İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 8 · 11 dk okuma

Jelibon

Bölüm 8

8. Bölüm

"Evet ama biliyorsunuz ki ben hep yetimhanedeydim ve tek başımdaydım..." Başımı eğdim ve duygusal bir şekilde konuşmaya çalıştım: "Yani ilk defa bir şey istemiştim."

Suzan Hanım ve Okan Bey birbirlerine baktı. "Bilmiyorum Elis." dedi Suzan Hanım.

İzel yanıma geldiğinde İzel'in elini tuttum. "Bir kerelik izin verseniz olur mu?" diye sordum. İzel olayı anlamaya çalışırken Okan Bey'e bakındım. Okan Bey başını salladı ve İzel'e döndü. "Yarın biz köye gideriz, sen de Elis'le beraber evde kal sonraki gün köye gelirsiniz."

İzel bir bana bir babasına bakındı. "Gerçekten mi?" diye sordu. Okan Bey başını salladı. "Hadi şimdi okulunuza gidin." İzel babasına sarılıp teşekkür etti ardından aynısını annesine yaptı.

İzel'in evinin önünden ayrıldık ve Asil'in arabasına doğru ilerledik. "Sen demin beni yalnız bırakmaları için izin mi aldın?" diye sordu. Başımı salladım ve "İlkin Hanım ve Şahin Bey dün gece söyledi: Parti varmış ve sen gelemiyormuşsun. Hemen duruma el attım." dedim.

Olduğu yerde durdu ve bana bakındı. Sıkıca bana sarıldı. "Teşekkür ederim."

Asil'in yanına geçtiğimizde telefonla konuştuğunu gördüm. Arda ise kardeşini kucağına almıştı. Arda bana Soykan soyadından bahsederken torun konusunda kardeşini dememişti, yoksa soyadı mı farklı? Yok be, her aileden bir kişiyi demiştir.

Asil beni görünce telefona "Toplantı saatinde orada olacağım. Ben gelene kadar adamları gezdirin, mekanıma da götürebilirsiniz. Şimdi kapatmam lazım, bir şey olursa yazarsın." dedi ve telefonu kapattı. Yanımıza gelip "Günaydın." dedi, gözleri o kadar parlıyordu ki istemsizce gözlerini izlemeye başladım.

"Günaydın Sarp abi." dedi İzel. Arda yanımıza gelip kucağında olan kardeşini gösterdi. "Prensesimizin bugün okuluna palyaço geliyormuş." Bersu alkış yaparak gülümsedi. "Burnuna dokunmak için izin isteyeceğim!" dedi neşeli bir ses tonuyla.

"Sen iste palyaço getirelim buraya." dedi Asil. Bersu gözlerini büyülttü "Oluur!" diye bağırdı.

Hepimiz arabaya geçtiğimizde Asil radyodan müzik açtı. Önce Bersu'nun okuluna gittik ve onu okula bıraktık. Ardından bizim okula geçtik. Arabadan inmeden önce Asil "Telefonları toplayacağım, size soru sorulursa uygulama yüklemek için diye cevap verin." dedi.

Arda başını salladı "Yine de bensiz yapma bir şey." dedi. Asil onaylarcasına "Tamamdır." dedikten sonra arabadan indik. İzel'e baktığımda etrafa bakınıyordu. Elimi İzel'in omzuna koydum ve destekleyici bir ses tonunda "Sorun çıkmayacak ve her şeyi düzelteceğiz." dedim. İzel bana bakıp gülümsedi, koluma girdi ve benimle beraber okulun içine doğru yürüdü.

Okulun içinde ayrıldık, kendi sınıfıma geçtim. Çilek ve Ata çoktan barışmış olmalı ki Çilek öğretmen masasında oturmuş, Ata ise bacaklarının arasına girmiş ve Çilek'e bir şeyler anlatıyordu.

Gözlerimi çevirdiğimde Buğra, Anıl ve Balca'yı gördüm. Telefondan oyuna girmişlerdi. Lizge ve Eren ise ayrı oturuyorlardı. Bu sınıfa geldiğimden beri ayrılmayan çift bu sefer ayrı duruyorlardı. Lizge defterine karalama yaparken Eren bana bakıyordu.

Çantamı sırama koydum. Eren bana bakıp "Günaydın." dedi gülümseyen bir tavırla. "Günaydın." diye karşılık vermemle Balca yanıma geldi. "Bir şey konuşmamız lazım." diyerek elimi tuttu ve beni çekiştirerek sınıftan çıkardı.

