İçeriğe geç

Kaçınılmaz Son

Bölüm 12 · 9 dk okuma

Kaçınılmaz Son

Bölüm 12

Tezat Mutluluk

Çağrı'nın ağzından

Araz pencereden dışarıya bakmaya devam ediyordu. Kafamla kapıyı işaret ettim.

"İnmeyi düşünüyor musun Araz?" dedim sıkılmış gibi.

Tamam anlamında kafasını sallayıp kapıyı açtı. Yüzünden gülüşünü eksik etmiyordu. Araz'ı ilk defa bu kadar mutlu görmüştüm. O kapıdan çıktıktan sonra ben de gülerek peşinden indim. Feyzullah denen adam da önümüzdeki gri mercedesten inmişti. Yanına doğru ilerledik. Kapının önüne geldiğimizde Araz'ın gülüşü daha da büyümüştü, artık istediği yere ulaşmasına saniyeler kalmıştı. Feyzullah kafasını bizden tarafa çevirdi. Bakışlarını Araz'a çevirerek sinir bozucu bir bakış attı. "Sen burada bekle." dedi. Araz'ın yüzü düşmüştü.

Feyzullah sergiye doğru ilerlemeye devam etti. Arkasından seslendim. "Neden hepimiz gidiyorken o dışarıda dursun ki?" dedim sitemle.

Arkasını dönüp delici bakışlarını bana attı. "Zaten yanımda birçok adam var. Birinin dışarıda gözcülük yapması gerekli ve şanslı kişiyi o seçtim. Bir sorun mu var?" dedi sorgulayarak bakarken.

"Peki neden tek kişi gözcülük yapmak zorunda? Madem öyle sizin yanınızdaki adamlar yeterince çok diye düşünüyorum. Araz'ın yanında bir kişi daha kalmalı, ben de onun yanında kalabilir miyim?" dedim ciddi bir şekilde.

Tamam dercesine omzunu silkip içeriye doğru ilerledi. Araz gidip serginin önündeki merdivenlere oturdu. Herkes içeri girdikten sonra yanına ilerledim. Birkaç dakika bir şey demeden yanında oturdum sadece. Bacaklarını karnına çekip kollarını bacaklarına sardı, kafasını dizlerinin üstüne koydu. Elimi atıp saçını dağıttım. "Böyle mi gözcülük yapıyorsun? Önüne bile bakmıyorsun, birinin geldiğini nereden göreceksin?" dedim gülümseyerek.

Amacım moralini yerine getirmekte ama işe yaramamıştı tahmin ettiğim gibi. "Çağrı elini saçımdan çekebilir misin?" dedi sert bir sesle. Elimi çekip dizimin üstüne koydum. "Boş ver, alt tarafı resimler var işte, başka bir şey yoktu." dedim. Kafasını kaldırıp gözlerime 'sen ciddi misin?' dercesine baktı. Bakışlarımı kaçırdım aklıma diyebilecek bir şey gelmemişti çünkü.

Benden herhangi bir cevap alamadığı için kafasını tekrar dizlerine koydu. "Haklısın, alt tarafı resimdi. Bazı şeyleri çok fazla büyütüyorum." dedi fısıltıyla. Sesindeki hüznü gizlemeyi başaramamıştı ama.

Bazı şeyleri büyüttüğünü düşünmüyordum. Bu hayatta istediği çoğu şeyi yapamamıştı belli ki. Bu da onlardan biriydi. Sorun bugün sergiye girememesi değildi, sorun hayatta istediği birçok şeyi yapamamasıydı. Canını sıkan şeyin bu olduğunu gayet iyi anlıyordum çünkü ben de ailem hayatımdan çıktıktan sonra istediğim çoğu şeyi yapamamıştım çünkü bakmam gereken bir kardeşim vardı. O yüzden çoğu isteğimden vazgeçmek zorunda kalmıştım. Liseyi bile okumamıştım mesela.

Bazen hayat bir şeyler yapmamızı engeller kuralları hayat belirler çünkü. Biz kurallara göre oynamaya çalışırız, bu kurallar ne kadar hoşumuza gitmese de değiştiremeyiz.

"Senin bugün sergiye girmeni ben de isterdim ama elimden bir şey gelmiyor Araz." dedim. Kafası dizlerindeyken beni dinliyordu. "Sana bir sözüm daha var o zaman." dedim kafasını kaldırmasına sebep olarak. "Seni istediğin bir sergiye getireceğim." dedim kararlı bir şekilde.

Bakışlarını kararlı olduğumu belli eden gözlerime çevirdi. "Böyle bir beklentim yok." deyip ayağa kalktı.

Kafasını aşağı eğip,"İstediğin bir şey var mı? Markete gidiyorum." diye sordu.

