İçeriğe geç

Kaçınılmaz Son

Bölüm 11 · 8 dk okuma

Kaçınılmaz Son

Bölüm 11

Sergi Heyecanı

Çağrı'nın ağzından

Bugün gördüğüm Araz'ı her zaman görmek istiyordum. Kendinden çok emin olan hareketleri hoşuma gidiyordu. Kafasına vurduğum için göz devirerek yatağına ilerledi o da. Yatağına oturacağı sırada aklına bir şey gelmiş olmalı ki bana doğru döndü. Avucunun içinde tuttuğu şeyi uzattı. Açelya'nın kolyesiydi.

"Buldum." dedi sadece yatağına dönerken.

"Teşekkür ederim." dedim içtenlikle. Verdiği sözü tutacağını biliyordum zaten. Kafasını sallamakla yetindi.

"Araz." dedim bana dönmesini sağlayarak. "Özür dilerim." dedim, gözleri irileşmişti. "O gün Çınar sana vurduğunda yardım etmediğim için özür dilerim. O gün yaptığım şey tam bir saçmalıktı farkındayım. Neden öyle yaptığımı ben de bilmiyorum." dedim hızlı hızlı konuşarak.

"Sorun değil." dedi sadece ama sorun olduğunu biliyordum. Sonuçta beni arkadaşı olarak görüyordu ve bu yaptığım sadece saçmalıktan ibaretti.

"Sorun olduğunu biliyorum. Gerçekten kusura bakma." dedim tekrar.

"Sorun olmadığını söyledim Çağrı." dedi bakışları penceredeyken. "Gerçekten sorun değil. Ben çoktan unuttum bile." dedi. Sesi gerçekten samimi olduğunu vurguluyordu.

"Tamam o zaman. Bir daha böyle bir şey yaparsam sen de beni ölümüne döv." dedim gülümseyerek.

"Seve seve." dedi o da gülümsememe ortak olarak.

"Araz sana bir şey soracağım." dedim. Konuşmak istediğim her şeyi şu an konuşmalıydık. "Bir yara daha açmaya varım derken ne demek istedi?" dedim. Yüzüme baktı sadece. Ya anlamamıştı ya da anlamamazlıktan gelmeyi tercih ediyordu.

"Cevap verecek misin?" diye sordum.

"Hiç. Bir dönem aldığım cezalar vardı benim de." dedi sadece. "Araz" demiştim ki konuşmam yarım kaldı. "Çağrı başka soru sorma olur mu? Uykum geldi. Yatıp dinleneceğim." dedi arkadasını dönerken. "Sen de yat uyu." dedi yorganı üzerine çekmeden önce.

İki hafta sonra

Çağrı'nın ağzından

Sabah güneşin ilk ışıkları ile gözümü açtım. Çağrı üzerinden yorganı düşürmüştü gidip üzerine örttüm. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Gidip bir duş alsam çok iyi olurdu. Dolabımdan birkaç parça kıyafet aldıktan sonra banyoya ilerledim. Suyun vücuduma temas etmesi beni kendime getirmişti.

Buraya geleli iki haftayı geçmişti ama ben hala hiçbir şey bulamamıştım. Araz ile daha yakın olmuştuk bu iki haftada. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Ayrıca Araz'a eskisi gibi kötü davranmıyorlardı. Yani Araz artık kendini savunuyordu gücü yettiği kadar. Belki de ben Araz'ın yanında olduğumdan ötürü de yaklaşmıyor olabilirlerdi. Banyodaki aynanın karşısına ilerledim. Aynanın önüne geçip sırtımı döndüm. Görebildiğim kadarıyla yara oldukça kapanmıştı. Çok belirgin bir iz kalmamıştı. Araz'ın verdiği kremden ötürü olsa gerekti.

