Sorduğu soruyla kaşlarım çatıldı. "Tabi ki hala bir istek hakkın var,"diyerek yükseldim. Yalanımı ortaya çıkarmayarak bana yardımcı olmaya çalıştığını sanmıştım.
"Sinirlenme hemen küçük yalancı,"deyip muzip bir ifadeyle baktı. "Sadece şaka yaptım. Senden tek bir şey isteyeceğim."
Kollarımı göğsümde bağladım. Kaşlarım hala çatıktı çünkü beni sinirlendirmeye devam ediyordu. "Bana yalancı deyip durma!" Yalan söylediğim için zaten kendime kızıyordum ve onun da bunu sürekli söylemesi sinirimi bozuyordu. "Adım var benim, isteyince gayet güzel söyleyebiliyorsun."
"Sana nasıl hitap etmek istersem öyle ederim," dediğinde sesli bir şekilde ofladım. Sanırım onunla bunu tartışmam anlamsızdı. Benim ne istediğimle pek ilgilenmiyordu.
Sabırsızca "Her neyse," dedim. "Ne istiyorsun söyle hadi?"
Konuşmak için hiç düşünmemişti. Belli ki ne isteyeceğine çoktan karar vermişti. "Benimle basketbol oynamanı istiyorum çaylak."
Alayla gülümsedim. "Bunu söylerken bile bana çaylak diyorsun. Bir çaylakla oynamak istediğine emin misin?"
"Eminim," dedi. "Hem de hiç olmadığım kadar."
İsteği beni şaşırtmıştı, bunu beklemiyordum. Fakat benim için sorun yoktu, gayet makul bir istekti. "Peki, kabul."
"Yarın akşam, daha önce beni oynarken gördüğün sahada?"dediğinde onaylarcasına başımı salladım. "Tamamdır."
Konuşacak bir şey kalmadığında ikimiz de susmuştuk. Bakışlarını üzerimden çekmek yerine derin bir şekilde gözlerime bakıyordu. Eskiden bakışlarında gördüğüm boşluk sanırım artık kaybolmuştu. "O zaman yarın görüşürüz," diyerek geri doğru birkaç adım atmıştım. Ama insan yürürken düzgün bir şekilde yürümeliydi. Benim gibi ters ters gitmek fazlasıyla tehlikeliydi.
Ayağımın taşa takılmasıyla yeri boylamaya kendimi hazırlamıştım. Fakat bugün ikinci kez belime dolanan kollar düşmeme engel oldu. Birkaç saniye sonra kolu daha sert bir şekilde belimi sararken beni kendine doğru çekerek doğrulmamı sağladı. "Çok dikkatsizsin," dediğinde hala belimdeki elini çekmemişti. "Sonra sakar deyince de sinirleniyorsun."
Kendimi geri çekerek beni bırakmasını sağladım. Yoksa düzgün bir şekilde cevap verebileceğimi hiç sanmıyordum. "Altı üstü ayağım takıldı! Bu herkesin başına gelebilir. Neden hemen dikkatsiz oluyorum?"
Benim soruma cevap vermek yerine "Ha bir de inatçısın,"dedi. "İnatçı keçi."
Şimdi de inatçı olmuştum, çok güzel!
"Keçi deme bana! Sensin keçi!" Alaylı gülüşü dudaklarında genişlerken derin bir nefes aldı. Ardından eve doğru yürümeye başladı. "Yürü hadi, gidelim artık."
Beni hep sinirlendirmeyi nasıl başarıyordu? Cidden tebrik etmek gerekiyordu.
O ilerlerken ben henüz ona olan sinirimi atlatamadığım için olduğum yerde duruyordum. Peşinden gitmediğimi fark ettiğinde durup arkasına döndü. "Bana keçi deme diyorsun ama tıpkı inatçı keçiler gibi davranıyorsun."
Kaşlarımı çatarken "İnsanlara lakap takmaman gerektiğini öğrenememişsin sen!"diye sesimi yükselttim. "Öğrensen iyi olur, sırık."
"Sen de şu an bana lakap taktın yalnız." Tek kaşı havalanmıştı ve bakışlarında çözümleyemediğim bir ifade vardı.
"Ben, sen yaptığın için yapıyorum. Eğer sen bana ismimle seslenirsen ben de sana isminle seslenirim."
"Cık," dedi kafasını iki yana sallarken. "Sen bana Çınar de, hep."
"Canım nasıl isterse öyle seslenirim, tıpkı senin yaptığın gibi." Bunu kabullenmek istemiyor gibiydi. Madem kendisinin hoşuna gitmiyordu o halde empati yaparak benim de hoşlanmadığımı anlayabilirdi. Aslında hoşlanmamak değil de daha çok sinir oluyordum...
"Bunu sonra tartışırız, keçi. Şimdi yürü eve gidelim." Laftan anlamıyordu...
"Eve gideceğim ama seninle değil,"diyerek onu arkamda bırakıp hızlı adımlarla yürümeye başladım. Arkamdan küçük bir kahkaha eşliğinde "Keçi," dediğini duymuştum. Sesli bir şekilde güldüğünü ilk kez duymuştum ve bu tını kulağıma hoş gelmişti. Gülüşünü bir kenara bırakıp bana yine keçi demesine odaklandığımda bu beni daha fazla sinirlendirdi ve adımlarımı hızlandırdım.
Sadece birkaç saniye içinde bana yetişip yanımda yürümeye başladı. "Aynı yere gidiyoruz, yollarımız aynı yani. İstesen de istemesen de benimle gideceksin." Bence asıl keçi oydu!
Fayda etmediğini kabullenip onunla tartışmamaya karar verdim. Sessiz sakin sadece yürüdüm. O da benim gibi yürürken arada başını bana çevirip kaçamak bakışlar atıyordu. Ben ise sadece önüme odaklanmış yola bakıyordum.
Evin önüne geldiğimizde Ceyda kapıda bir sağa bir sola gidip duruyordu. Beni beklediğini tahmin etmek çok da zor değildi.
Çınar'a dönüp "Görüşürüz,"dedim. Adımlarını durdurup bana döndü. "Görüşürüz, yarın akşam basket sahasında."
Derin bir nefes alıp sesli bir şekilde ofladıktan sonra onaylarcasına başımı salladım. Durup durup kendime iş çıkarıyordum cidden!
Çınar'ın yanından ayrılıp karşıya kendi evimin olduğu tarafa doğru yürüdüm. Kapının önüne geldiğimde Ceyda keskin bakışlarını üstüme dikmişti. Koluma girerek beni sabırsızca içeriye çekiştirdi. "Hemen anlatıyorsun Birce," dedi. "Bu sevgililik olayı nereden çıktı?"
•••