"Kendine ne alırsan bana da ondan al." dedim sadece.

"Muzlu sütü sevmediğini söylemiştin."

"Tamam bir tane sprite al o zaman." dedim.

Kafasını tamam anlamında sallayıp yolda ilerlemeye devam etti. Kafasını aşağıya eğip ayaklarına bakarak yürüyordu. Ağlamamak için kendini sıktığı çok belliydi ama bu sefer ağlamasının sebebi hüznü değil siniri yüzündendi. Belki de çoğu zaman sinirinden ötürü ağlıyordu zaten.

Ayağa kalkıp bir duvara yaslandım. Etrafa bakınmaya karar verdim. Serginin olduğu yer iki katlı bir binaydı. Dış cephesi geometrik şekillerle oluşturulmuştu, etrafını ise ağaçlar ve çiçekler çevreliyordu. Oldukça hoş bir görüntüye sahipti. O sırada Araz'ı karşı kaldırımdan gelirken gördüm. Araz'a bakarken birinin omzuma dokunması ile kafamı soluma çevirdim. Soluma baktığımda çocukluk arkadaşımı gördüm. Görüşmeyeli beş yıl olmuştu sanırım. "Siz sergilere katılır mıydınız Çağrı Bey?" dedi gülümserken.

"Siz hiç çıkmıyorsunuz sergilerden." dedim gülerken.

"Sorma, arkadaşım bayılıyor böyle sergilere. Gelmezsem ayıp olur. O her daim yanımda." dedi samimi bir gülümsemeyle.

Araz'ın ağzından

Elimdeki poşete eğilip aldığım şeyleri kontrol ederken serginin önünde Çağrı ile esmer bir çocuğun konuştuğunu gördüm. Oldukça samimilerdi uzaktan anladığım kadarıyla. Yanlarına doğru ilerledim. Çağrı geldiğimi fark ettiğinde bana bakıp arkadaşına döndü. "Tanıştırayım, Araz benim çalıştığım yerde çalışıyor. Bu da Deniz çocukluk arkadaşım." dedi kısaca. Deniz elini uzatıp gülümsedi. Ben de elini sıktım. Tanıştığıma memnun oldum der gibi başımı eğdim hafifçe. O da aynı şekilde karşılık verdi.

"Sen nerede çalışıyorsun?" dedi. Soruyu Çağrı'ya yöneltmişti.

"Bir şirkette korumayım." diye açıkladı kısaca. "Araz ile orada tanışıp arkadaş olduk." dedi bakışlarını bana çevirerek.

"Anladım. Hangi şirket?" dedi tekrar. Ne meraklı bir arkadaşı vardı? Arkadaşıydı sonuçta bilmek hakkıydı. Kafamdaki düşünce ile susmayı tercih ettim sadece.

"Kara İnançlar." dedi Çağrı.

"Gerçekten mi? Nasıl ya, ben seni neden hiç görmedim ki? Ben de orada çalışıyorum." dedi şaşkınlıkla.

"Gerçekten mi?" dedi Çağrı da şok olarak.

"Gerçekten ama ben yemekhaneye pek inmiyorum. Ondan dolayı olsa gerek. Hem o kadar kalabalık içerisinde antrenmanda da fark etmemişimdir. Zaten iki haftadır da izindeyim." diye açıkladı kendini.

"Zaten ben buraya gireli çok olmadı. Büyük ihtimal ben geldiğimde sen izine çıkmışsın." dedi Çağrı da.

"Evet, olabilir." diye cevap verdi Deniz. "Neyse ben artık gideyim. Size kolay gelsin. İki gün sonra iznim bitiyor o zaman bol bol konuşuruz." deyip bakışlarını bana çevirdi. "Görüşürüz Araz." dedi gülümseyerek.

"Görüşürüz." dedim ben de ona bakarak. Gidip eski yerime oturdum. Çağrı'nın yanıma geldiğini ayak seslerinden anlamıştım. Elime muzlu sütümü alıp pipeti taktım. Çağrı da yanımdaki yerine yerleşti. Sprite'ı ona doğru uzattım. Elimden alırken bakışlarını yüzüme yöneltti. Ağladığımı fark etmesini istemiyordum. Bu yüzden kafamı biraz daha eğdim.

"Şu an bir korumanın elinde muzlu süt olduğunu gören biri senden kaçar mı emin olamadım." dedi gülümseyerek. Bir şey dememeyi tercih ettim. Şu an ne konuşmak için ne de tartışmak için enerjim vardı.

"Araz" dedi sprite'ını açarken. "Bir daha ağlama. Söz verdim seni sergiye getireceğim." dedi yutkunarak.

Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Ağladığımı anlamasın diye o kadar da uğraşmıştım halbuki. Gözlerime bakıp elini saçıma attı. Gözümü eline bakmak için kaldırdığımdan olsa gerek elini geri çekti ve bakışlarını yola çevirdi.

"Ağladığında çok çirkin oluyorsun o yüzden bir daha ağlama." dedi bakışlarını yola dikmişken.

Kafamı bıkkınca salladım. Bana bakıp gülümsedi. "Hadi kendine gel." dedi elimdeki sütü kaparak. Ayağa kalkıp elinde salladı.

"Çağrı getir şunu. Hiç oyun oynayacak havamda değilim." dedim sıkıntıyla.

Ama beni hiç umursamadı. Gülümseyerek ilerlemeye devam etti. Yanına doğru ilerledim. İlerideki kedi yavrusu gözüme çarptı. O sırada Çağrı'nın ayağı takılıp geriye doğru sendeledi. Öne doğru atıldım. Kedinin yanına koştum. Çağrı'nın yakınışı gecikmemişti.

"Ben düşüyorum sen kedi peşindesin." dedi sitemle. Gülümseyerek ondan tarafa baktım. Önce gözlerini devirse de o da gülümseyerek karşılık vermişti. Yavaşça yanıma gelip diz çöktü. "Bak bulduk bile kediyi. Sana bulacağımızı söylemiştim değil mi?" dedi kedinin ensesini okşarken. Kafamı salladım gülümseyerek.

"Keşke odama götürebilsem." dedim dalgınlıkla. Dışımdan söylediğimi Çağrı'nın bana dönen bakışlarından fark etmiştim. Kafamı kediye çevirdim tekrar. Ayağa kalkıp etrafı aradı.

"Sanırım annesi yok." diye seslendi çevreyi gözleriyle tararken. Karşı tarafta üzerinde beyaz gömlek, altında da bol bir siyah kot olan adam Çağrı'ya baktı.

"Sabah bir kadın bıraktı onları buraya." dedi. Çağrı bakışlarını adama çevirdi.

"Onlar derken?" diye sordu.

"İki tane yavru vardı sabah bırakırken." dedi adam yoluna devam ederken. Onlar da terk edilmişti yani benim gibi. Daha yavruyken bir başına kalmışlardı. Çağrı kenardaki yüksek duvarın yanına gidip etrafı aradı. Yüzündeki gülüşten aradığını bulduğu anlaşılıyordu. "Buldum." diye bağırdı benden tarafa. Elinde benim bulduğum kediye tezat bulduğu siyah bir kedi vardı. "Hadi sen de bulduğun kediyi de alıp gel. Merdivenlerde oturalım en azından." dedi elindeki kediyi bir yandan severek yürürken.

Önümdeki beyaz kediyi de alıp Çağrı'nın peşine takıldım. Çağrı çoktan merdivene oturmuştu. Ben de yanına geçtim. "Gözleri daha yeni açılmışa benziyor. Ya bir ya iki gün olmuş gözlerini açalı." dedim elimdeki kediyi severken. Çağrı kafasını salladı.

"Sütünü birileri ile paylaşman gerek sanırım." dedi gülümseyerek.

"Hayır, paylaşmam. Süt istiyorsan git al kendine." dedim elindeki sütü almak için uzanırken.

"Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordu verdiğim tepkiye şaşırdığını belli eden bakışlarla yüzümü inceleyerek.

"Hayır, ciddiyim. Neden senle paylaşmam gerek ki? Hem sen süt sevmediğini söylememiş miydin?" dedim sütümü elinden alırken.

Kahkaha atarak öne eğildi. "Gülme." dedim sinirle.

"Tamam tamam anlaşıldı. Gidip marketten süt almam gerek sanırım." dedi gülmeye devam ederken. "İnsan bu yavrulara kıyar mı? Bir de kedi aşığı olduğunu sanardım." dedi kınıyor gibi.

Şimdi anlamıştım, sütü kendi için değil kediler için istiyordu. "Aa önce desene nereden bileyim kediler için istediğini." dedim sütü ona uzatırken.

Sütü almayıp avcunu açtı. Kafası ile sütü dökmemi işaret etti. Dediği şeyi yapıp sütü avcuna döktüm. Minik kediler yavaşça ona doğru ilerleyip sütü içmeye başlamışlardı bile. Oldukça açlardı kesin ya da muzlu sütü onlar da benim gibi sevmişti. "Onlar da senin gibi muzlu süt aşığı sanırım." dedi gülümserken. Aradan geçen birkaç dakikanın ardından sessizliği bölen onun fısıltı gibi çıkan sesiydi.