"Benle yine Asil hakkında kon-"

"Eren'le konuşma." dedi sert çıkan sesiyle. Kaşlarımı çattım, "Neden?" diye sordum. Balca omuzlarını yukarıya kaldırdı ve hızla geri indirdi, aynı bir çocuk gibi. "Çünkü o iyi biri değil."

"Neden?"

Balca bu sefer soruma cevap vermedi sadece dediğini tekrarladı: "O iyi biri değil."

Başımı salladım, "İnsanlar hakkında konuşulan değil de kendim tanımayı yeğlerim." dedim. Balca konuşmak için ağzını açtı ki konuşmasına izin vermedim. "Uyarın için teşekkür ederim ama bir daha bana böyle bir şey yapma."

Sınıfa girip yerime oturduğumda Eren'e baktım. Göz göze geldiğimizde "İstersen benle iletişim kurmak zorunda değilsin." dedi. Başımı olumsuz anlamda salladım. "Hayır, sorun değil." Balca sınıfa girdi ve bana bakarak yerine oturdu.

Zilin çalmasıyla beraber herkes kendi yerine geçti. Telefonumu masama koydum ve gerekli olan ders kitaplarını çıkardım. Hoca derse girdiğinde aklım derste olmadığı için derse odaklanamadım. Not almak yerine defterime çiçek resimleri çizmeye başladım.

Kapı açıldığında içeriye Asil girdi. Balca'ya baktığımda sevinmek yerine not yazmaya devam ettiğini gördüm. "Kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama mazuru yoksa içeriye girebilir miyim?" Asil'in sorusuna hoca başını salladı. Asil içeriye girdi ve hepimize bakındı. "Dersinizi bölmek istemezdim ama telefonları toplamak zorundayım."

Sınıfın içinde sorular sorulmaya başladığında Asil "Artık okulumuzun uygulaması olacak ama bunun için telefonlara özel bir sürüm yüklememiz lazım." dedi. Balca parmağını kaldırdı. "Ne uygulaması bu?" diye sordu.

"Etkinliklerle ve derslerle ilgili."

Asil telefonları toplarken Lizge'den başladı. Lizge'nin karaladığı defteri görünce "Dersine odaklan." dedi gülümseyen bir şekilde. Eren bana defterini uzattığında elime alıp içine bakındım. Sadece notları vardı. Neden bana verdi bunu?

Asil yanıma gelip telefonumu istedi. Telefonumu Asil'e verirken deftere bakındı. "O neden sana defterini veriyor?" diye sordu fısıldayarak. "Beni katil etme."

Defteri kapatıp gözlerimi kıstım. "Zaten katilsin."

Asil bir şey demeden telefonları toplamaya devam etti. Eren'e defterini geri verdim. Asil hocaya teşekkür ederek sınıftan çıktı, tekrardan sıkıcı ders ile baş başa kaldık.

Teneffüs zamanında Eren'in yanına geçip "Defteri neden verdin?" diye sordum. "Sarp abi Lizge'ye 'odaklan' dedi, kuzenine not almadığı için kızar sandım." Başımı onaylarcasına sallayıp teşekkür ettim.

Koridorda yürürken İzel'i gördüm. Görünüşe göre daha iyi görünüyordu, ama gözlerinde hâlâ bir kırılganlık vardı.

İzel'in yanına gidip elimi omzuna koydum. "İyi misin?" diye sordum. Başını sallayarak "Evet, daha iyiyim." dedi ama sesi hâlâ biraz titrekti.

O sırada Asil'i koridorun diğer ucunda gördüm. Bize doğru yürürken gözleri doğrudan İzel'e odaklanmıştı. Yanımıza geldiğinde "Her şey yolunda mı?" diye sordu, gözlerinde endişe ve kararlılık vardı.

İzel hafifçe gülümsedi. "Evet, daha iyiyim. Teşekkür ederim Sarp abi." dedi.

Asil, İzel'in omzuna nazikçe dokundu. "Az kaldı, kurtulacaksın." dedi samimi bir şekilde. İzel başını eğdiğinde Asil elini çekti.

Arda yanımıza geldiğinde "Hadi kantine geçelim. Biraz bir şeyler alırız." dedi.

