İçeriğe geç

Kaçıklar Sirki

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Kaçıklar Sirki

Bölüm 2

1- ᑕIᖇᑕᑌᔕ

"Perdeleri çekin! Açılışın mükemmel olmasını istiyorum. Duydunuz mu? Mükemmel!"

Bay Doombell yüksek bir sesle konuştuğu anda herkes ezbere bir şekilde yerini ve sırasını almış, son provanın çok da mükemmel geçmemesinin üzerimizde bıraktığı gerginlikle Doombell 'in bir sonraki komutunu beklemeye başlamıştı

Önümde fazlaca gergin olan Cray vardı. Cray, en yaygın yarı yaratık türlerinden biri olan Tek Göz familyasındandı. Görünüş olarak bir Cyclops olsa da, zekâsı ve sosyal becerileri saf bir tek göz olmaktansa yarı yaratık olduğunu, bir demiclops olduğunu ortaya sürüyordu.

Arkamdaysa yarı minator olan Maysa duruyordu. Uzun kahverengi dalgalı saçlarının arasından paha biçilemez bir aksesuar gibi uzayan boynuzları ve kalın, türlerle kaplı boğa bacakları onu her ne kadar göz korkutucu gösterse de; keskin yüzü ve yapılı vücudu onu insanlığa en yakın tutan özelliğiydi. Kendimi bildim bileli Deminotaurlar hep ilgimi çekmiştir.

Ve onların arasında ben vardım. Demittra. Neslinin son örneklerinden biri olan yarı ejderha. Büyükannem ilk yaratılan Demireature'dı. Evet, Ovarium Holocaust yaşandıktan 390 yıl sonra Yeniliğin Küplerinden çıkan ilk yaratık bir yarı ejderhaydı. Yüzyıllardır varlığı yalanlanan bir yaratığın en az yetmiş kez restore edilmiş evinizin altından yeryüzünü yararak çıktığını düşünün. Korkutucu, değil mi?

Tahmin ediyorum ki günümüzde teknolojinin nirvana yaptığı bir noktada olduğumuzu düşünüyorsunuzdur.

Yanlış.

Chris'in kullandığı tek DNA çift kuyruklu bir ejderhaya ait değildi. Aralarında denizcilerin korkulu rüyası kraken, çığlığı kafanızı patlatacak derecede yüksek olan bir banshee ve devasa, korkunç bir harpya da vardı. Aklınıza gelebilecek tüm yapıları, tüm sistemleri, kısacası her şeyi bir yıldan kısa sürede yok etmişlerdi. İnsan nüfusu yarılanmış, yarı canavarların hükmü ise oldukça artmıştı.

Eğer ben de milyonlarca yıl sonra uyandırılmış ve birkaç özelliğim insanlar gibi bayat yaratıklarınkiler ile değiştirilmiş olsaydı aynı biçimde tepki verirdim.

Uzun lafın kısası, yaklaşık bir altmış yıl kadar bu yarı yaratıkların kontrol altına nasıl alınabileceğini bulmaya çalıştılar. Maalesef ki üstün zekâlı Chris, Chris Houser ve Onun Muhteşem Fikirleri isimli eserinde evcilleştirme yöntemlerinden bahsetmemişti. Ve maalesef ki, insan DNA'sı ile birleşen yaratık DNA'sı, sokaklarda terör estiren ömürlerini kısaltmıştı. Kısalan ömürleri, hızlıca kuluçka dönemine girmeleri gerektiği anlamına geliyordu.

Yani anlayacağınız, tüm dünya yaklaşık iki yüzyıl kadar geri gitmiş oldu.

Yeniliğin Küplerinin ilk örnekleri vahşice katledildi. Fakat çoğu şey için çok geçti çünkü dünyanın dört bir yanına yumurtalarını bırakmışlardı bile. Peki, sizce insanoğlu eli boş durur mu?

Tabii ki de hayır.

İlk olarak yeryüzündeki bu yumurtalardan kurtulmak için her yeri patlayıcılarla donattılar. Ardından Chris'in bu deli saçması deneyi işe yarayınca birden fazla bilim adamı(en azından hayatta kalanlar) daha az kaynakla beraber yarı yaratıkların şaşırtıcı bir biçimde dokunmadığı Deciren Arkeoloji ve Paleontoloji Üniversitesi, Fosil İnceleme ve Yapılandırma Müzesi'nden yeni fosil örnekleri ele alarak baştan tasarlamıştı.

