İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 16 · 11 dk okuma

Jelibon

Bölüm 16

16

Okuduğum her kelimeyle kalbim sıkışıyordu, nefes almak zorlaşıyordu.

Gözlerim bulanıklaşmış, başımda bir uğultu vardı.

Telefonu elimden düşürdüm, ekran yüzüstü yere çarptı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama düşüncelerim birbirine karışmıştı. "Bu doğru olamaz... Bu bir yalan olmalı…" diye fısıldadım ama içimde bir şeyler kırılmaya başlamıştı. Bu yazı... Bu gerçek olabilir miydi?

Yapbozları birleştirince bu yazıkları… Hayır, yalan olmalı!

Hızla yerimden kalktım, ayaklarım titriyordu ama duramadım. Bu haberi yazanlar gerçekten doğruyu mu söylüyordu? Kendi kendime inanamıyorum, düşüncelerim kontrolden çıkmıştı. O an tek düşündüğüm şey Asil’e ulaşmaktı. Gerçeği ondan öğrenmek zorundaydım. Asil bu zamana kadar neden hiçbir şey söylemedi? Bunu neden sakladı?

Telefonumu yerden aldım. "Asil’e gideceğim!" dedim yüksek sesle, sanki birine açıklama yapıyormuşum gibi. Derin nefesler alarak kapıdan çıktım ve aceleyle Asil’in evine doğru yürümeye başladım. Her adımımda kalbim daha hızlı çarpıyordu, sanki göğsümden çıkacak gibiydi. Öfkem kontrol edilemez bir seviyeye geliyordu.

Asil’in evine vardığımda, kapının önünde durdum ve ellerim titreyerek zile bastım. O sırada düşüncelerim birbirine karışıyordu. Olayın aslı neydi? Bu yazılanlar gerçek miydi yoksa Asil bana bir yalan mı söylemişti? Beni manipüle mi etmişti?

Bir süre sonra kapı açıldı ve Asil karşımda belirdi. Yüzündeki ifade, benim gerginliğimi anlamaya çalışıyordu. “Elis? Ben geliyordum, sen neden geldin?” dedi gülümseyen bir ifadeyle. Elinde olan jelibonu gösterdi. Gözlerinin içine bakarak nefes nefese “Bunu bana neden söylemedin?” diye bağırdım. Telefonumu Asil’in yüzüne doğru tuttum. Gözlerim dolmuştu, sesim titriyordu. "Ailem... Benim ailem senin ailen yüzünden mi öldü Asil?!"

Asil'in yüzü bir anda sertleşti ama bir süre hiçbir şey demedi. O an cevabını bekliyordum. İçimdeki öfkeyi kontrol edemiyorum, gözyaşlarım istemsizce yanaklarımdan süzülmeye başladı.

İnanmak istemiyorum ama artık çoktan inandım.

“Elis, içeriye geç ve otur konuşalım.” dedi. ‘Bu ne böyle!?’ diye bağırabilirdi ama yapmadı, demek ki gerçek.

İçeriye doğru bir adım attım. “Gerçek.” dedim sessizce. “Elis konuşalım, her şeyi en başından anlatacağım.”

Salona geçtiğimizde aklım başıma geldi. Hızla Asil’e döndüm ve göğsünden ittirdim. “Neyi anlatacaksın sen bana!?” diye bağırdım. “Ailemi nasıl öldürdüğünüzü mü!? Yoksa bu olayı sakladığınızı mı!?”

Asil geriye doğru adım attı ama bakışları hâlâ sakindi. Bu sakinliği beni daha da çileden çıkarıyordu. “Elis, sakin ol.” dedi yumuşak bir sesle. “Her şeyi anlatacağım, lütfen dinle.”

Onu dinlemeyi geç artık görmek bile istemiyorum. Kafamda dönen binlerce soru ve hissettiğim o büyük ihanet duygusu bana onu dinlememem gerektiğini söylüyordu. “Neyi dinleyeceğim Asil? Neden bana en başından söylemedin? Beni kandırdınız mı? Ailemi öldürdüğünüzü sakladın!” Sesim titriyordu, içimdeki öfke ve acı birbirine karışıyordu.