"Ben açlıktan ölsem benimle paylaşmayacaksın anlaşılan." dedi hüzünle. Ciddi bir hüzün müydü yoksa bunu da mı dalga geçmek amaçlı yapmıştı anlamadım. Omzuna vurdum yavaşça.

"Saçmalama, ölecek olsan paylaşırdım." dedim süt içmeyi bitirmiş olan kediyi kucağıma alırken.

"Sağol Araz, çok iyisin." dedi iğneleme yaparak yerden kalkarken. Gülümseyerek arkasından baktım. Elini yıkayıp geri yanıma geldi.

"Adam bizi buraya gözcülük yapmamız için dikti. Biz muzlu sütümüzü içip iki yavru kedi bulup sütün yarısını da onlarla paylaşıp oturuyoruz." dedi kafasını iki yana sallarken.

Gülümseyerek kafamı kaldırdım. "Çünkü biz mükemmel insanlarız." dedim.

O sırada içerden korumalar çıkmaya başlamıştı bile. "Sonunda bitti anlaşılan." dedi Çağrı sıkıldığını belli edercesine. Yerden kalkıp bana da başıyla ayağa kalkmam gerektiğini işaret etti. Yavaşça ayaklanıp beyaz kediyi kucağıma aldım. Uyumuştu ama ayaklanmam ile gözlerini irice açtı. "Özür dilerim seni uyandırmak istemezdim." dedim başını okşarken. "Seni bırakmak da istemezdim." dedim sessizce.

Yavaş adımlarla duvar kenarına ilerlemeye başladım. "Nereye gidiyorsun Araz? Araba bu tarafta." dedi başıyla arabayı işaret ederek. Kafamla kediyi gösterdim. "Duvar kenarına bırakalım. Açık alanda kalmasınlar en azında-" diyordum ki yerdeki siyah kediyi kucağına alıp arabaya doğru yöneldi. Eve götürcekti öyle mi? Feyzullah buna izin vermezdi. Peşinden koştum.

"O buna izin vermez." dedim sadece onun duyabileceği bir sesle.

Bir şey demeden önüne bakıyordu. Bakışlarındaki o kararlı duruş ona güvenmem gerektiğini bağırıyordu bana. Arabaya bineceği sırada sarışın adam elini uzatarak durdurdu. "O elindekiyle arabaya binemezsin." dedi yüksek bir sesle.

Çağrı kafasını kaldırıp adamın yüzüne baktı. "İki tane yavru kedi senin hakkını tüketmez korkma." dedi. Adam kafasını sinirle salladı. Tam bir şey demeye yeltenmişti ki Feyzullah yanımıza geldi. "Ne oluyor?" dedi bir şeyler olduğunu fark ederek.

"Ellerindeki yavru kedileri binaya götürmek istediklerini söylüyorlar." dedi sarışın adam.

Feyzullah gözlerini Çağrı'ya dikti. "Hep seninle karşılaşıyoruz farkında mısın?" dedi yapmacık bir gülüşle. "Seninle oturup konuşmayı çok isterim." dedi.

"Tabii ki konuşalım. Önce ben bu yavruları sıcak odama götüreyim sonra konuşuruz." dedi Çağrı da onun gibi yapmacık bir gülüşle.

Feyzullah bu sefer büyük bir kahkaha attı. "Seni kararından döndürmek oldukça zor anlaşılan. Geçen de şunun yüzünden sırtına yara almışs-" demeye kalmadan Çağrı atıldı.

"Araz." dedi öfkeyle. "Şu değil Araz." dedi tekrar üstüne bastırarak.

Feyzullah gülümsemeyi kesip sert bakışlarını Çağrı'ya dikti. "Anlaşıldı, sinirlenme küçük adam." dedim gözünü kısarak. "Tamam, geçin arabaya daha fazla burada oyalanmayalım. Bir gün de seninle oturup sohbet edelim." dedi.

Çağrı yavaşça başını eğdi. Feyzullah da gülümseyerek arabasına yöneldi. Çağrı yine kazanmıştı. Gülümseyerek bana döndü. "Geç hadi." dedi Çınar'ın dikkati üzerimizdeyken.

Arabaya doğru ilerleyip cam kenarına yerleştim. Önce kendi kucağımdaki kediye sonra da Çağrı'nın kucağındaki kediye baktım gülümseyerek. Artık iki kedim vardı. Araz üzerinden çıkardığı ceketine siyah kediyi sarıp benim kucağımdaki kediyi de alıp ceketiyle üzerini örttü. Kafamı eğip yüzüne baktım. "Teşekkür ederim." dedim bakışımı kedilere çevirirken. "Rica ederim." dedi o da bakışını kedilere çevirerek.

#benimcizgim

#cizgi2023

Bölüm sonu

2 yorum