Evden çıkıp bizimkilerin yanına gittiğimizde Çınar masaya oturmak yerine teşekkür ederek evine gitmişti. Doğru dürüst bir şey yememesine rağmen her şeyin çok güzel olduğunu söyleyip elinize sağlık demişti. Oysa yediği sadece benim yaptığım poğaçaydı.
Herkes kahvaltısını bitirdiğinde sofrayı el birliğiyle toplamıştık. Engin amcalar evine giderken Kerem çıkıp biraz dolaşacağını söylemişti. Ceyda abisine birlikte çıkalım dediğinde Kerem ilk olarak reddetse de sonradan kabul etmişti. Buraya kadar beni ilgilendiren bir durum yoktu. Ama Ceyda sanki kendini bile zorla Kerem'le birlikte gitmeye kabul ettirmemiş gibi benim de gelmemi istediğini söylemişti.
"Ben gelmeyeceğim Ceyda. Siz gidin," dediğimde Ceyda hızla reddetti. "Ya gel işte gezeceğiz beraber," deyip istekli bakışları attı. Canım hiç dışarı çıkmak istemiyordu aslında ama madem Kerem'le vaki geçirmek için bir fırsatım olmuştu, bunu değerlendirecektim. "Peki geleyim."
Çıkmadan önce üzerimi değiştirmek için eve girdim. Elbiselerime göz attığımda oldukça kararsız kalmıştım. Hangisini giyecektim? Normalde de giyindiklerime çok dikkat ederdim ama şimdi Kerem'le birlikte çıkacağımız için ekstra güzel olmak istiyordum.
Açık pembe, çok güzel bir elbisem vardı ve bana fazlasıyla yakışıyordu. Sanırım onu giyecektim.
Elbiseyi üstüme geçirip saçlarımı topladım. Tepeden bağlamıştım, bu sıcakta saçlarımı tabiki açmayacaktım.
Aynanın karşısına geçip hafif bir makyaj yaptığımda artık hazırdım. Odamdan çıkıp bahçeye geçtiğimde Ceyda ve Kerem beni bekliyorlardı.
"Hadi be kızım nerede kaldın?" Kerem'in sitemle sorduğu soruya karşın bir an şaşırıp kaldım. "On dakikada hazırlandım Kerem," diyerek ona baktım. Bence gayet kısa bir süreydi. "Hem yetişeceğimiz bir yer mi var?"
Üstümdeki bakışlarını çekip asla elinden düşürmediği telefonuna döndü. "Sizi bilmem ama benim var," dedi. Pardon da nereye yetişiyordu?
"Çıkalım artık yeterince oyalandık,"deyip kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Neden böyle kaba davranıyordu. Normalde bana oldukça kibar yaklaşırdı.
Ceyda koluma girip "Boş ver Birce,"dedi. "Takma kafana, bugün bir tuhaf."
Moralim bozulmuştu. "Ceyda ben gelmesem mi ya?"
"Saçmalama Birce! Biliyorum abime sinirlendin ama benim için gel en azından."
Derin bir nefes alıp ofladım. "Çabuk dönelim ama,"dediğimde başını sallayarak onayladı. Ardından evden çıkarak yürümeye başladık. Bir süre hızlı yürüyerek Kerem'e ulaştık. Sanki bizimle değil de yalnız dışarı çıkmış gibi davranıyor, önden önden ilerliyordu.
"Abi sen niye arkandan biri kovalıyormuş gibi yürüyorsun?" Kerem Ceyda'ya ters ters baktı. "Çünkü acelem var Ceyda,"dedi.
"Ne acelen var?" Sonunda Ceyda merak ettiğim soruyu sorunca ilgiyle Kerem'e baktım.
"Biriyle buluşacağım ama siz de peşime takıldınız,"dedi. "Neyse tanışmış olursunuz. Gerçi tanıyorsunuz aslında ama olsun."
Ayaklarım yere çakılmış gibi olduğum yerde kalakaldığımda Ceyda'nın bana destek olmasıyla yürümeye devam edebilmiştim. Ne demek biriyle buluşacaktı? Hem de birlikte gidiyorduk!
Gözlerim dolmaya başladığında başımı yere çevirdim. Kendimi çok kötü hissediyordum, onlarla birlikte gelmemeliydim!