Kantine giderken İzel'in yanında yürüdüm ve ona destek olmaya çalıştım. Asil ise arkamızdan geliyordu, gözleri sürekli etrafı tarıyordu. Kantine vardığımızda bir masaya oturduk ve biraz sohbet etmeye başladık. İzel'in yüzündeki gerginlik yavaşça azalmaya başladı ve sohbetin içine daha çok katılmaya başladı.

Arda, masanın üzerinde olan sufleyi yerken "Yarın ilk iş köye gideceğim." dedi. Kaşlarımı çattım. "Neden?" diye sordum.

"İzel köye gidecek ya, onu tek bırakmak istemiyorum."

İzel başını kaldırdı ve Arda'ya bakındı. "Elis ile beraber bizim evde kalacağız, Elis sabah ailemle konuşmuş ve onları ikna etmiş." Arda bana şaşkınlıkla bakarken gülümsedim. "Biz kaç yıldır deniyoruz, olmadı. Senin demenle izin verdiler ha? Vay be..." Arda'nın şaşkın olan ses tonuna gülmeye başladım.

"Elis Soykan farkı." dedim.

Asil gözlerini bana doğru çevirdi ve hafifçe gülümsedi. "Yani yarınki partiye geliyorsunuz." dedi, gözlerinde parlayan bir ışıltıyla.

Başımı salladım. "Tabi ki." dedim.

Zilin çalması üzerine Arda hızla sufleyi bitirmek için uğraştı. Ayağa kalktığımda İzel "Boğulacaksın, yavaş ye." dedi. Asil ise "Derse geç kalma, hızlı ye." diyordu.

Kantin en alt kattaydı ve üst katlara yiyecek çıkartmak yasaktı. Arda'nın ağzı sufle ile dolarken gülmeye başladım. "Ben geçiyorum." diyerek yanlarından ayrıldım.

Sınıfıma geçtiğimde Çilek ve Ata'nın bir köşede birlikte oturduğunu ve Çilek'in Ata'nın eline çiçekler çizdiğini gördüm. Geriye kalan öğrenciler ise kendi başlarına takılıyordu, kimi ders çalışıyor, kimi sessizce etrafa bakıyordu. Yerime geçtim ve başımı sıraya koydum. Dünün yorgunluğu ve sabahın erken saatleri birleşince gözlerim ağırlaştı.

Çilek ve Ata'ya doğru döndüm. Çilek işaret diliyle "Bak, Ata, bu çiçek senin için!" diye konuştu. Ata ise ona hayranlıkla bakarak "Harika görünüyor, teşekkür ederim." diye karşılık verdi.

Bir yandan onların bu sevimli anını izlerken, diğer yandan düşüncelerim dünkü olaylara kaydı. İzel'in yaşadığı sıkıntılar, Asil'in yanımda olma isteği... Her şey o kadar karmaşıktı ki. Gözlerimi kapatıp biraz dinlenmek istedim ama zihnim bir türlü durulmak bilmedi.

Gözlerimi açmamla sınıfın kapısı açıldı ve Eren içeriye girdi. Gözleri hemen beni buldu ve yanımda duran boş sıraya oturdu. "İyi misin Elis?" diye sordu, sesinde merak ve endişe vardı.

Başımı kaldırıp ona baktım. "Evet, iyiyim. Sadece biraz yorgunum." dedim.

Eren başını sallayarak "Eğer konuşmak istersen buradayım." dedi. Gülümsedim ve ona teşekkür ettim.

Sınıfta konuşmalar sürerken, öğretmen içeri girdi ve dersin başlaması için herkesi yerine oturmaya çağırdı. Başımı kaldırıp sıraya odaklandım, derse konsantre olmaya çalıştım. Ancak aklım sürekli İzel'e kayıyordu.

Öğleden sonra telefonlar geri dağıtıldı. Görkem diye bahsettikleri sapık okuldan kovulmuştu. Okul bittikten sonra olayları konuşmak için birer kafeye geçecektik ama Asil'i şirkete çağırdılar.

Asil şirkette işlerini hallederken biz de şirketteydik. Bekleme yeri adı altında koltuklarla kaplı bir odada oturuyorduk. Oda sessizdi, sadece arada bir uzaklardan gelen ofis sesleri duyuluyordu. Arda, İzel'e dönüp sessizce bir şeyler fısıldadı. İzel gülümsedi ve ona başını salladı. Ben ise derin düşüncelere dalmıştım, yaşadıklarımızı ve Asil'in durumunu düşünüyordum.

