Kaza
Asil arka koltukta küçük elleriyle oyuncak arabasını sürüyormuş gibi yapıyordu. Annesiyle babasının ön tarafta gergin bir sessizliğe gömüldüğünü fark etmiyordu, belki de gerginliğini anlayacak yaşta değildi.
Annesi direksiyonun başındaki babasına dönüp kaşlarını çatmıştı. Yol boyunca süren sessizlik yerini hafif bir tartışmaya bırakıyordu. “Bu yol doğru mu?” diye sordu annesi, sesinde endişe vardı. “Başka bir yol seçseydik keşke.”
Babası gözlerini yoldan ayırmadan dişlerinin arasından “Bunu daha önce konuştuk. Buradan gitmek en mantıklısı.” diye yanıtladı.
Annesi derin bir nefes aldı ama huzursuzluğu geçmemişti. Bir eliyle emniyet kemerini sıkıca kavradı. “Daha önce de böyle şeylerde yanlış yaptın.” diye devam etti, sesi bu sefer daha yumuşaktı ama içinde bir tedirginlik vardı. “Bu sefer dikkatli ol, lütfen.”
Babası gözlerini bir an için dikiz aynasına kaydırarak Asil’e baktı. Küçük Asil masumca oyununa devam ediyordu hiçbir şeyin farkında değildi. Babası sessizce içini çekti. “Merak etme. Her şey yolunda.” dedi ama sesi o kadar da güven vermiyordu.
O sırada Elis’in arabasında bambaşka bir atmosfer vardı. Küçük Elis annesinin kucağında daha yeni doğmuş bir bebekti. Minik nefesleri annesinin boynuna hafifçe vuruyor, annesi onu şefkatle sarmalarken gözlerinde huzur dolu bir gülümseme vardı. Babası direksiyonun başındaydı göz ucuyla eşine ve kızına bakıp yüzünde mutlu bir ifade beliriyordu.
Annesi bir elinde Elis'i tutarken diğer eliyle renkli jelibonlardan bir tane daha ağzına attı. Kahkahası arabayı doldurdu "Hamileyken bir tane bile yemedim, o kadar canım çekmişti ki." dedi neşeyle.
Babası gülümseyerek başını iki yana salladı. "Tatlıya olan düşkünlüğün hiç bitmeyecek, değil mi?" diye şakalaştı. Gözlerinde o tanıdık sevgi dolu bakış vardı. Eşinin keyfi, onu da mutlu ediyordu. Babası annesine baktı. “O kadar tatlısın ki, benim de tatlıya olan düşkünlüğüm bitmeyecek.”
“Ya bir tanem.” dedi annesi, gülümseyerek bir tane daha jelibon ağzına atarken. Elis’e sıkıca sarıldı ve kocasının yanağına birer öpücük kondurdu. Arkasına yaslandı ve Elis’e bakındı. “O kadar güzel gözüküyor ki.” dedi annesi şefkatle.
“Sana benziyor güzel karım.” dedi babası.
Elis’in bulunduğu araba neşe doluyken Asil’in bulunduğu arabada gerginlik kat ve kat artmıştı. “Kes lan sesini! Hangi yoldan gideceğimi sana mı soracağım!?” diye bağırdı Asil’in babası. Asil elindeki oyuncak direksiyonu yanına koydu.
“Sezgin bana sesini yükseltme!” diye bağırdı Asil’in annesi.
Asil hızla emniyet kemerini takmaya çalıştı. “Asen ne bu saçma tavrın? Halis babanı iki gün görmedin diye ağlamadığın kaldı!”
“Sen o içkili ağzın sakın babamın ismini alma!”
“Tek derdim senin o paranın nereden geldiği bilinmeyen babanın ismiydi zaten!” diye bağırdı Sezgin Bey.
Asil arka koltukta sıkıca emniyet kemerine sarıldı. Daha dört yaşındaki Asil’in korkudan gözleri dolmuştu. Sezgin Bey arabanın hızını arttırdı. “Sen o adam sayesinde şu an zenginsin!” diye bağırdı Asen Hanım.
“Zengin miyim sizin köleniz miyim belli değil!” diye bağırdı Asil’in babası olan Sezgin Bey. D işlerini sıkarak direksiyonu biraz daha sıkıca tuttu. “Onu götür Sezgin, bunu yap Sezgin. Kuklanız mıyım lan ben sizin!?”
Asen sinirle Sezgin’e baktı. “Senin evin, araban yoktu be! Babam seni adam etti, adam!”
Sezgin sinirle gaza basmaya devam ediyordu. “Adam he?” Yüksek sesle kahkaha attı. “Köleliğin yeni ismi de adamlık oldu!”
