Elimi Çınar'dan çekip "Buna gerek yok,"diye itiraz ederken bakışlarım arkasına kaydı. Kerem aheste aheste yürüyerek geliyordu. Pişmanlıkla mırıldandım. "Tamam gerek varmış." Ama elimi çekmiştim bir kere hem de biraz sert çekmiştim. Bizim kavga ettiğimizi sanmış olabilirdi. Off!
Ben bu durumu nasıl toparlayacağımı düşünürken Kerem çoktan yanımıza gelmişti bile. Çınar'ın omzunu tuttu. "Dinle Çınar,"deyip bakışlarını ikimizin arasında gezdirdi. "Birce biraz ters biridir ama özünde iyidir. Tartışıyorsunuz sanırım, onun için söyleyeyim dedim. İdare et yani."
Sanki benim nasıl birisi olduğumu değerlendirmek ona kalmıştı!
Kerem alayla sırıtırken Çınar ona öldürecekmiş gibi bakıyordu. Omzunu sertçe çektiğinde Kerem'in eli boşluğa düştü. "Ben onu her haliyle seviyorum Kerem. Git ötede saçmala, sevgilimle arama girme!" Çınar sert bir şekilde elimi tutup yürümeye başladığında ona eşlik ediyordum. Dudaklarımızdan aynı anda aynı kelime döküldü. "Gerizekalı!"
Ben Kerem'i niye sevmiştim ki?!
Hızla yürürken Çınar'ın adımlarına yetişmekte zorlanıyordum. "Yavaş yürü biraz!" dediğimde yavaşlamak yerine direkt durdu. Bana döndü. "Ben döverim bunu Birce!"
Birce demişti, durum ciddiydi.
Ona tek bir kelimeyle cevap verdim. "Değmez."
Elinden tutup onu çekiştirdim. Elinden tutup? Benimle yürümeye devam ettiğinde yolun kalanını sorunsuz bir şekilde bitirdik. Sonunda evime geldiğim için rahatlamıştım. Gidip uyuyacaktım. "Görüşürüz bay sırık,"diyerek gülümsedim. Az önce yaşananlardan dolayı hâlâ gergin görünüyordu. "Görüşürüz bayan cüce." Bana cüce demesini görmezden gelerek onu arkamda bırakıp evime doğru ilerledim. Eve girmek yerine olduğu yerde durmuş bana bakıyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Zile basıp bekledim. Arkama dönüp ona bakmak istesem de kendimi tutmayı başarmıştım. Annem kapıyı açtığında önce onu bir süzdüm. "Bir yere mi gidiyorsun anne?"
"Ben değil biz gidiyoruz kızım, hep birlikte." Yorgunluktan ölüyordum ve tek istediğim uyumaktı!
Omuzlarım düşerken "Nereye?"diye sordum. Gitmemenin bir yolunu bulmaya çalışacaktım elbette.
"Engin amcanlara." Artık kesinlikle gitmemenin bir yolunu bulmalıydım.
"Anne ben çok yorgunum, siz gidin ben de evde dinleneyim." Annem bakışlarını üstümde gezdirirken gözlerimi biraz kısıp yorgun gibi görünmeye çalıştım. Zaten öyleydim ama biraz abartarak işimi garantiye alsam fena olmazdı.
"Gayet iyisin Birce. Mızmızlanma git hazırlan." Beni kapıda bırakıp küpesini düzelterek içeriye geçti. Bunun olacağını biliyordum. Bizim evde annemin sözü geçiyordu.
Odama giderken söylenip durmuştum. Oysa ben çoktan reşit olmuştum neden özgür olamıyordum? Neyse, sonuçta o benim annemdi. Madem gitmemi istiyordu o zaman gidecektim.
Eskiden olsa şimdi sevinç çığlıkları atıyor olabilirdim ama şimdi Kerem'i görmek istemiyordum. Söyledikleri benim için fazlasıyla ağırdı. Onu gördüğüm an sinirleneceğime emindim. Önceleri onu görünce hızlanan kalbim şimdilerde öfkeyle dolmaya başlamıştı.
