Halis Bey'in bize kızmasını beklerken yüzünde kocaman bir gülümsemeyle "Prensesimizin tacı nerede?" diye sordu. Asil'e baktığımda gülümsüyordu, bana döndü ve göz kırptı. İzin almış, almıştı...
Halis Bey ayağa kalktığında Asil birer prenses tacını eline aldı. Prenses tacını Halis Bey'e verdi. Halis Bey ise Bersu'nun başına tacı taktı. "Tam bir prenses gibisin torunum." dedi.
Bersu gülmeye başladı. "Çok mutluyum!" diye bağırdı.
İzel şarkıyı ne zaman kapattı anlamadım ama tekrardan şarkıyı başlattı ve dans etmeye başladık.
İzel şarkıyı ne zaman kapattı anlamadım ama tekrardan şarkıyı başlattı ve dans etmeye başladık. Renkli kostümlerimiz içinde dans ederken Bersu'nun neşesi tüm bahçeye yayılıyordu. Arada Bersu'nun etrafında dönüp el çırpıyor ve komik hareketler yapıyorduk. Herkesin yüzünde bir gülümseme vardı.
Bir süre dans ettikten sonra Asil mikrofonu eline aldı. "Şimdi, prensesimiz Bersu için özel bir gösterimiz var!" dedi.
İzel ve ben biraz daha dans edip sonra birbirimize çarparak komik hareketlerle düştük. Bersu kahkahalarla gülmeye başladı. Asil "İdi ve Bidi'nin gösterisi devam edecek ama önce prensesimize bir ödül verelim!" dedi. Halis Bey, Bersu'ya parlak bir paket verdi. Bersu paketi açarken herkes heyecanla izliyordu. İçinden çıkan oyuncak bebekle Bersu'nun sevinci katlandı.
Gösteri devam ederken İzel ve ben çeşitli şakalar yaparak ve komik hareketlerle Bersu'yu eğlendirdik. Gösteri sonunda Bersu ve izleyenler alkışlarla bizi onurlandırdı.
Bersu, Arda'ya sarılarak "Bu en güzel gün oldu!" dedi. Arda "Sen mutlu ol yeter prensesim." diye cevap verdi.
Gösteri bittikten sonra Halis Bey bize teşekkür etti. "Torunumuzu bu kadar mutlu ettiğiniz için teşekkürler. Her zaman böyle bir aile olduğumuz için gurur duyuyorum." dedi. Arda, Halis Bey'e bakarak "Biz de seninle gurur duyuyoruz dede." dedi ve sarıldılar.
Bersu'nun mutluluk tavan yaptıktan sonra yemeğe döndük. Yemeği yedikten sonra aile arasında birer sohbet döndü. Herkes sohbet ederken İzel, Arda ve ben lavaboya geçmiştik. Yüzümüzde olan palyaço makyajını sildik. En ilk ben sildiğim için "Siz silmeye devam edin, ben salona geçiyorum." dedim.
Lavabodan çıktıktan sonra salona doğru ilerledim. Koridordayken Fatma Hanım'dan kulağıma bir ses geldi. "Bu kız buraya çok alıştı."
"Evet, aile ihtiyacını sizlerle gidermeye çalışıyor." dedi Asil.
"Asil yine başlama, bunun sorumlusu biz değiliz." Bu sefer ses Halis Bey'den gelmişti. Neyin sorumlusu onlar değildi?
"Bunun sorumlusu siz değilsiniz, benim babam. Babam o gün sarhoş olmasaydı bunların hiçbiri ol-"
Asil'in sözünü yüksek bir tokat sesi kesmişti. Hızlı adımlarla salona geçtim. Herkes ayaktaydı. Asil'in önünde ise Fatma Hanım vardı. Fatma Hanım yüksek sesle "Bir daha asla rahmetli damadımı suçlama!" diye bağırdı.
Asil Fatma Hanım'a döndüğünde "İki dakika mutlu olamıyorsun değil mi? Kabullenemiyorsun, yapamıyorsun." dedi. Fatma Hanım yüksek sesle "Yeter!" diye bağırsa da Asil konuşmaya devam etti: "Herkesin kendi yetkin altında olmasını istiyorsun!"
