Çınar'ı görünce bakışlarımı ondan hızla kaçırmıştım. Çünkü ağlamak üzereydim ve bunu fark etmesini istemiyordum. Başımı önüme eğmiş ellerimle oynuyordum. Kulaklarım ise her geçen saniye beni daha fazla üzen cümleleri duyuyordu. Sevdiğim adam yanımda başkasıyla flörtleşiyordu...
Dakikalarca kendimi maruz bıraktığım bu duruma daha fazla dayanabileceğimi hiç sanmıyordum. Telefonumdan Ceyda'ya gideceğimi ve yalnız kalmak istediğimi belirten bir mesaj gönderdim. Ben gidince arkamdan gelmesini istemiyordum. Mesajı okuyunca üzgün bir şekilde bana baktı. Pişman olduğunu farkındaydım gülümsemeye çalışarak onu rahatlatmak istedim. Fakat şu an gülümsemek benim için çok zordu.
Kendimi biraz daha iyi hissettiğimde oturduğum yerden kalktım. "Benim gitmem lazım acil bir işim çıktı da,"dedim herkese hitaben. Çok da umursamadılar başlarını sallayarak onayladılar. Miray "Sonra görüşürüz Birce,"dedi. Onunla bir daha görüşmek isteyeceğimi hiç sanmıyordum. Zaten bugün de kendi isteğimle görüşmemiştim.
Miray'a cevap vermeyip aceleci adımlarla kafeden çıkarken Çınar'ın olduğu tarafa bakmamak için üstün bir çaba sarf etmiştim. Fakat mecburen yanından geçtiğim sırada onun bakışları fazlasıyla benim üzerimdeydi.
Kafeden çıktığımda birkaç saniye boş boş etrafıma bakındım. Şu an ne yapmak istediğimi hiç bilmiyordum. Nereye gideceğimi de kestiremiyordum. Adımlarımın beni yönlendirdiği yere gittim. Ve kısa süre sonra kendimi sahil kenarında buldum. Deniz... Bana her zaman huzur verirdi.
Yürümeye gücümün kalmadığını hissettiğimde bir bankın en ucuna oturdum. Uzun zamandır Kerem'e karşı bir şeyler hissediyordum ama hiç böyle bir durumla karşı karşıya kalmamıştım. Bu...Çok kötü hissettirmişti.
Dalga sesleri sakinleşmem için bana yardımcı olurken gözlerimi kapattım. Kerem'in umurunda bile değildim. Beni görmüyordu... Onun hayatında doğru düzgün bir yer bile edinememiştim. Sadece kız kardeşinin arkadaşı olmaktan ibarettim. Benim aptal kalbim ise onunla doluydu.
Yanağıma süzülen gözyaşını hissettiğimde gözlerimi araladım. Böylelikle yanımdaki boşluğun dolduğunu fark edebilmiştim. Bankın diğer ucunda birisi oturuyordu. Kim olduğuna bakmak için döndüğümde az önce kaçtığım bakışlarla karşılaşmıştım.
Hep onun sorduğu soruyu bu defa ben ona yönelttim. "Senin ne işin var burada?" Neden peşimden gelmişti ki? Ben sadece yalnız kalmak istiyordum.
Sorumu göz ardı edip elinde tuttuğu çikolatayı önüme doğru uzattı. "Çikolata ye biraz,"dedi. "İyi gelir."
Anlamsız bakışlarım onun üzerindeyken "İstemiyorum,"dedim. Ben ne soruyordum o ne anlatıyordu?
Çikolatayı çekmeyip iyice bana doğru uzattı. "İnatla etme sulugöz, ye şunu."
"Bana lakap takmayı ne zaman bırakacaksın?"diye sinirle söylenip elindeki çikolatayı aldım. "Ayrıca ben sulugöz falan da değilim." Hışımla paketi açarken sinirimi neden çikolatadan çıkardığımı bilmiyordum.
"Canım ne zaman isterse,"deyip sinir bozucu bir ifadeyle bana baktı. "Ve evet şu an gördüğüm kadarıyla sulugözsün." Kaşlarımı çattım. Ağlamaktan nefret ediyordum. Beni görmesin diye o kadar çabalasam da maalesef yakalanmıştım.
Açtığım çikolatadan bir parça bölüp ona uzattım. Başını iki yana sallayarak reddetti. "İstemiyorum sulugöz." Sanırım beni sinirlendirmek hoşuna gidiyordu. Bunun başka bir açıklaması yoktu.
"Neden?"dedim sadece konuşmasını amaçlayarak. İstediğim gibi konuşmak için dudaklarını araladığında elimdeki çikolatayı ağzına attım. Gözleri kocaman açılmış şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. Benden bunu beklemiyor olsa gerekti.
Ağzındaki çikolatayla boğuk bir şekilde "Ne yapıyorsun?"diye yakındığında rahat bir tavırla önüme dönüp bir parça da kendi ağzıma çikolata attım. Her zaman o mu beni sinirlendirecekti?
"Çikolata yiyorum,"diyerek sırıttım. Onunsa ifadesi düz, bakışları şaşkındı. Birkaç saniye sonra durumu kabullendiğinde çikolatayı çiğnemeye başladı.
Bir süre sessizce oturduk. O denizi izledi, ben çikolata yedim. Ara sıra bakışları bana dönüyordu ama konuşmuyordu. Bir şey sormasını bekledim, sormadı. Neden ağlıyorsun demedi, sanırım sadece çikolatayla beni mutlu etmeye çalışıyordu.
Dalga sesleri, tenime değen serin rüzgar ve birkaç parça çikolata cidden bana iyi gelmişti. Nispeten daha iyi hissediyordum.
Çınar'la aramızda oluşan sessizliği "Ben gideyim artık,"diyerek bozdum. Ayağa kalktığımda o da benimle birlikte kalkmıştı. Aramızda belki bir adım kadar mesafe vardı ve ben onun omuz hizasının altında kalıyordum. "Çikolata için teşekkürler, sırık." Ona hitap edebileceğim daha uyumlu bir sıfat bulamamıştım o an için. İlk gördüğüm anda bile aklıma boyunun ne kadar uzun olduğu takılmıştı.
Gülümsedi. "Adımı bildiğini sanıyordum," dedi tıpkı benim ona söylediğim gibi. Ve ben de ona aynı şekilde cevap verdim. "Biliyorum, sırık."
Ona misilleme yapmış olmanın verdiği keyifle sırıtırken gitmek için arkamı döndüm. Sadece birkaç adım sonra "Bekle," diyerek beni durdurdu. Ona döndüğümde birkaç adım atarak az önce aramıza açtığım mesafeyi kapattı. "Kalbini kimsenin kırmasına izin verme,"dedi. "Ve gözyaşlarını akıtırken buna değeceğinden emin ol."
Böyle cümleler kurmasını beklemediğim için hazırlıksız yakalanmıştım. Neyseki o da cevap vermemi beklemedi ve yanımdan geçerek gitti.
İnsan bir acının akan gözyaşına değeceğinden nasıl emin olabilirdi?
•••
