İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 20 · 10 dk okuma

Jelibon

Bölüm 20

20. Bölüm

Sorduğum en basit sorunun altından böyle büyük bir hayat hikayesi çıkacağını kim bilebilirdi ki?

Hayatım boyunca ailemi suçladım, beni bırakıp gittikleri için ama asıl suçlamam gereken kişi ailemin beni bırakmak için zorlayan insanlardı. Yani… Asil’in annesi ve babası.

Başımı hafifçe kaldırdım, Asil’in gözlerine baktım. Onun da gözlerinde hüzün vardı ama belli etmemeye çalışıyordu. Boğazım düğüm düğüm olmuştu, sanki konuşmaya çalışsam kelimeler boğazımda sıkışıp kalacaktı.

Yol boyu bana hayatımın asıl hikayesini detaylı bir şekilde anlatmıştı. Şimdi ise bu ev bile beni boğuyordu.

Asil bu acıyı nasıl içinde tuttu ki? Bu kadar büyük bir sırrı nasıl saklayabilmişti? Annemin ve babamın ölümüne dair bildiğim her şey, duyduklarım… Hepsi şimdi paramparça olmuştu.

“Elis…” dedi Asil, sesi kısık ve titrek. “Ben seni doğduğun günden beri korumaya çalıştım.”

Gözlerimdeki yaşlar yanaklarıma süzüldü, sessizce ağladım. Ona kızmam mı gerekiyordu? Beni kandırdığı, yanında olduğum her saniye bu olayı söylemediği için? Yoksa ona minnettar mı olmalıydım? Hayatımı kurtardığı, beni o gece kaybetmemek için savaştığı için? Kafam karmakarışıktı ama tek bir şey biliyordum: Şu an içimdeki en derin acı annem ve babamı kaybetmiş olmamdı ve bu acı şimdi bambaşka bir anlam kazanmıştı.

“Asil…” diye fısıldadım, sesim kırık dökük. “Ben ne diyeceğimi bilmiyorum.”

“Bir şey deme sadece benim bu olaylarda en az senin kadar masum olduğumu bil yeter.”

Başımı eğdim, sessizce gözyaşlarımı sildim. İçimdeki karmaşa bir türlü susmayan o duygular… Her şey birbirine girmişti ama en derinde Asil’in gerçeği anlattığı için duyduğum bir rahatlama da vardı.

“Peki ya şimdi?” diye sordum, gözlerimi ona tekrar kaldırarak. “Ne yapacağız?”

Asil bana yaklaşıp ellerimi tuttu. “Her şeyi yoluna koyacağız. Her ne olursa olsun, seni kaybetmeyeceğim Elis. Seni o zaman korudum, şimdi de koruyacağım.”

Sözleri kalbimde yankılandı. Kollarında kendimi güvende hissettim ama aynı zamanda hiç olmadığım kadar kırılgan. Bu yükü beraber taşımak…

Zor olacaktı ama ilk kez yalnız olmadığımı hissettim.

Asil’in söyledikleri hâlâ zihnimde yankılanıyordu. Düşüncelerim öylesine karışıktı ki hiçbir şey net değildi. Onun yanından usulca kalktım. “Biraz uyumak istiyorum.” dedim ve yatak odasına doğru yöneldim. Yorgunluk tüm bedenimi sarmıştı ama kafamın içi çok gürültülüydü. Yatağa uzandım, tavana diktiğim gözlerimle boşluğa bakıyordum.

Gözlerim bir süre tavanda sabit kaldı karanlıkta bir şekiller görüyordum ama zihnimde dönen düşünceler daha parlaktı. Her şeyin üzerine bu gerçeği öğrenmek sanki yeniden kırılmama sebep olmuştu. Annem ve babam… Asil’in ailesi… O korkunç kaza… Hepsi istemsiz hayalle gözümün önünde canlanmıştı.

Derin bir nefes aldım ama içimdeki sıkışıklık geçmedi. Kendi kendime mırıldandım, neredeyse duyulamayacak bir sesle: "Ben nasıl o sülaleyi sevdim? Öz aileme ihanet edecek kadar gözüm kör mü oldu?"

Tavanı izlerken içimde büyüyen bir duygu vardı. Sadece öfke değildi bu ayrıca Asil’e karşı değil bu duygum ama o gecenin ardında yatan sırlar ve Halis’in bu olanları örtbas edişi… Beni ve Asil’i bu acıyla yaşamaya zorlayışı…

O adam yüzünden her şeyimizi kaybetmişiz.

Bu sadece bir kaza değildi, bu bir cinayetti.

Ve Halis, bunu saklayarak bizi daha da büyük bir karanlığa sürüklemişti.

