Başımdan aşağıya kaynar su döküldü.
Demin kalktığım yere geri oturdum. Kadın bana bakarken gülümsemeye başladı. "Seni bu puanla okula alırsak okulda sana laik bir rakip bulamayız."
Gözlerimi yumup yavaşça açtım. "Anlamadım." dedim.
Kadın telefonu eline aldı ve bana doğru döndürdü. Telefonunda doksan yedi yazıyordu. "Elliyi geçmen yeterliydi." dedi, gülümseyerek oturduğum yerden kalktım. "Yani artık bu lisenin öğrencisiyim?" dedim heyecanla.
"Evet, yeni sınıfın 11/A. Üst katta, sağ tarafta derse geç kalma."
Hızlı adımlarla üst kata çıktım. Arda'yı gördüğümde İzel'le ve birkaç kişiyle konuştuğunu gördüm. İzel'ciğime bu güzel haberi vermem lazım değil mi?
Yanlarına doğru ilerledim, gülüşümü gizleyerek tepkisiz kaldım. İzel beni görünce gülümsedi. "Kaç aldın? Sarp'ı aramamı ister misin?" diye alayla konuştu. Arda İzel'in omzuna vurdu sessiz kalması için. "Sen denemeden kaç almıştın?" İzel göğsünü gere gere "Geçen sene yani senin döneminin sınavında seksen almıştım." dedi.
"Vay be." diye iç çektim.
Yanında olan arkadaşlarından birisi "Üzülme, seneye girersin sınava." diye bana teselli verdi.
Arda'ya baktığımda benimle empati kurabildiği için benim adıma üzüldü. "Hayır ya sınavı geçemediğimden değil bu üzüntüm." dedim, İzel'e dönüp konuşmaya devam ettim: "Beni rakip gördün sanmış ve sevinmiştim ama aynı ligte yarışmıyormuşuz."
İzel bir adım atıp önümde durdu. "Kaç aldın sen?"
"Doksan yedi."
İzel'in gülümseyen yüzü solarken Arda kahkaha atarak alkışladı. "Kuzen! Harikasın lan!" diye bağırdı Arda. İzel sesli bir şekilde nefes verdi. "Her neyse." dedi İzel üzerimdeki ilgiyi almaya çalışarak. "Dersine girsene sen."
Gözlerimi yavaşça Arda'ya çevirdim. "Teneffüs değil mi?" Arda başını olumsuz anlamda salladı. "Bizim ders ek sınavdı, sen gir sınıfa." Kafamı onaylarcasına salladıktan sonra sınıfımı bulmaya çalıştım. Sınıfımı bulduktan sonra kapının önünde durdum.
Kapıyı tıklattıktan sonra içeriye girdim. Akıllı tahtanın önünde duran kalem etekli, beyaz gömlekli kadın bana bakındı. "Hoş geldin Elis, kendini tanıttıktan sonra boş gördüğün bir yere oturabilirsin." dedi.
Sınıfın içine doğru adım attım ve herkesin görebileceği orta alanda durdum. "Elis Soykan." Kadına baktım, bana gülümsediğinde ortada duran tekli sandalyelerden birine oturdum. Kadın dersi anlatmaya devam ederken ben sınıfa bakındım. Sınıfta benim dışımda sadece beş kişi vardı.
"Elis senin tarihin iyi mi?" diye sordu öğretmen. İç çekerek ayağa kalktım. "Pek sayılmaz." diye cevap verdim. Yerime oturduğumda ismini bilmediğim, öğretmen "Cevap vermek için ayağa kalkmana gerek yok." dedi samimi bir biçimde.
Ne saçma okul lan. Hem sınıf altı kişilik, hem ayağa kalkmıyoruz. Bunca zaman biz mi yanlış gördük yoksa bu okul mu yanlış?
Ders devam ederken savaşlar arasında olan olayların nedenini öğrendik. Dersten çok öğretmenin anlatım biçimine odaklandım. Bize ezberletmek değildi amacı, anlamamızı istiyordu. Demek ki özel okulun faydası buydu. Öğrencilere gerçekten öğrenci gibi davranıyorlar. Her şeyi ezberleyeceğimizi sanıp robota anlatır gibi anlatmıyorlar.
