İçeriğe geç

KAÇAK

Bölüm 19 · 5 dk okuma

KAÇAK

Bölüm 19

Lunapark

Buraya daha önce de hep birlikte gelmiştik. Fakat şimdi aramıza eklenen iki kişi vardı. Miray ve Çınar. Miray'ı geçen yazdan tanıyor olsak da onunla olan muhabbetimiz ayaküstü birkaç sohbetten ibaretti. Belli ki bu durum sadece bizim için öyleydi çünkü Kerem'le sohbeti baya ilerletmişlerdi. Çınar ise hepimizin hayatına yeni girmişti.

Lunaparka geldiğimizde diğerleri çoktan gelmişlerdi. Tabi bunu gören Kerem iyice sinirlenmişti. Miray'ı beklettiğimiz için bize kötü kötü bakışlar atıyordu.

Çok da umurumdaydı!

Etrafımızdaki şeylere bakarken ilk önce çarpışan arabayla başlamaya karar verdik. Herkes arabalara geçerek yerini aldığında arabalar çalışmaya başladı ve saçma bir şekilde benim arabam hareket etmiyordu. Ne kadar uğraşsam da bir türlü ileri gitmeyen arabaya içimden sövmeye başlamıştım. Neden bozuk araba bana denk gelmişti?

"Yardım ister misin, Birce?" Eğer bu teklifi yapan Miray olmasaydı belki kabul edebilirdim ama o bana alayla bakarken bu pek mümkün görünmüyordu. Tıpkı benim gibi Miray'ın da benden hoşlanmadığı açıkça belliydi ve bunu saklamak için uğraşmıyordu.

"İstemez Miray," diyerek şu bozuk arabayı yeniden sürmeyi denedim. Başarısız olacağımı düşünürken araba hareket edince gülümsedim. Ama bunu sağlayan Çınar'dı. Arabayı takıldığı yerden kurtardığı için sonunda çalışmıştı.

Şimdi bittin Miray!

Doğruca arabayı Miray'a doğru sürerken o hedefimde olduğunu farkında değildi. Ona çarptığım anda şiddetle öne savruldu. Kimin çarptığını görmek için bakındığında beni görünce ifadesi memnuniyetsiz bir hal aldı.

Oyun devam ederken ben sürekli Miray'ın peşindeydim ama ara sıra bana söylediği şeylerin intikamını almak istercesine Kerem'in arabasına çarptığım da olmuştu. Çınar ise sürekli Kerem'in peşindeydi ve Kerem'in artık ondan bıktığına emindim. En sonunda Çınar ve benim arabalarımız farkında olmadan çarpıştığında arabalar birden durmuştu. Ona bakarken sadece gülümsedim, fazlasıyla eğlenmiştim. O da eğlenmiş görünüyordu çünkü dudaklarında küçük bir tebessüm yer edinmişti.

Çınar arabasından inip yanıma geldi ve elini bana uzattı. "Gel sevgilim," dedi hafif yüksek bir sesle. Çınar bu oyunun hakkını veriyordu. Elini tutup arabadan indim. Herkesle birlikte yürürken onlar önden gidiyorlardı ve biz de Çınar'la arkalarından gidiyorduk, el ele.

Korku treninin önünde durduklarında yüzümü buruşturdum. Bence bu hiç eğlenceli değildi! Tam itiraz etmek için dudaklarımı aralayacakken Miray benden önce davrandı. "Biz korku trenine binelim diye düşündük ama eğer aranızda korkan varsa dışarıda bekleyebilir."

Usulca sustum. Tabiki korktuğumu söylemeyecektim!

Kimseden sen çıkmayınca Miray sırıtarak önüne döndü. "Hadi o zaman!"

Korkarak nasıl eğleniyorlardı hiç anlamıyordum. Eğlenecek o kadar şey varken bunu mu istiyorlardı cidden? Korkmak!

Herkes trene yerleşirken stresli bir şekilde ben de yerimi almıştım. Hemen yanımda da Çınar oturuyordu. Farkında olmadan parmaklarımla oynamaya başlamıştım bile. Sanırım gözlerimi kapatırsam fazla korkmazdım değil mi? Hem, ne kadar korkunç olabilirdi ki?

Elimin üstünde hissettiğim dokunuşla başımı yan tarafıma çevirdim. Çınar endişeyle bana bakıyordu. "Bunu yapmana gerek yok Birce, kimseye cesaretini kanıtlamak zorunda değilsin."

Evet değildim ama yine de o kızın alaylı bakışlarına katlanmak istemiyordum. Başımı iki yana salladım. "Sorun yok, iyiyim." Yalandı. İyi falan değildim. O da bakışlarını stresle oynadığım ellerime çevirerek tek kaşını havaya kaldırdı. "Emin misin?"

Trenin yavaş yavaş çalıştığını belirten seslerle başımı aşağı yukarı salladım. "Eminim." Değildim...

Tren ilerlerken bana doğru yaklaştı. "İstediğin zaman sevgiline sığınabilirsin,"derken dudaklarında muzip bir gülüş vardı. "Gerek yok, korkmuyorum dedim!" Cevabıma karşılık gülüşü genişledi. Oysa ona ters cevap vermiştim bunda gülecek ne vardı? Uzaklaşmadan hemen önce "Öyle olsun, keçi," diye mırıldanmıştı gülüşlerinin arasından. Umursamadım, yeterince korkuyordum ve onunla uğraşmayı düşünecek halde değildim.