Asil derin bir nefes aldı ve ellerini saçlarının arasından geçirerek yere doğru bakmaya başladı. Bu onda nadiren gördüğüm bir çaresizlik işaretiydi. “Elis ben seni kandırmadım. Seni korumaya çalıştım. Bu olay o kadar karmaşık ki, bilmiyordum nasıl söyleyeceğimi.”

Bu kelimeler mideme bir yumruk gibi indi. “Korudun mu? Ne zamandan beri yalan söylemek, sır saklamak korumak demek oluyor Asil?” dedim sesim daha da yükselerek. "Beni aptal yerine koydun! Beni başından beri tanıyordun ve o barda… Karşıma bilerek çıktın! Beni bu eve bilerek soktunuz!” Gözlerim yaşlarla dolmuştu ama gururuma yenilip ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Asil bir adım daha bana yaklaştı ama bu sefer onu durdurdum. Ellerimi havaya kaldırıp “Yaklaşma.” dedim boğuk bir sesle. “Bana yaklaşma.”

Gözlerimdeki öfkeyi gördüğünü biliyorum. Gözlerini kısıp bir an duraksadı sonra sessiz bir tonla konuşmaya başladı. “O kaza... O gün aslında ben tam hatırlamıyorum, tek hatırladığım o kazada ölümden döndüğüm.” Gözlerinde bir hüzün belirdi. "Ama kazadan sonra seni yetimhaneden aldırmak, seni yanıma almak için her gün dedemi ikna etmek için yalvardım."

İçimde fırtınalar kopuyordu. “O kazada tek kalan iki kişi bizdik, öyle mi? Sen ve ben... Ve bu gerçeği sakladınız. Sırf beni susturmak, o koca boşluğu doldurmak için mi beni aileye aldınız? Beni bir yük gibi mi gördünüz?” diye bağırdım.

Asil’in gözlerinde bir kırılma oldu. Sesi daha sertleşti. “Hayır! Seni bir yük olarak görmedik. Ben seni hep sevdim, Elis. Seni korumaya çalıştım. Olanların ağırlığını taşımanı istemedim. O yüzden sustuk, o yüzden... belki de bu kadar uzun süre bekledim.”

Bu kelimeler onun acı çektiğini gösterse de beni asla teselli etmiyordu. İçimdeki güvensizlik büyüyordu. Gözlerimi ona dikerek fısıldadım “Sana nasıl güvenmemi bekliyorsun? Ailemi benden sakladın. O kazada hayatta kalan tek kişi olarak bana hiçbir şey söylemedin.”

Asil gözlerimin içine bakarak yavaşça “Çünkü seni kaybetmekten korktum.” dedi.

Bu itiraf, içimde bir yerlerde donuk bir yankı yarattı. Bir an için ne yapacağımı bilemez hâle geldim ama bu sözler de içimdeki öfkeyi yatıştıramıyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Beni koruduğunu düşünmüş olabilirsin ama bu gerçeği saklamak... koruyamamak."

Asil ne diyeceğini bilemez halde durdu. Odada derin bir sessizlik oluştu. Gözyaşlarım artık dayanamayacağım kadar birikmişti. Gözlerimden süzülen yaşlarla ona baktım. “Bana benim sırrımı söylemeden korumaya çalışman aptalca.” Burnumu çektim. “Ben kendimden çok sana güvendim ya…”

Asil yavaşça bana yaklaştı ve önümde durdu. “Ben sana dört yaşımdan beri aşığım Elis.” Elin uzattı. “İnan ki olanlarda benim hiçbir suçum yok. Defalarca sana demek istedim ama bana engel oldular.” Elimi tuttu ve gözlerimin içine bakarak konuşmaya devam etti: “Yıllarca seninleydim sadece sen bilmiyordun. Uzaktan seni izledim, sana bulaşan herkesle ilgilendim, yetimhanede rahat et diye uğraştım ama hiçbir zaman senin karşına çıkmama izin vermediler. Her seferinde beni defalarca engellediler ama pes etmedim. Seni buraya, yanıma aldırmak için ikna etmeye çalıştım.”