Banyodan çıkıp masaya ilerledim. Dün Araz ile çizdiğimiz resimler masanın üzerinde duruyordu. İkimiz de internetten bulduğumuz kedi fotoğraflarını çizmiştik. Resim yeteneği benimkinden iyiydi. Eğer öyle bir yeteneğim olsa burada kendimi harcamazdım ama o da burada kalmak istemediğini söylemişti zaten. Zorla mı tutuyorlardı yani? Oldukça yakın olduğumuzu söylesem de hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Muzlu süt ve kedileri sevmesi dışında tabii.

Yatağıma doğru ilerledim. Okuduğu kitabı elime alıp incelemeye koyuldum. Kitabı incelediğim sırada küçük bir kağıt parçası yere düştü. Merakıma yenik düşüp kağıdı inceledim. Üzerine bir şeyler karalamıştı.

"Susmak da bir çeşit

intiharmış meğer

Söyleyemedikleriyle de

kıyarmış insan canına..."

Haklıydı fazlaca haklıydı. Kağıdın arkasını çevirdim. Uzun bir paragraf yer alıyordu.

"Ben bunları yaşamak zorunda mıydım? Ne suçum vardı? Başkalarının yaptığı hatalardan dolayı tüm ceza bana verilmişti. Daha dört yaşındayken hayatımı bitirmişlerdi. İnsanlar neden benden hiç hoşlanmadı? Hiçbirine bir şey yapmadığım halde neden böyle davrandılar? Sevmeyi neden hiç denemediler? Ailem neden bir gün olsun bana sarılmadı? Onlar da haklıydı belki çok güçsüz belki de fazlaca beceriksizdim ama ailem benim beceriksiz olduğum anlarıma bile şahit olmamıştı o kadar bile dayanamamışlardı çünkü bana. Ailem demem bile yanlıştı. Hiç ailem olmamıştı benim zaten. Daha dört yaşındaydım bu adamla tanıştığımda. Özgürlüğüme müebbeti asıl o gün yemiştim. Ben tüm bunlara katlanmak zorunda mıydım? Tacize uğramaktansa şiddete razıydım. Beni buna katlanmak zorunda bırakan hayattan nefret ettim, nefret edeceğim. Asla bana güvenip benim de ona sığınabileceğim biri olmayacak değil mi? Asla bir arkadaşım olmayacak. Beni bunlara katlanmaktan kurtaracak biri olmayacak."

Cümleler burada son buluyordu. Birine anlatamasa da çareyi kalem ve kağıtta bulmuştu anlaşılan. Taciz ve şiddete maruz kalmıştı demek. Bu hayatta kimsenin ne yaşadığını bilemezdik. İki lanet şey arasında seçim yapmak zorunda bırakılmak... İnsanlar her daim acımasızdı. Masamdaki kalemi aldım ve kağıdın altındaki boş alana not düştüm.

"Bir gün sana

Dünyada katlanılıcak

Tek şeyin

Sevgi olduğunu

öğreteceğim."

yazdım sevdiğim kitaptan alıntı yaparak. Arkadaş mı istiyordu? O zaman onunlaydım. Bazı insanlar kesinlikle çocuk sahibi olmamalıydılar. Aile olacak potansiyele sahip değildi herkes. Araz yatağında kıpırdanmaya başladı. Yavaşça gözlerini araladı. Bense kağıdı kitabın arasına yerleştirip yatağıma uzandım. Bu adamla derken kimden bahsediyordu?

"Günaydın." dedi gözlerini açmak için büyük çaba sarf ederken.

"Günaydın." dedim. O sırada odanın kapısı çaldı ve içeriye Çınar girdi. "Uyandıysanız kalkın artık. Kahvaltı yapıp bir sergiye gidiyoruz. Bugün patron o sergide yer alacak ve biz de onun yanında duracağız." dedi. Bize haber vermekten nefret ettiği yüzünden belliydi.

"Ne sergisi?" diye sordu Araz yatakta doğrulurken.

"Sergiyi gezmeye gitmiyorsun. Feyzullah Bey'in yanında durmaya gidiyorsun." dedi sitemle. Benden tarafa döndüğünde yüzümdeki sorgulayıcı bakışı görmüş olmalı ki tekrar Araz'a döndü. "Resim sergisi. Senin seveceğin bir sergi." dedi kısaca. Araz'ın yüzündeki heyecanı görmüştüm o an. Gülümseyerek bana döndü. Hep bir sergiye gitmek istediğinden bahsetmişti dün gece.

