İçeriğe geç

KAÇAK

Bölüm 14 · 3 dk okuma

KAÇAK

Bölüm 14

Beş Dakika

Aklıma hiçbir bahane gelmeyince çareyi kaçmakta buldum. "Yapmadın haksızlık falan,"deyip elindeki topu alarak potaya ilerledim. Bunu her zaman o yapacak değildi ya!

Arkamdan ofladığını duymuştum. Gülümsedim. Sinir etmeyi başardıysam ne mutlu bana!

Sonunda hiçbir engelle karşılaşmadan elimdeki topu fırlatmayı başardığımda heyecanla sonucu beklemeye başladım. Fakat sonuç hiç de sürpriz olmadı. Top potaya yaklaşmamıştı bile!

O kadar kötü müydüm ya?!

"Üzülme çaylak." Küçük kıkırtıları kulağıma ulaşıyordu. Ama cidden komik değildi! Rezil olmuştum...

"Belki bir basket atarsın ha?" Alayla bana gülerken topu aldı. Hiç devam etmek istemiyordum. Şu sırık kazansaydı da gitseydik artık!

Topu sektirirken benimle uğraşmayı ihmal etmedi. "Hadi çaylak! Pes mi ediyorsun yoksa?"

Ben? Pes etmek?

"Çok beklersin sırık!" Oynamaya devam ettim. Belli mi olurdu belki şansım bana uğrardı da bir basket atardım.

Bir süre oynadığımızda değişen bir durum yoktu. Yine Çınar basket atıyor bense boş boş çabalıyordum. Birkaç defa topu ele geçirsem de yine önceki atışımda olduğu gibi top potaya ulaşamamıştı bile.

Sinirle olduğum yerde durdum. Kaşlarım kendiliğinden çatılmıştı. "Yeter bu kadar sen kazandın,"dediğimde Çınar da duraksayıp bana döndü. Bakışları yüzümde oyalandı. "Gidiyorum ben,"deyip arkamı dönerek birkaç adım attım.

"Bekle çaylak!" Durmadım. Kendimi fazlasıyla rezil olmuş hissediyordum. Tamam sonucun böyle olacağını biliyordum ama insan en azından bir kez atardı şu topu ya!

Kolumdan tutulmasıyla durmak zorunda kaldım. Çınar'a dönüp gitmek istediğimi söyleyecekken benden önce konuşan o oldu. "Sadece beş dakika daha oyna, lütfen."

Rica etmesine zaten şaşırmışken buna istekli bakışları da eklendi.

Beş dakikayla ne değişecekti ki?!

Kızarmış suratı ne kadar yorgun olduğunu gözler önüne sererken o hala oynamak istiyordu. Gerçekten onu bazen anlamıyordum.

"Sadece beş dakika,"dediğimde gülümsedi. Başını sallayıp beni tekrar etti. "Beş dakika."

İsteksiz adımlarım yeniden sahanın ortasına ilerlediğinde Çınar da beni takip ediyordu. Neyse en azından bitmesine beş dakika kalmıştı.

Topu bana attı. "Başla hadi." Ona uyum sağlayıp oyuna başladım. Ama hiç istekli ve umutlu değildim. Biraz sonra topun onun eline geçeceğini farkındaydım. Yine de topu sektirerek potaya ilerlemeye başladım. Daha önce olduğu gibi bana yaklaşıp kollarını etrafımdan sararak topu almaya çalıştı. Ama topu almaktan ziyade benimle birlikte ilerliyor gibiydi. Şimdiye çoktan topu benden almış olmalıydı. Dönüp ona baksam da onun bakışları yerdeydi.

Bunu düşünmeyi bırakıp ilerleyerek potaya iyice yaklaştım. Sanırım bu defa olacaktı. Heyecanla topu fırlatmak için yükselmeye niyetlendiğimde belimi saran kollar beni havaya kaldırdı. Neye uğradığımı şaşırarak Çınar'a döndüm. "Ne yapıyorsun sen be?!"

"Sus ve at şu topu artık çaylak,"dedi. "Sandığın kadar hafif değilsin."

Kaşlarımı çatarken topu attım. Top potanın içinden geçip yere düşerken Çınar da beni havada tutmayı bırakıp dikkatle yere indirmişti. Bu sırada tereddütle omuzlarına tutundum. Ayaklarım yere değdiğinde rahatladım.

"Sonunda basket attın,"dedi gülümseyerek. Ben değil biz atmıştık.

Kızgınlıkla ona baktım. "Niye yaptın bunu? Senden yardım istememiştim sırık!"

Bakışları yüzümde dolandı. "Üzülmeni istemedim, şöyle somurtmayı bırakıp gülümse diye yardım ettim çaylak."

E ben yine gülümseyemiyordum...

Kolları hala belimi sarıyordu ve benim ellerim de onun omuzlarına tutunuyordu. Ve şu an bunu yapmamız için bir sebep yoktu. Neden belimi bırakmıyordu?

Ben neden ellerimi çekmiyordum?

"Gülümse Birce,"dediğinde şaşkın şaşkın ona baktım. Yine bana Birce demişti. Ne tuhaf bir haldeydim. Bana ismimle seslenince şaşırıyordum üstelik zaten olması gereken buydu.

Bulunduğumuz konum sebebiyle kaslarım kaskatı kesilmişti. Eğer benden uzaklaşırsa belki gülümseyebilirdim. Zira bu yakınlıkta nefes bile zor alıyordum, onun nefesi ise tenime çarpıyordu. Küçük bir detay daha, Çınar fazla yakışıklıydı...Çok fazla.

Bana beklentiyle bakmayı kesip gözlerini arkamdaki bir noktaya dikti. Saniyeler içinde kaşları çatılmış nefesi sık ve öfkeli bir hal almıştı.

Bakışlarını bana çevirmeden "Birce,"dedi. Sadece "Hm?" diye mırıldandım. Gözleri kararmaya başlamıştı. Baktığı yerde ne vardı?

Bakışlarının odağı değişmeden son bir soru sordu. "Onu çok mu seviyorsun?"

Bölüm sonu

2 yorum