Ki bence bunun sebebi kendi akrabalarının kalıntılarının orada olmasıydı.

Chris'in köpek boyutundaki horozlarına benzer bir gen oynaması yaparak tekrardan daha sağlıklı horozlar üretmiş, müzenin yasaklı fosillerini kullanarak ve insan DNA'sını seyreltilmiş yaratık DNA'sına katarak kuluçka sürecini on kat daha da hızlandırmışlardı.

Benimki dışında.

Öyle ki, büyükannem ölmeden hemen önce kendine mükemmel bir sığınak bulmuş. Nemli, denizin altında, bol protein kaynaklı, sonsuzluğa uzanan geniş bir sığınak. İçerisine bombalar yollanmadan önce orası Kraken 'in sığınağıydı.(Okuduğum "Yıllanmış Modern Çağ Tarihi" kitabına göre bulduğu bu yerin adı Mariana Çukuruymuş.)Annem onun son çocuğuymuş. Diğer Demiragon yumurtaları yapılan patlamalarla yok olunca büyükannem de onu insanların ulaşılmaz noktası olan o çukura bırakmış.

Gel zaman git zaman 390 yıl sonra annem hayata başlamış, yeryüzünün varlığını bilmeden okyanusun en derin noktasında geçirdiği 390+150. yılında beni kuluçkaya bırakmıştı.

Fakat kendisi 200. Doğum gününü göremeden insanlar 400 yıl içerisinde yarattıkları ve evcilleştirdikleri Demisiren ordusuyla hem onu, hem de daha elli yıllık olan beni yeryüzüne geri çıkarttırmışlardı.

Su şartlarına alışan annemin yeryüzünde hayatını kaybetmesi uzun sürmemişti. Daha gelişme evresine geçmeyen benim üzerimde de beni daha usul ve savunmasızlaştıracak deneyler yapmak için, artık beni savunacak bir annem olmayınca, hızlıca işe koyulmuşlardı.

Bir 390 yıl daha sonra, ben doğdum. Âmâ annem veya büyükannem gibi iki kuyruğum yoktu. Kanatlarım onlarınki kadar geniş değildi, boynuzlarım bir ejderhadan çok satiri andırıyordu ve algılarım insanlarınkinden neredeyse farksızdı.

Neredeyse.

Gözlerimi açtığımda gördüğüm yaratıkların en korkutucu olanı... İnsanlardı. Ruhsuz, acımasız, umarsız insanlar. Ve ardından dikkatimi çeken ilk şey rengârenk yarı yaratıklar olmuştu. Hepsi kendi doğasına aykırı giydirilmiş, kimi kelepçeli kimisi tasmalı kimisi damgalı yarı yaratıklar...

Yarı yaratık yarı insanlar, Demireature'lar, bir bakıma kendi içinde ikiye ayrılırlar.

Görünüş olarak karma bir biçimde iki türü de barındıran

Yaratık görünümlü olup insan zekâsına sahip olan

İnsana benzeyip yaratık zekâsına sahip olanlar maalesef ki söz konusu değil. Chris âdemoğlu zekâsını geçirebilmek için ne denediyse başarmış, maalesef. Keşke başarısız olsaydı. Acccaayip komik olurdu...

"Merhaba Bayım, eskrim maç stüdyosu nerede acaba?"

"Göbülert teramen tress, grrrrrrr."

...Neyse.

Demireature'ların köleleştirilmesiyle tabi ki de isyan eden sayısı arttı. İnanır mısınız bilmem fakat geriye kalan insan nüfusunun yüzde sıfır virgül sıfır sıfır sıfır sıfır üçü kadar insan buna karşı çıktı.

Bu otuz kişiye tekabül ediyor.

İsyan eden sayısı artınca da çileden çıkıp deliye dönen Demireature sayısı da arttı. Fakat biz yarı yaratıklar normal şartlar altında kolayca öldürülemediğimiz için bizim canımızı yakmaya yönelik silahlara ücretsiz ve hızlı ulaşım karşılığında, 'İnsan yaşamını tereddüt ve tehlikeden uzak tutmak amacıyla.', bağımsız çalışan avcılar ortaya çıktı.

Ben karma görünümlü bir ejderha, bir Demiragon'um. Biraz aptalım sanırım, fakat hala insanlardan daha güçlü bir kavrama kuvvetine sahip olduğumu düşünüyorum.

Ve şimdi de hayatta kalabilmek için en başında bizi yaratan türü eğlendirmek için çalışıyorum.