Sezgin’in gözlerini bir anlık sinirle ondan ayırdı ve sol şeride doğru direksiyonu hızla kırdı. “Korkma o siktiğimin akşam yemeğine seni yetiştirecek bir şoförün var!” diye bağırdı.
O an Elis’in içinde bulunduğu arabadan müzik sesi geliyordu fakat Sezgin arabayı sol şeride aniden geçirdiği anda müzik sesi son buldu.
Direksiyonu keskin bir şekilde sağa kırmaya çalıştı ama hız çok fazlaydı. Aniden Asil'in babasının sürdüğü araba kontrolden çıktı. Bir çarpışma sesi, metalin metalle buluştuğu korkunç bir yankı. Her şey yavaşladı. İki araba sanki birbirine yapışmış gibi hızla döndü, devrildi ve sürüklendi.
Elis’in bulunduğu arabasında huzurlu yolculuk bir anda altüst oldu. Annesi minik Elis'i sıkıca göğsüne bastırırken babası direksiyonun kontrolünü kaybetti. Çarpışmanın gücüyle arabaları yolun kenarına doğru sürüklendi. Elis’in annesinin elleri, bebeği korumaya çalışırken titriyordu.
Kazadan sonra dünya sanki donmuş gibiydi. Araçlar tamamen hurdaya dönmüş, camlar kırılmış, dumanlar yükseliyordu. Her şey bir anlık sessizlik içinde duruyordu sonra birden Asil’in zayıf nefes alışları duyulmaya başladı. Küçük bedeni arabadan güçlükle çıktı. Yüzünde ve ellerinde hafif yaralar vardı ama hayattaydı. Kafası karışmış, gözleri şaşkın ve korku doluydu.
Asil yavaşça etrafına bakındı. Annesi ve babası hareketsizce arabanın içinde kalmıştı. Seslenmek istese de boğazında bir düğüm vardı. Gözyaşlarını tutmaya çalışarak titreyen elleriyle yere indi.
Annesine bakındı. "Anne..." diye fısıldadı Asil, sesi güçsüzdü. “Anne bana ‘Arabada konuşma’ dedin ama ben konuşmak zorundayım.” dedi, yutkundu ve ellerini annesinin omzuna götürdü. “Anne kızdın mı bana?”
Dolu olan gözlerinden yaş geldi. Annesinin başı sağa doğru düştü. Babasına döndüğü an babasının kanlar içinde direksiyona kafasını yaslamış şekilde gördü. “Baba, dedeme mi sinirlendin? Ben konuşurum ki onla.” dedi. Dolu olan gözlerini sildi. “Baba bana cevap ver!”
Arabanın dışına çıkıp çevreye bakarken bir şey dikkatini çekti. Yolun kenarında yerde minik bir bebek yatıyordu. Elis, Asil’in gördüğü en küçük ve en savunmasız şeydi. Bebek annesinin kollarından fırlamış çimenlerin üzerinde sessizce yatıyordu fakat Asil’in dikkatini çeken bir şey vardı: Elis’in yüzü kıpkırmızıydı ve bebek bir şekilde nefes alamıyordu.
Asil panik içinde küçük Elis’e doğru koştu. Elis’in minik ağzında bir şey parlıyordu: bir jelibon. Bebek o tatlı jelibonla boğuluyordu. Asil ne yapacağını bilmiyordu ama bir an bile tereddüt etmeden ellerini kullanarak Elis'in ağzını açmaya çalıştı. Küçük elleri titriyordu ama pes etmiyordu. Kalbi hızla çarpıyordu. “Hadi ya.” diye mırıldandı.
Sonunda tüm gücüyle Elis’in ağzındaki jelibonu çıkarmayı başardı. Elis’in minik bedeni bir anda şokla nefes aldı, hava ciğerlerine doldu. Bebek ağlamaya başladı; bu Asil’in duyduğu en güzel sesti. Elis ağladıkça Asil’in kalbindeki korku hafifledi.
Asil yere çömeldi Elis'i kollarına aldı ve onu nazikçe sallayarak rahatlatmaya çalıştı. "İyi olacaksın." dedi, kendi gözyaşlarıyla karışık bir fısıltıyla. "Seni kurtardım."
Elis Asil’e baktığı an ağlaması yavaşladı. Asil gülümseyerek Elis’in başını öptü. “Sakın korkma, ben buradayım.”