Fatma Hanım Asil'e tekrardan tokat atacaktı ki Asil Fatma Hanım'ın kaldırdığı elini havada tuttu. Hızla elini ittirdi. "O bir kere olur. Ben senin altında çalışan bir hizmetli değilim." dedi Asil sert bir şekilde.
Salon sessizleşmişti. Halis Bey durumu yatıştırmak için araya girdi. "Yeter artık! Bu aile içinde böyle tartışmalar istemiyorum."
Asil sinirle derin bir nefes alıp geri çekildi. Gözlerini bana çevirdiğinde, bir an için gözlerimiz buluştu. Sanki içinden bir şeyler söylemek ister gibiydi ama sustu.
"Bence de daha fazla tartışmaya gerek yok, evime geçiyorum ben." dedi Asil.
Kimsenin onayını beklemeden hızlı adımlarla evden ayrıldı. Arda ve İzel salona döndüğünde gerilimi fark ettiler. Fatma Hanım arkasını döndüğünde beni gördü. Bana olan bakışları tuhaftı. Sinirli gibiydi ama acıma duygusu daha ağır basmıştı. Bakışlarının altında eziliyor gibi hissettim.
Derin bir nefes alıp verdim. "Ben Asil'e baksam iyi olur." dedim. Fatma Hanım konuşmak için ağzını açtı ki konuşmasına izin vermeden İlkin Hanım'a döndüm. "Gidebilir miyim?"
İlkin Hanım etrafa bakındı ardından gözlerini benle buluşturdu ve "Gidebilirsin kızım." dedi. Teşekkür ederek evden ayrıldım. Asil'in evine doğru ilerledim.
Bu sülalede benden gizlenen olaylar var ve ben bu olayların artık benden daha fazla gizlenmesini istemiyorum. Yine de şuan önceliğim Asil.
Asil'in evini önüne geldiğimde zile bastım. Zile bastıktan birkaç saniye sonra kapı açıldı. Asil kapıda duruyordu, yüzü hâlâ gergindi ama beni görünce ifadesi biraz yumuşadı. "Ne oldu, peşimi bırakamadın mı?" diye sordu, sesi yorgun ve biraz alaycıydı.
Daha fazla lafı dolandırmaya gerek yok yoksa Asil yine saçmalamaya başlayacak.
"Seninle konuşmamız lazım, Asil. Olanları anlatmanı istiyorum." dedim kararlılıkla. Kapıyı biraz daha açtı ve içeri girmeme izin verdi.
Salonun ortasında durup yüzüne baktım. "Bu ailede neler olup bittiğini bilmek istiyorum." dedim. Asil derin bir nefes aldı, gözleri duvardaki bir noktaya sabitlenmişti.
"Bunu konuşmak istemiyorum Elis." dedi.
"İstesen de istemesen de bu konuşmayı yapmamız gerekiyor." dedim, sesimden kararlı olduğumu anlaması lazımdı.
Asil bana baktı, gözlerindeki öfke ve acı birbirine karışmıştı. "Sadece gereksiz egoları var. Herkesi prenses, prens gibi büyütmek istiyorlar."
Asil koltuğa oturduğunda yanına oturdum. "Bunu sormadım, aile arasında babanla ilgili olan sorun ne?"
Asil derin bir nefes aldı ve elini saçlarının arasından geçirdi. "Babam sarhoşken bir kaza geçirdi. Hem annemin hem kendisinin ölümüne neden oldu. Dedemler ise bu olayı parasıyla kapattı."
Gözlerindeki acıyı gördüm. "Ağaca falan mı çarptılar?" diye sordum. Asil bana bakındı ama bir şey demeden kafasını eğdi. "Daha fazla bu konuyu konuşmayalım." dedi.
Asil'in elini tuttum. "Pekâlâ, konuşmayalım." dedim. İçimden onu rahatlatacak kelimeler bulmak istedim ama böyle anlarda kelimeler yetersiz kalıyordu.
