Nefesim kesildi.
Ellerim kilitlendi ve onu itemedim.
Onu itmek, geriye çekilmek istedim ama yapamadım.
Kalbim hızla çarptı ve düşüncelerim birbirine girdi. İçimde oluşan bütün karmaşalar alevlendi.
Ne hissettiğimi anlamaya çalışırken, o anın sıcaklığı ve yakınlığı tüm dünyayı durdurmuş gibiydi.
Ondan uzaklaştığımda derin bir nefes aldım, gözlerim onun gözlerine kilitlendi. Asil sakin ama belirgin bir memnuniyetle bana bakıyordu. Hiçbir şey demedi, sadece yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
“İtmedin.” dedi sonunda. “İtemedim.” dedim.
Asil’in yüzüne birer gülümseme yerleşti. “Sana aşığım.” dedi, bir şey diyemeden sessizce yutkundum. Gülümsemesi yavaşça soldu. “Ben de ailemi kaybettim ama o gün anladım ki benim ailem sensin. İstersen kız, istersen bağır ama benim senden başka ailem yok. Yıllarca sana bunları demek istedim ama beni hep susturdular. Beni diğer torunlardan ayıran şey de bu, sana söylememem için her dediğime tamam diyorlar ama emin ol ki o sülaleden birini bile ailem olarak görmüyorum.”
Afalladım.
Ne diyeceğimi bilemedim çünkü haklıydı. Bu hikâyede masum olan bizdik. Bu sır ona söylendi diye onun ailesi ölmedi diye sayamam ki.
Asil’in gözlerinde kelimeleri kadar derin bir acı ve özlem vardı. O anda yıllardır sakladığı tüm hislerin yavaş yavaş yüzeye çıktığını fark ettim. Sessizliği bozan yalnızca kalp atışlarımızın yankısıydı. Hafifçe geriye çekildim.
Onunla yüzleşirken ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum. Söyledikleri ağır ve gerçek. “Asil.” dedim yavaşça, kelimeler boğazımda düğümlenmiş gibi. “Bu olaylarda seni suçlayamam ama bana söylememiş olmanı aşamıyorum.”
O ise hiçbir şekilde geri adım atmıyordu. Ellerini cebine koydu ve derin bir nefes aldı. “Biliyorum. Sana her şeyi anlatmam gerekirdi ama ne kadar söylemek istesem de söyletmediler. Hiçbir şey diyemeden yetimhanede seni izlemek bile yetiyordu. Hiçbir şey yapamadan, sadece uzaktan bakmak… O kadar zordu ki.”
Sözleri beni hem acıtmış hem de anlamamı sağlamıştı. Onun gözlerinde gördüğüm o çaresizlik ve sevgiyi görmezden gelemezdim ama hâlâ içimde bir yer, tüm bu gerçekleri kabul etmeye direndi. “Beni bu kadar düşünüyorsan neden katillerin arasına beni soktun? Neden beni bu eziyetin altına attın? Ben hepsini sevmeye başlamıştım.” dedim, sesim çatallaşarak.
Asil bir adım daha yaklaştı, gözlerini gözlerime dikerek konuşmaya devam etti: “Senin yanında olmak, seninle olmak tek kurtuluşumdu eğer seni yanıma aldırabilirsem hayatını düzeltme şansım olurdu. Başka bir ailenin seni almasına göz yumamazdım çünkü senden uzaklaşamazdım.”
Duygularımın ağırlığı altında eziliyorum. Kendimden uzaklaştım, adımlarımı geriye atarken aramızdaki mesafe büyüdü. “Neden daha önce almadın beni yanına?”
“Çünkü şart koydular. Okulu birincilikle bitirip şirketin başına geçersem seni alabilirdim.”
Bakışlarımı Asil’den kaçırdım. “Bilmiyorum Asil… Sen suçlu olmasan da sülalen suçlu.”
Asil bir an durdu, sonra yavaşça başını salladı. “Anlıyorum, sana zaman vereceğim ama şunu bil ki bu hislerimde en ufak bir değişiklik bile olmayacak. Seni kaybetmeyeceğim, Elis. Gerekirse ömrümün sonuna kadar beklerim.” dedi kararlı bir sesle.