Elis'in yüzü solgun, gözleri yarı kapalıydı. Ağzında hala küçük bir parça jelibon vardı. Asil bu detayı fark ettiğinde panikle onu temizlemeye çalıştı. Bebek zor nefes alıyordu, sanki her an tamamen duracakmış gibi. Elis’in boğulmasına engel olmak için küçük parmaklarıyla ağzındaki jelibonu çıkardı. Korkuyla Elis’e baktı, nefes alışı düzelmeye başlamıştı ama hâlâ çok zayıftı.
Tam o anda arabadan bir ses geldi. Başını kaldırdı ve sesin kaynağını aradı. Bir telefon çalıyordu; Asil titreyen elleriyle telefonu eline aldı. Ekrana baktığında arayanın Halis olduğunu gördü, dedesi.
Telefonu açtı, sesi boğuk ve ürkekti. "Dede..." diye fısıldadı. Halis'in sesi anında ciddileşti. “Asil, neredesin? Ne oldu? Akşam yemeği saati geçmek üzere.” Asil titreyen sesle olanları anlatmaya başladı: "Kaza... Annem ve babam hareket etmiyor. Ben konuştum ama bana kızgınlar galiba… Elimde bir bebek var, ölecekti dede. Onu ben kurtardım.”
Halis’in sesi bir an duraksadı, ardından sakin ama kesin bir şekilde "Kimseye haber verme. Ben geliyorum. Hiç kimseyi arama, tamam mı?" dedi.
Asil'in gözleri dolmuştu. "Tamam." diye fısıldadı.
Telefonu kapattı. “Nerede olduğumu nereden biliyor ki?” diye sordu Asil kendi kendine. Gözleri tekrardan bebeğe doğru kaydı. “Halis dedem gelecek, ağlama tamam mı?”
Aradan saatler geçmişti. Hava kararmış, kaza yerinde sessizlik hâkim olmuştu. Asil hâlâ kucağında küçük Elis ile yerde oturuyordu. Gözleri boş bir şekilde kaza mahalline bakıyor, zihninde yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışıyordu. Yerde cansız yatan iki aile, kafasından bir türlü çıkmıyordu.
Nihayet uzaktan bir araç ışığı belirdi. Gelen araç Halis’in ve adamlarının olduğu siyah bir arabaydı. Araçlar kaza yerine yanaştı ve kapılar açıldığında Halis, yanında birkaç adamla hızlıca indi. Yüzü her zamanki gibi soğuk ve kararlıydı.
Halis ağır adımlarla Asil’e doğru ilerledi. Bir süre durup kaza mahallini inceledi, gözleri kızı ve damadının cansız bedenlerine kaydı ama hiçbir duygu belirtisi göstermedi. Asil’e yaklaşıp ellerini omzuna koydu. "İyi misin?" diye sordu, sesi alışılmadık bir şekilde yumuşaktı.
Asil başını salladı, ağlamamıştı ama içinde büyük bir boşluk vardı. "Bebek… yaşıyor." dedi, sesi zayıftı. Elis hâlâ kucağında sessizce uyuyordu.
Halis göz ucuyla Elis’e baktı sonra adamlarına döndü. “Burayı temizleyin.” diye talimat verdi. Adamları kaza yerini incelemeye başladı. Birkaç dakika sonra biri Halis'e yaklaştı ve alçak bir sesle "Durumu tamamen kontrol altına alacağız. Kimse kaza olduğunu bilmeyecek." dedi.
Halis Asil’e döndü ve kararlı bir sesle konuştu: “Bu olay burada bitiyor. Kimse bunu bilmeyecek, ne polis ne de başkası. Ailenizin ölümünü örtbas edeceğiz. Bebeği de ben hallederim.”
Asil Elis’i sıkıca tuttu. “Vermem onu, ben onunun hayatını kurtardım.”
Halis iç çekti. “Asil, o senin değil.”
Asil’in gözleri dolmuştu ama kararlıydı. “Dede, ben ona bakacağım.” dedi titreyen bir sesle, Elis’i daha da sıkı kavrayarak. O küçük elleriyle Elis’i korumaya çalışıyordu sanki bırakırsa her şey bitecekmiş gibi.
Halis’in gözlerinde bir an için küçümseyici bir bakış belirdi. “Sen dört yaşındasın Asil.” dedi soğuk bir tonda. “Ona nasıl bakacaksın? Sen bile daha kendine bakamıyorsun.”
Asil gözyaşlarına hâkim olamıyordu. “Ama ben onu kurtardım, dede! O benim. Onu bırakmam, bırakmam!” diye bağırdı, gözlerinden yaşlar dökülürken. Küçük vücudu titriyor ama hâlâ Elis’i sımsıkı tutuyordu. Halis iç çekti, sabrını zorlayan birine bakar gibi Asil’e baktı.
