Araz'ın ağzından
"Açelya'nın kolyesi yok." diye sayıklamaya devam ederek yataktan doğruldu. Açelya kimdi ki? Kolundan tutup yatağa uzanması için uğraştım çünkü yüzünden hareket etmekte zorlandığı anlaşılıyordu.
"Çağrı, sakin ol. Yatağa uzan." diye söylenmeye başlamıştım.
"Araz, çekil önümden. Kolyeyi bulmalıyım." diye bağırdı.
"Tamam, sen uzan. Ben gidip kolyeni bulacağım." dememe rağmen kapıya doğru ilerliyordu. "Çağrı, yatağına uzanmanı söyledim. Lütfen bir kere beni dinle." dedim asla dinlemeyeceğini bilmeme rağmen.
Yürümeye devam etti. Peşinden gidip kolundan tuttum. "Çağrı, sana yatmanı söylüyorum. Lütfen beni dinle. Gidip kolyeni bulacağım. Eğer bulamazsam o zaman sen de gelirsin. Olur mu?" dedim son çare.
Kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Tamam dercesine kafasını salladı. Daha fazla dayanamayacağını o da anlamıştı sanırım. "Kedi figürü olan bir kolye olacak. Açelya da senin gibi kedilere aşıktı." dedi kafasını eğerken. Tamam anlamında başımı aşağı yukarı sallayarak merdivenlere yöneldim."Kesin bul." diye seslendi arkamdan.
Merdivenleri hızla tırmanıp antrenman alanına ilerledim. Bugün antrenman yapmamışlardı ama belki de buraya düşmüş olabilirdi. Her yere baktım ama hiçbir yerde kolye yoktu. Soyunma odasına ilerledim. Aklıma bugün üzerini odada değiştirdiği geldiği için olduğum yerde durdum. Bugün başka nereye gitmişti? Tabii ya eğitmenin odası. Hızla oraya yöneldim.
Eğitmenin kapısının önüne geldiğim zaman etrafta kimse görünmüyor gibiydi. Kapı da açıktı zaten. Hemen odaya girdim. Yine her yere baktım ama ortalıkta yoktu. Odadan çıkacağım sırada Çağrı'nın tişörtü gözüme çarptı. Onu da alıp kapıya doğru ilerledim.
Nereye gitmiş olabilirdi ki bir kolye? Şimdi Çağrı'yı tutamazdım. Kolyeyi aramak için her yere bakacaktı. Yemekhaneden biraz yemek alıp Çağrı'ya götürsem iyi olurdu. Yemekhaneye doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde yan masadaki Çınar ve Murat'a bakıp yürümeye devam ediyordum ki Çınar'ın elindeki kolyeyi gördüğüm de bakışlarımı ona çevirdim. Gri, önünde küçük kedi figürü olan bir kolyeydi. Yanına doğru ilerledim.
"Çınar elindeki kolyeyi verir misin?" dedim her ne kadar kendinden hoşlanmıyor olsam da rica ederek.
"Niye vereyim, senin mi kolye?" diye söylenip bakışlarını kolyeye çevirdikten sonra konuşmaya devam etti. "Gerçi kedi figürü olan bir kolyeyi sadece senin gibi çocuklar kullanır." dedi çok bilmiş bir tavırla.
Elimi kolyeyi almak için uzattım. Elimi uzattığımla kolyeyi çekmesi bir oldu. "Çınar ver şunu." diye çıkıştım. "Naparsın, Çağrı abinimi çağırırsın?" dedi alayla.
"Çınar, oyun oynamıyoruz. Ver şu kolyeyi." dedim kelimelere vurgu yaparak.
Sadece gülmekle yetindi. Elimi tekrar uzattım. O ise kolyeyi avucunun içine aldı. "Bugün oldukça da inatçısın." dedi sırıtarak. "Çağrı da yaralandı duyduğuma göre. Sana yardıma da gelemez. O yüzden uzaklaş şimdi." dedi. Son cümlesini vurgulayarak söylemişti. Çağrı'ya sözüm vardı. Kolyeyi almadan hiçbir yere gitmeyecektim.
"Çınar, şu kolyeyi ver." diye bağırdım yemekhanenin ortasında. Birkaç kişinin bizden tarafı dönmesine sebep olmuştu bağırışım. Şu an kolyeden başka bir şey umrumda değildi. O yüzden buna takılmadım.
"Küçük beyimiz sinirlendi mi?" dedi alnıma iki parmağını koyup iterken. "Oo şu kızgın bakışlara bak. Beni döver mi dersin Murat?" diye konuşmaya devam etti.
Murat da alayla konuştu. "Kesin döver. Kedimiz panter oluverdi."
Ben de onlara eşlik ederek güldüm. "O panter sana dokunmasın dikkat et." dedim kendimden emin bir şekilde. Neyime güveniyordum acaba?
Murat üzerime doğru yürüdü ve kafasını eğdi. "Dokunsa ne olur?" dedi sinirle.
"Bu olur." dedim yumruğumu yüzüne indirirken. Sinirle kafasını benden tarafa çevirerek yakamdan tuttu.
"Bak çocuk sana acıyorum diye dokunmuyorum beni zorlama." dedi tükürür gibi.