Kalbim sıkışmıştı. Gözlerim dolmuştu ama ağlamak istemedim. Başımı eğdim. “Yalnız kalmak istiyorum.” dedim. Asil’in iç çektiğini duydum. “Üst kata çıkabilirsin, sağ tarafta kalan oda senin.” Asil’e son defa baktım söyledikleri kafamda yankılanırken ağır adımlarla merdivenleri çıktım. Merdivenlerin sonunda sağ taraftaki odayı buldum. Kapıyı yavaşça açtım ve içeriye girdim. Oda sade ve huzurlu bir şekilde döşenmişti. Geniş bir pencere dışarıdaki dağların serin manzarasını sunuyordu. Odanın köşesinde yer alan küçük bir masa ve yatağın hemen yanında duran kitaplık dikkatimi çekti. Kitaplar düzenli bir şekilde sıralanmıştı; belli ki bu oda özenle hazırlanmıştı.
Yatağın kenarına oturdum ve başımı ellerimin arasına aldım. Aklımda sürekli dönüp duran sorularla boğuşuyordum. Her şey çok fazlaydı; Asil’in itirafları, geçmişin yükü, yaşadığımız trajediler… Kalbim bir yandan ona karşı hissettiğim sevgiyle doluyken diğer yandan da bu kadar büyük bir sırrın altında eziliyordu. Ona kızgın mıydım yoksa anlayış mı göstermeliydim? Belki de ikisi birden…
Neden bu olay benim başıma geldi ki? Yıllarca aile istedim, Allah’a aile için dualar ettim. Acaba eksik mi dua ettim? Aile isterken katil bir sülaleye aile demek istememiştim.
‘Benim ailem sensin.’ demişti Asil. Bunca yıl beni ailesi gibi mi gördü? Yoksa abartılı bir sevgi sözcüğü müydü bu?
Yatağın kenarında ellerimi sıkıca birbirine kenetledim. Bir yandan gözlerim dolmuştu, bir yandan da ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Derin bir nefes alıp içimdeki boşlukla başa çıkmaya çalıştım. Ancak yalnız kalmak bile yetmiyordu: içimdeki karmaşa, en derinlerdeki yaraları tekrar tekrar açıyordu.
Kitaplıktan birer kitap aldım elime. Kitabın ismine bakındım. Oyun Bozan yazıyordu, kitabın sade ama bir o kadar da etkileyici kapağı, dikkatimi çeken ilk şeydi. Ana karakter, hayatının her alanında kontrolü kaybetmiş biri gibi görünüyordu. Sayfalar ilerledikçe, karakterin içsel yolculuğuna tanık oluyordum.
Kitabı okurken daha akşam olmamasına rağmen gözlerime yüksek doza bir uyku gelmişti. Göz kapaklarım isyan bayrağını çekerken daha fazla dayanamadım ve teslim oldum.
---
“Hayır, Elis’i kandırsam bizi şikâyet etmez.” Gözlerimi araladım, Asil’in sesi miydi o? “Evet dedem, ailem olduğunu sanıyor.” Yüksek sesle kahkaha attı. Yataktan kalkmak istedim ama yatağa bağlanmış gibiydim, yataktan kalkamadım.
Asil’in sesi daha çok yakınlaştı ve bu sefer yankılandı: “Ailesi olacağına inan bir aptal.”
Vücudum hızlı bir şekilde terlemeye başladı. Nefs alışlarım derinleşti. Her aldığım nefes göğsüme bir bıçak gibi saplanıyordu. “Gitmek istiyorum.” dedim ama yataktan kalkamadım.
Gözlerimi açıp hızla yataktan kalktım. Nefes nefese etrafa bakındım. Demin gördüğüm şey rüya mıydı? Hayır. Kabustu.
Ailesi olacağına inana bir aptal…
Gözlerim istemsizce dolmaya başladı. Kabusum sanki gerçekmiş gibiydi. Odaya sığamadım ve hızla yataktan kalktım. İçim içime sığmıyor, gözlerimde dolan su sele dönmüştü.
