Artık bastıramadığım merakla başımı arkama çevirdiğimde hiç beklemediğim biriyle karşılaştım. Aslında burada olması olağandı fakat beklemediğim şey gözlerini bize dikmiş dikkatle izliyor olmasıydı.
Kerem, sahanın dışında durmuş anlamlandıramadığım bir ifadeyle bizi izliyordu. Ve onu fark etmemiz hiçbir şeyi değiştirmedi, bakışlarını çekmedi.
Kerem'e bakmayı bırakıp önüme döndüm. "Sevmiyorum diyemem,"diye mırıldandım. O uzun yıllardır kalbimdeydi birdenbire yok sayamıyordum. Ama kalbimi fazlasıyla hızlı bir şekilde terk ediyordu.
Çınar'ın belimi tutan elleri sıkılaşmıştı. Sahi bu sırık belimi ne zaman bırakacaktı?
"Ama sevmemeye çalışıyorum diyebilirim. Beni çok kırdı, onu unutmak istiyorum. Ve bu yavaş yavaş gerçekleşiyor."
Bakışları bana döndü, derin bir nefes aldı. Gözlerime bakarken yutkundu. "O tam bir aptal!"dedi koyulaşmış gözleriyle bana bakarken. "Eğer sen beni sevseydin, seni asla kaçırmazdım."
Bir dakika, ne?!
Duyduğum sözcükleri idrak etmeye çalışırken gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Tıpkı benim gibi o da bana bakıyordu ama bakışlarımızdaki anlam farklıydı. Ben şaşkındım o ise... Bilemiyordum. Bakışlarını çözemiyordum, belki de çözmek istemiyordum.
Dakikalardır omzuna tutunan ellerimi sonunda çekip kendimi geriye çektiğimde belimdeki kollarından da kurtulmuştum. "Gidiyorum ben." Telaşlı sesim bir tık yüksek çıkmıştı. Cevap beklemeden onu arkamda bırakarak sahadan çıktım. Kerem'in bana doğru yaklaştığını fark ettiğimde adımlarımı hızlandırdım ama çabam boşunaydı. Ben fazla uzaklaşmadan gelip önümü kesti. "Nereye Birce?"
Ona duyduğum öfke hala tazeyken bence karşıma çıkmakla hata yapmıştı. Derin bir nefes alırken başımı sahanın olduğu tarafa çevirdim ve aceleci adımlarla buraya doğru yaklaşan Çınar'ı gördüm. Harika!
Çınar'ın yanımıza ulaşmasına birkaç adım kala Kerem'e döndüm. "Cehenemin dibine Kerem! Gelecek misin?" Kerem benden böyle bir çıkış beklemediği için şaşırmıştı. Oysa bu tepkimle muhtemelen daha çok karşılaşacaktı. Çınar'ın ise arkadan güldüğünü duydum. Sanırım tavrım onun hoşuna gitmişti. Neden?
"Niye sinirleniyorsun hemen Birce? Sadece eve gidiyorsan eğer birlikte yürüyelim diyecektim." Sanki boşuna sinirlenmiştim! Beni bu hale getiren bizzat kendisiydi.
Aniden belime sarılan kolların varlığını hissettiğimde şaşkınlıkla Çınar'a baktım. "Sevgilimi eve ben bırakacağım Kerem,"dedi. "Sen gidebilirsin."
Ona bakan yalan söylediğini asla anlamazdı. Sanki gerçekten sevgilisiymişim gibi doğal konuşuyordu. Ayrıca şu an neden bu sevgililik oyununu devam ettiriyordu? Belki de bu durumdan rahatsız olmuyordu.
"Seninle konuşmak istemiyorum Kerem,"dediğimde Kerem'in bozulmuş ifadesi görmeye değerdi. Çınar'ın ise dudakları yukarı kıvrılmıştı. Belimdeki baskısını arttırarak beni yönlendirdiğinde gitmek istediğini anladım. Zaten ben de daha fazla burada kalmayacaktım.
Kerem'i arkamızda bırakarak yürümeye başladık. Belimi bıraktığında derin bir nefes almıştım ki elimi tuttuğunda "Ne yapıyorsun?"diyerek ona döndüm.
Pişkin bir ifadeyle güldü. "Sevgilimin elini tutuyorum."
"Buna gerek yok sırık,"diyerek elimi çekmeye yeltenmiştim ki daha sıkı tuttu. "Kerem'in bizi izlediğine eminim cüce."
Düşünmeden başımı arkaya çevirerek onu kontrol ettiğimde gerçekten bizi izliyordu. "Bakmasana şu herife!" Çınar'ın kızgın sesini duyduğumda önüme döndüm. "Merak ettim Çınar!" Bana dönüp kızgın kızgın baktı. "Etme!" Buna ne oluyordu?
Sessiz sakin yürümeye başladığımızda Çınar'ın söyledikleri zihnime düştü. El ele yürürken o sözleri düşünmek kafamı karıştırıyordu. Neden öyle demişti ki? Belki de ben fazla sorguluyordum. Öylesine söylemişti.
Bir süre o şekilde yürüdükten sonra elimi çektim. "Kerem bizi göremez artık." Tek kaşı havalandı. "Başka biri görebilir, bütün arkadaşların bizi sevgili sanıyor. Sonra o gider Kerem'e söyler. Böylece yalanın ortaya çıkar." Art arda kurduğu cümlelerle şaşırmıştım. Normalde bu kadar uzun konuşmazdı. Ellerimizi yeniden birleştirdi. "Bu yüzden elimi tutmaman çok tehlikeli, cüce."
Çınar elimi tutmaya mı çalışıyordu yoksa bana mı öyle geliyordu?