Bir süre sessiz kaldık, sadece elimi tutmasının verdiği güvenle baş başa kaldık. Sonra Asil, derin bir nefes alarak gözlerini kapattı ve başını arkasına yasladı. "Keşke her şeyi anlatabilseydim." dedi alçak bir sesle.
Elimi sıkarak ona biraz daha yaklaştım. "Ne zaman, neyi anlatmak istersen dinlerim." dedim.
Asil başını çevirip bana baktı, gözlerinde minnet ve hüzün karışımı bir ifade vardı. "Her şey bu kadar karmaşık ve zor olmasaydı, belki de daha farklı şeyler konuşurduk." dedi. "Belki başka şekilde tanışırdık."
Gülümseyerek "Seninle tanışmamdan da konuşmalarımızdan da memnunum." dedim içtenlikle.
Asil gülümsedi ve elimi bırakmadan başını omzuma yasladı.
Hızla yanımdan kalktı ve mutfağa geçti. Yanıma geri geldiğinde bir kase dolusu jelibonu gördüm. "Yine mi ya?" diye sordum alayla. "Yine." dedi otoriter bir sesiyle.
Yanıma oturup kucağına jelibon kasesini aldı. Jelibondan bir tane aldım ve ağzıma attım. "Jelibonlara gerçekten zaafın var." dedim gülümseyerek.
"Jelibon bana kurtulmayı, gerçekleri görmeyi hatırlatıyor." dedi. Eline bir tane aldı ve bana doğru uzattı. Elindeki jelibonu yedim.
Telefonu çaldığında ayağa kalktı. Telefonu kulağına götürdü, "Melih?" diye konuşmaya başladı.
Melih ismini nereden hatırlıyorum? Tabi ya! Sarışın kızın ölümüne neden olan o kişi! Hızla ayağa kalkmamla Asil'in dikkatini çektim. "Ben eve geçiyorum." dedim. Asil sorgularcasına baksa da bir şey demeden evinden çıktım. Kendi evime geçtiğimde hızla odama geçtim. Telefonumu elime almamla Sude'nin mesajını gördüm.
Sude: O kadar özledim ki seni! Sana anlatacak çok olayım var!!
Mesajı kafamın içinde üç defa okudum ama yazacak bir cevap bulamadım çünkü aklım sadece o sarışın kızdaydı. O kızın ölümüne yardım eden Asil ile ben neden bu kadar yakınım ki?
Banyoya gidene kadar üstümden birer birer kıyafetler yere düşüyordu. Banyoda çırılçıplak durduğumda hiç düşünmeden soğuk suyu açtım ve altına girdim.
Soğuk su vücudumu şok ederken, düşüncelerim de aynı şekilde çarpışıyordu. Sarışın kızın ölümüne yardım eden birinin yanında nasıl bu kadar rahat olabilmiştim? İçimdeki karmaşa ve öfke dalgalar halinde üzerime geliyordu.
Ben az kalsın, ondan...
"Siktir ya!" Gözlerimi sıkıca yumdum, soğuk su bütün vücuduma değmişti. "Ben onu sevi-" Cümlemi tamamlayamadan ağzımı hızla kapattım.
Böyle bir şey hiç olmadı.
Hiçbir zaman olmayacak.
Suyun altında bir süre durduktan sonra biraz sakinleşmeye başladım. Derin bir nefes alıp verdim ve sudan çıktım. Hızla havluyu alıp kurulandım, üzerime rahat bir şeyler giydim.
Yatağıma uzandım ve tavana bakındım.
Ben ne yapıyorum ya? Cinayetini kapatan bir adamla nasıl bu kadar yakın olabilirim?
Gözlerimi kapatmamla telefonum çaldı, Asil arıyordu.
Gözlerimi geri kapattım, aklımı karıştırmaktan başka bir şey yaptığı yok! Telefonun sesi sustu ama birkaç saniye geçmesiyle tekrardan çaldı.
Bir an tereddüt ettim, ama sonra cevapladım. "Efendim, Asil?"
"Elis, neden aniden çıktın? Bir sorun mu var?" diye sordu, sesinde endişe vardı.