Teneffüs olduğunda sınıfta olan kişiler bokun yanına toplanan sinek gibi toplaştılar. Bir dakika ya! Ben demin kendimi boka mı benzettim!?
Hepsi kendi ismini söylüyor ve bana yetimhane hakkında sorular soruyordu. Aralarından biri "Kızı darlamayın artık." dedi. Çok şükür biri bunu diyebildi.
"Bu arada telefon numaran ne? Seni sınıf grubuna alalım." dedi isminin Balca olduğunu öğrendiğim kız. "Telefonum yok." dedim. Balca gülümseyerek "Pekala, aldığın zaman haber verirsin o zaman. Eğer almayı düşünmüyorsan önemli bilgileri ben sana söylerim." dedi.
Kıza teşekkür ettikten sonra Anıl isimli erkek "Kantine iniyorum, bir şey ister misiniz?" diye sordu. Oldukça susanmıştım ama yanımda nakit veya kart yoktu. "Su alsan, ben sana sonra ödesem olur mu?" diye sordum. Anıl dikkatle bana bakındı. "Kantindeki her şey bedava." Şaşkınlıkla etrafa bakındım. Yalandan öksürüp soru soran Anıl'a döndüm. "Bilgi için teşekkür ederim."
Anıl bana gülümseyerek sınıftan çıktıktan sonra etrafımda olan diğer insanlara bakındım.
---
Okul çıkışı bahçeye yönelim. Arda ve İzel yanıma geldi, benimle beraber beklemeye başladılar. "Arkadaş edindin mi?" diye sordu Arda. Başımı onaylarcasına salladım. "Evet, sınıftakiler iyi insanlara benziyor."
İzel "Herkese güvenme." diye uyarıda bulundu.
Kibarca gülümseyerek "Pekala." dedim.
Sarp'ın arabası geldiğinde Sarp'ın arabasına doğru ilerledik. "Elis'i almaya geldim." İzel'e baktığımda göz devirdiğini gördüm. "Bir sorun mu var Sarp abi?" Arda'nın sorusu üzerine "Telefon işini halledeceğiz, isterseniz gelin." dedi Sarp.
Ben ön koltuğa doğru geçerken "Kalsın." dedi İzel incelttiği sesiyle.
Koltuğa oturup emniyet kemerini taktıktan sonra Sarp gaza bastı. "Telefon işi ne? Hastaneye gitmeyecek miydik?" diye sordum. Sarp bana bakıp "Şahin dayım sana telefon almam için rica etti." dedi, önüne dönüp konuşmaya devam etti: "Hangi modeli sevdiği bilmediğim için, senin seçmen lazım. Şahin dayım sana telefonu verdiğinde şaşırmış gibi yaparsın."
Bir şey demeden dijital radyoya uzandım. Şarkı açıp yola bakınmaya başladım. "Hava çok güzel." dedim güneşe doğru bakınmaya çalışırken. Sarp arabanın üst kısmını açtığında gözlerimi kapatarak rüzgarı bütün bedenimde hissettim.
Şarkıya ve rüzgara kendimi kaptırmışken arabanın durmasıyla afalladım. "İlerideki telefoncuya geçeceğiz." dedi. Gözlerimi açtığımda arabadan çıktığını gördüm, hızla arabadan çıkıp Sarp'a ayak uydurdum.
Bahsettiği telefoncuya gittikten sonra Sarp bana döndü. "İstediğin bir model, marka var mı?" diye sordu, 'Daha önce hiç telefonum olmadı.' diyemedim.
Kumbaramın içinde olan son bozuk parayı aldım. "Bende iki bin var." dedim.
Sude kendi paralarını sayarken kaşlarını çattı. "Kızım dur ya, yine karıştırdım." dedi sinirle, kahkaha atarak yatağımdan kalktım ve Sude'nin yatağına geçtim. "Yardım ederim." dedim. Elime bir miktar para alıp saymaya başladım.
Parayı saydıktan sonra benim paramla aynı miktarda olduğunu gördük. "Zaten ikimize de aynı harçlık veriliyor, neden saydık ki?" dedim kahkaha atarak.