Adımlarımı atarken sanki ev yıkılacak gibi içimden sallanıyordum.
Alt kata indim, salona bakındım ama Asil’i görmedim. Kabus olarak adlandırdığım rüya gerçek olabilir miydi? Beni bırakıp gitmiş olabilir mi? “Asil.” diye seslendim etrafa ama kimse cevap vermedi.
Nefesim ağırlaştı, nefes almakta zorlandım.
“Asil.” dedim tekrardan ama bu sefer bir önceki sesimden daha yoğun, daha titrek…
Boğazıma bir hıçkırık takıldı. Gözlerimi kapattım, yalnız hissediyorum. Yalnızlığın en kötüsünü hissediyorum. Hıçkırmalarım artarda olmaya başladı. Gözlerimdeki yaş hızla yanağımda süzülüyordu, sanki her yaş hızla aşağıya inmek için yarış yapıyordu.
“Elis?” Duyduğum sesle gözlerimi açtım. Asil tam karşımda, yüzünde anlamsız boş bakan bir ifade vardı. “Ne oldu?” Yanıma doğru tereddütle bir adım attı. Bana doğru her adım attığında nefesim düzeliyordu. Tam önümde durduğunda “Beni bıraktın sandım.” dedim ve sıkıca sarıldım. Başımı göğsüne gömdüm.
Asil şaşkın bir şekilde başımı okşadı. “Ben seni nasıl yalnız bırakabilirim ki?” diye sordu.
Hafifçe geriye çekildim. Başımı kaldırdım ve Asil’e bakındım. “Kabus gördüm…” diye mırıldandım. Asil hafifçe gülümsedi ve beni kendine çekip sıkıca sarıldı. “Geçti güzelim, ben yanındayım.”
Asil başıma bir buse kondurdu. Asil’in kollarında sakin hissediyorum ama kabus o kadar gerçekçiydi ki Asil’in rüyamda söylediği cümle beynimin içinde yankılanıyordu. "Geçti." dedi, yumuşak bir ses tonuyla. "Her şey geçti."
Onun sıcaklığını hissederek bir süre sessizce durdum, düşüncelerim kafamın içinde karmaşık bir şekilde dolanıyordu. Asil beni koruduğunu söylüyordu ama gerçekten mi? Kâbusun etkisi altında, zihnimde şüpheler belirmeye başladı.
Asil başımı okşamaya devam ederken “Neden bu kadar korktun?” diye sordu. Sesinde merak ve endişe vardı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum." dedim hafif bir sesle. "Sanki her şey üstüme çöküyormuş gibi hissettim. Beni kandırıyormuşsun gibi..." Cümlelerimi bitirirken bile kendimi aptalca hissettim. Bu şüphelerimin gerçekçi bir temeli yoktu, en azından şu an için.
Asil duraksadı sonra beni yavaşça kendisinden ayırıp yüzüme baktı. "Elis." dedi, sesi bu sefer daha ciddiydi. "Seni asla kandırmam. Zaten seni kandırmak kendimi kandırmak gibi olur.” İki elini yüzüme koydu, yüzümü avuçları içine aldı. “Ben senin hayalinle büyüdüm. Sana ihanet edecek son kişi bile değilim.”
Gözlerimde biriken son birkaç damlayı sildim ve başımı salladım. Gerçekten bu kadar basit miydi? Beni sakinleştirmeyi başardı. “Tamam.” dedim sessizce.
“Aç mısın?” diye sordu. Başımı olumlu anlamda salladım. “Dışarıya çıkıp yiyelim mi? Yoksa evde mi kalmak istersin?” Benim cevap vermemi beklemeden “İstersen Sude için izin alabilirim, beraber yemek yiyebilirsiniz.” dedi.
Kimseyle görüşmek istemiyorum ama Sude beni merak etmiş olabilir, değil mi?
“Dışarıya çıkalım, Sude gelecekse.”