İçimdeki öfke, tavana baktıkça büyümeye başladı. Halis… O adamın yaptıklarını karşılıksız bırakamazdım. Beni, ailemi yok eden sırları bu kadar kolayca örtbas edemeyecekti. Onun elindeki güç… Bunu kullanarak her şeyden sıyrılabileceğini sanmıştı ama ben artık bu oyunun bir parçası olmayacaktım.

Gözlerim kısıldı, derin bir nefes aldım. “İntikam...” diye fısıldadım.

Evet, intikam istiyorum.

Halis’ten bu acının asıl sorumlusundan intikam almak istiyorum. Yıllardır içimde büyüttüğüm boşluğu, şimdi sadece onun yaptıklarının bedelini ödeterek doldurabilirim.

Halis’in elindeki her şeyi yok edeceğim.

Ne kadar güçlü olursa olsun, onun yaptıkları yanına kalmayacak.

Yatağın içinde bir kez daha döndüm, gözlerim yine tavanda sabitlenmişti. Bu kez, düşüncelerim daha netti. Artık ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Ailemin intikamını alacağım.

Ertesi Gün

Gözlerimi açtığımda kendimi yeni doğummuş gibi değil de yeni ölmüş gibi hissettim. Yataktan kalkıp aynada kendime bakındım. Aynadaki yansımama uzun uzun baktım. Gözlerimin altında beliren yorgunluk, dudaklarımın kenarına yerleşmiş kararlılık…

Elis Soykan değil.

Elis olacağım.

Bunca yıl soyadı isterken şimdi soyadım bana yük olmuştu.

İç çekerek ayağa kalktım. Yavaşça dolaba yöneldim, Asil’in dün gece bana aldığı kıyafetlere göz attım. Elime gelen ilk parçayı çektim ve giyindim.

Kendimi toparladım ve odadan çıktım. İçimde büyüyen bu hırsı ve öfkeyi kontrol altına alabilmemin tek yolu Asil’in yanımda olmasıydı. Ne kadar güçlü olsam da bu savaşı tek başıma kazanamazdım. Onunla birlikte hareket etmem ona güvenmem gerekiyordu.

O sülaleyi bitirmem için Asil’in benim yanımda olması lazım.

Etrafa bakındım ama Asil ortada yoktu. Uyuyor olacağını düşünüp mutfağa yöneldim. Asil uyandığında onun için hazırladığım kahvaltıyı görecek ve onun suyuna giderek kendi sülalesine açtığım savaşta benim yanımda olacak. Yani, umarım…

Mutfağa geçtiğimde etrafa bakındım. Dolapların içine bakındım ama yiyecek çok bir şey yoktu. Anlaşılan güzel bir kahvaltı hazırlama işi planı suya düştü.

Telefonumu elime almamla önüme yemek reklamı çıkması bir oldu. Tabi ya, dışarıdan yemek sipariş edebilirim! Fakat benim param yok.

Sessiz adımlarla Asil’in odasına geçtim. Asil uyurken yanında olan telefonunu elime aldım. Telefonunda şifre vardı. Şifreye ne yazacağımı düşünürken “Elis.” diye mırıldandı Asil. Yutkunup Asil’e döndüm, gözleri kapalıydı. “Şifrem: Elis.”

İstemsizce tebessüm ettim. Ekrana ismimi yazdım ve kilidi açtım. Telefonunda gezinmeye başladım, bir yemek uygulamasını açarak kahvaltı sipariş ettim. Asil’e yakalanmak istemiyorum çünkü hem ona bir iyilik yapıyormuş gibi görünecektim hem de aklımdaki asıl planı uygulamaya geçirecektim. Tabi bir de bu iyiliği Asil’in parasıyla Asi’e yapmak tuhaf oldu. Siparişi tamamladıktan sonra telefonunu eski yerine koydum ve sessizce odadan çıktım.

Asil bana şifresini söylerken ‘Telefonuma neden bakıyorsun?’ diyebilirdi ama demedi. Bana güveniyor. Ben ise Asil’e karşı ne hissettiğimden tam olarak emin değilim. Ona karşı bir bağlılık hissediyorum ama içimdeki bu intikam ateşi daha güçlü. Onu benim yanımda tutmak için her türlü yöntemi kullanmak zorundayım.

Mutfakta birkaç şey toplarken aklımdan tek bir düşünce geçiyordu: Bu savaşta yalnız yürümeyeceğim. Asil farkında olmadan benimle yürüyecekti.

Yirmi dakika sonra kapının zili çaldı. Siparişin geldiğini biliyordum. Hızlı adımlarla kapıya yöneldim, kapıyı açtığımda kuryeyi karşımda buldum. Siparişi alıp teşekkür ettikten sonra kapıyı kapattım. Kalbim hızlı atıyordu, sanki Asil'in uyanıp her şeyi fark edeceğinden korkuyordum.

