Topu kolunun altına alıp sahanın kenarına doğru yürüdü. Beni henüz görmemişti. Onu izlerken ağır adımlarla yanına doğru ilerliyordum. Sahanın kenarına geldiğinde yerde duran su şişesini alıp kafasına dikti. Boynunda parıldayan ter damlaları fazlasıyla ısındığını gösteriyordu. Su içerken gözlerimiz kesiştiğinde suyu dudaklarının arsından çekip öksürmeye başladı. Sanırım boğazına kaçmıştı.
O öksürmeye devam ederken ben adımımı sahaya atarak ona yaklaştım. O da gözleriyle beni takip ediyordu. Yanına ulaştığımda öksürükleri kesilmişti. "Selam."
Pürüzlü sesiyle cevap verdi. "Selam." Sanırım öksürdüğü için sesi pürüzlüydü.
"Erkenden başlamışsın." Yavaşça başını salladı. "Sahadayken boş boş durmayı sevmem, seni beklerken oynadım biraz çaylak."
Sanırım bu takma isim olayı hiç bitmeyecekti. Sabırsızca suratına baktım. "Ne zaman başlayacağız?" Maçı bitirip eve gitmek istiyordum. Onunla oynamak için hiç istekli değildim.
"Hemen başlayabiliriz,"deyip topu bana fırlattı. Refleksle topu yakaladığımda şaşkınlıkla suratına baktım. Yalnız bu basketbol topuydu, fazlasıyla ağırdı! Kafama gelse beyin sarsıntısı geçirebilirdim!
Onunla daha fazla uğraşmak istemediğim için bu serzenişlerimi sadece içimden geçiriyordum. Bana fırlattığı topu sektirmeye başladığımda yavaş yavaş potaya yaklaşıyordum ama o beni takip edip topu almaya çalışmak yerine sırıtarak beni izliyordu. Durup topu elime aldım. "Niye oynamıyorsun?"
Bana doğru birkaç adımla yaklaştı. Elini saçlarından geçirip gülümsemesini genişletti. Hayret bugün bakışları duygusuz değildi. Aksine mutlu gibi görünüyordu. "Birkaç sayı almana izin veriyorum, çaylak."
Alayla güldüm. "Sağ ol yaa!" Sahte gülümsemem kaybolurken kaşlarımı çattım. "Kaybedeceksem de gururumla kaybederim bay sırık!"
Olduğu yerde durmayı bırakıp yanıma geldi. "Sen bana niye sırık diyorsun?" Suratında memnuniyetsiz bir ifade vardı. Ona adıyla hitap etmemi istediğini biliyordum. İnat değil miydi sırık diyecektim!
Tam karşımda dikilirken onu baştan ayağa bir kez süzdüm. Ben onun omzunun hizasında bile değildim. Fazla uzundu! "Sırık olduğun için olabilir mi?"
Bence bana üstten üstten bakarken sırık olduğunu kendisi de fark etmişti. Dudakları alayla kıvrıldı. Bu defa o beni kısaca süzdü. Bakışları bedenimde oyalanmadan gözlerime ulaşmıştı. "Belki de sen fazla kısasındır bayan cüce,"diyerek yine beni sinirlendirdi.
"Bana bak!" İşaret parmağımı ona doğru uzatıp tehdit edercesine salladım. "Eğer bana bir tane daha lakap takarsan-" sözlerimi kesen bana doğru attığı adımdı. Aramızda bir karış mesafe bırakmıştı. "Ne yaparsın?"
Çok güzel bir soruydu, ne yapardım?
"Ne yapacağımı o zaman görürsün!"
Topu yeniden sektirmeye başladım. "Ben başlıyorum. Eğer düzgünce oynamazsan giderim."
Sadece birkaç saniye sonra topu benden almasıyla sesli bir şekilde ofladım. Bunu fark edip bana yandan bir bakış attı. "Düzgün oynamamı isteyen sendin çaylak."
Evet bendim, bu yüzden sakin kalarak peşinden ilerledim ve topu almaya çalıştım.
Bu adam profesyonel oyuncu falan mıydı Allah aşkına!
Tam topu alacağım sırada bir şekilde benden kurtuluyordu. Zaten rezil bir şekilde oynuyordum karşımdakinin Çınar olması da her şeyi daha da zorlaştırıyordu.
Çınar topu potaya attığında top potanın içinden geçerek yere düşmüştü. Onun suratında oluşan egoist gülümsemeyi göz ardı edip topu yakaladım. En azından bir kez basket atmak istiyordum. Ben topu sektirirken yanıma gelmiş ve kollarını etrafıma uzatarak gitmemi engellemeye çalışıyordu. Bir an boş bulunup kafamı kaldırdığımda bu kadar yakınımda olduğunu düşünemediğim için afallamıştım. Yüzlerimiz arasında en fazla yarım karış mesafe vardı ve bu dikkatimi dağıtıyordu. Gözlerini bana çevirdiğinde istemsizce yutkundum. Onunla daha önce hiç bu kadar yakın bir mesafede durmamıştım.
Daha önce kimseye bu kadar yakın olmamıştım!
Çınar bakışlarını yere çevirdiğinde bir anda ellerimin arasındaki top yok oldu. İsyanla benden aldığı topa bakarken "Ama bu haksızlık!"diye yakındım. Potaya yaklaşırken bana döndü. "Neymiş o haksızlık olan?"
Bana yaklaşarak dikkatimi dağıttın diyemezdim değil mi?
Bana bakarken topu fırlattı. Gözlerimle rotasını takip ettiğim top potanın içinden geçerken istemsizce "Yuh artık!"dedim. Ben Çınar'la yarışamazdım. Neyseki bunu çok daha önceden kabullenmiştim.
Topu olduğu yerde bırakıp yanıma geldi. "Söyle hadi,"diyerek dikkatle gözlerime baktı. Suratında muzip bir ifade vardı. "Sana ne haksızlık yaptım?"
Şimdi ne bahane bulacaktım?