Yıllarca içinde sakladığı bu itirafı duymak yüreğimde bir fırtına kopardı. Bu kadar uzun süre beni izleyerek, bana uzaktan destek olup hiçbir zaman yanımda olmaması... Bu düşünce hem acı verici hem de kafa karıştırıcı.

Elimi sımsıkı tutarken sesini daha da alçaltarak devam etti: “O kaza olduğunda, hayatta kalan bizdik, evet ama olanların sorumlusu ben değilim. Sana doğruyu söylemedim çünkü seni kaybetmekten korktum. Ailenin kaybı zaten seni yeterince yıkmıştı. Bir de bu kadar büyük bir yükle seni daha fazla zorlamak istemedim.”

Onu dinlerken boğazım düğümlendi. Bir yandan söyledikleriyle empati kurmaya çalışırken diğer yandan bana yıllardır anlatmadıkları için duyduğum öfkeyle yanıyordum. “Yıllarca neden yoktun? Neden hep uzaktan izledin?” dedim, sesim titrek çıkmıştı.

Asil bir adım daha yaklaştı elimi bırakmadan, yüzüme dokunacak kadar yakın duruyordu. “Çünkü bana izin verilmedi. Dedem seni yanıma getirmek istediğimde, seni benden uzak tuttular. Senin için daha iyi olacağını söylediler. Yetimhanedeki çocuklara daha fazla yardım edebilmek için tüm desteği sağladık ama ben hiçbir zaman senin yanında olamadım. Seninle konuşmak, sana gerçeği anlatmak için çok savaştım. Ama... hep engellendim ve ne zaman seninle yeniden yakınlaşmak istesem, bir şeyler oldu. Seni bu kadar korumamın tek nedeni seni sevdiğimdi.”

İç çekti. Bir elini yanağıma koydu ve okşamaya başladı. “O gittiğin bar benim. Yine bir aksilik çıkar seni yanıma aldıramam diye barda senle tanışmaya çalıştım. Amacım senden faydalanmak değildi sadece seni o kadar yakından görünce… Bir an ne yapacağımı bilemedim.”

Kafamın içinde yanan öfke ateşi ve sevgi dolu kalpler kavga ediyordu. Ne tepki vereceğimi ne yapacağımı bilmiyorum. “Elis ben de ailemi kaybettim. Sana söylememeleri ne kadar kötüyse bana söyleyerek hayatımı zehir ettiler.”

Sözleri içimde bir çarpışma yarattı. Ona bakarken gözlerimdeki yaşlar durmak bilmeden akıyordu. Bu kadar karmaşık bir durumda nasıl hissetmem gerektiğini bilemiyordum. Kafam karıştı ve kalbim acı doluyor.

Asil yüzümü ellerinin arasına alarak “Elis, ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen benim ailemsin. Senden başka kimsem yok.” dedi.

Gözlerim onun gözlerine kilitlendi. İçimdeki öfke yavaş yavaş yerini derin bir hüzne bırakıyordu. Kafam karışmış olsa da Asil’in gerçek hisleriyle yüzleşmek beni bambaşka bir duyguya sürüklüyordu.

Sonunda derin bir nefes alarak “Asil... Bu kadar kolay değil.” dedim, sesi titreyen bir kararlılıkla. “Sana inanmak istiyorum ama bu kadar büyük bir yalanın içindeyken her şeyi hemen sindirmek zor olacak.”

Geriye çekildim. “Belki de artık burada olmamam lazım.” dedim. Asil başını salladı. Asil ismini sadece onunla yakın olan kişiler kullanabiliyordu, benden hayatımı sakladığına göre yeterince yakın değiliz. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Gözlerimi açıp demin kurduğum cümleye nokta olacak şekilde “Sarp.” dedim.

Bana bakışları daha çok duygusallaştı ama onun ne hissettiğini düşünmek istemiyorum. Sadece ait olmadığım bu yerden gitmek istiyorum.

Ayaklarım benden bağımsız kapıya yöneldi. Kalbim ne kadar kalmak istese de onu dinlemedim. Hızlı adımlarla evden çıktım ve site kapısına yöneldim. Görevliler beni görünce bir adım geriye doğru attı ve çıkmama izin verdi.