Mutfak masasına kahvaltılıkları yerleştirirken içimdeki huzursuzluk büyüyordu. İntikam almak için adım adım ilerliyordum ama bunun ağırlığını taşımak düşündüğümden zor olacaktı.

Her şeyi düzenledikten sonra mutfak masasına oturdum. Asil uyanmak üzere olmalıydı. Kafamdaki tüm planlar bu kahvaltıyla başlayacaktı ama Asil'in benim tarafımı tutması gerekiyordu.

Asil’in odasının önüne geçtim.

Onun bana olan sevgisini kullanacak mıydım?

Kafamın içinde oluşan kara bulutları anlık bir şekilde yok ettim ve odanın içine girdim. Asil uyanmış ve yatakta telefona bakıyordu. “Ne zaman uyandın?” diye sordum. “Odama geldiğinde uyanıktım.” dedi.

Yataktan kalkıp bana bakındı. “Siparişin geldi mi?”

“Sen… Sen nereden biliyorsun?”

Asil bana doğru birkaç adım attı ve tam önümde durdu. “Bir dahakine sipariş verdikten sonra telefonumdan geçmişi silmeyi unutma.” Kendimi aptal gibi hissediyorum. Resmen kahvaltı için ‘Ben yaptım.’ diyemeyeceğim. Asil çenemden narince tuttu ve başımı hafifçe kaldırdı. Gözlerimiz buluştuğunda ise “Sürpriz yapmışsın gibi tepki veririm, üzülme.” dedi erkeksi sesiyle.

Beraber mutfağa geçtik. Asil sanki kahvaltı sipariş ettiğimi bilmiyormuş gibi yalandan şaşkın bir ifadeyle kahvaltı masasına bakındı. “Vay be, umarım hazırlarken yorulmadın.”

Asil’in bu kadar rahat olması beni bir an için rahatlatsa da içimde hissettiğim karmaşa hafiflemiyordu. Gözlerim masaya kayarken, onun sessizce oyununa devam etmesine izin verdim. "Yorulmadım." dedim, zayıf bir gülümsemeyle karşılık vererek. O masanın etrafında dolanırken her şeyin mükemmelmiş gibi görünmesine çabalıyordu, fakat bu oyunu daha ne kadar sürdürebilecektik?

Asil masanın başına oturup tabağına birkaç parça yiyecek aldı. “Her şeyi çok güzel hazırlamışsın Elis.” dedi, özenle ses tonunu normal tutmaya çalışarak. Gözlerimi ondan kaçırdım ve sessizce kahvaltıya başladım. Her lokma boğazımdan güçlükle geçiyordu. Bu masum kahvaltı, içinde gizli bir savaş taşıyordu. O her ne kadar sıradan bir sabah kahvaltısıymış gibi davranmaya çalışsa da ben aramızda dolaşan gerilimi hissedebiliyordum.

Kafamın içinde fırtınalar kopuyordu.

Bu sabah bir karar vermiştim; bu sülaleyi, Halis'in aileme yaptıklarının bedelini ödetmek için yok edecektim ama Asil’in bana gösterdiği bu sıcaklık planlarımı bulanıklaştırıyordu. O benim yanımda olmalıydı ama nasıl? Bu intikam içindeyken ona olan hislerimden nasıl kurtulacaktım? İntikam almak istiyorum ama Asil’e zarar vermek istemiyorum.

Birden Asil’in sesini duydum. “Elis, iyi misin?” diye sordu. Gözlerim dolmuştu ama farkında değildim. “Dalmışsın.” dedi yumuşak bir sesle. Elindeki çatalı masaya bırakıp bana doğru eğildi. “Ne düşünüyorsun?”

Bir an duraksadım. ‘Sülaleni bitirmek istiyorum, yardım eder misin?’ diyemem, ona gerçeği söylemem. Planlarımı, içimdeki intikam ateşini, Halis’e olan nefretimi… Asil bu hikâyenin bir parçasıydı ama aynı zamanda masum olandı. Ona zarar vermek kendi içimde bir başka savaşı başlatırdı.

“Yorgunum sanırım.” dedim. Gözlerimden yaşların süzüleceğini hissettim ama hemen toparlanıp ona zayıf bir gülümseme verdim. Asil bakışlarını üzerimden çekmedi. Gözleriyle beni çözmeye çalışıyordu. Sanki içimde olup biten her şeyi sezebilecekmiş gibi bir hâli vardı.

“Asil...” dedim ama cümlemi tamamlayamadım. O ise bir an bile tereddüt etmeden elini uzatıp elimi tuttu. “Elis ne zaman hazırsan, bana her şeyi anlatabilirsin. Ben buradayım.” dedi, sesinde samimi bir güven vardı.