Biriyle buluşmaya geç kaldığı için benim kalbimi kırmıştı. Ben onun umurunda bile değildim. Ama aptal gibi onu sevmeye devam ediyordum...
Adımlarım iyice yavaşladığında Ceyda kulağıma eğilip fısıldadı. "Birce istersen biz eve dönelim."
Yanağıma süzülen bir damla göz yaşını elimin tersiyle silip "Hayır,"dedim. Daha güçlü adımlarla yürümeye başladım. "Buluşacağı kişiyi görmek istiyorum."
Sözlerim üzerine bu defa Ceyda ofladı. Muhtemelen beni dışarı çıkmaya zorladığı için pişman olmuştu.
Kısa süre yürüdükten sonra bir kafenin önünde durmuştuk. İçeriye girerken Kerem etrafına sabırsız bakışlar atıyordu. "İyi bari henüz gelmemiş,"dedi. "Onu bekletmek istemiyorum."
Şu an Kerem'e sinirlenmem normal miydi? O hoşlandığı kişiyi beş dakika bekletmek istemiyordu ama ben onu yıllardır bekliyordum. Bu canımı çok acıtmıştı.
Daha fazla kapıda durmayıp ilerleyecerek cam kenarında bir masaya oturduk. Ceyda ve ben karşılıklı otururken Kerem'in karşısı gelecek olan kişi için boş kalmıştı.
Zaman uzadıkça uzuyordu ve ben hem geçsin hem de geçmesin istiyordum. Benim burada ne işim vardı? Neden kendime daha çok acı çektiriyordum?
Başımı önüme eğip dolan gözlerimi saklamaya çalıştım. Belki de gitmeliydim, bu en doğrusuydu. Çünkü yaşadığım şu ânı kaldırabileceğimden emin değildim.
Tam oturduğum yerden kalkmaya yeltenmiştim ki benden önce başka biri ayaklandı. Kerem. Birkaç saniye içinde karşısında bir kız belirdi. Gözlerimi çevirmeye korkuyordum ama madem onu görmeye gelmiştim bakacaktım.
Kerem kocaman bir gülümsemeyle "Hoş geldin Miray,"diyerek kolunu kızın beline sardı. Pardon Miray'ın!
İkisi birbirine sarılırken ben oturduğum yerden onları izliyordum. Aptaldım...
"Hoş buldum canım," deyip Kerem'in boynuna doladığı kollarını çekti. "Çok bekletmedim umarım?"
Kerem başını iki yana sallayıp gülümsedi. "Hayır biz de az önce geldik zaten."
Miray bize dönük baktı. Ardından "Bizi tanıştırmayacak mısın Kerem?"dedi. Tabi Kerem Miray'ı görünce bizi unutmuştu. Muhtemelen şu an gözünün gördüğü tek şey Miray'dı.
"Tanıştırayım," deyip bize yöneldi Kerem. Önce Ceyda'yı işaret edip "Bu kardeşim Ceyda,"dedi. Sıra bana geldiğinde öylesine söyler gibi umursamaz bir tavırla "Bu da Ceyda'nın arkadaşı Birce,"dedi.
Ceyda'nın arkadaşı?
Onun hayatında yerim bu muydu yani? Beni kendi arkadaşı olarak bile görmüyor muydu?
"Geçen yazdan hatırlarsın belki,"diyerek Miray'a döndü. Miray bizi pek hatırlıyor gibi değildi zaten ben de onu hatırlamıyordum. Ama belli ki Kerem hiç unutmamıştı.
"Çok hatırlayamadım," dedi Miray mahçup bir tonda. Oysa o an bizi hatırlamasının benim için hiçbir önemi yoktu.
"Neyse gel hadi otur,"diyerek Miray'ı yönlendirdi Kerem. Oturması için sandalyeyi çektiğinde Miray teşekkür ederek oturdu. Kerem bize kaba bir şekilde konuşurken Miray'ın karşısında kibarlıktan kırılacaktı...
Şunun yarısı kadar bile önemsememişti beni...
Gözlerimi ikisinin üstünden çekip karşıma çevirdiğimde buğulu bakışlarım karşı masada tek başına oturan Çınar'ın gözleriyle kesişti.
•••