Siteden çıktıktan sonra kendimi özgür hissederim diye sanmıştım ama aksine kimsesiz hissettim.

Gidebileceğim tek yer vardı.

Tek bir sığınacağım liman… Sude.

Dolu gözlerimle yürümeye başladım. Adımlarım her seferinde daha çok hızlanıyordu. Gözlerimde biriken yaş yanağımda süzülüyordu.

Hava kararmış, çoğu kişi evine gitmiş haber izliyordu. Sokaklarda fazla bir insan yoktu.

Koşmaya başladım, arabayla yarım saate gidebileceğim yetimhaneye koşarak gidiyordum.

Koşarken etrafımdaki her şey silikleşmiş gibiydi. Tek düşündüğüm Sude’nin yanına varmak ve her şeyi onunla paylaşmaktı. Ayaklarım yorgun düşmüş olmasına rağmen durmadan devam ettim. Hava serinlemişti ama içimdeki yangını dindirecek gibi değildi.

Yetimhanenin eski binası uzaktan görünmeye başladığında kalbim hızlandı.

Burası çocukluğumun geçtiği yer, beni ne olursa olsun kabullenecek tek limandı.

Kapıya yaklaştığımda bacaklarım titremeye başladı. Durup nefes almaya çalıştım ama yüreğimdeki ağırlık buna izin vermiyordu. Birkaç adım daha atarak yetimhanenin kapısına ulaştım ve kapının demir tokmağını hızlıca çaldım.

Osman amca beni görünce afalladı. “Elis, senin burada ne işin var?” diye sordu. Nefes nefese “Kapıyı aç Osman amca benim Sude’yi görmem lazım.” dedim.

Osman amca beni gözleriyle süzdü. Yetimhaneye bu saatte dışarıdan kimse girmezdi ama Osman amca bana acımış olacak ki kapıyı açtı. Yetimhane bahçesine girdiğimde elime yerden küçük bir taş aldım, eskiden kaldığım odanın camına taş attım. Camda olan perde yavaşça çekildi ve Sude cama çıktı. Yüzünde olan büyük şaşkınlıkla “Elis? Bekle beni, geliyorum!” dedi.

Sude bahçeye geldiğinde gözlerimdeki yaşları fark etti ve hızla kaşları çatıldı. “Ne oldu? Neden ağlıyorsun?” diye sordu, sesi endişeliydi.

Cevap veremedim.

Sadece ona bakarak içimde birikmiş bütün acıyı gözyaşlarımla dışa vurdum. Sude hiçbir şey demeden kolumdan tutup beni içeri çekti. “Gel içeri, donmuşsun.” dedi. “Müdüre Hanım buna çok kızar.” dedim, Sude omuz silkti. “Sen yabancı değilsin.” Beni odasına götürdü, ellerim titrerken bir bardak su uzattı.

Odanın içi hâlâ aynıydı. “İstediğin yere otur, oda arkadaşlarım televizyon odasında.” dedi. Eskiden kendi yattığım yatağa oturdum ve nefes almaya çalıştım. “Ne oldu?” diye sordu.

“O bana attığın haber… Doğruymuş.” dedim boğuk bir sesle.

Sude yanıma oturup omzuma elini koydu. “Hepsi bu olayı biliyor muydu?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Başımı onaylarcasına salladım. “Yıllardır bu durumu saklamışlar. Asil-” duraksadım ve tekrar konuşmaya başlamadan önce kendimi düzelttim: “Sarp, bana her söylemek istediğinde onu susturmuşlar.”

Sude söylediklerimi duyduğunda kaşlarını çattı. “Bu yetimhanede en çok ailesi olmasını isteyen kişi sendin. Seni alan aile ise… Ne desem bilmiyorum, tek kelimeyle bu iğrenç.” Kelimelerini yutuyor ve beni kırmamak için konuşmasını sakin tutuyordu.

“Bütün bunları yaşamak zorunda kalman çok adaletsizce.”