Çınar tam odadan çıkacaktı ki tekrar benden tarafa döndü. "Bu arada odan tamamlandı. İşimiz bittiğinde buradan kurtulabilirsin." dedi Araz'a sinir bozucu bakışlarını yollarken.

Araz'ın yüzündeki gülüş bu dediğiyle soldu. Bakışlarımı Çınar'a çevirip gözlerine baktım. O sinsi gülüş vardı yine yüzünde. "Araz'ın odası kurtulmak istediğim bir yer değil." dedim ayaklanırken.

Araz'ın benden tarafa döndüğünü fark etmiştim ama ben ona bakmadım. Çınar göz devirerek odadan çıktı. Araz'ın bakışları ise hala bendeydi. "Bugün kalkmayı düşünüyor musunuz?" dedim sitemle ona dönerek. O ise hala şaşkınlıkla beni izliyordu. "Kalk oğlum hadi. Sergiyi aramızda en çok sevecek olan kişi sensin. Seni bırakıp gitmemizi mi istersin yoksa?" dedim kaşımı 'öyle mi?' der gibi yukarı kaldırırken. Bu dediğim ile ayaklanması bir oldu. Hemen banyoya yöneldi.

Arkasından gülümseyerek bakmıştım ama aklım hala yazdığı kağıttaydı. Kim neden bir insana bunları yaşatırdı? İnsanlardan bahsediyorduk gerçi. Her şeyi yapabilecek türde varlıklardık. Bizi mutlu edecek şeyleri yaparken başkalarını umursamazdık zaten.

Geçen birkaç dakikanın ardından Araz banyodan çıktı. "Sonunda." dedim gıcıklık olsun diye.

"Ne var? İki dakika sürdü giyinmem." dedi masumca.

"İki dakika mı? Zamanla aran yok anlaşılan." dedim sırıtarak arkamı dönerken.

"Nasıl? Hemen çıktım." dedi duvardaki saate bakışlarını çevirerek.

Ondan tarafa bakıp gülümsedim. "Şaka yapıyorum Araz. Evet, hemen çıktın. Hadi gidip biraz atıştıralım sonra da sergiyi gezeceğiz." dedim büyük bir gülümsemeyle.

"Evet, sergiyi gezeceğiz." dedi yüzündeki masum gülüşle. "Sergiyi gezeceğiz." dedi odanın kapısını açarken. Kapıdan çıkacakken vazgeçmiş gibi arkasına dönüp duvardaki fotoğraf ve çizimlere baktı. "Bugün ilk defa sergiyi gezeceğim." dedi onlarla konuşur gibi.

Elimi saçına atıp karıştırdım. "Evet, sergiyi gezeceksin ama geç kalacağız gibi. Sanırım bizi götürmeyecekler." dedim yüzümdeki samimi gülümsemeyle. Kolumdan tutup kapıdan çıkardı. "Haklısın, geç kalmayalım. Sergiyi gezeceğiz bugün." dedi tekrar.

Öyle bir çekiştiriyordu ki düşmemek için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Parka götürülen çocuklar gibi davranıyordu. Merdivenlerden çıkarken ayağı takılıp yalpaladı. Diğer elimle tutup dengesini sağladım. "Araz, biraz sakin olur musun?" dedim endişeyle. "Böyle yaparsan gitmeden öleceğiz zaten." dedim önüme gelen saçı elimle tarıyor gibi arkaya atarken.

Tamam der gibi kafasını salladı. Yemekhaneye çıkıp birkaç parça bir şey yedik. Araz ise heyecandan ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Sürekli çizimler hakkında bildiklerinden bahsediyordu. Masadan kalkıp çıkışa doğru ilerledik. Henüz kimse görünmüyordu etrafta. Yine en erken biz çıkmıştık. Araz ise pencerenin camından yansıyan görüntüsüne bakıyordu.