"Biraz kafa dinlemem gerekiyordu Asil, yarın konuşuruz." dedim ve telefonu kapattım. Şu an onunla konuşacak gücüm yoktu.
Yatağa uzanıp tavana bakarken kendimi suçlamaya başladım.
Aptalım ben.
Güçsüz aptalın tekiyim.
Ertesi Gün
"Elis!" Yatağımın hareket etmesiyle gözlerimi araladım. İzel yatağımda zıplıyordu. "Saat kaç?" diye sordum. İzel zıplamaya devam ederken esnemek için kollarımı iki yana açtım.
"Beş buçuk."
Gözlerimi hızla geri kapattım. "Sabahın bu köründe ne yapıyorsun ya?" diye söylendim. "Seni uyandırmaya geldim!"
"Beş buçukta mı?" dedim inanamayan bir ses tonuyla. İzel'in enerjik kahkahası odada yankılandı.
"Evet! Hadi, kalk artık. Bugün çok işimiz var." dedi, zıplamayı bırakıp yatağın kenarına oturarak.
Yatağın kenarına oturup gözlerimi ovuştururken "Ne işimiz var ki?" diye sordum. İzel gülümseyerek omuzlarını salladı. "Arda'ları takip edeceğiz." dedi. Kaşlarımı çattım. "Nedenmiş?"
"Çünkü Sarp ve Arda, Görkem'i dövmeye gidecek."
Sarp kim? Hee... Asil.
Sabahın köründe daha kargalar bokunu yememiş. Biz neden kavga izlemeye gidiyoruz ki?
Bir dakika, Asil mi? Dünden kalan düşünceler beynimi kemirmeye başladı. Asil'i görmek falan istemiyordum, en azından bu kadar erken değil.
İzel hızla yataktan kalktı. "Hadi, yoksa yetişemeyiz."
Yataktan kalkıp giyinme odama doğru ilerledim. Giyinme odasında kıyafetlerimi seçerken kafam hâlâ karışıktı. Benim şu an burada ne işim var? Polise gitmem ve durumu anlatmam lazım değil mi?
Üzerimi değiştikten sonra giyinme odasından çıktım. "Az sonra arabayla çıkacaklar." dedi İzel camdan bakarken. "Biz nasıl takip edeceğiz?" diye sordum. İzel gülümseyerek elimden tuttu ve beni hızla merdivenlerden indirdi.
"Bak şimdi, ben arka kapıya taksi çağırdı-"
"Sen sabah beşte taksi mi buldun?" İzel dönüp bana bakındı. "Zengin olmanın avantajları." dedi.
Ne varsa bu zenginlerde var zaten. Evden çıktığımızda hava serin ve hafif rüzgarlıydı. İzel'i takip ettiğimde bilmediğim birer arka kapıya geçtik. "Bu site çok karmaşık, labirent gibi." dedim. İzel gülerken taksiye bindik.
"Nereye?" diye sordu taksici. "Az sonra ilerleyecek olan arabayı takip etmen lazım." dedi İzel büyük bir mutlulukla. Taksici kaşlarını kaldırdı ama bir şey demedi. "Tamam, bekleyelim," dedi. Kısa bir süre sonra Asil ve Arda'nın arabası hareket etti. Taksici, önümüzde ilerleyen arabayı dikkatlice takip etmeye başladı.
İçimde karışık duygular vardı. Kendimi biz film karakteri gibi hissediyordum.
Bir süre sonra arabalar bir sanayi bölgesine girdi. Asil ve Arda'nın arabası bir kenara park etti. Biz de taksiden inip gizlice onları takip etmeye başladık. İzel heyecanla bana döndü. "Şimdi ne yapacağız?" diye sordu fısıldayarak.
"Bekleyip göreceğiz." dedim.
Asil ve Arda, Görkem'in karşısına çıktılar. Görkem korkmuş bir şekilde geri çekiliyordu. Asil sert bir ifadeyle ona doğru ilerledi. "Seninle hesaplaşmamız var." dedi. Görkem'in yüzü korkudan bembeyaz olmuştu.