Sude gözlerimin içine bakındı. “Fatma Hanım var, o sülalenin en büyüğü. Beni asla kabullenmedi… Ve bugün kabullenmek için uğraşacağını söyledi. Ben onların sevgisiyle mutlu olurken nasıl hayatımı yıkmışlar?” diye sitem ettim.

Alt dudağım titriyordu. “Ve en kötüsü ne biliyor musun?”

“Ne?” diye sordu.

“Ben Sarp’a aşık oluyordum.”

Sude o an bir şey demeden bana sarıldı. Başımı okşadı, aynı bir anne gibi ama İlkin Hanım saçımı ördüğünde hissettiğim gibi değildi, bu his daha eksikti.

Sude’nin omzumda hıçkırarak ağlamaya başladım.

Ben tam bir aptalım!

Ailem olabileceklerine nasıl inandım ki? Benim ailem hiçbir zaman olmayacak.

Geriye çekilip gözlerimi elimin tersiyle sildim. Sude bana birer peçete verdi. “Sude, bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum. Onlara geri dönmek istemiyorum ama ne yapabilirim ki? Kendimi çok çaresiz hissediyorum.” dedim, gözyaşlarım yavaşça dinecek gibi oldu. Artık gözümde akacak bir yaş kalmadı.

“Bilmiyorum, yetimhaneye geri dönmen için dilekçe verebiliriz.” dedi.

O zaman bir daha Sarp’ı göremem. Gözlerimi kapattım. Bu durumdayken bile onu görmeyi düşünecek kadar aptalım!

Ona Sarp demek bile canımı yakıyor, o benim için Asil olmuştu. Şimdi nasıl ona Sarp diyebilirim? Onun Asil kalmasını istiyorum…

Derin bir nefes aldım ve gözlerimi sıkıca kapattım. Aklımın bir köşesinde hâlâ Asil’in yüzü vardı. Onu bir daha görmemek, hayatımdan tamamen çıkarmak kalbimin kaldırabileceği bir şey değildi. Oysa yaşadığım ihaneti düşündükçe bunu nasıl isteyebildiğime inanamıyorum. Kendime kızgınım; bu kadar zor bir durumda bile onu düşünmek aptallık değil de ne?

“Sude...” diye fısıldadım, sesim titriyordu. “Ben Sarp’ı... Asil’i bir daha görmemek istemiyorum ama aynı zamanda... onsuz olmayı da istemiyorum. Bu kadar çelişkili olmak beni daha da yoruyor.”

Sude gözlerini bana dikti, yüzündeki ifade sakin ama bir o kadar da kararlıydı. “Elis böyle hissetmen normal. Ona aşık olmuşsun şimdi ise bir gecede ondan vazgeçmek kolay olmaz. Bir süre düşünmen lazım ama ne karar verirsen ver, ben yanında olacağım.”

Başımı iki yana salladım. “Bir yanım ona gitmek isterken, diğer yanım ondan nefret ediyor. Hangisini dinlemem gerektiğini bilmiyorum.”

Sude elini omzuma koydu. “Bence şu an çok fazla düşünme. Bir adım atmak zorunda değilsin. Önce sakinleş, kafanı topla. Yetimhaneye dönmek zorunda değilsin ama o eve de dönmek zorunda değilsin.”

Düşüncelerim karmakarışıktı. Sude haklıydı, acele etmeye gerek yoktu ama bu belirsizlik de beni yiyip bitiriyordu. Şu anda ne karar verirsem vereyim, bunun doğru ya da yanlış olacağını kestiremiyorum.

“Tamam.” dedim sonunda.

“Gel beraber uyuyalım, yarın konuşuruz bu olanları.”

Başımı salladım. Sude benim eski pijamamı bana verdi. Üstümü değiştikten sonra yatağa uzandım. Kafamda oluşan düşüncelerken ayrılmak için gözlerimi kapattım.

Uykuya dalmak için kendimi zorlasam da yatağın içinde dönmeye başladım.

Gözlerim ağladığım için ağırlaşmıştı, uyumak istemiyorum ama daha fazla ışığa mahrum kalmak da istemiyorum.

Keşke ailem yaşıyor olsaydı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.