Sofrada sürekli sorular soruluyor ve koyu bir sohbet dönüyordu. Misafirimiz, teşrif etmişlerdi. Oysa ben geleceğini hiç sanmıyordum. Ve tuhaf olan bir diğer konu ise geldiğinden beri sık sık gülümsüyordu. Benimle ne kadar az konuşuyorsa ailemle de o kadar çok konuşuyordu. Her soruya düzgünce cevaplar veriyordu. Sorun bende miydi yani?
Ve bu sorular esnasında adını da öğrenmiştim.
Çınar.
Adı Çınar'dı. Artık ona yabancı diye hitap etmeme gerek kalmamıştı.
Sohbet genel konular üzerineydi. Çınar'ın özel hayatını pek kurcalamak istemiyorlardı muhtemelen. Bence de doğru olan buydu.
Sofrada Ayşe teyzenin Kerem'in karşısına oturduğunu gördüğümde en başta üzülsem de sonra en azından aynı sofradayız diyerek Ayşe teyzenin yanına oturmuştum. Ve bu defa benim karşımda oturan kişi Çınar'dı. Sık sık göz göze geliyorduk, bu yüzden ona bakmamaya çalışıyordum.
"Poğaça çok güzel olmuş komşum,"diyen Ayşe teyzeye döndü annem. Gururlu bir bakışla "Birce yaptı,"dedi. Ardından "Afiyet olsun,"diye ekledi. Ben de merak edip poğaçaya uzanırken benimle birlikte tabağa uzanan bir kişi daha vardı.
Geldiğinden beri sadece önündeki çayı yudumlayıp hiçbir şey yemeyen Çınar.
İkimiz de birer poğaça alıp ellerimizi çektik. Bir ısırık aldığımda cidden tadının güzel olduğunu fark ettim. Merakla Çınar'a döndüm bu defa. Beğenir miydi acaba?
Poğaçayı yediğinde surat ifadesi o kadar düzdü ki hiçbir şey anlamamıştım. Beğenmiş de olabilirdi beğenmemiş de, peki ben niye bunu bu kadar merak ediyordum?
Onu izlemeyi bırakıp kahvaltıma devam ettim. Birkaç dakika sonra annem kolumu dürttü. "Misafirimizin çayını doldur kızım."
Sandalyemi geri itip ayağa kalktım. Çınar'ın bardağını doldururken bakışlarını üstümde hissediyordum ve bu saçma bir şekilde heyecanlanmama sebep oluyordu. Bardağı doldurduktan sonra masaya bırakırken elim masanın kenarına takıldı. Sıcak çay refleksle bardağı tutmaya çalışan Çınar'ın eline dökülmüştü.
Ne yapacağımı bilemeyerek "Ben çok özür dilerim,"dedim. Annem kızgınlıkla bana bakıp "Kızım dikkatli olsana,"dediğinde ben de zaten içimden kendime kızıyordum.
Çınar peçeteyle elini temizlerken başını kaldırıp bana baktı. Gözlerimdeki tedirgin ifadeyi görmüş olmalıydı. "Önemli değil, sak-" deyip duraksadı. Ne diyeceğini gayet iyi anlamıştım. Bana sakar diyecekti, sanırım haklıydı. Baksana, gerçekten sakardım!
"Oğlum içeriye geç bir soğuk su tut yavrum." Annemin şefkatli sesi fazlasıyla ikna ediciydi. Ama Çınar reddetti. "Gerçekten iyiyim, çok yanmadı."
Çay sıcaktı, gayet de yanmıştı. Şimdiden eli biraz kızarmıştı bile. İçimdeki suçluluk duygusu gittikçe büyüyordu.
Annem Çınar'ı kolundan tutup kaldırdı. "Olmaz öyle," deyip bakışlarını bana çevirdi. "Kızım misafirimize lavaboyu göster. Soğuk su tutsun eline sonra da yanık kremi ver sürsün."
Çınar yeniden gerek yok diye itiraz etmeye başlarken annem onu direkt susturmuş ve ikimizi içeriye göndermişti. Ben önden yürürken o da beni takip ediyordu. Lavabonun önünde geldiğimde "Burası,"diyerek önünden çekildim. O lavaboya girerken ben de yanından ayrılıp hızlıca yanık kremi alıp gelmiştim. Geldiğimde o da tam lavabodan çıkmıştı.
"Gel benimle,"deyip beni takip etmesini sağladım. Salona geçtiğimizde "Otur hadi krem sürelim,"dedim koltukları göstererek. Beni dinleyip itiraz etmeden oturdu. Ben de yanına oturup kremi açarak elime biraz krem aldım. "Uzat elini,"dediğimde kıpırdamadan durmaya devam etti. Bakışlarımı gözlerine çıkardım. "Ben hallederim,"deyip elimdeki kreme uzandı. Kremi geri çekip kreme uzattığı elini tuttum. Yanan yere bastırmamaya dikkat ederek eline baktım. Bir de yaralı elini yakmıştım. Cidden aptal bir sakardım. Kim bilir ne kadar acıyordu? Bu düşünceyle istemsizce yüzümü buruşturmuştum.
"Acımıyor," dediğinde bir an acaba iç sesimi duyuyor mu diye tedirgin oldum.
"Nasıl acımıyor? Zaten yaralıydı elin bir de yaktım şimdi!" Mırıltıyla kendime kızmaya devam ederken yavaş yavaş kremi sürmeye başlamıştım. Sonra bakışlarım bileğine takıldı. Dakikalarca aynı sofrada yemek yemiştik ve bir süredir eli ellerimin arasındaydı ama bileğinde takılı olan tokamı yeni fark ediyordum.
Bileğinde benim tokam vardı...
Bunu düşünmemeye çalışarak kremi sürmeye devam ettim. "Ben gerçekten özür dilerim, "dedim geçmeyen vicdan azabıyla.
"Sorun değil sakar,"diyerek bu defa cümlesini istediği gibi tamamladı. "Zaten biliyordum ama sakar olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldun."
"Ben sakar değilim ama sen durmuş öyle bana bakarsan-" son anda kendimi durdurmayı başarmıştım ama sanırım çoğu şeyi ağzımdan kaçırmıştım.
"Sana bakıyorum diye mi oldu yani?"dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Aferin Birce, aferin kızım! Şu dilini tutmayı biraz öğrensen keşke!
Cevap vermeyip kremi kapatarak ayağa kalktım. Zaten yeterince sürmüştüm, daha fazla burada kalmasak iyi olurdu. "Gidelim hadi,"deyip salonun çıkışına doğru ilerledim. Onu beklemiyordum ama umarım arkamdan gelirdi.
Birkaç adım attıktan sonra adım seslerini duymaya başladım. Ve kendi kendine mırıldandığı cümle. "Gidelim bakalım, sakar."
•••