"Yakışıklısın." dedim bakışlarımı üzerinde gezdirirken. Siyah bir takım elbise giyip saçını da dağınık bırakmıştı her zamanki gibi. Ben de siyah bir takım elbise giymiştim ama ben saçımı dağınık bırakmak yerine şekil vermiştim.

"Biliyorum." dedi kendinden emin bir gülüş atarak. Cama dönüp tekrar kendine baktı. Sonra benden tarafa döndü. "Gerçekten iyiyim değil mi?" dedi. "Harbi yakışıklı adamım." dedi kendini süzerken. Kendi kendine nazar değdirecekti aptal.

"Öylesin öylesin." dedim gözlerimi devirmeme engel olamayarak. Cebimden telefonumu çıkarıp saate baktım. Buluşma saatimize on dakika vardı. Birkaç kişi de yemekhaneden çıkmaya başlamıştı zaten. Telefonu cebime atacağım sırada aklıma gelen düşünceyle arka kamerasını açtım. "Araz, bu tarafa bakabilir misin?" dedim gülümseyerek.

Kafasını çevirip bana baktı. "Ne yapıyorsun?" dedi telefona elini uzatarak.

"Ne yapıyor gibi görünüyorum? Fotoğrafını çekeceğim." dedim kamera açısını ayarlarken.

"Nasıl poz versem ki?" dedi dalga geçerek.

"Poz vermene gerek yok. Gayet iyi gözüküyorsun." dedim bakışlarım üzerinde gezinirken. Fotoğrafını çekip telefonu cebime atmaya yeltendiğimde Araz telefonu elimden aldı. "Bir tane de selfie yapmaya ne dersin?" dedi açıyı ayarlarken. "Fotoğraf çekinmeyi sevmem." diye söylenmem Araz için hiçbir anlam ifade etmiyordu anlaşılan. Fotoğrafı çekip telefonu bana uzattı. Telefonu alıp cebime attım.

"Gençler yarınız buna diğer yarınız da bu arabaya geçsin." dedi kıvırcık siyah saçlı bir çocuk.

Sağımızdaki arabaya doğru ilerledim. Araz da peşimden geliyordu. "Araz, sen bu arabaya geç." diye seslendi ilk gün yanıma gelen sarışın adam. Arkamı dönüp Araz'a baktım, o arabaya gitmek istemediği gayet açıktı. Sarışın adama döndüm. "Ben de o arabaya geçiyorum o zaman." dedim yönümü o araca çevirirken.

"Hayır, sen öbür araca bin. Hepimiz buna sığamayız." dedi bir şeyleri hesaplıyor gibi.

"Sığamazsak eğer bu araçtan biri öbürüne geçer." dedim Araz'ın kolundan tutup soldaki arabaya yürürken. Adam sadece kafasını sallamakla yetindi. Araz kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Bakışlarında küçük bir çocuğun gözündeki ışıltı gibi bir parlaklık vardı. Bense korumacı bir baba rolüne bürünmüştüm bile. "Bin." dedim kafamla kapıyı işaret ederek. Kafasını sallayıp koltuğa geçti. Yanına yerleşmiştim ben de çoktan.

Çınar ve Murat tam önümüzde oturuyorlardı. Çınar'ın bakışı sürekli olarak Araz'daydı. Araz ise onunla göz teması kurmaktan kaçınıyordu.

Elimi Çınar'ın gözünün önünde salladım. "Bu bakış da ne böyle? Gözünü alamıyorsun." dedim şakayla karışık bir ciddiyetle. Dalga geçmiştim geçmesine ama sorun olmasa şu an burada onu dövebilirdim. Benim tepkimle bakışlarını camdan dışarı çevirdi.

Birkaç dakikanın ardından nihayet serginin önüne gelmiştik. Bakışlarımı Araz'a çevirdim. Yüzünde kocaman bir gülüş vardı. Araz'ın gözündeki ışıltı etraf karanlık olsa bile aydınlatmaya yetecek durumdaydı.

#benimcizgim

#cizgi2023

Bölüm sonu

2 yorum