Düşünmeyi bırakıp banyoya girerek kısa bir duş aldım. Ardından kıyafet seçmek için dolabımı açarak biraz bakındım. Fazlasıyla seçeneğim vardı ama çok da uğraşmak istemiyordum. Salaş, pudra pembesi bir elbiseyi alıp üstüme geçirdim. Dizlerimin biraz altında bitiyordu ve gayet hoş olmuştu. Saçlarımı da hafif dağınık bir topuz yaparak topladığımda artık hazırdım. Telefonumu alarak odamdan çıktım. "Ben hazırım anne."
Annemler de yanıma geldiklerinde hep birlikte evden ayrıldık. Yol fazlasıyla kısaydı, sadece yan eve geçecektik. Bu yüzden bir dakika içinde kapının önündeydik. Zile bastığımızda kapıyı Ceyda açtı. "Hoş geldiniz," diyerek kapının önünden çekildiğinde içeri girdik.
Akşam boyunca çaylar içilmiş ve hoş sohbetler edilmişti. Biz Ceyda'yla sohbet ederken büyükler de kendi aralarında konuşmuşlardı. Şu an salonda olmayan tek kişi Kerem'di. Bize hoş geldiniz dedikten sonra odasına çekilmişti. İsabet olmuştu, onu görmek istemiyordum.
Nereden, nereye işte...
"Birce sen beni dinlemiyor musun?" Ceyda kolumdan dürtüp isyanla söylenince ona baktım. "Dinliyorum." Bir yerden sonra anlattıklarını kaçırmıştım aslında ama bunu söylemeye hiç niyetim yoktu.
Gerçekten Ceyda'ya odaklanmaya çalıştığımda bunu yine başaramadım. Kerem bey salona teşrif etmişlerdi. Sırıta sırıta gelip kardeşinin yanına oturdu. Bu şimdi niye bu kadar mutluydu?
"Abi yine sırıtıyorsun?" Ceyda her zamanki gibi duygularıma tercüman olunca onlara dikkat kesildim. Çaktırmıyordum ama söyleyeceklerini merakla bekliyordum.
"Yarın lunaparka gidiyoruz,"dediğinde ikimiz de Kerem'e boş boş bakmaya devam ettik. Bu Kerem'i mutlu etmezdi ki, o lunaparkları sevmezdi.
"Eee?"dedi Ceyda. "Sen sevmezsin ki lunaparkı. Niye mutlu oldun buna?"
"Ben sevmiyorum zaten ama Miray seviyor,"deyip koltuğa iyice yayıldı. Keyiften dört köşeydi! Çok da umurumda, gıcık!
Bir süre sessiz kaldıktan sonra "Kimler gidiyor?"diyerek abisine baktı Ceyda. Muhtemelen kendisi de gitmek isteyecekti çünkü Ceyda lunaparkı çok severdi.
"Bizim grup işte," dedi Kerem. Yani geçen gün voleybol oynayan tayfa. "İstersen sen de gel Ceyda." Bana dönüp alayla gülümsedi. "Birce, aslında sana da sevgilinle birlikte gelmeni teklif edeceğim ama sanırım aranız bozuk. Gelmezsiniz herhalde?" Sesindeki alay o kadar belliydi ki! Ne tuhaf bir insandı bu Kerem? Onu seven kalbime cidden acıyordum...
"Yok, sen yanlış anlamışsın. Aramız gayet iyi. Yarın mutlaka geliriz." Neyime güvenerek böyle konuşuyordum hiçbir fikrim yoktu. Ama onun benimle bu şekilde konuşmasına ve alay etmesine izin veremezdim. Belki de voleybol maçında kaybetmeyi hâlâ hazmedememişti ve bir şekilde acısını çıkarmaya çalışıyordu. Kesinlikle boşuna çabalıyordu.
"Peki madem,"dedi sinir bozucu bir sırıtışla. "Yarın akşam hep birlikte lunaparka gidiyoruz."
Peki ben Çınar'ı buna nasıl ikna edecektim?
•••