Sude'ye baktığımda moralinin bozulduğunu gördüm. "Ne oldu?" Sude iç çekerek "Hani telefon alacaktık?" dedi, sesinde olan homurdanma üzerine gülüşümü soldurdum.
İkimizin de telefonu olacaktı, yani bunu planlamıştık ama benim yerime Sude daha çok istiyor. Kendi yatağıma geçip elime paraları aldım. Hepsini Sude'nin yatağına doğru götürdüm. "Ne yapıyorsun?" diye sordu.
Paraların hepsini Sude'nin yatağına koyduktan sonra gülümsedim. "Bu paraları birleştirirsek sana birer telefon alabiliriz." dedim.
Sude hızla paraları ortadan bölmeye başladı. "Saçmalama, hayalimizde beraber almak vardı. Ya hiç ya beraber."
Sude'nin yanına geçip sıkıca sarıldım. "Benim hayalimde senin mutlu olman var kızım." Sude bana bakarken "Hem ablan sayılırım senin, bir ay büyüğüm." dedim.
Gözlerini gözümden kaçırdı.
Hızla ayağa kalktım. "Hadi giriş saati kapanmadan telefon alalım." dedim.
Sude bana dolu gözlerle bakarak teşekkür ederken tekrardan sıkıca sarıldım.
"Hayır." dedim. "Markası, modeli benim için önemli değil."
Sarp önüne dönüp çalışan adama "En son çıkan modellerin hepsine bakmak istiyorum." dedi. Adam birkaç telefon çıkarttıktan sonra Sarp telefonlara yakınlaşmam için eliyle yanını gösterdi. Telefonlara yaklaşıp bakındım. Telefonun özelliklerinden, boyutundan vs. anlamadığım için rastgele birini seçtim.
"Bunu beğendim." dedim.
Sarp eline seçtiğim telefonu aldı. "Kamerasına falan baksana." Telefonu bana uzattıktan sonra telefona bakındım. Sarp telefondan anlamadığımı anladığında bana anlatmaya başladı. Kamerasının, alanının hangisinin daha iyi olduğunu tane tane anlattı. Sarp'ın anlattıkları üzerine başka bir telefon seçtik ve telefoncudan ayrıldık.
Telefoncunun yanında olan hastaneye gittik. Sıra alıp beklemeye başladık. Sıra bize geldiğinde doktorun yanına geçtik. Ayağım hakkında burkulduğunu söyledi. Hafif olacak bir sargıya aldı. Krem verdikten sonra "Buz tutmayı unutma." dedi.
Hastaneden çıktıktan sonra arabaya geri geçtik. Sarp etrafa bakınıp "Hay sikeyim ya." dedi. Emniyet kemerimi takarken "Sorun ne?" diye sordum. "Paparazziler var." Etrafa bakındım ama gözle görünür kimseyi göremedim.
"Sıkı tutun." dedi arabayı çalıştırırken. "Biraz sarsılacaksın."
Arkama yaslandım ve Sarp'ı izlemeye başladım. Sarp arabayı çalıştırdıktan sonra yavaşça arabayı sürmeye başladı. "Baya sıkı tutundum." dedim alayla. Sarp dediğimi umursamadan arabanın aynasından arkasına bakıyordu. Birden hızlanıp U dönüşü yaptığında kafamı cama vurdum. "Sıkı tutun demiştim değil mi?"
Kafamı ovalarken "Bunu beklemiyordum." dedim.
Sarp yola bakarken tekrardan hızlandı. Dönüşleri tam köşeden yapıyordu ve her seferinde hızını arttırıyordu. Artık düz, boş yola geçtiğimizde yavaşlamıştı. Bana anlık bir biçimde bakındı. "Çok acıdı mı?" diye sordu. Kafamdan mı bahsediyordu?
"Hayır."
Sarp gülerek dijital radyoyu açtı. Ulan be, iki günde bir kaza mı yaşanır?
"Eve gittiğimizde, yani akşam yemeğinde hastaneye gitmemizin nedenini dedeme açıkla." Şaşkınlıkla Sarp'a bakındım. "Anlamadım." dedim kısık bir ses tonuyla.
"Ayağın için gittiğimizi söyle. Hastaneye gittiğimizi paparazzilerden öğrenecektir, senden duymazsa sinirlenir." dedi. İç çekerek önüme döndüm.