Nefes aldım, gözlerimi kapatıp düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Yavaşça ayağa kalktım. “Ben elimi yüzümü yıkasam iyi olur.” dedim. Asil sesli bir şekilde iç çekerken kapıya yöneldim ama tam mutfak kapısından çıkacakken arkamdan duyduğum ses olduğum yerde donmamı sağladı: “İntikamını aynalara mı anlatacaksın?”

Zorlukla yutkundum. İntikam almak istediğimi nasıl anlamış olabilir? “Beni yanına çekmek için bu kahvaltı… Daha iyisini yapabilirsin sanmıştım.” Arkama döndüm ve Asil ile göz göze geldik. Eline çatalı aldı ve salatalığa çatalını batırdı. Salata dilimini ağzına attı. Demin kalktığım sandalyeye geri oturdum.

“Böyle bir şey yapacağımı nereden çıkardın?”

Asil yavaşça ağzındaki salatayı yedi ve yutkundu. Bana döndü, gözlerimin içine bakarken kalp atışlarım hızlandı. “İki seçenek vardı: Biri yetimhaneye geri dönmen için dilekçe yazman ki bu çok korkakça. Diğer seçenek ise beni yanına çekip ailene bunu yapanlardan intikam almak ki bu tam senin tarzın.”

Beni çok iyi tanıyor. Tereddüt ederek aklımdan geçen soruyu sordum: “Bana yardım edecek misin?”

“Hayır.” dedi bir an bile tereddüt etmeden. “Sana yardım etmem.”

Bir an için sessizlik odada asılı kaldı. Asil’in cevabı içimde bir şeyleri harekete geçirdi. Ona tekrar baktım, gözlerindeki ciddiyet beni sarsmıştı. ‘Hayır.’ demesiyle boğazımda bir düğüm oluştu ama henüz tamamen çözülemeyen bir düğüm.

"Yani bana yardım etmeyecek misin?" diye tekrar ettim, sanki cevabı anlamak için zamana ihtiyacım varmış gibi. Kalbim hızla atıyordu. İntikam fikri beni bu kadar canlı hissettirmişken şimdi o canlılık yavaş yavaş yerini belirsizliğe bırakıyordu.

Asil sandalyesinde arkasına yaslandı bakışlarını bir an bile benden ayırmadı. "Sana yardım etmem." diye tekrar etti, bu kez sesi daha yumuşaktı ama hâlâ kararlıydı. “Hani benim her zaman yanımda olacaktın?” diye sordum titreyen sesimle. Asil bana doğru hafifçe eğildi. “Benden sülaleme ihanet etmemi istiyorsun.”

Bir şey demeden başımı eğdim. Haklı, sülalesine benim için ihanet edecek değil. Gözlerim tekrardan doldu. “Bizim için yardım edebilirim.”

Kalbim bir an durdu sanki. "Bizim?" dedim. Dudaklarım arasından çıkan bu kelime bile zorlanmıştı neredeyse anlaşılmaz bir fısıltı gibiydi. O intikamdan bahsediyordu ama bu, sadece benim intikamım değil. Asil de içindeki yangını saklamıyordu.

"Evet." dedi, sesi kararlıydı. "Bu sadece senin intikamın değil Elis. Benim de ailem o kazada öldü ve benim ailemin ölümünü de kapattılar. Kalp krizi dediler ama biz bu savaşı birlikte vereceğiz. Eğer intikam istiyorsan, bu sadece senin intikamın olamaz. Bu bizim savaşımız olacak."

İçimde bir şeyler titredi. Oturduğum yerde arkama yaslandım, başım dönüyordu. Sanki her şey yeni bir şekil alıyordu. Asil’le göz göze geldim. O her zamanki gibi sakindi ama gözlerinin derinliklerinde karanlık bir şeyler vardı, aynen bende olduğu gibi.

"Yani…" diye başladım, sesim titriyordu. "Sen de mi intikam almak istiyorsun?"

Asil bana doğru eğildi, yüzündeki sert ifade yerini hüzne bırakmıştı. “O günden beri bu karanlıkla yaşıyorum. Hayatımı altın kafesin içine koydular. Eğer gerçekten intikam almak istersen ben değil, sen bana yardım edebilirsin.”

Sözleri beni sersemletmişti. Bir an için gözlerimi kapattım. Asil’in sesi kafamın içinde yankılanıyordu. "Bizim intikamımız…"

Gözlerimi tekrar açtığımda içimdeki karanlık biraz hafiflemiş gibiydi. Artık yalnız olmadığımı biliyordum. Asil yanımdaydı ve bu savaşı birlikte verecektik. Ama yine de bir şeyler içimi kemiriyordu. Bu intikamın sonu ne olacaktı?

"Tamam." dedim, daha güçlü bir sesle. "Birlikte yapacağız."

Asil hafifçe gülümsedi, ama bu gülümsemenin ardında hâlâ hüzün vardı. "Evet." dedi sessizce. "Birlikte."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.