Sahilde oturduğumuz süre boyunca Çınar elimi hiç bırakmadı ama dönüp benimle hiç konuşmadı da. Dakikalar geçmişti ama tek kelime bile etmemiştik. Evlere dağılmak için ayaklandığımızda da bu durum devam etti. Adımları yavaş ve acelesizdi. Ben ise aramızdaki bu tuhaf durumdan bir an önce kurtulmak için acele ediyordum. Ama benim aksime o yavaş yürüdüğü için arkada kalıyordu ve ben de mecburen onun adımlarına ayak uydurmak zorunda kalıyordum. Çünkü ona hızlı yürü diyemezdim, hâlâ tek kelime etmemiştik.
Evin önüne geldiğimizde sonunda rahatlamıştım. Elimi Çınar'ın elinden çekmeye çalıştım. Ama sadece çalışmıştım, çekememiştim. Bırakmak yerine daha sıkı tutunca az önce hissettiğim rahatlık tuzla buz olmuştu.
Ceyda bunu fark edince Kerem'i de almış ve evlerine girmişlerdi. Böylece biz de Çınar'la baş başa kalmıştık. Harika!
"Birce,"dediğinde yerdeki bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Efendim?"
Bir süre sadece baktı gözlerime. Ve ben bu süre zarfında bakışlarımı çekmemek için üstün çaba gösteriyordum.
"Kendin ol lütfen,"dedi kısık bir sesle. "Eğer söylediklerim seni bu kadar rahatsız ettiyse, unut gitsin."
Söyleyecek hiçbir şey bulamıyordum. Bütün kelimelerim yok olmuş gibiydi. Oysa ben hiç çekinmez istediğim şeyi pat diye söylerdim. Çınar'ın karşısında niye dilim tutuluyordu?
Zorlukla "Kendimim zaten,"diye mırıldandım. Derin bir nefes aldı. "Değilsin,"dedi. "Aramıza giren mesafeyi hissedebiliyorum ve bunun olmasını istemiyorum!"
Bana doğru bir adım yaklaştı. Sanki hissettiği mesafeyi bu şekilde aşabilecekmiş gibi. "Benden uzak durmanı istemiyorum."
Hâlâ elimi tutan ellerini hissediyordum. Baş parmağıyla elimin üstünü hafifçe okşadı. "Arkadaş olmak istiyorsan arkadaş oluruz. Sadece benden uzaklaşma."
Benden bir cevap ister gibi gözlerime baktı. Ama yaptıkları ve söyledikleri birbirine o kadar zıttı ki ben de ne söyleyeceğimi şaşırmıştım. Arkadaş olalım derken bile bana bu kadar yakın olması, ellerimi tutması...
"Özür dilerim,"diye mırıldandı. "Unut söylediklerimi ve yeniden benim cücem ol!"
Bana üstten üstten bakarken burukça gülümsedi. Bu söylediğini istemiyordu sadece ondan tamamen uzaklaşmamdansa arkadaş olmaya razıydı.
Elimi bıraktığında hissettiğim soğukluk ruhumu üşüttü. "Görüşürüz cüce,"dedi. Dudakları zorlukla yukarı kıvrılmıştı. Benim için gülümsemek şu an çok uzak bir kavramdı.
"Görüşürüz,"deyip kaçarcasına arkama döndüğümde parmakları bileğimi sardı. Ben niye gidemiyordum?!
"Bir şey unuttun cüce," dediğinde yeniden ona döndüm. "Görüşürüz dedikten sonra bir sözcük daha söylemen gerekiyor."
Eğer bunu söylemezsem beni bırakmayacakmış gibiydi. "Görüşürüz sırık," dediğimde bu defa yüzünde içten bir gülümseme oluştu.
Ona böyle hitap etmemi sevdiğini biliyordum...
Bileğimi bıraktığında hiç vakit kaybetmeden evime doğru yürümeye başladım. Arkama bile bakmamıştım, tek istediğim odama gidip rahat bir nefes almaktı. Ve öyle de yaptım. Odama geçip yatağıma uzandım. Gözlerimi kapatıp sesli bir şekilde ofladım. Elim istemsizce göğsümde çırpınan kalbime gitti. Bana ne oluyordu böyle? Niye bu kadar heyecanlanmıştım?
Çınar bu konuşmayı yaparak aramızdaki meseleyi çözmeye çalışmıştı ama ben hiç çözülmüş gibi hissetmiyordum. Aksine iyice karmakarışık olmuştu kafamın içi. Bu konuşmadan sonra rahatlamam gerekiyordu oysa.
Söylediğim bu sevgililik yalanı gittikçe içinden çıkılmaz bir hâl alıyordu. En son yaşadıklarımızdan sonra bu oyuna bir son vereceğimizi düşünmüştüm ama biz hep daha da dibe batıyorduk. Şimdi de birlikte kampa gidecektik...Bunu neden kabul ettiğini de anlamıyordum. Anlamadığım diğer şey ise neden uyuyakalana kadar Çınar'ı düşündüğümdü.
•••