"Ne oldu ayağına derse ne diyeceğim?"
"Burkuldu diyeceksin." dedi.
"Neden, ne oldu da burkuldu derse?"
Sarp'a bana baktı ve derin bir nefes alıp verdi. "Yalanını da ben mi bulacağım Elis?"
Bir şey demeden düşünmeye başladım. Okulda oldu dersem kameraları falan inceler mi? Telefoncuda oldu dersem, paparazziler her anımızı yayınlar mı? İç çekim. Pekala, o zaman dün gece gezi yolunda düştüm derim.
Sarp arabayı biraz hızlandırdı ve birden durdurdu. Öne doğru sarıldığımda kafamı torpidoya vurmamam için Sarp elini alnıma koydu. "Ne kadar dikkatsizsin ya sen." dedi elini çekerek. Dediğini sesimi kalınlaştırarak taklit ettim.
Sarp yüzüne yerleştirdiği tebessümle emniyet kemerini açtı. Üzerime doğru hafifçe eğildi. Öpecek mi lan? Ne bu yakınlaşma? İstemsizce nefesimi tuttum. Sarp emniyet kemerimi açıp geriye çekildiğinde nefesimi dışarıya verdim.
"Tuhafsın." dedi.
"Ben açardım." dedim kendimden emin bir biçimde. Sanki emniyet kemerini açarım demedim de atomun içini açardım demek istemişim gibi, gereksiz yükseldim.
Sarp gülerek "Biliyorum ama emniyet kemerine dokunurken elini kesmeni istemdim." dedi. Göz devirip arabadan indim. Soykan sitesini görmeyi beklerken yetimhaneyi gördüm. Sude beni kapıda bekliyordu.
İçimde korku ve sevinç yarış yapmaya başladı. Sarp arabadan çıkıp yanıma geldi. "Yarım saat Sude ile görüş, sonra eve geçeriz." Korku tamamen yok oldu. Sıkıca Sarp'a sarıldım. "Teşekkür ederim!" dedim yüksek çıkan sevinç sesimle. Sarp'ın sarılmama karşılık vermesine izin vermeden geriye çekildim ve Sude'nin yanına koştum. Sude'ye sıkıca sarıldım.
"Çok özledim seni!" diye bağırdım yüksek bir ses tonuyla.
"Ben daha çok özledim!"
Geriye çekildiğimde bahçede olan banka oturduk. "Nasıl ailen? Odan nasıl? İyiler mi? Aç mısın? Okulun neresi?" Sude'nin bitmeyen soruları üzerine durması adına "Nefes al be." dedim. Sude abartılı ve sesli bir biçimde nefes aldıktan sonra "Anlat." dedi.
"Öncelikle annem ve babam olarak gözüken kişiler çok iyi, bana pembe bir oda yapmışlar. Kuzenlerim, halam falan fistan var. Dahalık akraba bağlarını ezberleyemedim ama hepsi çok iyi."
Sude sıkıca elimi tuttu. "Mutlu olmana o kadar seviniyorum ki." dedi, gülümseyerek elini okşadım. "Bir de, İzel diye kuzenim var. Uyuz oldum kıza ama olay çıkmasın diye alttan alıyorum." dedim. Sude hızla elini çekti. "Neden? Sana bir şey mi yaptı?" Kaşlarını çatıp tüm ciddiyetiyle bana baktı. "Kendini çok üstün görüyor." Sude göz devirdi. "Her ailede kusur vardır." dedi.
"Bir de..." Mırıldandım. "Sana bahsettiğim bardaki adam var ya. O kişi beni buraya getiren Sarp çıktı."
Sude ağzını açıp şaşkın bir biçimde Sarp'a bakındı. Sude'nin omzuna vurdum. "Salak bakma ona, onun hakkında konuştuğumuzu anlayacak." Sude hızla bana bakındı. "Şaka mı yapıyorsun?" diye sordu teyit etmek adına. "Şaka yapmıyorum, akşam yemeğine gelip yeni tanışıyormuşuz gibi elimi sıktı."
Sude şaşkınlıkla bana bakarken "Yani..." dedi ve sustu. Konuşmak için ağzını açtı ama konuşmadı. Derin bir nefes verdi. "Belki de tesadüftü."