“Asil bu senin anlayacağın bir şey değil.” dedi ve bir işaretle yanındaki adamlardan birini çağırdı. “Onu bana ver.”
“Hayır!” diye bağırdı Asil, hıçkırıkları arasında Elis’i daha da sıkı tutarak geri çekildi. Küçük bedeniyle direnmeye çalışıyordu. “Ona bakacağım! Onu bırakmayacağım! O benim!”
Halis hiç tereddüt etmeden adama işaret verdi. Adam hızla Asil’e doğru ilerledi. Asil, Elis’i kollarında tutmak için var gücüyle direndi ama adam güçlüydü. Küçük bedeninin gücü yetmezdi. Halis’in adamı Asil’in kollarından Elis’i zorla aldı. Asil acı dolu bir çığlıkla yere çöktü.
“Ağlama artık Asil.” dedi Halis, sesinde hiçbir empati belirtisi olmadan. “Bu böyle olması gereken bir şey.”
Asil’in hıçkırıkları, gözyaşlarıyla birleşip yankılanıyordu. Elis ellerinden alınırken, kaybettiği sadece bir bebek değil, belki de kaybettiği ailesiydi.
Asil'in gözleri hâlâ yaşlıydı, sesi hıçkırıklarla boğulmuştu ama yalvarmayı bırakmadı. Halis'in arkasından yerde diz çökmüş halde seslendi. “Dede… lütfen! Onu götürme! Bırak bende kalsın. Ona ben bakarım, annem gibi, baba gibi bakarım, söz veriyorum. Lütfen, dede…”
Halis soğuk bir bakışla geri dönüp Asil’e baktı. Gözlerinde bir an bile şefkat belirtisi yoktu. “Bu konu kapandı Asil. Bu senin anlayacağın bir şey değil.” dedi, adamlarına işaret ederek Elis’i kucaklarına aldırdı ve hızla uzaklaşmalarını sağladı.
Asil gözyaşları içinde yerde sürüklenerek onlara ulaşmaya çalıştı ama ne gücü ne de cesareti yetiyordu. Gözlerinde dehşet ve çaresizlik vardı. Elis her uzaklaştığında kalbinde büyük bir boşluk bırakıyordu. Halis tam arabaya binmek üzereyken, Asil’in içindeki bütün öfke ve acı bir patlama gibi dışarı fırladı.
“Annem ve babam senin yüzünden öldü! Senin için tartışıyorlardı, annem seni savunmaya çalışırken öldüler!” diye haykırdı. Sesi titriyor, ama öfke doluydu. “Sen katilsin! Her şeyi sen mahvettin!”
Halis bir an için duraksadı. Arkasına döndüğünde yüzü ifadesizdi ama gözlerinde Asil’in sözlerinin onu vurduğunu belli eden bir bakış vardı. Ancak sesinde hiçbir değişiklik olmadı. “Sana bunu kim söyledi?” diye soğuk bir tonda sordu ama Asil’in gözlerinde yalnızca acı vardı.
“Duydum!” diye bağırdı Asil. “Arabada senin o saçma kuralların için kavga ettiler! Ve adamların onların öldüğünü söyledi!”
Halis sert bir şekilde derin bir nefes aldı ama hiçbir şey söylemedi. “Şimdi tek ailemi elimden alıyorsun!” diye bağırdı.
“Yeter Asil, o senin ailen değil.”
“O benim ailem!”
Halis Asil’in önüne geçti, sert bir şekilde gözlerinin içine baktı. “Bana bak Asil, o daha bebek. Ona anne sütü gibi gerekli ihtiyaçlar lazım ve sen bunu karşılayamazsın.” dedi. “Daha bugün gördüğün bir bebeğe ‘aile’ diyemezsin. Senin ailen benim.”
Asil başını olumsuz anlamda salladı. “Sen katilsin! Sen benim ailem değilsin.”
Halis sakin kalmaya çalışıyordu, sabrı bitmek üzereydi. “O bebeği daha iyi bakacakları yere götürüyorlar.”
“Katil!”
Asil yüksek sesle çığlık attı. Halis sinirle Asil’e tokat attı. Asil ilk defa şiddete maruz kalmıştı. “Bir daha bana ‘Katil.’ dersen o bebeği öldürürüm.”
Asil bir şey demedi, korkudan ve üzüntüden konuşamıyordu.
Halis arkasını döndü ve arabaya bindi. Halis’in bir adamı Asil’i arabaya götürdü. Asil’in acılı haykırışları ve hıçkırıkları arabanın motor sesine karışarak kayboldu.