Çınar'ın kollarının arasında kamp alanına doğru ilerlerken ikimizden de çıt çıkmıyordu. Yere düştükten sonra alelacele ayağa kalkmaya çalışmış ve ayağımın acısıyla küçük bir çığlık atmıştım sonra ise yine kendimi onun kucağında bulmuştum. Artık tek istediğim bir an önce diğerlerinin yanına ulaşıp çadırda dinlenmekti. Fakat bu ne kadar mümkün olurdu bilmiyordum.
Bileğimin sızısı kendini hissettirirken kaşlarım çatık bir şekilde yolun bitmesini bekliyordum. Islak kirpiklerimin altından Çınar'a kaçamak bakışlar atarken ağlamamak için kendimi sıkıyordum. Onun ise bakışları bazen bileğimde bazen de yüzümdeydi. Kendi kendi söyleniyordu ama ne dediğini tam olarak anlayamıyordum. Tıpkı benim gibi kaşları çatıktı. Gözlerimiz buluştuğunda bu defa bakışlarımı kaçırmadım. "Bakma bana öyle," dedi hafif sitemli bir sesle.
"Nasıl bakmayayım?" Gözlerini yola çevirip derin bir nefes aldı. "Öyle işte," dediğinde yine hiçbir şey anlamamıştım. Dümdüz bakıyordum işte, sorunu neydi?!
Oflayıp başımı çevirdiğimde yerdeki gözlerinin hedefi yeniden ben oldum. Birkaç adım attı. "Canın acıyor," diye mırıldandı en sonunda. "Gözlerin dolmuş, burnun kızarmış. Ağlamak üzeresin ve ben buna dayanamıyorum Birce. Bu yüzden bana böyle ağlamak üzere olan gözlerle bakma, kıyamıyorum."
Sonunda sorumun cevabını aldığıma göre rahatlamam gerekiyordu ama ben iyice gerilmiştim. İstemsizce gözlerim ona kaydığında "Oldu mu?" dedi gergin bir şekilde.
"Sen niye bana kızıyorsun ki? Soru sormak da mı yasak?!" En iyisi konuyu buralardan uzaklaştırmaktı. Yoksa birazdan yanaklarım da kızarmaya başlayacaktı.
"Değil bayan geveze, değil! İstediğini sor. Hem kızmadım sana ben." Anında yumuşayan sesiyle dudaklarım kıvrıldı. Sanırım bana gerçekten kıyamıyordu.
Geri kalanı sessizlik içinde geçen yolculuğun sonunda kamp alanına dönmüştük. Diğerleri bizi görünce yanımıza doğru yaklaştılar. İlk tepki verense Miray oldu. "Odun toplamamışsınız! Neyi yakacağız şimdi?"
Onun ilk olarak buna takılması normaldi. Çünkü onun için en önemlisi odunlardı. Tamam bu benim için de önemliydi ama başka biri odun toplayabilirdi çünkü henüz erkendi. Bakışları beni süzdüğünde bir süre bileğimde oyalandı. Biraz morarmıştı. Bunu umursamadan arkasını dönüp uzaklaştı.
"Sen iyi misin Birce? Ayağına ne oldu?" Ceyda endişeyle yanıma geldi. Önce morarmış ayak bileğime sonra da yüzüme baktı. Ağlamak üzereydim. Neden bu kadar acıyordu?
"İyiyim Ceyda," diyerek endişesini gidermeye çalıştım. "Bileğimi incittim sadece." İkna olmamış gibi görünüyordu. Kararsız bakışları hâlâ endişeliydi.
Bulunduğum konumu farkına varıp Çınar'a döndüm. Hâlâ beni kucağında taşıyordu. "Beni bırakabilirsin Çınar," diye mırıldandığımda birkaç saniye tepki vermeden gözlerime baktı. Ardından "Hadi," diye üsteleyince inat etmeden beni yere indirdi. Ama ayağımı yere değindiğim anda acı dolu bir inleme dudaklarımdan firar etmişti. Sonra saniyeler içinde kendimi yeniden Çınar'ın kucağında buldum. "Gel buraya cüce," diyerek kollarını öncekine nazaran daha sıkı sardı. "Ayağının üstüne basamıyorsun bile, bir süre seni taşımama katlanmak zorundasın."
Bunları kulağıma fısıldarken kurduğu çadıra doğru ilerlemeye başlamıştı. Geride kalanlara hitaben "Odunları siz toplarsınız!"diye seslendi. "Sevgilim bu hâldeylen onu bırakamam." Sonlara doğru kısılan sesi sayesinde bunu sadece benim duyduğumu düşünüyordum.