"Değildi." Gözlerimi Sarp'a doğru çevirdim. Arabanın kapısına yaslanmış sigarasını yakıyordu. "Bilerek yakınlaştı."
Sude, gözlerini Sarp'a dikti. "Neden?" diye sordu. "Neden seni buraya getirdi?"
Ben de merak içindeydim. Sarp'ın niyetleri ne olabilirdi? Neden birden yakınlaşıp birden uzaklaşıyordu? Sude'nin sorusu havada asılı kalırken, düşüncelerim beynimde yankılandı. Neden beni buraya getirdi? Neden bu oyunu oynuyordu?
Sarp sigarasından derin bir nefes aldı ve dumanı yavaşça üfledi. Gözleri aniden bize döndü ve bakışlarımız kesişti. O an ürperdim, Sarp'ın gözlerinde bir şeyler saklıydı. Sanki zihnimin derinliklerine bakıyordu.
Sude başını salladı ama gözlerini Sarp'tan ayıramıyordu. "Neyin oluyor senin şimdi bu?" diye sordu. "Kuzenim." dedim.
Sude bana döndü, derin bir nefes aldı. "Bunun için ona sorman lazım, senle bilerek karşılaşması normal değil." dedi kararlılıkla.
Stresle nefes verdim. "Her neyse, sen nasılsın Sude? Odanı değiştiler mi?" Sude başını onaylarcasına salladı. Benim yetimhaneden ayrılıp aile kurmuş olmama üzüldüğü belliydi.
"Yeni oda arkadaşın nasıl?" diye sordum, konuşmayı sürdürmek için.
Sude omuz silkti. "Fena değil ama... sensiz alışmak zor oluyor.
Gözlerinin dolduğunu fark ettim ve içim burkuldu. "Biliyorum Sude, ama sık sık görüşeceğiz söz veriyorum. Her fırsatım olduğunda buraya geleceğim."
Sude dudaklarını büzerek başını salladı. "Keşke burada kalabilseydin." dedi sessizce. Sıkıca Sude'ye sarıldım ve kulağına fısıldadım. "Seni çok seviyorum, unutma bunu. Her zaman yanındayım."
Sude de bana sıkıca sarıldı. "Ben de seni seviyorum." dedi. "Her şey için teşekkür ederim."
Sarp yanımıza geldiğinde sarılmayı bıraktım. "Artık gitmemiz gerekiyor." dedi. Sarılmayı bıraktım ve ayağa kalktım. Sarp Sude'ye birer kağıt uzattı. "İki gün içinde Elis'in telefonu olmuş olur, bu da numarası. Kimseye verme ve Elis sana mesaj atmadan mesaj atma." dedi otoriter bir ses tonuyla.
Sude kağıdı dikkatlice alıp cebine koydu. "Tamam." dedi itaatkar bir şekilde. Gözlerinde hâlâ hüzün vardı, ama aynı zamanda umut ışığı da parlıyordu. En azından artık iletişimde olabilecektik.
Sarp bana dönerek "Hadi, Elis. Artık gitmeliyiz." dedi.
Son bir kez Sude'ye baktım ve sarıldım. "Görüşürüz Sude." dedim, içimden bir parça burada kalmış gibi hissederek.
Sude hafifçe gülümsedi. "Görüşürüz Elis. Kendine iyi bak."
Yetimhaneden çıkarken içimde karışık duygular vardı. Sude'yi hiç bırakmak istemiyordum. O benim için en önemli kişi.
Arabaya geçtiğimizde Sarp'a "Teşekkür ederim." dedim.
Sarp, direksiyona geçip motoru çalıştırırken bana dönerek gülümsedi. "Ne için teşekkür ediyorsun?"
"Sude'nin yanına getirdiğin için." dedim. Sarp gözlerini yola çevirirken "Dün Sude'yi istediğini söylediğin için getirdim yanına." dedi.
Başımı salladım. "Bir de, erkenden seni almam lazımdı." dedi, kaşlarımı hafifçe çattım. "Sorun mu var?"
Sarp kırmızı ışıkta durdu ve bana bakındı. "Acilen bizi çağırıyorlar."