Arda'nın sesi düşüncelerimi böldü. "Asil'in işleri ne zaman biter acaba?" dedi, sesinde sabırsızlık vardı.

"Umarım kısa sürer." dedim. İzel ise sessizce oturmuş elleriyle oynuyordu. Ona bakarak "İyi misin?" diye sordum.

İzel başını salladı. "Evet, sadece biraz gerginim. Görkem'in okuldan kovulması iyi bir şey ama bu yaşadıklarım kolay atlatılacak gibi değil."

"Anlıyorum." dedim, gülümseyerek elini nazikçe tuttum. "Bu zamanları unutacaksın, buna inanıyorum."

O sırada kapı açıldı ve Asil içeri girdi. Gözleri yorgun ama kararlıydı. "Toplantı bitti, hadi çıkalım buradan." dedi. Hepimiz ayağa kalktık ve Asil'in peşinden şirketteki kafeteryaya geçtik. Birer masaya oturduk ve içeceklerimizi sipariş ettik.

Asil, İzel'e dönerek "Bugün nasıl geçti?" diye sordu.

İzel derin bir nefes aldı. "Görkem'in kovulması beni rahatlattı ama hâlâ onun tehditlerinin etkisindeyim." Başını eğdi ve sessizce konuşmaya devam etti: "Neyse ki artık fotoğrafları yayamayacak."

Asil başını salladı. "Bu konuda endişelenme. Görkem'in artık sana zarar vermesine izin vermeyeceğiz."

Arda da söze katıldı. "Evet, hepimiz buradayız. Senin yanındayız İzel."

İzel gülümsedi, gözlerinde minnet ve biraz da rahatlama vardı. "Teşekkür ederim, gerçekten."

Asil Arda'ya döndü, sessiz bir biçimde "Sabah kahvaltını yaptığı gibi evden çıkacağız, biri 'nereye' diye sorarsa 'şirkete' diye cevap ver." dedi. Arda anlamsızca kaşlarını çattı. "Ne işimiz var ki?" Asil'in aksine Arda normal bir ses tonuyla konuşmuştu.

Asil göz devirdi ve arkasına yaslandı. "İşimiz var."

Yalandan öksürerek dikkat çektim. "Ne işiniz var?" diye sordum, merakla. Asil'den cevap bekledim ama cevap vermedi. Ben de aklıma gelen ilk soruyu sordum: "Görkem'i dövecek misiniz?"

Asil başını hafifçe salladı. "Akıllanması lazım." dedi.

İzel hemen araya girdi endişeli bir ifadeyle konuştu: "Hayır, lütfen yapmayın. Sorunu daha da büyütmeyin."

Asil İzel'e sakinleştirici bir bakış attı. "Merak etme, onu sadece uyaracağız." dedi ve parmaklarına dokundu. Parmaklarını bükerek ses çıkmasına sebep oldu. "Sadece konuşacağız."

Arda, Asil'in söylediklerini onaylar şekilde başını salladı. "Evet, sadece konuşacağız."

Dediklerine gram inanmadım ama İzel rahatlamış gözüküyordu. "Lütfen dikkatli olun." dedi. Asil ve Arda aynı anda başını salladılar.

İzel'e dikkatle baktım. Gerçekten dediklerine inanmış gibiydi. Derin bir nefes verdim ve kendi içeceğimi içmeye başladım. Arda'nın telefonu çaldığında telefonunu masanın üzerinden aldı ve kulağına gördü. "Efendim anne?"

Asil bana bakarak gülümsedi. Ben ise ona göz devirdim.

"Neden ağlıyor? Oyuncağı falan mı kırıldı?" diye sordu Arda telefona doğru. Arda'ya bakındım, iç çekerek arkasına yaslandı. "Ne zamandır ağlıyor? Hem neden bana haber vermediniz?"

Büyük ihtimalle kardeşi ağlıyordu. Yani Halis Bey oyuncağı kırıldı diye ağlıyorsa, bilemem...

"Tamamdır, geliyorum hemen." dedi ve telefonu kapattı.

"Sorun ne?" diye sordum. Arda telefonu masaya koyup "Bersu sabah palyaço falan demişti ya, o iptal olmuş. Sabahtan beri ağlıyormuş." dedi.

Arda'nın yüzüne hemen üzüntü çökmüştü. Bersu'nun üzülmesi onu da üzmüş olmalı, Arda gerçekten iyi bir abi...