Bir sirkte... BİR SİRKTE ÇALIŞIYORUM.

...

"...Demittra! Dünyadan kokuşmuş sürüngene! Hadisene be! "

Maysa'nın saldırganca beni tekmelemesiyle anca bulunduğum yere geri dönebilmiştim. Cray çoktan sahnedeydi bile. Ringmaster (sirk yöneticisi) Doombell sahnenin diğer tarafında, bizim sırada olmadığımız tarafta durmuş; elinde uzun jelibon şeritlerinden yapılmış bir kırbaç tutuyordu.

...Evet, jelibon biz yarı yaratıkların en büyük üçüncü düşmanıydı. Birincisi insanlar ve ikincisi de kediler. Ovarium Holocaust sonrası dünya üzerinde hiçbir kedi kalmadığını söylemiş miydim? O korkunç, sivri dişli, tüylü ve keskin gözlü yaratıklar benden uzak olduğu sürece gerekirse bir jelibon kırbacı... Hayır, on jelibon kırbacı tarafından işkence görmeyi tercih ederim.

Jelibondan kastım, biz Demireature'lar için özellikle hazırlanmış; yediğimizde bilinç kaybı ve felce, cildimizle yirmi saniye kadar temas ettiğinde bölgesel hissizlik-kas kontrolü kaybı ve uzun süreli temas halinde kalınca titreme, nöbete kadar giden etkileri olan fakat insanlar için resmen sağlıklı olan, fosillerden alınan Zarven'den yapılmış jelibonlardan bahsediyorum.

Tabi Zarven sadece jelibonlarda bulunmuyor. Aynı zamanda Avcıların kullandıkları silahlarda da bulunuyor. Zarven mermileri, bıçak veya kılıçlarına döküp bize saldırabilmeleri için Zarven özü, son on yıldır ortada olmayan Zarven Gazı ve daha nicesi... Bu kadar zahmet ve tek amaçları kendi yarattıklarını kontrol altında tutabilmek.

"DEMİTTRA!"

Maysa'nın bu sefer tüm minator gücünü kullanarak baldırıma attığı tekmeyle hafifçe inleyerek ve ayağımı tutarak ona baktım. Şu ana kadar canımın yandığını anlamadıysa yüzümdeki ifadeden anlamamasına imkânı yoktu.

Gergin çenesiyle sahneyi işaret ettiğinde tüm kanımın çekildiğini hissettim.

Cray yerde yatıyordu. Zangır zangır titrerken aynı zamanda yardım çığlıkları atıyordu. Zalim insanoğulları ise alkışlayıp gülüyordu.

"Sağ ayağıyla giriş yaptı."

Derin bir iç çekişin yeterli bir cevap olduğunu düşündüğüm için başka bir şey demeden gözlerimi sahneden kaçırdım. Birazdan ben vardım. Tüm provalarım mükemmel denebilecek kadar güzel geçmişti. Cray'ınkiler de öyle...

Cray, yerden bilmem kaç metre yüksekte olan bir ipte yürürken aynı zamanda elinde vücut ağırlığını iple birlikte yere yakınlaştıran zincirleri taşımak zorundaydı. Ben kafamı çevirdiğimde ilk turunu bitirmişti. Maysa sağ ayağıyla giriş yaptı dediğinize göre de ya iki ya da dördüncü turundayken ufak bir hata yapmıştı.

Bir titreme nöbetine bedel olacak kadar mıydı, tartışılır.

Fakat ters ayakla giriş yapması, kendisini incitmesine yol açabilirdi. Yaptığı şey hatadan çok bir tehlikeydi ve sırtına vurulmasına rağmen dizlerini tutması, onun yürüdüğü ipten düştüğü anlamına geliyordu.

Topallayarak resmen üzerime devrilen Cray sulu gözlerle bana bakıp kafasını sallamış, Maysa'dan ve birkaç diğer Demireature'dan daha yardım alarak sirkin dinlenme kabinlerinin yolunu tutmuştu.

"Az önceki aksilik için çok üzgünüm. Fakat şimdiki şovun onu telafi edeceğine adım gibi eminim. Kim biraz kertenkele kızartması ister? Sen, küçük bayım? Yoksa siz mi, minik hanımefendi?

...İşte karşınızda; yasak kan, türünün son örneği ve en göz alıcısı... DEMİTTRA PANA DRAGON!"

Şu an kediler, sahneye çıkıp on kez Jelibon Kırbacı yemekten çok daha iç açıcı duruyor açıkçası.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.