Bir an Asil'in gerçekten ne kadar tehlikeli olabileceğini düşündüm ama aynı zamanda, onun bu kadar öfke dolu olmasının altında yatan neden çok mantıklıydı.
Görkem'in yüzünü tamamen gördüm, fazla yakışıklı bir tip değildi. "Sen de konuşa konuşa bu maymunla mı konuştun?" diye sordum İzel'e. İzel bana bakıp gülümsedi ama bir şey demeden önüne döndü.
Arda hızla Görkem'e kafa attı. "Biz buraya ne için geldik?" diye sordum. "İzlemek için, Görkem'in acı çektiğini görmek istiyorum." dedi İzel. Asil Görkem'e tekme attığında Görkem yere düştü.
Asil ve Arda, Görkem'e darbe üstüne darbe indiriyordu. Görkem yerde kıvranırken, içimde bir huzursuzluk belirdi. İzel'in bu durumu izlemekten zevk alması beni daha da şaşırttı. "Bu kadarı yeterli değil mi?" diye sordum İzel'e, sesimde endişe vardı.
İzel bana bakıp gözlerinde bir parıltıyla "Hayır, onun hak ettiği bu." dedi. İçimdeki huzursuzluk büyüyordu. Etrafa bakındığımda köşede bir adamın gizlice video kaydına aldığını gördüm. "İzel." dedim ama İzel bıkkın bir şekilde "Görkem bunu hak etti." dedi.
"İzel biri video çekiyor." dedim merakla adama bakarak. İzel bana baktığında elimle adamı gösterdim. "Bu bizim adamlarımızdan biri değil." dedi.
Siktir ya! Görkem bilerek karşılık vermiyor çünkü video kaydını kullanacak. Çok akılsızca bir plan!
"Binanın etrafından dolanıp adamın elindeki kamerayı alalım." dedim. İzel kendinden emin bir şekilde bana baktı ve başını salladı.
İzel'le birlikte hızla köşeden dolanarak adamın olduğu yere doğru ilerledik. Kalbim hızla atıyordu, her adımda daha da gerginleşiyordum. Adama yaklaştıkça, onun çekim yapmaya devam ettiğini gördüm. İzel'le bakıştık, sessizce planımızı yaparak ilerledik.
Adamın yanına vardığımızda, İzel aniden adamın önüne geçti ve dikkatini dağıttı. "Hey, sen ne yapıyorsun?" diye sordu sert bir sesle. Adam şaşkınlıkla geri çekildi, o sırada ben de hızla arkasına geçip elindeki kamerayı kaptım.
Adam hemen tepki gösterdi, "Ne yapıyorsunuz? Bırakın o kamerayı!" diye bağırdı ama İzel ve ben kararlıydık. Kamerayı elimde sıkıca tutarak, hızla geri çekildim.
"Bu videoyu kimseye izlettirmeyeceksin," dedim sert bir şekilde. "Eğer bu olayı yaymaya çalışırsan, seni buluruz."
Adam İzel'e vuracakken adamın sırtına atladım ve boynuna kollarımı geçirdim. "İzel!" diye bağırdım kamera için. İzel hızla kamerayı eline aldı ve yere attı. Kamera kırılırken ben adamın kafasını ısırdım. Adam çığlık atınca Asil ve Arda yanımıza geldi.
"Siz nereden çıktınız? Ne oluyor burada!?" Asil'in sinirli sorusunu duymamış gibi yaptım. Asil beni adamın üstünden çekti, kucağına aldığında "Bu burada bitmedi, köstebek!" diye bağırdım.
İzel, adamın yüzüne yaklaştı ve gözlerinin içine bakarak "Senin işin buraya kadardı." dedi.
İzel'e baktım, İzel bana dönüp başını salladı. Sol omzuma elimi koyup omzumu siliyor gibi iki defa çırpıştırdım. "Sistas gücü!" diye bağırdım. İzel hızla bana ayak uydurdu ve demin yaptığımın aynısını yaptı. "Sistas gücü!"
Asil'e döndüğümde bana sinirle baktığını gördüm.
Yüzüme masum bir gülümseme yerleştirdim.