"Şimdi oyuncak falan alırım." dedi.

"Palyaço getirtsek siteye, olmaz mı?" diye sordum. Arda telefonuna bakındı, telefonu bana gösterdi. "Bu saatte palyaço nereden bulacağım?"

Arda telefonu geri masaya koyduğunda etrafa bakındım. Palyaço bulamıyoruz ama palyaço olabiliriz, değil mi? "Eve giderken oyuncakçı yerine kostüm mağazasına geçelim. Palyaço bulamıyorsak, biz oluruz." dedim.

Asil ellerini teslim olur gibi ayağa kaldırdı. "Ben asla olmam." dedi. Başımı salladım "O zaman sen sunucu olursun." dedim.

Arda bana ve İzel'e bakındı. "Olur musunuz ki?" diye sordu sesindeki umutla. "Oluruz." dedik İzel'le aynı anda.

Planı yaptıktan sonra masadan kalktık ve kafeden ayrıldık.

Telefonundan yakınlardaki kostüm mağazalarını kontrol ettim."Şurada bir yer var, beş dakika yürüme mesafesinde," dedim.

Hızlı adımlarla mağazaya doğru ilerlerken Asil arkamızdan seslendi: "Ben hâlâ sunucu olmaya gönüllü değilim, haberiniz olsun."

Asil'in yanına geçtim. "Palyaço veya sunucu, seç birini." dedim. Asil baktı ve bir şey demeden önüne döndü.

Kostüm mağazasına vardığımızda içeri girdik ve palyaço kostümlerine yöneldik. "Renkli peruklar, büyük burunlar ve bolca makyaj malzemesi lazım," dedim. İzel hemen raflara yönelip gerekli malzemeleri toplamaya başladı.

Arda "Bu gerçekten harika olacak. Bersu çok mutlu olacak..." dedi.

Kostümleri ve makyaj malzemelerini aldıktan sonra arabaya geçtik. "Bu gösteriyi ne zaman yapacaksınız?" diye sordu Asil. Arkamı döndüm ve arka koltukta oturan İzel ve Arda'ya bakındım. "Akşam yemeğinde yapsak ne olur ki?" diye sordum.

Arabada sessizlik oldu. Önüme döndüm ve arkama yaslandım. "Halis dede buna kızabilir." dedi İzel kısık sesle. Asil bana bakındı ve net bir şekilde konuştu: "Akşam yemeğinde yaparız."

---

Herkes akşam yemeği için Halis Bey'in evine geçmiş ve bahçede olan masanın etrafına yerleşmişlerdi. Bersu'nun ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Halis Bey masaya geçtiğinde "Torunlarım nerede?" diye sordu.

Salonda durmuş, son hazırlıkları yapıyorduk. Palyaço kostümünde olan son düğmeyi ilikledim ve kırmızı burnumu taktım. "Ben geçiyorum." dedi Asil, takım elbise giymişti. Başımı onaylarcasına salladım.

Asil bahçeye çıktığında "Merhabalar Soykan ailesi." diye sesi bize geldi. İzel "Dedem bize çok kızacak." dedi korkulu bir biçimde. "Bersu mutlu olduktan sonra kim kızarsa kızsın." dedim.

Arda yanıma gelip peruğumu düzeltti. "Teşekkür ederim." dedi. Arda'nın yüzüne taktığı kırmızı burnu sıktım. "Biz teşekkür ederiz, bize eğlence çıktı."

"O zaman lafı fazla uzatmadan, sizi üç palyaçomuz olan İdi, Bidi ve Şişi ile tanıştırmak istiyorum!" dedi Asil.

İdi, Bidi ve Şişi mi dedi o? "Ben İdi olurum." dedi İzel gülümseyerek.

Hep beraber bahçeye çıktığımızda herkes bize şaşkınca bakıyordu. Bersu sandalyesinden kalktı ve yanımıza geldi. Abisinin bacaklarına sıkıca sarıldı.

İzel hoparlöre bağladığı telefonundan birer çocuk şarkısı açtı. Bersu'ya bakarak dans etmeye başladık.

Bersu'nun gözyaşları kurumuş, yerini kahkahalara bırakmıştı. Halis Bey, torunlarının bu şenlikli hallerini görünce önce şaşkınlıkla "Bu ne rezillik!?" diye bağırdı.

İşte şimdi küçük eğlencemizin büyük zehri başlıyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.