İçeriğe geç

KAÇAK

Bölüm 18 · 3 dk okuma

KAÇAK

Bölüm 18

Kıyamıyorsun

Kerem sabırsız bir şekilde ikide bir saatini kontrol ederken bir yandan da dizini sallıyordu. "Birce, saat yediyi on geçiyor. Şu sevgilini bir arasan diyorum, gelmeyecekse eğer biz gidelim."

Arayamazdım, numarası mı vardı da arayacaktım?

Belki de gelmekten vazgeçmişti. Ona gitmeyeceğiz dedikten sonra kapıya çıkıp onu beklemem fazlasıyla saçmaydı zaten. Ama gideceğiz derken de fazla kararlıydı. Peki şimdi niye gelmiyordu?

Ceyda yanıma yaklaştı. "Bir mesaj at istersen."

Atamıyorum Ceyda, numarası yok!

Bunu sadece içimden söyleyebilmiştim.

Gelmekten vazgeçmiş olabilirdi ama bir seçenek daha vardı. Sabah onunla konuştuğumda hastaydı ya daha kötü olduysa? Belki de çok hastaydı.

"Ben bir gidip bakayım en iyisi,"diyerek yürümeye başladım. Lunaparkı geçmiştim şu an sadece hastalığının ilerlemiş olma fikri beni korkutuyordu. Kapının önüne geldiğimde zile basıp bekledim. Biraz sabırsızdım çünkü onu merak ediyordum. Bir kez daha zile bastım.

Kapı açıldı. "Geldim işte, sabırsız cüce." O gözlerini zorlukla açık tutarken söylediklerine odaklanmam pek mümkün değildi.

"Çınar hiçbir yere gitmiyoruz!"diyerek onu yeniden eve yönlendirmek için göğsünden ittirmiştim ama elimde hissettiğim sıcaklıkla aniden durdum. Elimi alnına yerleştirdiğimde dikkatle beni izliyordu. "Ateşin var senin!"

"Bir şey olmaz,"deyip evin kapısını çekerek kapattı. Sorun bendeydi, ona en baştan bu lunapark olayını söylememeliydim.

Kolundan tutup onu durdurdum. Bugün bu sahneyi ne çok yaşamıştık. "Dinle, eğer lunaparka gidersen seninle küserim sırık."

Suratı eğlenir bir hâl aldı. Tek kaşı havalandı. "Niye, hastayım diye kıyamıyor musun yoksa?"

"Saçmalama!" Bir anda yüksek sesle konuşunca içten içe kendime kızdım. "Neden sana kıyamayayım? Hastasın! Akıl var mantık var, evde oturup dinlenmen lazım!"

Sanki söylediklerimi duymuyormuş gibi bir adım bana doğru yürüdü. "Yani kıyamıyorsun?"

Derin bir nefes aldım. "Ateş başına vurmuş senin, algılamanda sıkıntı var."

Ne desem yanlış anlıyordu ve asla ikna olmuyordu. Başka çarem kalmayınca "İyi yürü gidelim!"dedim. "Ama kendini yormak yok!"

Sırıtarak yürümeye başladığında kulağıma eğilip fısıldadı. "Kıyamıyorsun."

"Yolda düşüp de başıma kalma diye diyorum!" Ben kaşlarım çatık bir ifadeyle konuşurken o ise sırıtıyordu. İnsan biraz bozulurdu söylediklerime ama nerede? O sadece gülümsüyordu.

Sırıtan yüzünü izlemeyi bırakıp başımı çevirdiğimde bizi izleyen Kerem ve Ceyda'yı gördüm. Onlara doğru ilerlerken elimde sıcak bir dokunuş hissettim. Sonra aniden bu his yok oldu. Önce elimi tutup sonra hemen bırakmıştı. "Elini tutarsam hastalık sana da bulaşır mı cüce?"

"Bulaşmaz sanırım,"diyerek ellerimizi birleştirdim. Şaşırmıştı, birkaç saniye tuttuğum eline baktı. "Normalde elimi tutmaman gerekiyordu biliyorsun değil mi?" Daha önce elimi her tutuşunda itiraz ederek çekmiştim. Şaşırması normaldi. Bakışları bizi bekleyen kişilerin olduğu yere kaydı. "Tabi ya Kerem doğrudan bize bakıyor. Hasta olmak pahasına bu yüzden elimi tutuyorsun."

Bakışlarından geçen hayal kırıklığını bir anlığına görmüştüm. Elimi tutan eli biraz daha sıkılaşmıştı. Sanki birazcık, sinirlenmişti. Bir şey söylememe fırsat vermeden yürümeye başladığında onunla birlikte ilerlemek zorunda kaldım. Ellerimiz hâlâ birbirine kenetliydi.

"Ağaç olduk burada Çınar!"diye sitem eden Kerem'e çatık kaşlarla baktı bay sırık.

"Ne güzel işte dünyaya bir faydan olur en azından, oksijen falan üretirsin." Bunları söylerken Kerem'e alaylı bir bakış atmış ve hiç durmadan yürümeye devam etmişti. Az öncekine göre daha da hızlanan adımlarına zorlukla yetişirken çoktan ona kızmaya başlamıştım bile. "Yavaş yürüsene, kendini yormamanı söylemiştim ama senin yaptığına bak!"

Adımlarını aniden durdurup bedenini bana çevirdi. "Birce, ben bunu döverim!"

Sanırım bu sahneyi daha önce yaşamıştık...

•••

Bölüm sonu

5 yorum