerine getirttikten sonra içeriye birinin gelmesi ile o da olduğu yerde durdu. "Hoş geldiniz Feyzullah Bey." dedi saygıyla eğilirken. Onun sabah sabah burada işi neydi?

Feyzullah sıranın önüne gelerek her zamanki sahte gülümsemesini takındı. "Günaydın gençler!" diye seslendiğinde enerjisi tükenmeyen birçok genç aynı şekilde karşılık verdi.

"Birçoğunuz buraya neden geldiğimi merak ediyor olmalısınız." dedi yanıma yaklaşıp elini omzuma atarken. Bakışlarım yüzünde gezinip sonrasında eline kaydığında gülümseyerek yüzüme bakmaya devam ediyordu. "Madem öyle sizi daha fazla bekletmek istemem. Burada bulunan birkaç kişi görev amaçlı bir haftalığına farklı yerlere gidecek." dedi bakışlarını tekrar bana çevirirken. "Ben bu kişileri duyuracağım ve onlar bugün hazırlıklarına başlasın." dedi elini omzumdan çekip geriye doğru giderken.

Elindeki kağıdı açıp isimleri okumaya başladı. "Araz Korkusuz." dedi bakışlarını benden tarafa çevirerek. Hiç şaşırmamıştım böyle görevler için ilk seçilen kişi ben olurdum zaten. Uzun boylu kıvırcık kumral çocuk öne atılarak sessizliği bozdu. "Bu görevlerin zor ve tehlikeli olduğunu duymuştum." dedi. Aslında bunu bildiği için değil de sormak amaçlı demişti.

Feyzullah başını salladı. "Haklısın, bu görevler biraz tehlikelidir ama merak etmenize gerek yok sizi bu seviyede yetiştiriyoruz." dedi başını sallayarak. O sırada biri kahkaha atarak konuşmaya başladı. "Öyle mi? Tüh şimdi herkes Araz'ın gitmesine çok üzüldü." dedi gözlerini kısarak. Bu cümlesinin üzerine birkaç kişi de kahkasına ortak oldu. Murat'ın yanında duran sarışın çocuk bakışlarını Çağrı'ya çevirdi. "Bunu önemseyecek tek kişi Çağrı'dır." dedi.

Çağrı bakışlarını önündeki boş duvara dikmişti. "Araz sence gitmen umrumda mı?" dedi. Sesi en ufak bir duygudan yoksundu.

Bir şey demediğim için bakışlarını bana çevirdi. Bunun üzerine ortamdaki birkaç kişi bana birkaç kişi de Çağrı'ya döndü. Ortamda fısıldaşmalar oluştu ama bu fısıldaşmalar çok kişi arasında konuşulduğu için fısıltı olmaktan çıkıyordu. Feyzullah'ın sesi bütün fısıldaşmaları kesti. "Tamam, sessiz olun." dedi bana bakarken. Bakışlarındaki duygunun acıma mı yoksa başka bir duygu mu olduğunu anlayamadım. "İkinci kişi Yiğit Keskin." dedi aramızda bir adamlık mesafa olan esmer çocuğa bakarken. "Çağrı Seçkin, Melih Özdemir, Fatih Yılmaz, Murat Acar, Çınar Akay." dedi yüksek sesle. "Son olarak Deniz Bilgin." dediğinde Çağrı'nın çocukluk arkadaşının iznini bitirip geri geldiğini anlamıştım.

"İsimlerini saydıklarım yanlarına birkaç eşya alıp bir saat içinde hazır olsun. İsmini saymadığım kişilerse odalarına çıkıp dinlenebilir." dedi bakışlarını eğitmene çevirerek. Eğitmen başını hafifçe öne eğip Feyzullah'ın geçmesi için yer açtı.

Feyzullah'ın gitmesi ile ortama bir gürültü hakim oldu. Kalabalığın arasından geçmeye çalışırken biri hızla omzuma çarpıp uzaklaştı. Uzaklaşan kişiye baktığımda Çağrı olduğunu fark ettim. Kafasını arkaya çevirip bana baktığında gözündeki nefreti iliklerime kadar hissettim.

Çağrı'yı umursamadan odama doğru ilerledim. Her şeyi umursayacak değildim sonuçta. Bu düşüncelerimi yalanlayan şey yanağımı ıslatan iki damla yaş oldu. İnsan bazı şeylere alışamıyordu. Ona güven verip sonrasında çekip gidilmesine alışmak kolay olmuyordu. Yalnızlığa alışmak kolay olmuyordu ve yine bir başınaydı. Doğduğu günden beri yalnızlığa mahkumdu.

En başında uyarmıştı Çağrı'yı madem o da bunu yapacaktı neden başta böyle davranmıştı? Ama bunun için kimseyi suçlayamazdı. O da bir insandı ona büyük değer yüklemesi sadece kendi aptallığıydı.

Çocukluğunda ona güçlü olmayı öğretmek isterlerken en güçsüz çocuğu yarattıklarından haberi yoktu kimsenin. Şimdi ise bunun için onu suçluyorlardı.

Yanağındaki yaşları silip kafasını kaldırdı. Madem güçlü olması gerekiyordu denemeliydi en azından.

#benimcizgim

#cizgi2023

Bölüm sonu

2 yorum