"Ayağım ağrıyor diye beni taşımak zorunda değilsin sırık! Bana Ceyda da yardımcı olabilir." Söylenen sesimi duyduğunda dudağının kenarıyla gülümsedi. "Sevgilin buradayken Ceyda'ya ne gerek var," derken gülümseyişi genişledi, bakışları gözlerime döndü.
"Sahte sevgilim!" dedim inatla. Gülüşü aniden kayboldu. Birkaç saniye gözlerimde oyalandı bakışları. Ardından derin bir nefes alarak önüne döndü. "Çok konuşuyorsun, geveze cüce,"diyerek adımlarını hızlandırdı.
Başını eğerek çadırdan içeri girmeye çalışırken mecburen yüzlerimiz birbirine yaklaşmıştı. Fazlasıyla yaklaşmıştı. Verdiği nefesler yanağımı teğet geçerek kayboluyordu. Gözlerimiz yeniden buluştuğunda sanırım o da bu yakınlığı fark etmiş olacak ki adımları birden duraksadı. Öylece kalakaldı. Alnına düşen saç tutanlarına kaydı bakışlarım. Saçlarını alnından çekmek isteyen parmak uçlarım karıncalandı.
"Yürüsene Çınar," dedim mırıltı şeklinde çıkan sesimle. Oysa her zaman bir tık yüksek çıkardı sesim.
Uyarımdan birkaç saniye sonra kendine gelip hareket etti. Zaten küçücük olan çadırın hemen ortasına gelmişti. Beni dikkatle yere bırakıp "Bekle," diyerek uzaklaştı, sadece bir adım uzaklaştı. Sanki bekle demese bir yere gidebilecek miydim ki? Ancak onun yardımıyla yürüyebiliyordum.
Siyah bir çantanın içinden çıkardığı krem kutusuyla geri döndü. "O ne?"
Meraklı bakışlarımı cevapsız bırakarak kremin kapağını açtı. Eline bir miktar krem alıp ayağımı kendine doğru çekti. "Çınar, ne yapıyorsun?"diyerek ayağımı çekmeye çalıştığımda hissettiğim ani acıyla gözlerimi sıkıca kapatıp ofladım. Bu acı ne kadar sürecekti?!
"Dursana keçi!" dedi sitemle. Çoktan gözlerim dolmuştu bile. Zaten canım çok yanıyordu şimdi o da sesini yükseltince kendimi tutamamıştım. Oysa bu her zaman yaptığımız küçük atışmalarda da olan bir şeydi. Bunu fark edince gözleri şefkatle doldu. Zaten canım yanıyordu bir de onunla tartışmak istemiyordum.
"Sadece bileğine krem süreceğim, ağrıyı hafifletir." Bu defa bileğimi çektiğinde itiraz etmedim. Başımı diğer tarafa çevirerek sakin olmaya çalıştım. Bu sırada o da kremi sürmeye başlamıştı. Fazlasıyla yavaş hareket ettiği için bu dakikalar sürmüştü. Canımı acıtmaktan korkuyordu.
"Küstün mü?" Mırıltıyı andıran sesi kulaklarıma ulaştığında gülmemek için kendimi zorladım. Cevap vermediğimde bir elini çeneme yerleştirerek ona dönmemi sağladı. Ama gözlerim yerdeydi.
"Baksana bana!" Yine aynı şeyi yapınca kendimi tutamadım. "Bağırma bana!" Ani verdiğim tepkiyle şaşırdı. Çenemdeki tutuşu hafifledi. Gözlerine baktığımda şaşırdığını görebiliyordum. "Bağırmadım ki,"dedi hemen. "Yine de istemsizce sesim yükseldiyse özür dilerim, Birce."
Biliyordum. Sanırım şu an ben biraz hassastım. Tartıştığımızda ikimiz de bazen bu tonda konuşuyorduk.
Şimdi daha çok üzülmüştüm. Boş yere alınganlık yapıyordum.
Çenemdeki elini tamamen çekip bileğimi son kez kontrol etti. Yüzü düşmüştü. Şimdi de o mu bana küsmüştü?
"Krem iyi gelir, biraz dinlen." Ayağa kalkmaya yeltendiğinde elini tutarak ona engel oldum. "Ben özür dilerim, Çınar. Ayağımın ağrısından ne dediğimi bilmiyorum."
Bedenini bana doğru döndürdü. "Önemi yok," dedi doğrudan gözlerime bakarken. "Sen iyi ol yeter."
•••

