Çınar'a bakmayı bırakıp "Tamam gidelim artık," diyerek elimi ondan çektim. Neyseki bu defa başarılı olmuştum. Ama başarılı olduğum tek şey bu olmuştu çünkü sadece birkaç adım attıktan sonra ayağımda hissettiğim acıyla bir anda kendimi yerde buldum. Çınar hızla yanıma gelmeye çalışsa da aceleci adımlarımla ondan uzaklaştığım için beni tutamamıştı. Ve sonum yine dikenlerdi!
"Kahretsin yaa!" diyerek bileğimi ovaladım. Birazdan ağlayacaktım hâlime, gerçekten az kalmıştı! "Bu dikenlerin burada ne işi var?!"
Ayağıma diken batınca dengemi kuramamış ve yeri boylamıştım. Sorun şuydu ki, ayak bileğim fazlasıyla ağrıyordu. "Ah, sakar!"diyerek yanıma gelen Çınar'ın kaşları yine çatılmıştı. "Niye dikkat etmiyorsun be kızım?!"
Gözyaşım yanağıma süzülürken ona kızgın kızgın baktım. "Çınar!" Kısa bir an bakışları bana kaysa da yeniden ayağıma döndü. Hafifçe dokunduğunda acıyla iç çektim. Anında elini çekerek bana döndü. "Çok acıyor," dedikten sonra hareket ettirmeyi denedim. Ama bunun yaptığı tek şey hissettiğim sancıyı arttırmaktı. "Hareket de ettiremiyorum, off!"
Hissettiğim acı gözlerimin dolmasına sebep olurken çoktan kendime kızmaya başlamıştım bile. Sanırım gerçekten biraz dikkatsizdim, ayağımı incitmenin zamanı mıydı şimdi?
Sinirle derin derin nefesler alırken başımı Çınar'ın olmadığı tarafa çevirmiştim. Şimdi ne yapacaktım? Ayağımı kımıldatamıyordum bile ama yürümek zorundaydım, en azından kamp alanına kadar.
Ben bir yol düşünürken Çınar kolunu belime sarmıştı. Şaşkınlıkla bakışlarımı ona çevirdim. "Ne yapıyorsun?" Bana cevap vermek yerine diğer kolunu da bacaklarımın altından geçirdi ve saniyeler içinde havalandım. "Çınar indirsene beni yaa! Ne yapıyorsun sen?!"
Yürümeye başlarken gözlerini bana çevirdi. Bense ıslak kirpiklerimin altından zaten ona bakıyordum. "Bu hâlde yürüyemeyeceğini umarım farkındasındır cüce."
"Yürürdüm!" diye gereksiz bir şekilde çıkıştığımda alaylı bakışlarının hedefi oldum. Bir anda beni yere bıraktığında şaşkınlıkla kalakalmıştım. "Yürü hadi."
Bunu yapmasını beklemesem de şu anda geri dönemezdim, mecburen yürümeye çalışacaktım. Gıcık sırık!
Korka korka ayağımı öne attığımda bir anda kolumdan tuttu. Göz göze geldiğimizde yaptığını fark edip elini çekti. "Refleks,"dedi açıklama yapmaya çalışarak. "Vazgeçtim yürüme sen, canın acıyacak. Başka zaman inatlaşırız."
Yeniden beni kucağına almaya çalıştığında omzundan tutarak onu durdurdum. "Hayır," diyerek bir adım atmaya çalıştım. Hissettiğim keskin sızıyla yüzümü buruşturmuştum ve ağzımdan acı dolu bir nida dökülmüştü.
"İlla keçilik yapacaksın!" Saniyeler içinde kendimi yeniden Çınar'ın kucağında bulmuştum. Bu defa itiraz etmedim çünkü yürüyemeyeceğimi farkındaydım. Ayağımın ağrısı gerçekten çok fazlaydı ve gözlerim yeniden dolmuştu.
"Özür dilerim," diyen kısık sesini duyduğumda gözlerimi ona çevirdim. Bu sırada yanağıma gözyaşım süzülmüştü. Oysaki ağlamamak için kendimi fazlasıyla zorlamıştım.
"Ağlama Birce," diye mırıldandı üzgün bir sesle. "Benim suçumdu yürüyemeyeceğin belliydi buna izin vermemeliydim."
Boynuna doladığım kollarımdan birini çekerek gözlerimi sildim. Ardından yeniden boynuna tutundum. "Senin suçun değildi Çınar, hepsi benim dikkatsizliğim yüzünden oldu."
Yüzümde dolanan bakışlarını sahte bir şaşkınlık kapladı. "Dikkatsiz olduğunu kabul ediyorsun yani?"
Hafif kıvrılan dudakları sinirlerimi bozmuştu. "Çınar!" Yükselen sesimle gülüşü genişledi. Oysa ben gülmesin diye kızmıştım ama şimdi gülüşünü izlerken bunun o kadar da iyi bir fikir olmadığını fark ettim. Çok güzel gülüyordu, o gülmeliydi.
Ne?
Bakışlarımın gülüşünde takılı kaldığını fark ettiğimde yutkunarak başımı çevirdim. Ben ne yapıyordum? Kalbim yine fena hâlde hızlanmıştı. Sanki Çınar da kalp atışlarımı hissedebiliyormuş gibi tedirgin hissetmeye başlamıştım. Eskiden böyle olmuyordu ama şimdi Çınar'ın yanındayken kalbime hakim olamıyordum. Kendimi tutamayarak yine ona döndüm. Bakışlarımız kesişti. Ben onu düşünürken sanırım o zaten beni izliyordu. Ama unuttuğu bir şey vardı ki insan yürürken önüne bakmalıydı!
Muhtemelen ayağı bir yere takılmıştı ve kucağında benimle birlikte yere düşmüştü. Kollarından destek alarak biraz doğrulup bana baktı. "Ben çok özür dilerim, dalmışım." Gözleri hasar var mı diye merakla bedenimi süzdü. "İyi misin? Bir yerin ağrıyor mu?"
O benim nasıl olduğumla ilgilenirken ben onun bu telaşlı hâllerini izliyordum. Gözlerini sık sık kırpıştırıyor ve uzun kirpikleri buluşuyordu. Sık sık nefes alırken yüzünde kendine kızan bir ifade vardı. "Asıl dikkatsiz olan benim!"diye söylenip bakışlarını gözlerime çevirdi. "Birce?" Benden bir cevap bekliyordu ama ben tek kelime edecek hâlde değildim. Sorun bedenimdeki acı değildi. Hâlâ tek ağrıyan yer ayak bileğimdi.
"Bir şey söylesene Birce!" Ben konuşmadıkca telaşı artıyordu. Benim suskunluğumun sebebi ise kalbime yerleşen şüpheydi. Duygularım beni tedirgin ediyordu.
"Çekil üstümden Çınar!"diye soylenip onu omzundan iterek doğruldum. İstemsizce elimi göğsüme bastırdım. Derin bir soluk çektim içime. Bence ben Çınar'dan uzak durmalıydım.
O yanımda oldukça kalbim rotasını şaşırıyordu.