Asil gülümseyerek bana bakındı. “Önce bir mağazaya gidip üstüne giyecek kıyafet alalım mı?” Başımı son defa olumlu anlamda salladım ve beraber evden çıktık. Arabaya doğru ilerledik. Arabaya bindiğimizde Asil motoru çalıştırdı. Kafamı cama yaslayıp etrafı izlemeye başladım. Güneş yavaşça batıyordu, kaç saat uydum?
Yol boyunca ne Asil ne de ben bir şey söyledik. Sadece düşüncelerimle baş başa kalmıştım. Kısa bir süre sonra arabayı büyük bir alışveriş merkezinin önüne çekti. Asil arabadan inip kapıyı benim için açtı. "Hadi, bakalım sana güzel bir şeyler bulalım." dedi gülümseyerek.
Mağazaya girdik. Eskiden mağazaya girip fiyata bakmadan istediğimi almak isterdim, şu an bu isteğim gerçekleşiyor ve ben bu durumdan hiç zevk almıyorum. Asil mağazada dolanırken bana sürekli farklı kıyafetler gösteriyordu. "Bu hoşuna gider mi?" ya da "Bunu denemek ister misin?" diye soruyordu. Normalde bu kadar ilgisini garipserdim ama bugün her ne kadar kafam karışık olsa da onun çabası bana iyi geliyordu.
Sonunda sade bir bluz ve rahat bir pantolon seçtik. Kabine girip üzerimi değiştirirken aynada kendime bakındım. Yorgun ama toparlanmaya çalışan birini gördüm.
Kıyafetleri giyip dışarıya çıktığımda Asil’e baktım. “Güzel gözüküyorsun.” dedi gülümseyerek. O an için her şeyin biraz olsun normale dönebileceği fikri aklıma düştü.
Asil eline birkaç parça kıyafet aldı. Hepsini beraber ödedikten sonra beraber mağazadan çıktık. Beraber kafeye doğru ilerledik. Kafenin terasına çıktığımızda serin bir rüzgar yüzümüze vurdu. İnsanlar kendi masalarında sohbet ederken, biz de sakin bir köşeye yöneldik. Asil her zamanki gibi rahat bir tavırla masaya geçerken ben etrafı izliyordum.
Oturacağımız masaya geçtiğimizde Melih’i gördüm. Melih bana gülümsüyordu. Sandalyelerden birini çekip oturdum. “Hoş geldin.” dedi, yalancı bir edayla gülümsedim. “Hoş buldum.”
Garson yanımıza geldi. “Bir arkadaşımız daha gelecek, o zaman sipariş verebiliriz.” dedi Asil. Garson başını sallarken “Arkadaşı beklemeye gerek yok. İki sıcak çikolata istiyorum ama bir tanesinin üstüne köpük sıkabiliyorsanız köpük sıkın. Sude köpüklü içecekleri çok seviyor.” dedim. Asil sade bir kahve sipariş etti, Melih’in ise zaten önünde limonlu soda vardı.
Asil bana dönerek hafifçe gülümsedi. “Keşke önce hamburger falan yeseydin.” dedi. “Sude gelince beraber yeriz.” dedim sessizce.
Asil’in telefonu çaldığında ayağa kalktı. “Sude sokak başındaymış, onu alıp geleceğim.” dedi. Asil yanımızdan ayrıldıktan sonra Melih’e bakındım. “Nasılsın?” diye sordu ve bana söz hakkı vermeden tekrardan konuştu: “Aslında kötü olduğunu biliyorum da konu başlatmak için söyledim.”
Melih'in bu samimi ve biraz da absürt girişine hafif bir gülümseme kaçırdım. "Yani, doğru bir tahmin." dedim.
Melih “Elis seni tanıyor gibiyim, bugüne kadar Sarp her seni özlediğinde bana dert yakınırdı.” dedi, rahat bir tavırla başını salladı. “Senin dışında kimseye önem vermiyor. Mesela o okul… Sarp’ın umurunda bile değil. Sadece sana ulaşmak için kullandığı bir basamak olarak görüyordu. Okul yanında bu yüzden delirdi.”