Trenin hareketi hızlanırken etrafımız fazlasıyla karanlık bir hal almıştı. Derinden gelen sesler ve yanıp sönen kırmızı aydınlatmalar henüz o kadar da korkunç değildi. Kırmızı ışığın vurduğu yerde gördüğüm iskeletle küçük bir çığlık atmıştım fakat herkes benimle aynı durumda olduğu için bunun pek dikkat çektiğini sanmıyordum. Çınar'ın elimi tutuşu daha sıkı bir hal alırken baş parmağıyla elimin üstünü okşadı. Varlığını hatırlatıp korkumu azaltmaya çalışıyor olmalıydı ama şu an iskeletlere eklenen örümcek görselleriyle bu hiç mümkün görünmüyordu.

Sakinleşmek için gözlerimi kapatırken Çınar'ın elini sıktığımı fark etmemiştim. Hiç kendimde değildim ve bunu yapmam gerçekten hataydı!

Zihnimden farklı şeyler geçirerek bulunduğum ortamı unutmaya çalıştım ama bu çok zordu. Yine de çabaladım fakat bacağıma bir şeyin tırmandığı hissiyle güçlü bir çığlık koyvermiştim. Aynı anda sırtımın etrafından dolanan kollarla gözlerimi hafifçe araladım. Çınar beni kendine çekerek sarılmış ve başımı da göğsüne yaslayarak görüş alanımı kapatmıştı. "Korkma keçi, yanındayım."

Derin derin nefes almaya çalışırken bir eliyle saçımı okşuyordu ve arada kısık sesle söylendiğini duyuyordum. Bazen eliyle üstümden bir şeyleri atıyordu, buna bacağıma değen ve ne olduğunu bilmediğim şeyler de dahildi.

Tren yavaşlarken biz hala birbirimize sarılmış vaziyetteydik. Soluklarım düzene girmişti ve bu büyük ölçüde Çınar'ın desteği sayesindeydi. Tren gürültüyle durdu. "Birce, aç gözlerini güzelim." Fısıltıyla söylediği sözlerden sonra gözlerimi araladım. Ben yavaşça başımı göğsünden çekerken o da başını bana doğru eğdiği için yüzlerimiz arasındaki mesafe çok azdı. Bana endişe ve merhamet dolu bakıyordu. Sanırım biraz da kızgındı.

Gözlerine bu kadar yakından bakmış mıydım bilmiyorum ama böylesine etkileyici harelere sahip olduğunu şimdi fark ediyordum. Bakışı beni etkisi altına alırken bir süre kımıldayamadım. Dudağı hafifçe yukarı kıvrıldı. "Artık inmeliyiz,"diye fısıladı. Bakışlarını arkama çevirip yeniden bana döndü. "Herkes bize bakıyor."

Onun uyarmasıyla bedenimi geri çektim. Gerçekten herkes gözlerini üzerimize dikmişti. Çınar elimi sıkı bir şekilde tutarken birlikte trenden indik. Sonunda rahat bir nefes almıştım.

"İstersen biz gidelim,"diyerek ilgiyle bana baktı Çınar. İyi olmadığımı farkındaydı. "Hayır." Kaşlarını çattı. Kararımdan memnun olmamıştı. "Keçi deyince de kızıyor." Mırıldansa da çok net duymuştum. İnat etmiyordum hava almak iyi gelmişti birazdan düzelirdim. Yani öyle umut ediyordum.

"Bence dönme dolaba binip biraz sakinleyelim," diyen Miray'a baktım. Her fikir ondan çıkıyordu zaten! Neyseki bu defa düzgün bir öneride bulunmuştu. Herkes onaylayınca bilet aldık ve dönme dolaba gidip yerleştik. Ben oturduktan sonra Çınar da gelip yanıma oturmuştu. Diğerleri başka yerlere geçtiğinde ikimiz yalnız kalmıştık.

Dönme dolap yavaş yavaş hareket ederken sonunda sakin bir aktivite yaptığımız için mutluydum. Gözlerimi kapatarak tenime değen rüzgarın keyfini çıkardım. Kabin hafif hafif sallanırken korkmuyordum aksine az önceki tren macerasında sonra halimden gayet memnundum.

Belime sarılan kollar gözlerimi açmamı sağlarken oturduğumuz kabin sallanarak en tepede durmuştu. Çınar belimden sıkıca sarılırken başını omzuma yerleştirmişti ve nefesini boynumda hissediyordum. Şaşkınlıkla başımı ona çevirdiğimde tek gördüğüm özenle şekillendirilmiş saçlarıydı. Yüzünü göremiyordum.

"Çınar, ne yapıyorsun?" Şaşkın sesimi duyunca belimdeki tutuşu biraz gevşedi ama bırakmadı. Derin bir soluk aldı. "Sadece bana birkaç dakika izin verir misin, Birce?" Titreyen sesi karşısında ne yapacağımı bilemedim. "Ben..."diye mırıldandım ama sözlerimin devamını getiremedim. Diyecek bir şey bulamamıştım, neden böyle yaptığını anlamıyordum.

Birkaç dakika sessiz kaldım. Kabin yeniden hareket etmeye başladığında omzumda hissettiğim ıslaklıkla kaskatı kesildim. Ağlıyor muydu?

•••

Bölüm sonu

3 yorum