"Dokunsan ne olur?" dedim nerden geldiğini bilmediğim cesaretle.
Sırıtmaya başladı. "Bu olur." diye yumruğunu savurmuştu ki geriye çekildim. "Anladım, pek de bir şey olmazmış yani." dedim sinir bozucu bir gülüşle. Gerçekten kaşınıyordum.
"Araz, elimde kalacaksın. Adam ol." diye oturduğu yerden ayağı kalkarak yanıma gelmeye başladı Çınar.
"Ben de kavga etmek istemiyorum zaten. Kolyeyi ver gideyim." dedim.
Yanıma gelip elini omzuma attı. "Bu kolyede ne var ki bana kafa tutuyorsun?" dedi merakla.
Bir şey demedim, sadece elimi uzatmakla yetindim. Yine avcunun içine topladı. Sınırlarımı zorluyordu. Bileğinden tutup beline koydum ve duvara doğru yasladım. "Şu kolyeyi ver yoksa-"
"Yoksa?" dedi küçümseyici bir bakış atarak.
"Yoksa bileğini bir daha kullanamazsın." dedim sinirle.
O sırada içeriye önemli biri girmiş olmalı ki herkes yemek yemeyi bırakıp saygı moduna girmişti. "Çınar, oğlum kavgayı kesin." dedi Murat da endişeyle.
Arkamı dönmeme fırsat bile olmamıştı. Bir anda adımla bana bağırdı. "Araz!" dedi sinirle. Kim olduğunu anlamıştım. Feyzullah Mutlu gelmişti. Elimi çektim, Çınar da duvara arkasını dönüp saygı moduna girdi. Bense sadece durdum. Bir de bu adama saygı mı duyacaktım?
"Araz, yürü odana gidiyoruz." dedi arkasını dönerken. "Şu an gelemem almam gereken bir şey var." dedim tekrar Çınar'a dönerek. Bu herkesi şoka sokmuştu muhtemelen çünkü o ne derse saniyesinde yapardım ama bu sefer Çağrı'ya sözüm vardı, öylece geri dönemezdim.
"Araz, odana gidiyoruz dedim." dedi sesini daha da yükselterek.
"İşim var dedim ben de." dedim tekrar ve Çınar'ın şok olmuş halinden yararlanarak kolyeyi elinden aldım. "Tamam, işimi hallettim. Şimdi gidebiliriz." dedim odaya yönelirken. Bugün gerçekten ben yürek falan yemiştim sanırım.
Arkamdan geldiğinin farkındaydım. Kolyeyi avucumun içinde sıkı sıkı tutuyordum. Kavga etmeyi bilmiyor değildim ama sadece kavga etmekten nefret ediyordum. Bana bağırmalarını umursamıyordum da artık. Hem onlar bana göre daha güçlülerdi. Sadece bugün onları alt edebilmiştim. Çağrı rahatsızlanınca gücünün yarısını bana aktarmıştı sanırım. Yoksa bu kadar güçlü olmam mantıklı değildi. Düşüncelerime gülüyordum ki arkadan bir el kolumdan tutup sırtımı duvara yasladı. Sinirle gözlerimin içine bakıyordu. "Ben sana adamlarımla tartışmamanı söylemedim mi?" dedi öfkeyle.
"Adamların benimle tartışmaktan zevk alıyor belki de." dedim bakışlarımı ondan tarafa çevirerek.
"Araz, adam gibi konuş. Sana yaptıklarımı unuttun sanırım. Tekrar hatırlatmalı mıyı-" derken sesi Çağrı'nın sesi böldü.
"Araz." diye seslenmişti ki önümdeki adamı görünce saygıyla başını eğdi. Çağrı şu adama saygı gösterme. "Merhaba efendim." dedi samimiyetsiz bir şekilde. Bakışları beni buldu. Durum ne der gibiydi bakışları.
"Araz, odaya gelecek misin?" diye sormakla yetindi sadece. Feyzullah geriye doğru çekilmişti. "Geliyorum." dedim arkamı dönerken. Feyzullah'ın sesi olduğum yerde kalmama sebep oldu. "Giderken selam vermen gerekmiyor mu Araz?" dedi. Sesinden güldüğü anlaşılıyordu zaten. Başkalarının yanında kendine boyun eğmemden fazlaca zevk alıyordu. Arkama bile bakmadan yürüdüm. Bu sefer bu taktiğin işe yaramayacaktı Feyzullah Bey. Bu sefer karşımdaki kişi herhangi biri değil Çağrı'ydı. Gülümseyerek odanın kapısının önüne geldim.
"Odaya gir." dedim bakışlarımı ona çevirerek. Şaşkınlıkla yüzüme baktı. Bugün herkesi fazlaca şaşırtmıştım. Kapıyı açıp içeri önce ben girdim peşimden de Çağrı içeri girdi. Bir havayla içeri giriyordum ki kafama aldığım şaplakla arkamı döndüm. "Bana emir verme." dedi boş bir suratla yanımdan geçip yatağa ilerlerken. Sadece bakmakla yetindim. Bugün bile gücümün yetmediği tek kişi oydu.
#benimcizgim
#cizgi2023