“Asil’in bana olan sevgisinden şüphe duyamıyorum.” dedim.
Garson içeceklerimizi getirdikten sonra Melih “Diğer konu için diyebileceğim bir şey yok.” dedi.
Sıcak çikolataya dokundum. Şekilli bir bardakta getirmişlerdi. Sude’nin bardağında ise fazlasıyla köpük vardı. “Elis!” Arkamdan bir ses duyduğumda ayağa kalkıp arkama baktım. Sude koşarak önüme geçti ve sıkıca bana sarıldı. “Çok özledim seni.” dedi. “Ben daha çok.” diyerek karşılık verdim.
Sude yanıma oturduğunda Asil de karşıma oturdu. Sude sıcak çikolatasına bakındı. “Yaa köpüklü yapmışlar.” dedi sevinçle. Melih Sude’yi izlerken sessizce güldü. Sude kendini toparlayıp bana döndü. Çantasını kurcaladı, içinden yetimhanede bıraktığım telefonu çıkardı ve bana uzattı. Telefonu elinden alırken “Teşekkür ederim.” dedim.
Sıcak çikolatamdan bir yudum aldım. Sude hâlâ bardağındaki köpükle oynarken Melih onu izlemeye devam ediyordu. “Müdüre Hanım giriş saatinden sonra dışarıya çıkmana bir şey demedi mi?” diye sordum. “Hayır, onun gözünü para bürüyor.”
Sude ile sıcak çikolatamızı içerken Asil bu sefer hepimize hamburger menüsü sipariş etmişti. Sude beni güldürmek eski olayları anlatıyordu. “Bir keresinde de yetimhaneye hediyeler geldi. En güzel hediyeyi Elis’e verdiler.” dedi. Tebessüm ettim. “Sonra sen benim hediyemi istediğin için sana hediye etmiştim.” diyerek cümlesini tamamladım.
Sude “Unutmamışsın.” derken Asil “Pembe ayıcıktan mı bahsediyorsunuz?” diye sordu. Başımı onaylarcasına salladım. “Bilseydim iki tane yollardım.” dedi.
“O güzel oyuncakları sen mi yolluyordun?” diye sordu Sude.
“Evet.” dedi Asil. “Her üç ayda bir.”
Sude şaşkın bir şekilde Asil'e baktı. "Gerçekten her üç ayda bir mi? Elis'e hep en güzelleri gelirdi." dedi gülümseyerek. İçimde bir sıcaklık hissettim; Asil’in yıllar boyu gizlice bana böyle bir destek vermesi tuhaftı ama aynı zamanda hoşuma gitti.
Garson hamburgerlerimizi getirdiğinde içinde olan marulu çıkarttım. Asil marulu alıp kendi hamburgerinin içine koydu. Asil gülümseyerek hamburgerinden bir ısırık aldı. "Sadece sana değil, diğer çocuklara da küçük sürprizler yolluyordum ama en özelleri tabii ki senindi." dedi hafif bir sesle. Gözlerimi kaçırdım, içimde tuhaf bir karışıklık vardı.
Güzel bir sohbetten sonra kafeden kalktık. Hep beraber arabaya geçtik. Önce Sude’yi yetimhaneye bıraktık sonrasında ise Melih’i evine bırakacakken “Beni bara bıraksana, işlerim var.” dedi. “Bir sorun mu var?” diye sordu Asil.
“Hayır, sadece içkileri yeniletmem lazım.”
Melih’e dönüp baktım. “Senin barın mı var?” Melih Asil’e baktığında ben de Asil’e döndüm. “Seninle tanıştığımız bar, benimdi.” dedi Asil.
Asil hakkında her gün yeni bir bilgi mi öğreneceğim?
Barın önüne geldiğimizde Melih arabadan indi. Asil tekrardan arabayı sürerken “Torpidoyu aç.” dedi.
Torpidoyu açmamla içinde bir sürü jelibon gördüm. Jelibonlardan bir tanesini elime aldım. “Jelibon olayı ne? Neden bana sürekli jelibon veriyorsun?”